Bilgi çağı öyle nefis bir çağ ki onda her egoya yetecek kadar yer var

.

.

Bilgi çağı öyle nefis bir çağ ki onda her egoya yetecek kadar yer var

.

Hayatın anlamını bulmuştum ama evde kaldı!!

Gelin, kabul edin. Dünya 7 milyar EGO’nun bir arada yaşam sürdüğü bir yer! Ve de hayat, egomuzu maksimum düzeyde tatmin etme süreci. Benim bu yazıyı yazma sebebim de sizin bu yazıyı okuma sebebiniz de aslında aynı: Egomuzu daha görkemli tahtlarda oturtabilme arayışı. Bu haftayı, maskelerimizi düşürme haftası ilan etmiş bulunuyorum. Okurken egonuz kendini çırılçıplak hissedebilir ve de bundan rahatsız olabilir. Umurumda değil. Çünkü, benimki bugün bunları yazarak yücelmek istiyor…

Psikanalisttik teoriye göre ego, “ben” diye bahsettiğimiz şeyin ta kendisi. Dış dünyayı algılayan, iç değerlendirmeler yapan, planlar yaratan, bunları uygulayan ve dış dünyayla etkileşim içinde olan yanımız… Psikanalisttik teorinin işi burada bitti ve onu bir kenara bırakıyorum. Kendi iddiama yani, yüzde yüz Türk yaratıcı sermayesinin ürünü Egosfer’e geliyorum.

İnsanlarla olan ilişkilerimizi yöneten, kariyerimizi planlayan, bizi bir yerlere getiren-getirmeyen, yerine göre bizi vezir de rezil de eden şey bizim egomuzdur. Egosfer ise sadece ve sadece kendini düşünmek üzere programlanmış bu “şey” den milyarlarcasının bir arada yaşamasıyla oluşan bir atmosferdir. Çelişki moleküllerinden oluşan… Alçak kişilik basınçları ile yüksek kişilik basınçlarının bir araya geldiği… Bu karşılaşmaların polemik rüzgârlarıyla sonuçlandığı zorlu bir atmosfer. Moleküllerin diğerleriyle bir arada olmaktan hiç mutlu olmadığı ancak, uzaya dağılmak varken bunu yapmayıp bir arada kalmakta ısrar ettiği bir ortamdır egosfer.

Size evinizde, işyerinizde, kendi başınıza deneyebileceğiniz bir şey önereceğim. Bunu yaparsanız, yukarıdaki önemli paragrafı çok daha iyi anlayacağınızdan eminim.

Elinize bir adet gazete alın. Onu, içeriğine kapılmaksızın, bir uzaylı gözüyle inceleyin. Hadi hep beraber çevirelim sayfaları. Bakalım neler göreceğiz…

Manşette x devleti ile y devletinin arasındaki anlaşmazlık var. Nedir bu? Ulusal ego!

Çevirin sayfayı, ikinci sayfaya gelin. Ne gördünüz? İki mankenin selüloit kapışması mı var yoksa?

Alın size meydan muharebesine “soyunmuş” iki adet manken egosu.

Üçüncü sayfada töre cinayeti mi var? O halde onu da not edin. Onun adı aile egosu.

Birkaç sayfa daha çevirin ve ekonomi sayfasına gelin. Ne diyor? BİİİİZZ ŞU KADAR MİLYON DOLAR İHRACAT YAPTIIIK. Ben sizi tanıyorum. Siz kurumsal egosunuz.

Sayfaları haşır huşur çevirmeye devam edin. Spor sayfasına gelin. Beşiktaş Fener’e nasıl da çaktı! haberlerini görünce durun (Not: Beşiktaşlıyım). Buna da toplulukların egosu diyebilirsiniz.

Hürriyet’in İK ekini alın ve karıştırın biraz. İşlenen konulara dikkatli bakın. Takım çalışması dosyasında durun meselâ! İnsanlar neden bir takım oluşturur acaba? Egonun arzuladığı yere tek başına ulaşmasının imkânsız olduğunu gördüğü için olmasın sakın?

