RÜYA DEFTERİ TUTMAYA BAŞLA, BİR GÜN LAZIM OLUR

1aeminol

.

RÜYA DEFTERİ TUTMAYA BAŞLA, BİR GÜN LAZIM OLUR

“Bana anlatılan şu;

  • Rüyalarımızda “mesaj” alıyoruz.

 

2- Bu mesajların anlamı

asla ilk akla gelen anlamlar değiller.

Uykumuzda şifreli bir yayına dahil oluyoruz.

 

3- Bunları bize el kapılarında sürünüp,

birilerinden medet ummamız için de göstermiyorlar.

Bunun anlamı her ne ise,

bunu çözebilecek olan kişi sensin.

 

4- Neden uykuda mesaj alıyoruz?

Gündüzleri aşırı realistiz çünkü.

Gerçeklik zindanındayız.

Ancak, hava kararınca

zihnimizden özgürleşebiliyoruz.

Dona’nın bana verdiği paketin içinde

RÜYA İLMİ de vardı.

Herkes bir tarihte,

kendi rüyalarını çözümleyebilir noktaya gelecek,

bundan emin olabilirsiniz.

Fakat farkındalık düzeyimizin

buna hazır olması gerekiyor.

Rüya çözümlemesi yapmak istiyorsanız

işe “rüyada şunu görmek şuna işarettir”

kitaplarını ve öğretilerini

çöp kutusuna atmanız gerekiyor.

O senin rüyan

ve onun anlamını sen bulmalısın.

Bugün değil belki 5 yıl sonra bulacaksın,

bir şekilde bulacaksın…”

buRAK özDEMİR

Metnin tamamı bu linkte…

http://www.burakozdemir.org/tanrinin-dogum-gunu/tanrinin-dogum-gunlugu/yaseminden-yasemine/

.

www.izmirliahmetkaya.com

.

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İÇİNDEN SONSUZLUĞUN KİTABI ÇIKSIN.

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.

“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olmayacak” demiş, Mustafa Kemal.

.

19.mayıs.1919-19.mayıs.2015

.

“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler,

müritler ülkesi olmayacak” demiş, Mustafa Kemal.

Hem gerici enerjiyle, hem de dünyanın karanlık yüzüyle aynı anda savaşmış biri o. Her ikisini birden alt etmenin nasip olduğu nadir bir insan. Ve ne yazık ki bi türlü doğru anlayamıyoruz onu.

Mustafa Kemal kahin değil, bu nedenle onun -ecek, -acak, -meyecek, -mayacak’lı sözleri gelecekten haberler bülteni değildir.

Ecek’ler acak’ lar basbayağı bir hedef göstermedir. Yoluna ışık tutmadır.

Sana dikkat et, gayret et şeyhlerin ülkesi olmasın diyor.

Sense, oh be dünya varmış Atatürk söyledi,

gericilerin ülkesi olmayacak burası diyorsun.

Ayağa kalk diyor sana.

Peki diyip oturuyorsun SEN.

Anlamıyorsun onu.

Anlamayınca da emanet bu hale geliyor işte;

Türkiye, şeyhlerin de, dervişlerin de,

müritlerin de ve daha beteri

GURULARIN da ülkesi oluveriyor.

Uzay çağında…

Aslına bakarsanız M. Kemal’in devlet adamı olması yanıltmış BİZİ. Onun işaret ettiği hedeflerin yerine getirilmesini devletten ve onun adamlarından beklemişiz. Sivil bir toplumun, sivil bir ferdi olarak görememişiz onu. Hep üniformalı kalmış. Üniformayı çıkardığında da frak giydirmişiz. Fotoğraflarının belki de yüzde doksanı, sokakta sıradan insanlarla çekilmişken, BİZ sırça köşklere kilitlemişiz onu. İkinci bir Mustafa Kemal olabilmeyi, devletin üst-makamlarına gelmeye koşullandırmışız. Oturduğun yerde olabileceğin biri olamamış hiçbir zaman o. Uzak hedef olmuş sana. O makamlara gelenleri de beğenmemişiz zaten. Atatürk bir çıta olmuş ve o çıtayı siyasetçilerin, devlet adamlarının aşması beklenmiş. Nedense SEN onların akıllarına hiç gelmemişsin.

