Baharatlar sadece katkı, koku değil, bir kültürdür.

.

Baharatlar sadece katkı, koku değil, bir kültürdür.

Baharatlar sofralarımızın sadece katkısı, kokusu değil, Türk mutfağının damak tadı kültürünü oluşturan en önemli malzemeleridir. İşte A’dan Z’ye baharat çeşitleri…

Acı Kırmızı Toz Biber :

Acı ve tatlı taze biberlerin kurutulup, dövülmesinden elde edilmiştir. Sıcak yöre yemeklerinin çoğunda kullanılır.

Adaçayı :

Ballıbabagillerden kokulu bir bitkidir. Ege bölgesinde, çay yapılan bir aromalı ot. Avrupa ülkelerinin mutfaklarında kızarmış patateslerin, hamurlara koyulan yağların kokulandırılmasında, salamuralarda, etlerin dinlendirilmesinde kullanılır.

Anason :

Anayurdu Mısır olan anason, maydanozgillerden bir bitkinin küçük, yeşilimsi, taylı ve baharlı bir tohumudur. Hamur işlerinde, rakıcılıkta, gevreklerde, çöreklerde kullanılır.

Ardıç :

Kozalaklılardan, yaz, kış yapraklarını dökmeyen, güzel kokulu, siyahımsı, yuvarlak yemişleri bulunan bir ağaççıktır. Kümes hayvanlarının etlerinin pişirilmesinde ve dinlendirilen etlerde kullanılmaktadır.

Beyaz Toz Biber :

Karabiberin dış kabuğu alınmış ve öğütülmüş olanıdır. Karabiberden daha keskin kokuludur ama tadı karabibere göre daha hafiftir.

Biberiye :

Küçük, kalınca, ensiz ve kokulu olan yaprakları av ve kümes hayvanlarının etlerinden yapılan yemeklerde, et yemeklerinde ve soslarda kullanılır. Tazesinin kullanıldığı her yerde kullanılır.

Çemenotu :

Sert, kahverengimsi sarı renkli bir tohumdur. Öğütülmüş olarak turşularda, çorbalarda, soslarda, güveçlerde ve et yemeklerinde kullanılır.

Cevz-i Bevva :

Sıcak bölgelerde yetişen bir ağacın bir yemişidir. Rendelenerek toz haline getirilir ve tavalarda, beşamel soslarda, et, dolma ve sarmalarda kullanılır.

Çörekotu :

Çöreklerde ve ekmeklerin üzerine pişirilirken serpilir. Salatalarda da çörekotu kullanılabilir.

Defne :

Çeşitli balık, et, kümes ve av hayvanlarının etlerinden yapılan yemeklerde, soslarda ayrıca bazı turşu ve konservelerde kullanılır.

Dereotu :

Maydonozdan sonra en çok kullanılan taze ot. Sindirimi kolaylaştırıcı bir bitkidir. Birçok salata ve zeytinyağlı yemeklerde kullanılır.

Dolmalık Fıstık :

Özellikle dolma içlerinde kullanılır.

Fasulye otu :

Özellikle kurufasulye ya da diğer baklagiller pişirilirken katılırsa lezzet veren bir ottur.

Frenk fesleğeni :

Nanegillerden tropik kökenli bir ot. Domatesle mükemmel bir uyumu vardır. Patlıcan ve biberli yemeklerle de önerilir. Sarmısakla birleştiğinde biberli bir tat kazanır.

Frenk maydanozu :

Yerli maydanozun kıvırcık yapraklısı. Kokusu daha hafiftir. Süslemeye çok uygundur.

Hardal :

Bu bitkinin tohumu un durumuna getirilir ve sirkeyle karıştırılarak macun kıvamında bir karışım yapılır. Izgara etlerin yanında ve bazı soslarda kullanılır.

Haşhaş Tohumu :

Haşhaş bitkisinin tohumudur. Mavi-siyah veya beyaz renkte olur. Ekmek, çörek, börek gibi fırın ürünlerinde kullanılır.Ayrıca kavrularak salata, kanape, meze ve sebze yemeklerine de katılır.