Acı ya da tatlı bilemem. Ama gerçek bu. Bu fotoğrafı çekmeden kendinize egosferde daha yüksek rakımlı bir tepe bulamayacağınızı bilin.

Şimdi aynayı biraz da kendinize tutun. Tutmadan önce de soyunmaktan sakın utanmayın.

Sevgilinizden ayrıldınız. Yoksa “gurur” unuzu mu incitti? Ya da evliydiniz ve boşandınız. Avukatınız eşinizle aranızda şiddetli geçimsizlik yaşadığınızı mı yazdı dilekçeye? Geçinemeyen iki şey neydi acaba? İki beden mi, iki espri anlayışı mı, iki farklı müzik zevki miydi? Yoksa, bir eve sıkıştırılmış iki ego zararlı bir tepkimeye mi girdi? Ya da aldatıldınız! Haklı bir şekilde büyük bir tepki verdiniz. Bu tepkinin altında bunu “bana” nasıl yapar duygusu vardır belki de.

Ferrari almak neden her erkeğin hayalidir hiç düşündünüz mü? Koltukları çok rahat olduğu için mi? Evdeki koltuğunuz gayet rahat oysa. Beygir gücü mü? Diyelim ki öyle. Başkalarının arabasından daha güçlü bir arabaya olan arzunun nedeni ne o zaman? Neden 300 beygir gücünde bir Şahin rüyası değil de Ferrari hayali? O dünya güzeli makinanın en güzel yanı dışıyken ve de onu kullanırken o güzelliği siz değil camın dışındaki insanlar yaşarken ona yatırılan 200 bin dolar niye? Diğer egoların, ona sahip olan egoya biçtiği değer olmasın sakın?

Gelelim kariyer hayatınıza. Ben, isteyen herkes marka olabilir dediğimde neden beni mail yağmuruna tuttunuz? Ve de ben neden bu durumdan çok büyük zevk aldım??? Hepimizin kovaladığı başarının bize en cazip gelen yanı ne acaba? Beğenilme duygusu olmasın? Yüzlerce insanı kendi rızasıyla, yağmur altında, yüzlerce kişiyle bir arada, yirmi saat Pop star kuyruğunda tutan şey nedir sizce? Popüler olmak mı? Güzel. Peki, popüler olmanın cazibesi nereden gelir?

Her şey daha yüce bir ego için… Hayatın anlamı bu kadar basit aslında. Boşuna Hindistanlara gidip vakit kaybetmeyin.

Ne münasebet, ben egom için yaşamıyorum diyebilirsiniz. Gerçekten de öyle olabilirsiniz. O zaman size şunu sorarım. Kendinizde Mevlâna’nın hayatını okuduğunuzda gördüğünüz “aşmışlık olgusunu” görüyor musunuz? Eğer tahmin ettiğim gibi görmüyorsanız o zaman siz de bizdensiniz ve de aramıza hoş geldiniz…

Ben, senelerdir bir dolu marka için bir şeyler arıyor ve buluyorum. Size şunu söyleyebilirim. Gerçekleşen fikirlerimle gerçekleşmeyenleri birbirinden ayıran tek bir şey var. Kendi egomun dışında diğer egolara olan katma değeri. Hayata Egosfer penceresinden bakmadan önce çok daha farklı düşünüyor olsam da bu böyle. Attığınız adımlar, ürettiğiniz fikirler, yönettiğiniz projelerin içinde diğer egoların yerleşebilecekleri koltuklar yoksa, o tren asla kalkmıyor!

Gerçek bu. Çok da şaşılacak bir şey değil bu aslında. Benim egoist olmaya hakkım varsa, diğer insanların da var. Eğer, benim egom diğer hemcinsleriyle bir arada yaşamak ve çalışmak noktasında hemfikirse o zaman bazı şeyleri onlarla paylaşmak noktasında da hemfikir olmak zorunda. Sadece ben diyerek bir yerden bir yere gitmek mümkün değil. Bu gerçekle gül gibi geçinip gitmenizi öneririm. Yoksa işiniz çok zor olur.

