REİKİ, insanın yaşam enerjisini arttırıcı bir yöntemdir

REİKİ, insanın yaşam enerjisini arttırıcı bir yöntemdir

Tüm canlıların sahip olduğu
bir yaşam enerjisi vardır
ve bu enerji doğum ile birlikte
kişiye kazandırılmıştır.

Yaşam enerjisi düşük olan insanlar
daha kolay ve daha sık hasta olurlar.
Yaşam enerjisi yüksek olanlar ise
daha dayanıklıdırlar.
REİKİ, insanın yaşam enerjisini arttırıcı bir yöntemdir.

REİKİ uygulayıcısı ister kendine, ister bir başkasına REİKİ uygulasın, kendinden bir enerji vermez. O sadece REİKİ’ye kanal olur. REİKİ, kişinin vücut dengesini ve uyumunu korumasını sağlar. Eğer vücudunda, herhangi bir yerinde bozukluk ya da sorun varsa bu tüm vücudu etkileyeceğinden bütüne yönelir.
Evrende her şey hareket eder ve titreşir. Her şeyin kendine has bir titreşim hızı vardır. Çevremizde yer alan bizim titreşim hızımızdan daha düşük ya da yüksek olan diğer titreşimlerden olumlu ya da olumsuz etkileniriz. Olumsuz etkilendiğimiz de önce rahatsızlıkları sonrada hastalıkları oluşturmaya başlarız. REİKİ, enerji dengemizin yeniden ve titreşimlerimizin yeniden dengelenmesine yardım eden bir ŞİFA yöntemidir.

REİKİ, tıp ile birlikte çalışır ve tıbbi tedaviyi asla reddetmez. Dünyada yapılan araştırmalar tıbbi tedavi gören hastaların REİKİ kullanmaları durumunda iyileşme hızının % 50 arttığı ve ilaçların yan etkilerinden çok daha az etkilendiklerini ortaya koymuştur.
REİKİ, temelde enerji dengemizi düzenleyerek hastalıkların iyileşmesine katkıda bulunur. Hastalıkların kökeninde zihinsel ve ruhsal nedenlerin olduğunu düşünürsek, zihinsel ve ruhsal bedenle yaptığı olumlu etkiler de hastalıkların kökten iyileşmesine yardım eder.

REİKİ, günümüzde batı kültürü tarafından benimsenmiş ve dünyada yaklaşık 10 000 000 insan tarafından kullanılan bir ŞİFA yöntemidir. Amerika ve Avrupa da ki devletlerde birçok REİKİ kliniği ve hastanelerinde ise ŞİFALANDIRMA odaları bulunmaktadır. Batı’da alternatif tıbbın önemli bir kolu olmuştur.
Faydasının çok açık olması
ve ŞİFA etkisinin gözle görülebilir olması
REİKİ uygulayıcılarının sayısının her gün
artmasında çok önemli bir etkendir.

Ülkemizde genelde
seminerler düzenlenerek öğretilen REİKİ’nin
HAYIRLARA VESİLE OLMASINI
göz önünde tutarak BİZLER,
REİKİ öğretisini,
hiç bir maddi kaygı taşımadan
kapımızı çalanlara HEDİYE ediyoruz.

HAYATINIZIN HERHANGİ BİR ALANINDA
İYİLEŞME İSTİYORSANIZ
VE BU ÇALIŞMAYA İSTEKLİYSENİZ,
SİZ DE MUCİZELERLE KARŞILAŞACAKSINIZ.

Bizler LEVH-İ MAHFUZ yüzyılında
sizlere bu farkındalığı yaşatmak için;
SİZİ ÖZÜNÜZLE tanıştırmak için;
 REİKİ uyumlamalarıyla buradayız.

www.izmirliahmetkaya.com

Levh-i Mahfuz

 

İnziva günleri sona erdi 2… Mut-lu günler…

İnziva günleri sona erdi 2… Mut-lu günler…
13 ocak 2008 NOSTALJİ…

http://www.burakozdemir.org/tanrinin-dogum-gunu/tanrinin-dogum-gunlugu/inziva-gunleri-sona-erdi-2-mut-lu-gunler/

Çayım masada…
Gece herkescikler uyumuş…
Ayaktayım, fişek gibiyim…
Çalışıyorum… Masada çalışıyorum…
Ne kadar keyifle çalışıyorum…
Salon zifiri karanlık…
Masa lambası açık sadece…
Üstüne üstlük benden dumanlar da tütmüyor artık…
Oksijen alıyorum, karbondioksit veriyorum… Hepsi bu.
Yeni site öyle mi olsun böyle mi olsun derken…
Bir ara kendime dışarıdan bakıyorum…
Kendi kendime nazarım değer mi acaba?