Her şeyi devletten bekleme!,

lafı oturmuş da

her şeyi devlet adamından bekleme!

lafı bi türlü oturmamış.

Gerçekte Mustafa Kemal,

ne bir makamdır ne de bir mevki…

O bir bakış açısıdır.

O bir gözlüktür.

Gözü olan, bir yere bakabilen herkes onu takabilir.

Onu devam ettirebilir.

Taktım dediğin anda bitmiştir.

Din ve felsefe maskeli gericiliğin, o “olmayacak” dediği halde olmasının nedeni şu ana dek onu tam olarak anlayamayışımızdır.

Bakın çok basit bir örnek.

“Ne mutlu Türküm diyene”nin gerçekte ne demek olduğunu idrak edersen, her yanı Atatürk sembolleriyle dolu Türk Dil Kurumu’nu yerlebir etmen, yeniden inşa etmen gerekir.

“Ne mutlu Türk olana” ile

“Ne mutlu Türküm DİYENE”

arasındaki tek fark,

ikinci lafın soyculuk yapmaması,

kökenle ilgilenmemesi,

“önemli olan bugün, burada, BİZİMLE olman” demesidir.

Bu anlayışı dil alanına uygularsan;

Kökeni Türkçe olmasa da, dilimize girmiş,

“bugün, burada, BİZİMLE olan”,

ben Türkçeyim diyen her kelimeyi

Türkçe olarak kabul edersin.

İçe dönük bir dil yaratma çabasını terk eder,

dilini dünyaya entegre etmenin yollarını ararsın.

Güzel, etkili, dilindeki boşlukları kapatan

“yabancı” kelimelere açarsın kapını.

Kendi güzel kelimelerini de öne çıkartırsın diğer yandan.

Çağdaş bir dil yaratırsın.

Kökene dayalı dilcilik yapmazsın.

Hele bunun adına Atatürkçülük hiç demezsin.

Mustafa Kemal’i doğru anlarsan tabi.

Devlet işleri frekansı üzerinden değil,

felsefe frekansından iz sürersen.

Onu bir makam değil bir bakış açısı olarak görürsen.

Onu Ortadoğu’nun YAZGISINI değiştiren,

doğuyu yeniden doğuran

bakış açısı olarak görürsen eğer.

Ne derlerse desinler.

BİZLER devam edeceğiz onun bıraktığı yerden.

Mustafa Kemal…

O milli alanda başlatmiş DEVRİMİ.

BİZ, manevi alanda devam ettiriyoruz.

Böyle olması da gerekiyor.

Hele bir insan RUHUNU kurtaralım da esaretten.

Ondan sonrası kolay iş.

RUH, şeytandan özgürlüğünü alacak kudreti

bulsun da önce. Ondan sonrası bir gecelik iş.

Bu “bir gecelik iş” lafı Dona’nın biliyorsunuz.

Geçenlerde bi gazete kupürü gördüm.

Hükümet takımından biri,

kitabı taramış herhalde BİZİM.

Dona’nın Ortadoğu tezini cımbızlayıp, diline dolamış;

Bir gecelik iştir falan filan diye demeçler veriyor.

İktidarsın sen.

Bi gecelik bi gecelik diyeceğine yapsana.

Kaç gecedir iktidarsın sen?

Neyse o taraflara söyleyeceğimiz

çifter çifter sözlerimiz olacak.

Zamanı gelince tabi.

Şimdilik tembihliyiz Dona’dan.

Uslu çocuk olalım. İşimize bakalım.

Planlarımızı doğru yapalım.

Cumhuriyet DEVRİMİNİN havada kalmış yanlarından,

dersler çıkararak yapalım planımızı programımızı.

Kendi davamız, kendi idealimiz penceresinden baktığımda, Cumhuriyet Devrimlerinden şahsen aldığım en büyük ders Mustafa Kemal’in yalnız bırakılmasıdır. Tekleştirilmesidir.