Hintcevizi :

Bir diğer adı müskat’tır. Beşamel sos ve benzerleri ile peynirli yemeklerde kullanılır. En ince rendeden çekilir. Acımsı tadından ötürü çok küçük miktarlarda kullanılmalıdır.

Karabiber :

Kuru ve siyah tanelerinin baharlı ve acı bir tadı vardır. Hemen hemen her türlü yemekte bütün veya toz durumda kullanmak mümkündür.

Kakule :

Sıcak iklimlerde yetişen kakulenin tohumları küçük ve beyazımsı renktedir. İştah açıcı ve mide bozukluklarını giderici özelliği vardır. Bu nedenle hem baharat, hem de ilaç olarak kullanılır.

Karanfil :

Bu bitkinin koyu renkli, küçük çivi biçimindeki tomurcukları kurutulur ve öğütülerek toz haline getirildikten sonra veya dövülmeden tane olarak kullanılır. Kompostolarda, bazı tatlılarda, şerbetlerde, keklerde, dondurmalarda, soğanla birlikte bazı yahnilerde kullanılır. Elma ile ilginç bir uyumu vardır.

Kerbel :

Bir maydanoz türüdür. Salatalarda kullanılır.

Kereviz :

Kökleri ve yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitkidir. Genel olarak pişirilerek yenir. Bazı yerlerde yaprakları çiğ olarak da kullanılmaktadır.

Kekik :

Etlerde, ızgaralarda, sebzelerde ve balıklarda kullanılır. Özellikle çorbalarda nane gibi kekik de bol kullanılır.

Kimyon :

Genel olarak toz halinde kullanılmaktadır. Türk mutfağında, köftelerde, bazı et yemeklerinde ve sucuk yapımında kullanılır.

Kişniş :

Kişniş genellikle şuruplarda ve likörlerde kullanılmaktadır. Kişniş şekeri pastacılıkta ve bazı et yemeklerinde de kullanılmaktadır. Bitkinin yaprak ve filizleri de çorba ve salatalara doğranarak yenir.

Köftebaharı :

Köftelerde kullanılır.

Köri :

Kimyon, biber, zerdeçal, kişniş, karanfil, kakule, zencefil, hintcevizi, demirhindi ve acı kırmızı biberden oluşan bir baharat karışımıdır.

Kuru Tarhun :

Tazesinin kullanıldığı her yerde kullanılır.

Kuşüzümü :

Pilav, dolma içleri ve bazı tatlılarda kullanılır.

Maydanoz :

Her türlü salata ve yemekte kullanılır. Kök maydanozda ıtırlı bir yağ bulunduğundan bazı soslarda ve yemek sularında bu köklerden yararlanılmaktadır.

Melisotu :

Salata veya taze meyveler ile kullanılır.

Mercanköşk :

Kekiğe çok yakın bir ottur. Salatalardan başka et yemeklerinde, sebzelerle de kullanılır. Genellikle yemeğe pişmesine yakın konur. Sindirimi kolaylaştırıcı bir etkisi olduğundan, av etleri gibi sindirimi zor yemeklerde mutlaka kullanılır.

Miskotu :

Kaz, ördek, yılanbalığı gibi yağlı yiyeceklerde ve yahnilerde kullanılır. Vermut tipi bazı şarapların yapımında vazgeçilmez bir ottur.

Muskat :

(küçük hindistan cevizi) Kullanılan kısmı tohumudur. Itırlı bir tada ve kokuya sahip olan muskat çok sert olduğundan rendelenmiş olarak da satılır. Antiseptik, iştah açıcı, mide ve kalbi kuvvetlendirici ve safra taşlarının erimesine yardımcı özellikleri vardır.

Nane :

Çorbalardan sebzelere kadar birçok yemekte kullanılır. Etlerden koyun ve kuzuya konulur. Ayrıca genellikle salatalarda da kullanılır.

Pembebiber :

Özellikle soslarda, et ve balık yemeklerinde kullanılır.

Pimpinel :

Bir anason türüdür. Genellikle çorba, sebze ve balık yemeklerinde kullanılır.

Pul Kırmızı Biber :

Acı taze biberlerin kurutulup pul haline getirilmesi ile yapılır.

