Hayat bazen basit bazen de karmaşık yaşanır

Hayat bazen basit bazen de karmaşık yaşanır…

Dışarıda ne oluyorsa,

içeride ki bilincin yansımasıdır.

LEVH-İ Mahfuz ile;

Yaşamla ilgili çözümlenmemiş sorunların kaynağının,

içsel dünyanızda, gözlerinizi kapadığınız andaki

IŞIK Beden bilincinizde yani Ruhsal Bedeninizde

gizlendiğini anlayacaksınız.

Çözümleri dışarıda ve başkalarında aramak yerine,

içinize dönecek ve kendi sorumluluğunuzu

alabileceksiniz.

Ruhsal Bedeninizin gizemiyle karşılaşacak

ve onun işleyişine dair, bilgileri bulacaksınız.

Bir yumurtanın döllenmesiyle başlayan

içsel yolculuğunuzda

Levh-i Mahfuz’dan gerçek rehberlik alarak,

kendinizi ve özünüzü tanıma

zihin-beden ve ruh sağlığını dengeleyebilme

ve bilincinizi geliştirme fırsatını yakalayacaksınız.

Düşlediğiniz kişi olmayı ve arzu ettiğiniz yaşamı

yaratmayı engelleyen, aile bireylerinize ve size ait,

tüm duygu, inanç ve düşüncelerin

kaynağına ulaşarak, bunları nasıl temizlemeniz

gerektiğinin bilincine ulaşacaksınız.

Kendinize yepyeni bir bakış açısı

oluşturabilmek hiç de zor değil.

Sadece yüreğinizi kendi iç dünyanıza çevirin.

Kendi iç dünyanızın güneşinde ısının.

Özünüzü Kendinizi daha çok sevin.

Işık Bedeninizin, Tanrısallığınızın farkına varın

ve SEVGİ, ŞEFKAT, MERHAMET ve AŞKINIZI paylaşın.

www.izmirliahmetkaya.com

KUCAKLAŞMA

KUCAKLAŞMA

Ne yedek parçası var, ne pili
Ne peşinat gerekiyor, ne aylık taksit
Enflasyona karşı dayanıklı, vergiden muaf
Gerçekten dinlendirici
Çalınmaz, etrafı kirletmez
Herkese uyar, katıksızdır
Çok az enerji harcar
Ama çok iyi sonuçlar verir
Tansiyonunuzu düşürür, stresinizi azaltır
Mutluluğunuza mutluluk katar
Depresyona karşı savaşır, yüzünüzü güldürür
Özgüveninizi arttırır
Dolaşım sisteminizi çalıştırır
Yan etkileri yoktur
Sanırım en kusursuz ilaç odur:
Dostlarım reçetesini yazıyorum…
Bu KUCAKLAMAKTIR.

Henry Matthew Ward’dan alıntıdır.

www.izmirliahmetkaya.com

 

YARGIDAN UTANÇ DAVASI ve biz kadınları hiç sevmedik

YARGIDAN UTANÇ DAVASI ve biz kadınları hiç sevmedik

Türkiye’de yargının en sıradan suçlar için
ki, bunları bugünlerde yaşıyorsunuz,
sahte belgeler, terörden yargılananların gizli tanıklıkları,
düzmece cd’ler ve yandaş basın destekli hikayelerle
milletvekillerini, gazetecileri, öğrencileri
çok uzun tutuklama yoluna gittiğini,
ancak 2 yıl boyunca 15 yaşından küçük bir çocuğa
cinsel istismar suçuyla ilgili tutuklamaların yapılmadığı
ve bir tutuklunun da tahliye edilmesini,
hatta bu suçu işleyenlerin tutuklanma talebinin
reddedilmesini anlaşılmaz ve vicdanları rahatsız eden
bir durum olarak görüyoruz.

Türk yargısının bugünkü tutumu anlaşılır gibi değildir.
Hala 15 yaşından küçük kız çocuğunun
8 kişinin tecavüzüne uğramasını
ve intihara teşebbüs etmiş bir çocuğun
halen ruhsal bütünlüğünün bozulup bozulmamasını
yargı tartışmaktadır.
Bizler ADALET kavramını çocuklarımıza
neyi örnek gösterip anlatacağız?

Yargı bugün ağır cinsel istismar suçu karşısında
tutuklama yolunu tercih etmeyerek
bu tip eylemlerde bulunanları bir noktada ödüllendirmiştir.

Emailime gelen anlamlı bir yazı ile sonlandıralım.