Kendi markanıza değer katmak hepimizin ortak hedefi. Bunu yan masamızda oturan diğer markaya değer katmadan yapmaya çalışırsak işimiz gereksiz yere zorlaşır. Yöneticinizin şahsi markasına değer katmayan hiçbir işin ondan onay alamayacağını ben size garanti ederim. Kurumsal markaya hizmet ederken kişisel markamızı ihmal etmek ne kadar yanlışsa, kendi egomuzu yüceltirken aynı takımda yer aldığımız diğer egoların payını hesaplarına yatırmamak da o kadar yanlış.

Şöyle durumlarla da karşılaşabiliriz. Bir ego bir şeyi diğeriyle paylaşmayı külliyen reddedebilir. Bu durum kesinlikle ihtimal dahilidir. Şahsen ben bunu çok yaşamışımdır. Birçok durumda birçok muhterem kişilik, kendisine sunduğum tüm “birlikte kazanalım” önerilerine kendisini kapatmış ve onun bilinçaltı benimkine “kendim kazanırken senin kaybetmeni istiyorum” demiştir. O zaman da sandığımdan savaş baltalarımı çıkarmışımdır. O da ayrı bir keyiftir ya neyse!

Bilirsiniz. Dil toplumun aynasıdır derler. Gerçekten de öyledir. Bir örnek “kendini beğenmiş işte ne olacak!” deyimidir. Kendinizi beğenmeniz ayıptır bizim ülkemizde. Karşındakini beğenmek ise iltifat! Ben de bunu hiç anlamam. Kardeşim deli miyim ben? Tabi ki kendimi beğeneceğim. Burada aslanlar gibi buRAK dururken neden el aleme hayran olayım ki? Onu bu şekle sokan benim ve benim zevkim. Beğenmeyecek olsaydım onu böyle biçimlendirmezdim.

Kendinizi beğenin arkadaşlar. Çünkü o sizin en büyük eseriniz. Büyük sanatçılar, büyük liderler, dâhi yöneticiler hep “kendini beğenmiş” insanlardır. Neden acaba? Şöyle düşünün. Sizin takdir etmediğiniz bir şeyi diğer insanlar neden takdir etsin? Başarı, ağır ol molla desinler ile ah canım ne iyi insan ağzı var dili yok, pırlanta gibi çocuk vallalarla olmaz. Mütevazı olma gerçek sanırlarla olur.

Elbette, her şeyde olduğu gibi kendini beğenmenin de bir raconu var. Basit bir formül yardımıyla insanların kendinizi beğenmenize tepki vermemesini sağlayabilirsiniz. Formül çok basit: Diğer insanları da beğenin! Olumlu yanlarını. Bunu da dile getirin. O zaman iki egoyu birbiriyle çarpıştırmamış olursunuz.

Şunu da asla unutmayın. Yaratıcılığınızı, birden çok egoyu yüceltecek konular üzerine yoğunlaştırdığınızda destek bulursunuz. Diğer durumlarda yalnız kalırsınız ve yalnız egoistlerin başarılı olması paylaşımcı egoistlere göre çok daha zordur. Hatta imkânsız olduğu bile söylenebilir…

Bilgi çağı öyle nefis bir çağ ki onda her egoya yetecek kadar yer var!

 burak@strategica.gen.tr

buRAK özDEMİR

15.03.2004

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=209728

Yazının tamamını yukarıdaki linkte bulabilirsiniz.

Levh-i Mahfuz’un ‘Mehdilere’ Bakışı

.

.

Levh-i Mahfuz’un ‘Mehdilere’ Bakışı (Kedi Canını Sevenler)

Mehdi, 21. yüzyıl Kuran’ında müminliğe getirilen yeni tanım. İçindeki tanrı ile bulaşabilen, ona eren her insan evladına açık bir kapı. Ancak bu kapının içinden geçebilmek için belirli bir BİLGİYE DEĞİL bilince ihtiyaç var.

Gerçek Kuran’da İ-n-SA-n, insanüstü bir varlık. Tanrısal özellikleri var. Denizi değil ortadan ikiye, dörde de bölebilir.