Rezene :

Anason kokulu bir ot. Yaprakları dereotuna benzeyen, kökü de sümbül soğanını andıran bu bitkinin yemeği ve salatası yapılır.

Roka :

Yaprakları turp yaprağına benzeyen bir bitkidir. Salata olarak veya tava ve ızgarada pişirilmiş balık yemekleriyle birlikte yenir. Ayrıca, servis tabaklarının süslemesinde de kullanılır.

Safran :

Safran, kullanıldığı yemeğe sapsarı bir renk verir. Keskin ve hafif acımsı bir tadı vardır. Bazı balık ve deniz mahsulleri yahnilerinde, pilavlarda ve sütlü, pirinçli tatlılarda kullanılır. Zeytinyağında ise hiç erimez. Ayrıca safrandan zerde adı verilen bir tatlı da yapılır.

Sumak :

Toz haline getirilerek kullanılmaktadır. Ekşimsi bir tadı vardır. Kebaplara ve bazı salatalara ekşilik vermek için kullanılır.

Susam :

Simit ve benzer çeşitli hamurlu yiyeceklerde ya da tahin yapmında kullanılır.

Tarçın (çubuk) :

Bazı pasta, kek, bisküviler ve sütlü tatlılarda ayrıca boza, salep gibi içeceklerde kullanılmaktadır.

Tarhun :

Bazı soslarda, salçalı et yemeklerde, soslarda, yumurtalarda ve salatalarda kullanılır.

Tatlı Kırmızı Toz Biber :

Tatlı kırmızı biberlerin kurutulup toz haline getirilmesiyle elde edilir. Pek çok yemekte kullanılır.

Tere :

Bu bitkinin yaprakları genellikle salata olarak yenir. Servis tabakların süslenmelerinde de kullanılır.

Toz Tarçın :

Çubuk tarçının kullanıldığı her yerde kullanılır.

Vanilya :

Meksika kökenli bir baharat. Pastacılık ve şekercilikte krema, kek, dondurma, komposto, poşe meyveler ve sütlü tatlıları lezzetlendirmek için kullanılır.

Yenibahar :

Kullanılan kısmı meyvesidir. İştah açıcı, gaz söktürücü ve kabıza karşı etkilidir. Mutfakta ise etli yemeklerde, köfte, sosis, çeşitli tatlı ve dolmalarda kullanılır.

Zencefil :

Bir bitkinin toprak altında kalan gövdesinin kurutulmasıyla elde edilir. Genellikle şerbet, meşrubat ve likör yapımında kullanılmaktadır.

Zerdeçal :

Yaprakları sivri uçlu, çiçekleri sarı renkte bir bitkidir. Et, balık, yumurtalı yemeklere katılır. Ayrıca kimi zaman safranın yerine de kullanılmaktadır.

.

www.izmirliahmetkaya.com

.

Reiki’ye devam…

.

Reiki’ye devam…

 

Nostalji… yıl 2004 bir buRAK özDEMİR yazısı…

“Geçen haftaki “Mistik Çağı’na hazır mısınız?” yazımdan sonra sizden yüzlerce mail geldi. “Ben de istiyorum. Ben de… Ben de…” diyordu çoğunluk. -de’yi yanlış yazıp “Bende istiyorum” diyenler de oldu tabii. Bana farklı farklı mesajlar verdiniz. Ama belki de sizden aldığım en büyük mesaj, hiçbirinizin soruma cevap vermeyişinizdi! Farkında mısınız bilmiyorum ama hiçbiriniz “Evet, ben mistik Çağı’na hazırım” demedi. Belki de diyemedi…

 

İşte bu yüzden bu konuyu biraz daha kaşımaya karar verdim. İlk olarak şunu söylemek istiyorum. Ben, yazılarımı beni okuyanlar için değil bana yazanlar için yazıyorum. Ortaçağ’dan kalma “sen yaz, ben sadece okurum” temelli okur-yazar ilişkisi bana hiç sıcak gelmiyor. Reiki konusunda da sizden aldığım ışık doğrultusunda konuya devam ediyorum.