Kişiler katına çekilmesidir.

SEVGİ adına, liyakat adına yapılmıştır bu.

O “Bu millet, benim gibi daha binlerce Mustafa Kemaller çıkarır. Beni de bir Türk anası doğurmadı mı?” demiştir. O’nun arkasından “Bir Mustafa Kemal daha gelmez” demiştir onlar. Bunu bir serzeniş olarak değil, “müjde” olarak dillendirmişlerdir.

Yalnız ve tek bıraktılar, çoğalmasına asla izin vermediler.

Mustafa Kemal öncü olmak istedi, ardındakiler onu lider yaptılar.

Oysa ne güzel de öncü bir sıfat seçmişti kendine;

BAŞÖĞRETMEN.

Bu kelimeyi, kendisinden bahseden mütevazi sözleriyle birleştirince, buram buram çoğalmak isteyen, tek olmamak için bir tek yalvarmadığı kalan bir portre çıkıyor ortaya.

Gençlik demiş, gelecek demiş, damarlarındaki kan demiş,

her seferinde başarının adresini kendi dışında alanlara çekmek istemiş.

İzin vermemişler O’na.

Türk toplumu bu gerçeğin en yakın şahididir.

Tek bir kişiye mâl edilen, bir kişinin üzerine yıkılan bir DEVRİM, fazla uzağa gidemez.

Mustafa Kemal bunun en güzel örneğidir.

Bir kişi, herkesi sırtlasın’la olmuyor işte.

Kur’an da bu yüzden

“BİZİ güt demeyin BİZİ gözet deyin” dememiş miydi?

Bir faninin üzerine bırakınca kendini, kalıveriyorsun ortada.

Ben’lere değil BİZ’lere ihtiyacımız bu yüzden var.

Oronos ile Rheanın oğlu Zeus değil hiçbirimiz.

İnsanız ve 21.yüzyılda yaşıyoruz.

Birşey yapmak isteyenlerin teklik değil

birlik içinde olması gereken çağdayız.

Tarihe çok meraklı biri olmuşumdur hep.

Çocukluğumdan beri büyük adamları okumuşumdur.

Hayatıma damgasını vurmuş kitap babamın kitaplarından biridir:

Dünyanın çehresini değiştiren 12 Adam.

Kaç kere okuduğumu bilmem. Tekrar ve tekrar.

Bu adamların doğruları nelerdi ve nerede yanlış yaptılar…

Çok okudum, “lider” portrelerine oldum olası ilgili oldum.

Sayısız hayat hikayesini nefes almadan okuyup, kendimce dersler çıkardım.

Okumak falan da değil, hepsinin üzerinde çalışma şeklinde birer birer.

Neleri yapmasaydı, başlattığı hareket daha çok yol alırdı.

Düşün babam düşün.

Nedense, neye hazırlıksa artık…

Tarihin sayfaları üzerinde bitmek bilmeyen fikir egzersizleri…

Ben, tarihin hiçbir sayfasında

Mustafa Kemal gibi bir devrimci, öncü,

lider başka bir insan görmedim kardeşim.

En büyük eksikliği,

zamanının yedi-sekiz yüzyıl ilerisinde olması…

Buna eksik denirse tabi.

Neyse ki KADERİNİ, asker olarak yazmışlar.

Çok somut, çok gerçek bir alana yerleştirmişler.

Yoksa, filozof olurdu, halâ heyecanla okunan eserlerin sahibi olurdu,

ama bu kadar gerçek olamazdı.

KADER kitabının yazıcıları,

gerçek ve somut dünyanın ortasına yerleştirmişler onu.

Çok da iyi yapmışlar.

Diğer hiçbirinde olmayan birşey var onda.

Nedir nedir… Düşün babam düşün.

(Babam beni andı) Sonunda buldum o şeyi.

Napolyon, BEN Napolyon’um demiş.

Atatürk, hepimiz Mustafa Kemal’iz demiş.

Aradaki FARK burada işte.

Benlik duygusunun esiri olmamış,

BİZ olmanın yollarını aramış durmuş.