Ne kadar büyük bir keyifle çalışıyorum ben…
Farkında mıyım acaba…?
Ne kadar mutluyum ben…
Seviyorum-seviliyorum…
Anlıyorum-anlaşılıyorum…
Liverpool’un taraftar şarkısı gibi…
Yürüyorum fakat… Asla yalnız yürümüyorum…
Güzel bir yolda yürüyorum…
Yürüyoruz… Hep birlikte… Bu dünyanın anasını satmak üzere yürüyoruz…
Geri sayıma geçmişiz artık…
Formülü bulmuşuz…
Buldurulmuşuz…
Öyle bi formül ki bu…
İnsan ruhuna koyuyorsun, insan sonsuz mutlu oluyor…
Uluslararası ilişkilere koyuyorsun,
uzlaşıyor herkes, dünyaya barış geliyor…
Nereye koyarsan koy, işler yoluna giriyor…
Böyle bir tılsım nasip edilmiş bize…
Nasıl oldu bu, nereden elimize geçti bu,
geçtik bunları…
Önemli olan şu ki OLAN OLDU…

Elimizdeki bu tılsımlı formülün değerinin
farkında mıyız diye düşünüyorum bazen…
Değiliz çünkü algı eşiğimizin dışına taşan
bişey bu elimizdeki…
Coca Cola’nın formülünü elinde bulunduran şirketin marka değeri 125 milyar dolar yaklaşık. Nedir cola? İçersin “haz” verir sana, boğazını yakar şöyle. Bir çeşit keyif verici maddedir özellikle genzinden ilk geçişinde… Ötesi var mıdır? Bu kadardır… Bu hazzı insanlara yaşatmanın formülü 125 milyar dolar ediyorsa, insanı sonsuz mutluluk boyutuna yükseltmenin, onu çevre cehennemlerin alevlerinden alıp, kişisel cennet’ine kilitlemenin değeri nedir acaba? Geniz yakmak yüz milyar dolarsa…
Matematiğin bittiği yere hoş geldiniz dostlarım…

Dünyanın en zengin adamlarını üst üste dizsen…
Olmadı yan yana koysan…
Hepsinin, her birinden de toplamından da
daha zenginiz biz.
Metre, metreküp, kilogram vesaire…
Para bugünün en yaygın ve muteber ölçüm aracı
ve de o ölçüm aracı, ölçemiyor zenginliğimizi bizim.
Bu yüzdendir ki, bizi yolumuzdan çevirecek
bir mevduat, dünya bankalarında yok…
Üst üste diz, olmadı yan yana koy…
Yolumuzu satın alabilecek para kimsede yok.
Zenginler listesinin en tepesindeki 50 kişi
garibandır bizim karşımızda.
Ne kadar çok “paramızın” olduğunu
dillendirip ezmek istemeyiz hiçbirini.
Servetinden soğumasın, hevesini alsın,
enkarnasyonuna yabancılaşmasın isteriz.
Ruh ilmine dokunmuşuz bir kere.
Burdan cennete giden yolu öğrenmişiz.
Ve aktarabilmişiz en önemlisi.
Queen’in şarkı sözüne vesile olmuşuz.
“Herkes için cennet” çalmaya başlamış yeryüzünde.

Cennete giden yol…
Yol demek bile yanlış.
Yol olması için MESAFE olması gerekir.
Sen ve kişisel cennetin arasında
o şeyden yok ki.
Mesafeden işte.
Herkes için cennet.
Sen istediğin anda cennet.
Garibim mutluluk kelimesi bile sıkıntı çeker
bizi ifade etmekte, çok abanırız üstüne gereksiz yere.