 

 Bu konuya bu kadar ilgi duyuşunuzun beni çok mutlu ettiğini söyleyebilirim. Reiki master’ımın adını iyi ki de vermemişim! İletişim bilgilerini tek tek aldınız benden… Parmaklarıma kramp girdi ama sağlık olsun.

 

 “Huzur İslam’dadır” şeklinde tek cümlelik bir mail gönderen arkadaşımızın Reiki hakkında bilmediği şey, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’in Reikivari bir enerjiyle şifa dağıttığına dair ciddi tarihsel kayıtların olduğuydu. Zaten, Reiki’yi bulan Dr. Mitsui’yi harekete geçiren olay bir öğrencisinin ona sormuş olduğu “Neden biz de İsa gibi ellerimizle insanları iyileştiremiyoruz?” sorusu. Bu nedenle altını tekrar çiziyorum. Reiki ne dinlere bir alternatif ne de “modern” tıbba bir alternatif. O sadece Reiki. O bir anlayış. Onun dünyasına girmeden yapılacak her yorum boş.

 

 Geçen hafta yazım Pazartesi yayına girdi. Salı akşamı ise, Reiki 21. gün deneyimleri paylaşma toplantımız vardı. 21. gün toplantısının anlamı, kendinizi evrensel enerjiye açtıktan sonra bedeninizin 21 gün boyunca kendini temizlemesinden ileri geliyor. İki Reiki olayı elimde olmadan aynı haftaya denk geldi. Akşam toplantısında master’ımız birkaç yeni teknik gösterdi. Herkesin geçen 21 günde yaşadıklarını paylaştığı bu toplantıda benim bu olaya olan inancım bir kat daha arttı. Evrensel akımdan aldığım frekansif pay, yükseldi bu yeni tekniklerle. Artık, ellerimin ucundaki enerji çok daha güçlü hale geldi.

 

 Bazılarınıza şaka gibi gelebilir… Reiki 1 olduktan sonra hayatınızın sonuna kadar ellerinizin ucunda oluşan bir karıncalanma ile birlikte yaşamaya başlıyorsunuz. Bu karıncalanma, evrenden aldığınız şifa enerjisinin ta kendisi. Yararlanın ya da olmaz öyle şey deyip yararlanmayın. Değişen bir şey yok. O, orada durmaya devam edecek. Emrinize amade bir biçimde… Bu enerji ücretsiz bir enerji! Kimse size ay sonunda fatura göndermiyor. Free TV gibi düşünün. Bulunduğunuz ortamda yayın zaten var. Tek yapmanız gereken alıcınızın ayarlarını yaptırmak. Eğer, ilkel bir televizyon kutusunun dünyadaki frekanslara açık olduğuna inanırken diğer yanda da insan bedeni gibi muhteşem bir yapının değişik frekanslara açık olabileceğine ihtimal vermiyorsanız bu gerçekten sizin sorununuz. Ve size bu sorundan kendinizi kurtarmanızı öneririm.

 

 Şu soru akıllara geliyordur mutlaka. Reiki her hastalığı geçiriyor mu? Cevap basit. Geçirebilir ama geçirmiyor! Çünkü, şifa üçlü bir anlaşma. Hasta-şifacı-evren arasında üçlü bir anlaşma. Taraflardan biri istemezse şifa kesinlikle gerçekleşmiyor. Reiki’ye göre hastalık da sevgiyle yaklaşılması, süresince bir şeyler öğrenilmesi gereken bir durum. Ve de yaşadığımız hastalıkların kökeni bizim psikolojimiz. Yenibir okuru Selda Talaakar’ın size önerdiği Hastalık- İyileşmeye Giden Yol / Mimoza yayıncılık kitabında da göreceğiniz üzere büyük-küçük bütün hastalıkların psikolojik nedenleri var. Örneğin kanser, “affetmemek” ve “affedilmemek” ten kaynaklanıyor.

Reiki ve genel anlamda da mistik konusu çok derin, ucu bucağı olmayan bir konu. Ben kendime şu soruyu soruyorum son günlerde. Neden? Neden? Neden? İnsanoğlu böyle bir mucizeyi kontrol edebilmenin yolunu bulmuş. Her bireyi, İsa peygamber gibi elleriyle şifa dağıtabilir hale getirmenin yolunu bulmuş. Ben bu aleme girince dünyam değişmiş. Peki bu olay neden flaş haber olarak duyurulmuyor sağda solda? Neden?