İnsanı bu denli allak bullak eden,

Gençliğe Hitabe gibi bir metni

başka hiçbir motivasyonla açıklayamazsın.

Ben işi değil o iş. BİZ işi.

BİZ olmak için yalvarmış sanki.

Nesiller üzerinden çoğalmak istemiş.

Genetik değil manevi bir evladı tercih etmesi de

sanıyorum bu yüzden.

Hazret-i Muhammed’e resmim çizilmeyecek benim dedirten şey her ne ise,

Mustafa Kemal’e geride biyolojik bir akraba bıraktırmayan şey de aynı.

KİŞİLER KATINDAN ÇEKİLMEK.

Arayın tarayın, bi akrabasını bulabiliyor musunuz bakalım.

Kişisel soyunu devam ettirmediği gibi, bütün izlerini de kaybettirmiş.

Olası bir Mustafa Kemal soyculuğuna müsade etmemiş, tedbirlerini fazlasıyla almış.

Hanedanlığa karşı duran adama yakışan da buydu.

Diğer tarihi portreler var ya.

Evet, Atatürk’te onlarda olmayan birşey var.

Sanıyorum onu FARKLI kılan,

aslında kendisinden ziyade insanların ona olan bakışı.

Küçükken bir Atatürk defterim vardı.

Gazetelerden kesip kesip onun resimlerini yapıştırırdım.

Şiirler yazardım.

Şimdi FARKETTİM ki o resimleri hiç unutmamışım.

Evet, Türk halkının ona olan bakışları bi değişik.

Meşhur birini görmüş bakışları da değil,

devlet büyüğü gelmiş heyecanı da değil.

Başka bişey.

Bir milletin kişisel GELİŞİM serüveni var

Atatürklü fotoğraflarda…

KENDİNİ AŞMA çabası var.

Olmadığını zannettiğin olanaklarını kullanmanın,

neleri başarabildiğini FARKETMENİN mutluluğu var.

Aptalların aptallığı yakıştırdığı bir halkın,

öğrenmeye olan düşkünlüğü var.

Genciyle yaşlısıyla aydınlanan RUHLAR var.

Bana sorarsanız baştan aşağı müteşabih bir laftır;

Atam izindeyiz…

1- Seni bir öncü bildim.

Ben de tıpkı senin gibi geleceğin devrimcisiyim.

diyebiliyorsan ne mutlu.

2- Ben kim sen kim.

Gerilerden gelen bir takipçinim ben sadece.

diyorsan da ne yazık…

Herkes bu iki anlamdan hangisini

kendisine daha yakın bulduğuna karar versin önce.

2 diyenler tribüne çıksın.

1 diyenlerle işimize bakalım BİZ de.

Resullük, nebilik…

Bunlar dinsel öncülük yapan kişilerle ilintili kavramlar.

Mustafa Kemal Paşa’ya bu tarz bir sıfat yakıştırmamız

pek doğru olmaz.

Fakat şunu rahatlıkla söyleyebiliriz;

Onda kesinlikle peygamber kumaşı var!

Evinizde kendiniz deneyin.

Tarihi portreleri yanyana koyun.

Mustafa Kemal titreşimlerinin benzerlerini

sadece peygamber profillerinden alabildiğinizi FARKEDECEKSİNİZ.

Gandi’ler, Churchill’ler kesmeyecek sizi.

Eliniz Filistinli İsa’lara,

Mekkeli Muhammed’lere gidecek.

Sakalı uzun dincilik, Haşa!

İslam peygamberiyle ortak ne özelliği varmış Atatürk’ün

derse onlara tek bir şey söylerim.

Kelime bile etmem onlara.

Rakam söylerim.

19 derim.

İslam’ın bir rakamı varsa, bu rakam 19’dur.

Ve bir insanın hayatında bir rakam

bu kadar çok yer ediniyorsa vardır onda bir iş.

19 Mayıs 1919 gibi veriler,

çok doğal geliyorsa hemen bir şey isteyelim onlardan.

Ayarlasınlar, denk getirsinler

hayatı 19’larla içiçe evlatlar sunsunlar BİZE.