İstanbul Boğazı’nı deniz altından bağlayan tünele de böyle bakabilir miyiz? Elbette. Türklerin parayı bastırdığı, Japonların bir mucizeyi gerçekleştirdiği bir süpersonik olay…

Buna karar veren ve gerçekleştiren siyasi irade takdiri hak eder mi? Elbette.

Vergileriyle bu projenin kaynağını sağlayan, tüm mükelleflere; rekortmeninden küçük işletmesine herkes teşekkür ve takdiri hak eder.

Bu projeyi, Marmaray adıyla gazetelerde ilk okuduğumda çocuktum. Açılışta, tıpkı vergi mükellefleri gibi, adları geçmese de o günlerde bu işi hayal eden siyasiler de teşekkürü hak eder.

Muhafazakâr kardeşlerimizin içinden çıkamadıkları soruyla devam edelim:

Başbakanımız bir Mehdi mi? Gerçekten asrın lideri mi?

Boğazın altına döşenen çufçuf köprüsü, asrın projesi olabilir, itirazım yok. Başbakanımızın da asrın liderliğine gelince…

Yüzyılın lideri ama

GEÇTİĞİMİZ YÜZYILIN lideri.

Yeni yüzyılın asla değil.

İki kıtayı raylarla birleştirirken, milletini ikiye ayrıştıran bir lider olmasaydı yeni yüzyılın lideri diyebilirdik. Çok yakışırdı da. Ama yazık ki değil. Biz ve Onlar adreslemesinde o kadar ileri gitti ki.

 

Yeni yüzyılın liderliği, taşa, çakıla, moloza, betona, çeliğe değil

insanlığın gönlüne hükmedebilmekten geçiyor.

11 yıl gibi bir süre, eğitim içeriğinde bir devrime imza atarak, kendi yerli Japonlarını yetiştirip, sanayiye katabilmek için oldukça yeterli bir süre. Bu sürede, Türk kafası denilen bilinç, paranın değil kendi eğitimli imanının gücüyle denizleri ikiye ayırabilir hale getirilseydi,

gider ‘asrın’ liderini en ön sırada alkışlardım.

Yerli otomobili hayal edebilmek güzel. Bir vatandaş olarak sonuna kadar desteklediğim bir istek. Eğer hayalin buysa, o otomobili geliştirecek çocukları geliştirmekle başlamak zorundasın işe. Ve bunun imam-hatip öğretisiyle gerçekleştirilemeyeceğini sen de biliyorsun. 11 yıl gibi bir kocaman bir süreyi, bir okul tipinin (İmam-Hatip) diğer okul tipleriyle eş duruma getirilmesi gizli ajandasıyla büyük oranda kaybetmemeliydin.

Babam otomobil modifiye hastasıdır ve söylediği çok güzel bir şey var. Dünya otomotivinin kalbi Detroit’in Amerika’sında insanlar arabalarını öyle modifiye edebiliyorlar ki, artık neredeyse her atölye kendi otomobilini üretebilir durumda. Bizde otomobilinin motorunu değiştirmeye bir çalış bakalım ne oluyorsun der babam.

Geliştirmeye bu kadar kapatılmış bir toplumun, ihalelerini Japonlara Almanlara Fransızlara vermekten başka çaresi var mı?

Yerli uçak. Uçak ile kastedilen hayal, bütün parçaların yurtdışından ithal edilip, bu parçaların VİDALARINI Türklerin sıkmasından ibaretse, uçağın hayalini bile doğru kuramıyoruz demektir.

‘Asrın liderinin’ kurduğu bu yüksek ve göze-kulağa hoş gelen hayallerin en temel yolu nereden geçiyor hepimiz biliyoruz:

ÜNİVERSİTELERDEN.

ODTÜ’nün toprağından koparılmış ağaçlarına bakarak söylüyorum:

‘…yolu üniversitelerden geçiyor’ sözü birazcık yanlış anlaşılmış.

‘Asrın mehdisi’ kurduğu yüksek hayalleri -bu hayalleri samimiyetle destekliyorum- gerçekleştirme konusunda en çok ihtiyaç duyacağı nitelikli, batı felsefesine monte, yaratıcı gençliği kamçılayarak hayallerine ulaşabileceğini düşünüyor. Kamçı teşvik anlamında değil yazık ki. Ben karar veririm sen yaparsın kamçısı anlamında. Tipik bir eski yazılım.