 

 

Sanıyorum yanıtları buldum.

Reiki’nin sansasyonel hale gelmeyişinin nedenleri:

 1-       Reiki bir Amerikan icadı değil! Amerikan kültürünün ürünü değil. Amerikan kovboylarının geliştirdiği bir teknik değil. Tam tersine, Amerikan kültürel emperyalizminin silmeye çalıştığı “Doğu”nun bir ürünü. Eğer böyle olmasaydı, emin olun bir Holywood filminde Brad Pitt’i sabah kalktığında çakralarına enerji yüklerken görüyor olacaktık!

 2-       Kapitalizm, Reiki’den pek hoşlanmıyor. Reiki ona bir ekmek kapısı sunmuyor zira. Reiki bir pazar değil. Tam tersine, başta sağlık sektörü gibi birçok pazarın dengelerini altüst edebilecek “çıkıntı” bir olay. 100 milyon lira veriyorsunuz ve bir ömür boyu sınırsız kullanıyorsunuz. Öyle gıdım gıdım kontör kontör de değil. Sınırsız kullanıyorsunuz. Dev tesislerde üretilebilecek bir şey de değil. İnsanlardan insanlara direk olarak yayılıyor. Tıpkı hayvancılık sektörünün vejetaryenliğin sesini duyurtmaması gibi bir durum.

 3-       Biz Reiki gibi şeylerden korkuyoruz. Ve asıl önemli neden de bu.

 

Birinci ve ikinci maddelerle ilgili olarak yapabileceğimiz hiçbir şey yok ne yazık ki. Bu nedenle üçüncü maddenin üzerine biraz daha fazla gitme taraftarıyım. Size bir arkadaşımla aramda yaşadığım bir diyaloğu aktaracağım. Demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

 Bir yazar arkadaşımla Reiki’yi tartıştık geçen hafta. Kitapları onlarca baskı yapan çok başarılı, çoğunuzun adını duymuş olabileceği gerçek bir fikir önderi bir arkadaşım ve benim aramda geçiyor konuşma. Şunu da söylemeliyim, yazdığı fikirlerini çok takdir ettiğim bir isim kendisi.

 

buRAK- Reiki olayları böyle böyle… Adresini vereyim sen de gitsene

O- Sen önce masadaki şu kitabı düşüncelerinle kıpırdatır seviyeye gel ben o zaman giderim!

buRAK- (Deyim yerindeyse “oha fffalan” olarak) Nasıl yani?

O- Ben inanmak istemiyorum böyle şeylere.

buRAK- Niye?

O- Çok ters geliyor bana.

buRAK- Yahu bir gününü ayır git. Sonra da aklına yatmazsa en kötü bana küfredersin. Birşey kaybetmezsin. Sen ki, insanlara fikir önderliği yapan birisin. Sen de kendini yeni fikirlere kapatırsan işimiz iş.

O- Yok yok. Sen kitabı kıpırdat. Ben o zaman giderim.

buRAK- Paradigmanın yerinden oynamasından korkuyorsun değil mi?

O- Belki de…

 

 Arkadaşım benim ilk başlarda yaşadığım korkuyu atlatamamıştı. Koca adam küçük bir çocuk olmuş kitabı kıpırdatmaktan bahsediyordu! “Bilmiş insan sendromu” olarak ifade edebileceğim o şey, onu engelliyordu. Öyle ya, bu yaşa kadar kırmızı zannettiğimiz hatta herkese “bakın bakın nasıl da kırmızı kırmızı dönüyor?” dediğimiz dünyanın mavi olduğunu öğrenmek de vardı işin ucunda.

 

 Galiba yaşadığımıza inanmakla

inandığımıza yaşamak arasında

bir tercih yapmanın zamanı geldi.

Bu olay, önümüzü kapatıyor çünkü.

Ya inandığımız yanlışsa?

Ya dünya gerçekten kırmızı değil de maviyse?