Bakalım getirebiliyorlar mı…

Öncülük. Çağımızın anahtar kelimesi budur.

Dışı modern-içi demode yanımızın

bir türlü anlayamadığı kavram da budur.

BİZ’im aramızdaki, yazan ve okuyan arasındaki

akıl ilişkisini de bi türlü anlayamazlar bu arkadaşlar.

Tanrı’nın doğum günü – LEVH-İ MAHFUZ

düşüncesine katılırsan,

onun düşüneninin müridi olarak ilan eder seni.

Bi de felsefik felsefik ateist demez mi kendine.

Lan o zaman bütün fizikçiler de Einstein’ın müridi…

Senin mantığa göre.

Mantık kelimesini de lafın gelişi kullanıyorum tabi.

Bu işe çok kafa yormak lazım çok.

Öncülüğe.

Herşeyden önce Mustafa Kemal’i zihin dünyamızda

öncülük koltuğuna bi oturtabilsek, önümüz epey açılacak.

O zaman herşey farklı olmaya başlayacak.

Makam da değil mevki de değil Mustafa Kemal.

O sadece bir ZEKA biçimi. Şu gerçeği bi FARKETSEN analar daha ne Kemal’ler doğuracak.

Daha doğrusu anaların zaten doğurmuş oldukları, ansızın birer Kemal olacak.

O bir ÖNCÜDÜR ve O’na methiyeler düzdüğün anda Mustafa Kemal biter.

Zararsız görünen bu eylem, ÖNCÜ olanı sonlandırmaktır.

ÖNCÜ çoğalması gereken kişidir.

Onu, erişilmez konuma yerleştirmek Mustafa Kemal’e suikast düzenlemekten daha büyük suçtur. İzmir suikasti başarılı olsaydı Paşa’nın vizyonu bundan etkilenmez, yoluna bi şekilde, fenomenleşerek devam ederdi. Silahlı suikastlerin olur da vizyonlara düzenlenen suikastlerin telafisi olmaz. Silahla düzenlenenlerden misliyle daha tehlikelidir.

Yolunu kaybettirir sana.

Ve ne yazık ki BİZİM ülkemizde damlar,

ilerici Atatürk’e nişan almış KESKİN nişancılarla dolu.

Artık methiyelerle yetinmeyi bırakıp,

öğretmenimize yakışır öğrenciler olmalıyız herbirimiz.

Ne isabetli bir tohumdur “Gençliğe” hitabe.

Buraya dikkat. Gençlere değil, gençliğe…

Genci de yaşlısı da üstüne alır.

“Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte,

bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen… “

dendi mi 7-70 ayaklanır herkes.

 

Davamızı düşünüyorum. Hayalimizi düşünüyorum. BİZE dayatılan düzeni düşünüyorum. O koca çarkı düşünüyorum. O çarkı nasıl tersine çevireceğimizi düşünüyorum. Ne zorlukların üstesinden gelip, neleri başaracağımızı düşünüyorum da…

 

Mustafa Kemal, LEVH-İ MAHFUZ ve Tanrı’nın doğum günü’nü biraraya getirince içimden yüksek sesle ACABA? diyorum.

Hayır hayır acaba demiyorum çünkü eminim.

Ata’nın Gençliğe hitabesi ile

“ayağa kalk” dediği kesim,

İNDİGO neslinden başkası değil.

 

BİZ’e sesleniyor o.

Ve mesajı alıyoruz BİZ.

Mesajı aldıkça alev alıyorum ben.

19 Mayıs ruhu…

Tanrı’nın doğum günü DEVRİMİ…

7/70 İNDİGO DEVRİMCİLERİMİZ…

Ve İstiklal barışı…

Sevgiyle”

” İşte böyle.
Kötülüğün,
karanlığın ortasında biri BİR IŞIK yakar,
100 yıl da geçse,
7 düvel BİR araya da gelse
söndüremez onu BİR daha.
İyilik alev almıştır BİR kere.
İyiler alevi bir almayadursun,
SEN işte asıl o gün SEYREYLE DÜNYAYI.
İyilerin yüzünde gülücükler açtıranlara
BİR kere daha, milyon kere daha
SeLaM olsun.
Mayısların 19’u kutlu OL-sun.”