Hesap çok basittir aslında: Bütün evreni, maddi değere tahvil etsen, Samanyolu galaksisini geleceği olan bir arsa gibi, gayrimenkul değerine çevirsen bile, tek bir evrenin değerini karşılayan sonsuz sıfırlı bir çek yazsan, uzatsan gene de tek bir ruhun mutluluğunu satın alamazsın. “Paran” yetmez. O yüzden tarihe traji-komik insanlar olarak geçmiş birileri. Olacağı budur tabi. Sen İslam’ın peygamberine, Hazret-i Muhammed’e git, bu yoldan vazgeç sana en güzel “kervanlarımızı” verelim de. : ) Ruha özgürlüğünü geri veren o eşsiz tılsım karşılığında Arabistan yarımadasını veriim desen gene bir derece. Gene de komik olursun.
Ama ne de güzel laf etmiş peygamber.
Güneş’i sağ elime verseler, Ay’ı da soluma.
Gene de vazgeçmem ben.

Tanrı’nın doğum günü penceresinden bakınca
bu ifadenin, o derin altyapısını
daha iyi anlayabiliyorsun.
Söz, bir elinde güneş, öbür elinde de ay olan,
gezegen ötesi bir kişinin resmini çiziyor.
Kişi belli ki evrenle b1r olmuş.
Durduğu yeri anlatmaya çalışıyor.
Ne kadar zengin olduğundan dem vurmak istiyor,
karşıdaki gariban tüccarları incitmeden.

İslam özünü anladıkça,
Kur’an felsefesini idrak ettikçe,
Hazret-i Muhammed mutluluğu çökmekte
her birimizin üstüne.
Papa iki büklüm olmuş. Sözde İsa hüznü üzerinde tecelli edecek diye. Kahkaha atan kardinal gördünüz mü siz hiç? Nasıl atsın? İsa ve hüzün ne alâka aslında. Mutsuzluk, hayal kırıklığı, ağlamaklılık, zayıf bırakılmışlık frekansından yayın yapan bir Hıristiyanlığa panzehir olsun diye göndermişler İslam’ı. Asık suratlının önde gideni eline geçirmiş onu da.
Ve şimdi biz, mütebessim kişiler geri almışız onu.
Vekalet edenlerin güneşini söndürmüşüz.
Gün asil üyelerin günü demişiz hep birlikte.
Şimdi biz gülmeyelim de kim gülsün?
Biz mutlu olmayalım da, kim mutlu olsun?
Var mıdır, bulabilir misin atmosferde
bizden daha yükseklere zıplayanını?

İşte o gece, keyifle çalıştığım,
seneler sonra yeniden
masa üstünde çalıştığım o gece,
bunları hissettim ben.
Kendi mutluluk düzeyime,
kalbimin Termo-mut-re’sine dokundum.
Ne denli mut-lu olduğumu görünce,
mut-luluğum daha da katlandı.
Kalbim sıkışacak gibi oldu.
Şükretmenin sihrine sığındım.
Neyse ki bize verilenlerin
birebir karşılığı istenmiyor bizden.
İnsan ve Tanrı ilişkisi içinde
borçlar hukuku geçerli olacak olsa,
işte o zaman üşütürsün herhalde.
Sana kişisel cennetin anahtarını verenle
nasıl ödeşebilirsin ki?
Alacak-verecek yoktur kağıdı falan alabilir misin?
Alamazsın. Şükredersin sadece.
İşte ben de bitmek bilmez bir,
üzerimdeki nimetlere şükretme gecesi yaşadım o gece.

Kendimle fazla temas ettim herhalde,
mutluluktan çıldıracaktım.
Cennet ırmağında boğulmak diye
bir tehlikeyle tanıştım o gece.
O gece anladım ki, hüzünlere de,
inişlere de, sıkıntılara şükretmeli kişi.
Bir ölümlünün, sonsuz mutluluğu taşıyabilmesi
hiç de kolay değil.
Mutlak Cennet bu nedenle
ötelenmiş belli ki, öbür tarafa.
Gerçekten ama gerçekten kaldıramayacağın için.

Irmak ağır geldi.
Ağırlığına da şükrettim.
Yapabileceğim birşey var mı dedim yeni?
Böyle rutine girdik biz.
Yazıyoruz, kitap yayılıyor,
şu oluyor, bu oluyor, bunlar iyi oluyor da
yeni bişey var mı yapmam gereken?
“Birşey var” diye bir ses geldi.
Sonrasında da emdiğim süt burnumdan geldi zaten.
Olsun.
Burnumdan gelenlere de şükrettim zaten…”
buRAK özDEMİR

http://www.burakozdemir.org/tanrinin-dogum-gunu/tanrinin-dogum-gunlugu/inziva-gunleri-sona-erdi-2-mut-lu-gunler/

Yazının tamamını yukarıdaki linkte bulabilirsiniz.

www.izmirliahmetkaya.com

 

ÇAKRALARIMIZIN BAKIMINI NASIL YAPALIM?