Eskiden üniversitelerimiz süperdi, bu iktidar bozdu demiyorum asla. Üniversitede bir şeyler yapmaya çalışanların nelerle karşılaştığını, yüksek lisans sürecinde yaşayarak bana öğrettiler. Bölüm başkanı, utançtan yüzümün kızardığı övgülü sözlerinin arkasından ‘Bu okulun senden öğreneceği çok şey var. Bu okulu değiştirmen için seni bu okulda istiyorum.’ diyerek davet etmişti beni. Ne hayaller ne projeksiyonlar geliştirmiştik ki ‘Hocalar’ katında canımıza okudular. Bırakın okulu değiştirmeyi, yüksek lisansımı tamamlayamadım bile. Bu iktidar daha ortada da yoktu üstelik.

Üniversitelerin yaratıcılığına diğer hükümetler gibi bu hükümet de bir katkı yapmadı. Baskıdan başka.

Bütün enerjilerini o okula baştaki örtünün nasıl gireceğine odaklamaktan, o okuldan ne gibi şaheserlerin çıkabileceğine odaklanamadılar.

★★★★★

Güncel politiğe ilişkin bir şey yazdığında kimi dostlar hemen ‘Siyasi yazı!’ yakıştırmasında bulunuyor. Kendi siyasetine yakın bir yazı olsaydı, ellerin dert görmesin diyecekti. Ters düştük, ‘siyasi’ oldu. Bu ve diğer güncel yazılarımın siyasi, bir yazar için kırmızı çizgi ihlalini yapan bir yazı anlamında olabilmesi için, belirli isimleri öne çıkaran bir yazı olması gerekiyor. Yani, iktidardaki parti şöyle şöyle kötü. Oysa şu şu parti ne kadar da umut veriyor diyebilmem gerekirdi. Böyle bir tehlikenin sıfır olduğunu söyleyebilirim. Çünkü, etrafta itirazlarıma karşılık gelen bir alternatif görmüyorum. Bir hükümet kuruyor olsaydım, muhalefetteki partilerimizin değerli liderlerini bakan olarak kabineye alıp almamayı bile düşünürdüm. Yazık ki durum böyle.

Allah’ın emri geldiğinde, tüm deli zekalar, çenebaz zekâlar tarafından gasp edilmiş o kürsülere sahip olacak. Ve o gün gelene kadar hepimize düşen sabır ve aktivitedir.

★★★★★

Güzel Kuran’la başladığımız yere geri dönüyoruz.

Güzel Kuran, sevgi kapısından girebildiğinde insana tanrısal özellikler veren bir eşsiz kaynak.

Levh-i Mahfuz’un çok güzel anlattığı gibi,

İnsanlık bilinci yerine Ego baskın ise,

Kişi Mehdilik tuzağına düşüyor ve bir ibret vesikası haline dönüşüyor.

Tayyip Erdoğan örneğinde olduğu gibi.

Musa olacağım derken, Bingo!

Firavun kostümleri içerisindesin.

‘Kedi Canını Seven’ Mehdiler de aynen böyle. Kuran’da insana tanrısal özellikler veren katmanla uzaktan ya da yakından temas etmiş bir kişi, egosundan arınmadan bu teması gerçekleştirdiği için, arınmadan öğrendiği için, Kuran’ın görünmez korunma kalkanlarına takılıyor ve toplum önünde ibret-i âlem amaçlı teşhir ediliyor. Kendisinin bence özel bir yeri var. Son Mehdi diyebiliriz bu hocaya.

Ve bence daha bol bol televizyonlarda gözükmeli. Charlie ve Melekleri televizyonda göründükçe, toplumumuzun zihnindeki saltanatlı mehdi modeli depreme uğruyor. Bir daha bir insan evladı, Bennnn Mehdiyim diye bu toplumun önüne çıkacak olduğunda alacağı cevabı şimdiden bilecek:

Kızlar nerde?