Eğer, dünyanın zannettiğinizden

farklı bir renkte olduğunu öğrenmenin

şokuna hazırlıklıysanız,

Reiki tam size göre…

 burak@strategica.gen.tr

buRAK özDEMİR      

26.04.2004

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=220805

Yazının tamamını yukarıdaki linkte bulabilirsiniz.

Kapımız çalındığında Reikiyle tanışmak isteyenlere hiçbir ücret talep etmeden uyumlamalarımızı hediye olarak sunuyoruz.

Sadece farkında olun.

Kapılar çalınmak içindir.

 www.izmirliahmetkaya.com

.

Kalbin yolu, cesaretin yoludur.

.

Kalbin yolu, cesaretin yoludur.

Sadece korkaklar, kafalarıyla yaşar.

Korktukları için etraflarında mantıktan oluşan

bir güvenlik duvarı yaratırlar.

Korkularıyla her kapı ve pencereyi kapatırlar.

Kavramları, kelimeleri, teorileri

ve din bilimleriyle, bütün boşlukları kapatır

ve bu kapalı kapılar arkasında gizlenirler.

Cesaretli olun.

Kalbin yolu, cesaretin yoludur.

Korku hissettiğiniz an bilin ki,

kendinizi aşmak üzeresiniz.

Korkuyla karşı karşıya kaldığınızda

kararlı ve cesur olun.

Ve bu durumu, yaşama bir meydan okuma

ve kendinizi aşmak için bir fırsat olarak görünüz.

Yaşam cesurları sever.

Daima gülümseyerek, önce kendinize

kendi gözlerinizin içine bakarak

“SENİ SEVİYORUM CANIM” deyin.

Gelecekle yüzleşmekten mi korkuyorsunuz?

Sevginizin karşılıksız olmasından mı korkuyorsunuz?

Karar vermekten mi korkuyorsunuz?

Patronunuzdan zam istemekten mi korkuyorsunuz?

Tatmin etmeyen bir ilişkiye son vermekten mi korkuyorsunuz?

Korktuğunuz şey ne olursa olsun,

işte size ondan kurtulmanız için bir fırsat.

LEVH-İ MAHFUZ,

size öyle bir bilinç düzeyi sunuyor ki,

korku, kararsızlık ve öfkeyi

güç, hareket ve sevgiye dönüştüren

etkili yöntemleri yaşamınıza yerleştirebilmeniz için

sizin kişisel DEVRİMİNİZİ

gerçekleştirebilmenize yardımcı oluyor.

LEVH-İ MAHFUZ,

okumayı bilen herkes için gerekli bir kitap,

bir başucu kitabı.

 

 

www.izmirliahmetkaya.com

.

AL, AL, ALLL…

.

AL, AL, ALLL…

Seni diğerlerinden farksız yapmaya

tüm gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada,

kendin olarak kalabilmek,

dünyanın en zor savaşını vermek demektir.

Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez.

Al, al, al. Nereye kadar?

Dolaplar çekmeceler divan altları,

tavan araları bile doldu taştı.

İnfak bilincinden yoksun bir toplum.

Sadece farkında olun istedik.

Hakikat ile buluşmalısınız,

kaderinizi kendiniz yazabilmeniz için

tek hakiki kaynak, Levh-i Mahfuz’dur.

 

 

www.izmirliahmetkaya.com

.

Anlamak bu kadar mı zor?

.

Anlamak bu kadar mı zor?

Neden barış içinde yaşamayı öğrenemiyoruz,

neden hep kavga ediyoruz birbirimizle?

Neyi paylaşamıyoruz, neden anlamıyoruz birbirimizi?

Anlamak bu kadar mı zor?

Kendimce cevaplayabildiğim bu soruları soran

ne kadar çok insan var.

Şikayet ediyoruz hep kavgalardan, küslüklerden.

Peki düzeltmek için ne kadar çabalıyoruz?

Farkında olmak için, HAKİKAT ile buluştunuz mu?

Anlamak bu kadar mı zor?

Güzel Kur-an’ın AL-İ İmran s. 19.

“ Hiç şüphesiz din, Allah katında İSLAM’dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki “kıskançlık ve hakka başkaldırma” yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir.”

Anlamak bu kadar mı zor?

 

 

www.izmirliahmetkaya.com

.