BuRAK özDEMİR

www.tanrinindogumgunu.com

.

1lord

.

1devrimduy

.

Her rüya sizin kendinize özel yaşanmışlığınızdır.

1ahat

.

Her rüya sizin kendinize özel yaşanmışlığınızdır.

Yaşamınızda sıklıkla kullandığınız bir cümle vardır;

-“Garip bir RÜYA gördüm,

korkulu bir RÜYA,

gerçekle hiçbir alakası yoktu.”

Böyle olduğunu DÜŞÜN-mekle yanılıyorsunuz

çünkü bunlar sıklıkla ya geçmişte GÖRDÜĞÜN-üz ŞEYLER-in,

yerlerin anılarıdır ya da bir başka VAROLUŞUN-uzda

veya bu BEDENLE-nmeniz dahilinde

gelecekte BİR zaman YAŞA-yacağınız şeylerdir.

Bedeniniz uykulu ve hareketsiz olduğunda

yani siz TOPRAK BEDENİ-nizi ŞARJA BIRAK-tığınızda,

RUHSAL BEDENİN-iz ÖZGÜR-ce bedeninizden ayrılır

ve GELECEKTE ya da GEÇMİŞTE

bunu DENEYİMLE-menin yollarını arar.

UYKU RUHUN Toprak bedenden

kısmen ÖZGÜRLEŞMESİNİ SAĞLAR.

Siz UYU-rken o süre içinde RUHSAL BEDEN-iniz

ölümden sonraki durumunda OL-ur.

Böylece İNSAN-lar UYKUDA-yken

kendilerinden daha YÜKSEK BİLİNÇ düzeyindeki

REHBER RUHLAR-ının arasına geri dönerler.

Onlarla BİRLİKTE vakit geçirir,

SOHBET EDER ve onlardan BİLGİ ALIR-lar,

hatta tekamüllerine yönelik çalışmalar yaparlar.

Tüm bu olan bitenler ölümün

korkulacak BİR şey OL-madığını bizlere gösterirken

FARKINDA OL-amayan,

Ruhsal Beden Bilincinde OL-amayan insanlar

her gün her an ölürler.

Rüyalarınız siz uykudayken

Ruhsal Bedeninizin neler gördüğüne yönelik olarak

HATIRLADIKLARINIZDIR.

Ancak her zaman RÜYA GÖR-mediğinizi de

DİKKATE AL-manız gerekir

çünkü ne GÖR-düğünüzü ya da GÖRDÜKLERİNİ-zin tamamını

her zaman için HATIRLA-mazsınız.

RÜYALAR-ınız Ruhsal Bedeninizin EYLEMLERİ-ni

her zaman tam olarak yansıtmazlar

çünkü onlar sıklıkla uyanık olduğunuzda

neler yaptığınıza ya da DÜŞÜN-celerinize

nelerin HAKİM OL-duğuna dair silik hatıralarla karışmış olarak

yola çıkışınıza ya da geri dönüşünüze eşlik eden

şaşkınlık HALİNE AYNA TUT-ar.

Tabi BİR de unutulmaması gereken

BİR konuyu HATIRLA-tmakta yarar var.

Henüz TEKAMÜL-ün alt düzeylerindeki

bedenlenmiş Ruhlar da zayıf ürken

RUHSAL BEDEN-lere sahip insanlara

sıkıntı vermek İÇİN rüyaları kullanır ve yorumlar.

Her RÜYA sizin KENDİNİZE ÖZEL yaşanmışlığınızdır.

YORUMU da sadece sizin İÇ SESİN-iz-LE DİLLENDİR-ilir.

Rüyalar falcıların ya da yorumcuyum diyenlerin

onlara yüklediği manada birer gösterge değildir.

“Demişti ki: “Oğlum, RÜYANI kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.”

Yusuf süresi 5. ayet

Belirli rüyaların belirli olaylara

işaret ettiğine inanmak çok saçmadır.