İnsanlar artık o kadar gelişti ki. Dalga geçtikleri, küfür diyerek ötekileştirdikleri, düşünebilen toplum, onlar farkına varmadan o kadar gelişti ki. Kedi canını seven mehdiler olsun, Fethullah hocalar olsun, kapıları kapalı cemaat evlerinde yaşlandıkları sırada, cemaat evlerini çevreleyen toplumların ne kadar ilerlediklerini göremediler.

Kapıyı açtıklarında herkesin önlerinde secde edeceğini zannediyorlardı. Toplum onlara yukarıdan bakıyordu. ‘Islah’ edeceklerini zannettikleri insanlar, kendilerine bir üst pencereden bakar hale gelmişti. Evet. Bu Twitter çok fena bir şeydi.

Bir ‘Mehdi’nin televizyona çıkıp etrafındaki kızlar tarafından övgülere, yüceltmelere boğulduğu sahnelere, ben bu insanların onurunun düştüğü durum açısından bakamaz durumdayım. 1000 yıllık bir ideolojinin çöküşü adına önemli ama benim insan yüreğim adına empati yaptığında acı çektiğim bir sahne. Allah kimseye vermesin demek ne uhrevi bir ukalalık. Allah kime vereceğini bilmiyor, biz ‘danışmanları’ olarak ona akıl öğretiyoruz ne güzel.

“Herkes Kur’an okur ve okuduktan sonra kitabın kapağını kapatır. Din adamı kitabın kapağını kapattığında kendine dönemeyen kişidir. O’nun ‘mesajlarını’ ilete ilete, o meclisin tırnak içinde ‘Allah’ı olmuştur. Kur’an, kendisini meslek edinenleri zehirler. Kot taşlama işçilerinden çok daha büyük bir zehirli meslek varsa o da İslam ruhbanlığıdır. İslam’ın kendisine profesyonel yaklaşanları zehirlediği koruyucu arseniğidir bu. Kur’an, yumuşamamış kalplerin bilgi derinliğine ulaşma çabalarını reddetmez, bunun yerine, eğer bu, profesyonel bir çaba halini almışsa, kişiyi arsenik diyetine sokar. Arsenik diyetinde kişi düzenli ve uzunca bir maratonla aldığı zehirin farkına varmaksızın ölür. ”

Şeyhtan’ın Son Günü.

Yukarıdaki örneğe bakarsak öldürmeyen Allah öldürmüyor, haline güldürüyor sadece. Kendi içinde iddiası o kadarrr kesin olmasına karşın, Allah ona, Egosuna uyduğu için Youtube’daki komedi kategorisinin hit bir parçası olması cezasını vermiş.

Bu hoca, ‘Mehdiliği’ konusundaki gerçekleri Levh-i Mahfuz’da okuduktan sonra bi dolu davalar açmış, kitabın toplatılması için neler neler yapmış, ne talebeliğimiz ne bişeyimiz kalmıştı. Ancak, grafikte görüldüğü üzere kaderden kaçılmıyor. Rab, kendisini hacklemiş olmalı ki, kapalı kapılar ardında yaptıkları toplantılara kendi elleriyle kamera koyarak, içeride olanı dışa vurdular. Kıyamet de buradan sonra koptu…

Şeyhtan, tek adamdır. Ve insanlığın tüm bireylerinin üstün meziyetlerle donatılmakta olduğu bu çağda, insanlığı bastırıp kendini öne çıkarmaya çalışır. Tarzı bu şekildedir. Sonu da hezimetlerle ve musibettir.

Yaşadığımız yüzyıl tek adam olmak için yanlış bir yüzyıl. İnsanlık, tarihi boyunca tek adamlarla yönetilmiş olsa da, bu lanetli şecere artık içinde bulunduğumuz çağda çalışmıyor. Ve bütün tek adamların başları dertte.

21. YÜZYILDA MUTLU BİR TEKADAM GÖREMEZSİNİZ.

Bakınız güzide kulübümüz Fenerbahçe’nin tek adam başkanı.