ÇAKRALARIMIZIN BAKIMINI NASIL YAPALIM?

Omurga boyunca sıralanan
ana çakra merkezlerimizi
MEDİTASYONLA açarak
daha iyi iletişim kurabilir,
daha öngörülü, bağışlayıcı,
affedici olabilir,
kalp sorunlarının önüne geçebilirsiniz.

KÖK ÇAKRA, kuyruk sokumunda, üreme organları ve makat arasında bulunmaktadır. Görevi, daha çok para kazanmak, daha iyi bir evde oturmak gibi dünya isteklerimizi yani maddesel olan her şeyle ilişkilerimizi ayarlamaktır. R: kırmızı.

SAKRAL ÇAKRA, göbeğin alt kısmında, kadınlarda sanki rahim, erkeklerde de penisin olduğu yerdir. Yaratıcılık, doğurganlık ve üretkenlikten sorumludur. R: turuncu.

GÖBEK ÇAKRASI, göbeğin iki parmak üzerinde olan bu çakra insanlarla olan ikili ilişkilerimizi düzenliyor. R: sarı.

KALP ÇAKRASI, gövdenin ortasında, kalpte bulunan bu çakramızın önemli bir özelliği vardır. Altında ve üstünde üç çakra bulunur ve kalp çakrası tam ortada dengeleyici bir görev üstlenmiştir. Kalbin altındaki çakralar daha çok dünyevi yani maddesel isteklerimizi, kalbin üstündeki üç çakrada daha çok Ruhsal bedenimizin konularını temsil etmektedir. R: yeşil, pembe.
Bazı zamanlar kalp çakramızın kapalı ya da tıkalı olduğu ve fiziksel olarak sıkışmaların olduğu dönemler yaşarız. Bu çakramızın bakımını MEDİTASYON ile gerçekleştirebiliriz.
Bir düşünün eşinizle ya da partnerinizle kavga ettiniz, ona çok ama çok kızdınız. O an kalp çakranız tıkanmaya hatta kapanmaya başlamıştır. Her şey sarpa sarmıştır artık, hayatın sana iyi davranmadığını düşünürsün. Bu durumdan kurtulmanın yolu MEDİTASYON ile kalp çakranızı şifalandırmaktan geçmektedir. Farkında değil ve bilinciniz yeterli değilse kroner arter yetmezliği, kapak yetmezliği gibi fiziksel hastalıklar kendini gösterecektir.

BOĞAZ ÇAKRASI, boğazımızın tam ortasında bulunan bu çakra kendimizi ifade etmemizden, anlaşılabilmemizden sorumludur. İnsanlara doğru mesaj verebilmek, doğru iletişim kurmak için bu çakramızın iyi çalışması gerekmektedir. Ama her zaman bu olmayabilir, yanlış anlaşılabilir ya da yanlış ifade edebiliriz. R: mavi.

ALIN ÇAKRASI, iki kaşımızın ortasında bulunan üçüncü gözümüz öngörülerimizden sorumlu çakramızdır. R: mavi.

TAÇ ÇAKRASI, tam tepemizde, bebeklerin bıngıldağının olduğu yerdedir. İnançlarımızla olan ilişkilerimizi düzenler. Yaşamımızda bir telefon almayı, tatile çıkmayı, son model bir araba almayı MUTLULUK sanırız. Aslında bunlar olması gereken geçici, bizlere sadece HAZ veren neşe kaynaklarıdır. Bizler dünyaya mutlulukla dolu olarak geliriz ama büyüdükçe unutur ve yetişkinliğimizde mutlu olmak için bir arayışa gireriz. Halbuki sadece içimize dönsek, Ruhsal Beden bilincinde olup MEDİTASYON yapabilsek, kendi bedenimizdeki gerçek mutluluğu fark edebiliriz. R: mor ve beyaz.

Sonuç olarak, dakikada 5 litre kan pompalayan
kalbimiz hele ki bu stresli,
yorucu hayatta iyiden iyiye yoruluyor.
DENGE BİLİNCİ. Kalp çakrasında ki sıkışıklıklar
hem ruhsal hem fiziksel sağlığımızda
olumsuzluklara yol açmakta.