Batıl inançlarınızı arttırır.

Levh-i Mahfuz ile BULUŞ-un,

Ruhsal Beden Bilincini,

varoluş ve rüya BİLİNCİ-ni ÖZÜMSE-yin.

.

www.izmirliahmetkaya.com

.

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İÇİNDEN SONSUZLUĞUN KİTABI ÇIKSIN.

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.

GEL, BUL, ANLA.

.

GEL, BUL, ANLA.

“Tanrı,

BİR çalı çırpı yığını üzerinde tecelli edip,

DİLE GEL-ebiliyorsa

annelik OL-arak adlandırdığımız

O ENERJİ her ne ise

değil erkek baba BEDENİ,

hiç doğurmamış bir kadın bedeninde de TEZAHÜR ED-ebilir.

Hayvan bedeninde de TEZAHÜR ED-ebilir.

OL derse ağaç bedeninde de TEZAHÜR ED-ebilir,

muhtemelen ediyordur da

BİZ o FREKANSI ALGILA-yamadığımız için

GÖR-ememekteyizdir.

İnsana RUH PENCERESİNDEN BAK-ınca

yılların bilgi birikimleri

birer klişe yığınına DÖNÜŞ-ebiliyor.

Yorucu GEL-ebilir,

abartı BUL-unabilir,

ANLA-rım.

Sevgiyle”

buRAK özDEMİR

.

www.izmirliahmetkaya.com

.

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İÇİNDEN SONSUZLUĞUN KİTABI ÇIKSIN.

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.

BİR ADIM DAHA ATSANIZ

.

BİR ADIM DAHA ATSANIZ

Her İNSAN-a, HAYATI-nın bazı dönemlerinde,

ilahi BİR LÜTUF olarak ÖZ benliğinle tanışma,

onu FARK ET-me, onu DENEYİMLE-me

ve IŞIK BEDEN BİLİNCİ dediğimiz

ya da RUHSAL BEDEN diye DİLLENDİR-diğimiz

o hallenmelere İZİN VER-ilir, KAPI AÇ-ılır.

Ne var ki DÜNYA-nın

MADDE-sel ve MATERYAL-ist yönü

o durumda ya da O makamda

sürekli kalmanıza ENGEL-dir.

Bazen bu DENE-yiminiz

kendi ÖZGÜR İRADENİ-zi

KULLAN-arak GERÇEK-leşse de,

bazen sizden istek OL-masa da

Tanrı, VAROLUŞ BİLİNCİNİ DENEYİMLE-yin

ve ÖZÜMSE-yin diye,

BİZE bir HEDİYE ANAHTAR SUN-ar,

belirli bir süre DENEYİMLE-yebilmemizi sağlar.

Bu ANAHTAR, bazen BİR RÜYA,

bazen BİR İNSAN-la karşılaşma,

bazen gerçekten BİR KAPI-nın anahtarı,

bazen ÖLÜM ile burun buruna gelme,

bazen de LEVH-İ MAHFUZ adlı

BİR kitap ile VESİLE olabilir.

Ve artık SİZ, tüm hareketlerinizle

çok hassas BİR şekilde izlenirsiniz.

“Fakat ateşe yaklaşınca bir ses ona “Ey Musa!” diye seslendi. “Benim, ben! Senin Rabbin! Öyleyse artık pabuçlarını çıkar. Ve bil ki, sen iki kez kutlu kılınmış vadidesin. Ben seni seçtim, öyleyse artık vahiy olunanı dinle.”

Taha Suresi 11-12-13.

Hadi artık,

denizin kıyısına kadar gelmişsiniz,

BİR ADIM DAHA ATSANIZ

serin ve ferahlatıcı sularda yüzeceksiniz

ama kavurucu, öğle güneşinin yakıcılığı altında

cehennem azabı çekmeyi yeğliyorsunuz.

Bu trajediye bir son verin artık.

LEVH-İ MAHFUZ ile buluşun.

.

www.izmirliahmetkaya.com

.

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İÇİNDEN SONSUZLUĞUN KİTABI ÇIKSIN.

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.