Tek adamlık yaşadığımız yeni çağda bela üstüne belayı kendisine çeken bir mıknatıs gibi. Her birini kolektif tevbeye çağırmaktan başkası gelmiyor elden.”

buRAK özDEMİR

.

http://www.tanrinindogumgunu.com/levh-i-mahfuzun-mehdilere-bakisi-kedi-canini-sevenler/

.

.

Dar Dinlilik… Din-i Darlık…

.

Dar Dinlilik… Din-i Darlık…

Sayın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı;

Allah’ın insanoğluna verdiği özgür iradenin doğasıyla çelişerek

ve Allah tarafından HÜR yaratılmış insana belirl bir inanç elbisesi dayatarak

Haddinizi aştığınız konuşmanızı üzüntüyle izledik.

Sizi ivedilikle bir dindarın asla yüksünmeyeceği o ibadete çağırıyoruz.

Derhal Allah’ınızdan bağışlanma, ülkenizden özür dileyiniz.

TEVBE EDİNİZ.

Gidişiniz gidiş,

Diliniz barış,

Yolunuz insanlık yolu değildir.

Şahs-ı Manevi olmayı dindar olmakla eştuttuğunuz,

Dindar olmanın karşıtlığını ise madde bağımlısı olmakla harmanladığınız konuşmalarınızda

Yanlış anlaşıldığınızı düşünüyorsanız da TEVBE EDİNİZ.

Allah’ınızdan bağışlanma, ülkenizden özür dileyerek.

Öyle inançsız DarDinliler vardır ki.

Ve öylesine imanlı ateist adamlar vardır ki siz bunları bilemezsiniz. Anlayamazsınız.

Üstü kapalı olarak, imalar ve göndermeler üzerinden yapmış olsanız da

Nasıl insanların iyi insan ve hangi insanların imanlı insan olduğunu siz işaretleyemezsiniz.

Allah’ın HÜR yarattığı kullarını hiçbir dayanakla yaftalayamazsınız.

İmalarla buna teşebbüs dahi edemezsiniz.

Mecliste beşbin sandalyeniz daha olsa buna elverişli ‘çoğunluğunuz’ asla yoktur. Olmayacaktır.

Bu tasnifi yapacak yer TBMM’nin değil Cenab-ı Allah’ın kürsüsüdür.

Sınıflara asılacak tahtalara bile ‘Akıllı’ vasfını yapıştırdığınız bu günlerde,

Sizi aklederek konuşmaya davet etmek görev ve sorumluluğumuzdur.

Siyasetin fırtınalı yelkenlerinde,

konudan konuya atlayarak kendinizi soktuğunuz bu en tehlikeli denizlerden derhal çıkınız.

Gaflete düşmeyiniz, Aklınızı başınızdan asla ayırmayınız.

DinDar olmayanlara uyuşturucu kullandıran

o inanç sisteminize de söyleyiniz;

Yeryüzünün en fazla uyuşturucu kullanan ülkelerinden en başlıcası DinDar İran’dır.

Ve HaşHaş’ın anavatanı da köktendindar Taliban Afganistan’ıdır.

Adaleti tesis etmek üzere aldığınız bir yetkiyi,

bizatihi adaleti ihlal etmek üzere kullandığınızda

Allah’ın Yüce ve Şaşmaz İLAHİ Adaletini yerine getirecek olan ‘yargıçlar’

Sizin partinizden seçilmeyecektir.

İşte bunu hiç unutmayınız…”

Levh-i Mahfuz Haddini Aşan Başbakanlar Güncellemesi.

buRAK özDEMİR

www.tanrinindogumgunu.com

.

.

EN BÜYÜK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

.

.

BAYRAKLARIMIZLA, COŞKUYLA, 
SEVGİYLE, BERABERLİKLE, 
BÜYÜK BİR MUTLULUKLA…
EN BÜYÜK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

www.izmirliahmetkaya.com

.

 

 

KULAKTAN KULAĞA AKTARILANLAR…

.

.

KULAKTAN KULAĞA AKTARILANLAR…

.

Güzel Kur’an’ın Bakara Suresi 151.
“Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek ve BİLMEDİKLERİNİZİ bildirecek bir ELÇİ gönderdik.”

.