Derin bir nefes alın,
sakince bir yere oturun,
gözlerinizi kapatın.
Şifa kanallarınızı açın
ve ellerinizi arzu ettiğiniz çakranızın
üzerine koyup MEDİTASYONA başlayabilirsiniz.

Bu yapacağınız çalışmaya
bir de BİLİNÇ sıçraması eklerseniz,
DENGE BİLİNCİ ile yaşayacaklarınıza
sizler sadece MUCİZE diyebilirsiniz.

Bilinç sıçramasını size yaşatacak olan
HAKİKATİN kendisidir.

HAKİKAT, LEVH-İ MAHFUZ’dur.

www.izmirliahmetkaya.com

 

Adınız, Soyadınız?

Adınız, Soyadınız?

Adınızın telaffuz ediliş biçimi,
size karşı seslenilirken
isminizin eğilip bükülüp
ya da lakap halinde söylenmesi
sizi ne kadar etkiliyor? Farkında mısınız?

İsminiz, soyadınız, büyüklerinizin ismi
hatta yaşadığınız yerde
isminizin telaffuz ediliş biçimi,
KOZMOSA farklı titreşimler gönderdiği gibi,
içlerinde taşıdığı muhteşem enerjilerden ötürü de
IŞIK bedenlerimizin ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar.

Herkes kendi adını birilerinin koyduğunu sanır,
oysa gerçek IŞIK BEDEN bilincine ulaştığınızda
adınızı kendinizin özgür iradenizle
koyduğunuzun farkına varırsınız.
Yaşamınız boyunca size karşı gönderilecek
o muhteşem enerji dolu sözcüğün
yani isminizin taşıdığı enerjiye
duyduğunuz ihtiyaçtan dolayıdır sizin seçiminiz.

Bu bilince LEVH-İ MAHFUZ ile buluşarak ulaşabilirsiniz.
HAKİKAT ile buluşun, farkında olun.

www.izmirliahmetkaya.com

 

Spiritüel uyanış için erken değil, geç de kalmadınız.

Spiritüel uyanış için erken değil, geç de kalmadınız.

Günlük koşuşturmanın içinde
iç sesimizi duyabilmek için
ne kadar zaman ayırabiliyoruz?

Yoksa hep bir yerlere yetişmenin,
her şeyi zamanında ve doğru yapmanın
telaşı içinde miyiz?
Sağlık konusunu ciddiye alıyor
ve kontrollerimizi hiç aksatmıyoruz,
düzenli ve sağlıklı beslenmeye dikkat ediyoruz,
spora zaman ayırıyor hatta
banyodaki tartının üzerine her sabah çıkıyoruz.

Peki ya RUHSAL BEDENİMİZİN
ihtiyaçlarını karşılayabiliyor muyuz?
Ya da IŞIK BEDENİMİZ ne istiyor olabilir,
farkında mıyız?

Levh-i Mahfuz ile buluşmak için geç kalmadınız.
Buluşun ve artık yaşamınızda
bambaşka bir hedefiniz olsun.

Düşünsenize, RUHSAL BEDENİNİZİ beslemeye,
ona inanmaya ve onun sesiyle
hareket etmeye başlayacak
ve HAKİKAT ile buluşacaksınız.
Bu aydınlanma ve farkındalık aşamasında
kendi kendinize soracağınız
hatta sorgulayacağınız çok fazla soru olacaktır.

Hayatımın amacı nedir?
Kim ve kimin için en iyisini yapmaya çalışıyorum?
Kalbimin sesini en son ne zaman duydum?
Işık bedenimi besleyebiliyor muyum?
LEVH-İ MAHFUZ bu soruları size sordurmaya başlatacak
ve sizi bir süre sonra bambaşka bir dünyaya
ve bakış açısına taşıyacak
ardından sorularınızın kavram ve konu olarak
ne kadar çok değiştiğine şahit olacaksınız.
Artık siz değişmişsinizdir,
dolayısıyla yaşamınızda her şey değişmiştir artık.

Çevrenize ve ikili ilişkilere
daha pozitif bir bakış açısı kazanırken
ÇAKRALARINIZI tanımaya,
YOGA yapmaya,
MEDİTASYONA zaman ayırmaya
ve tabii ki IŞIK BEDENİNİZ için
daha sağlıklı beslenmeye başlayacaksınız.

Zira yaşamınıza SEVGİ, ŞEFKAT,
MERHAMET ve AŞK bilinci girmiştir.

www.izmirliahmetkaya.com