Biz kadınları hiç sevmedik.
Saçlarını sevdik, hele bir de sarışınsa daha çok sevdik
Ağızlarını sevdik, hele bir de şehvetli ve dolgun ise daha çok sevdik.
Göğüslerini sevdik…
Bacaklarını sevdik, hele bir de sütun gibiyse bayıldık.
Kalçalarını sevdik…
Gerçekten güzel vücutlu ve “çıtırsa” daha çok sevdik…
Yolda, arabada, televizyonda, internette onlara hep “baktık”
Her yerlerine iyice ve dikkatle baktık.
Pek iyi görememiş olacağız ki bir daha baktık.
Bir daha ve bir daha…
Kadınların her yerlerine baktık ama gözlerine ya hiç bakmadık ya da baktığımızda çok geç olmuştu…

Biz kadınlara çok dokunduk! Onlar istese de istemese de dokunduk.
Son yıllarda dini motiflerden güç bulanlarımız oldu.
Eh! yozlaşan toplum ve geç gelen hatta hiç gelmeyen adalet olunca da 13-14 yaşındaki çocuklara bile dokunmaya başladık! Sapık damgası yemeyi göze alanlar bile şaşırdı çünkü sapık diye haykıran ne kadar azdı!

Kadınlara dokunmada dünya sıralamasında üst yerlere geldik… 2009 itibariyle rakamlar oldukça “umut verici!!!”

% 40’ını sürekli dövdük
%45 ine duygusal şiddet uyguladık (küfür, hakaret, küçük düşürme)
%16 sına zorla sahip olduk (ve olmaya devam ediyoruz)

Tüm bunlara maruz kalan her 3 kadından biri intihara kalkıştı ama biz hiç oralı olmadık (hem bize ne değil mi? Fener ya da Cimbom maç kaybedince çok üzüldük ama kadınlar söz konusu olunca pek oralı olmadık)

% 9 una daha masum birer çocukken bile dokunduk.

Ama onlar hep sustular. Çünkü konuşsalar kimse inanmazdı. “kim bilir neler yaptın ki sana tacizde ya da tecavüzde bulundu amcan ya da komşun” bu da sana ders olsun, türünden tepkiler görecekti.

Ama bu ders o kadar acıdır ki biz erkekler bilemeyiz. Bizlere sorduklarında %25 imiz “bazı durumlarda kadın dövülür” demeyi doğal bir şey gibi dile getirdik. İslami öğreti yalanları ile kadınları, kız çocuklarını bizlerin kölesi yapmaya başladık ve bu çabalar sonuçlarını vermeye başladı. Artık kadınlar o bildiğiniz kadınlar değil!.

% 51’i erkekler ile tartışmayı bile “saygısızlık” sanıyor artık. %36’sı kendisi para kazansa bile parasını nasıl harcayacağına karar veremeyeceğine inanmış ya da inanmak zorunda kalmış. % 52’si “erkek kadından sorumludur” diyecek kadar kadınlığını unutmuş ya da unutturulmuş. % 49’u “erkek ne zaman isterse bana sahip olabilir benim itiraz hakkım olamaz” diyecek konuma gelmiş ya da getirilmiş!

Hal böyleyken kabul edelim biz kadınları kullanmayı çok sevdik. Evde, işte, siyasette, okulda kısacası her yerde…

Parti kongrelerinde sözde liderler konuşurken arka fonda 3-4 kadın vardı hep. Onlardan vitrin yaptık, imaj yaptık. Başörtülü, normal türbanlı, modern türbanlı ve türbansız..

Parti çalışmalarında kapı kapı dolaşanlar hep kadınlardı. Koşturan ve çabalayan hep kadınlardı. Miting olduğu zaman onları ön sıralara toplayıp karanfiller attık üzerlerine ve iki lafın birinde anam, bacım edebiyatı yaptık ama “ananı da al git” demek bize daha çok yakıştı!

“Cennet anaların ayakları altında” diye diye büyütüldük ama anaları hep ayaklarımız altında çiğnedik, ezdik, tepikledik…

14 şubat sevgililer günü ya da anneler gününde bir kaç saat ara verdik ama sonra yine ezmeye devam ettik.

İş verirken bile onları hep düşündük! İş yerinde gözümüz gönlümüz açılsın ya da malum niyetler ile bayan eleman aranıyor ilanı vermeyi çok sevdik.

Bu ülkede kadın olmanın ne kadar zor olduğunu biz erkekler bilemeyiz. Çünkü artık konuşmuyorlar, konuşamıyorlar, konuşturulmuyorlar.

Dini sömüren ve kullanan karanlık zihniyet kendi kadınlarını yetiştiriyor. Susan, itaat eden ve kaybolmuş kadınlar… Kızlar… Hatta çocuklar… Arada vizyon ya da imaj için ortaya “sürülen” kadınlara bakmayın siz onlar da biliyor “kullanıldıklarını” ama artık düzen kurulmuş.

Bu ülkenin kurucusu Atatürk 1930’lu yıllarda Türk kadınına dünyadaki birçok çağdaş ülkeden önceden hak ettiği hakları verdiğinde umutlanmıştık. Çünkü o Atatürk’tü ve Kurtuluş Savaşında bebeğinin kundağında mermi taşıyan anayı ya da cephede erkeği ile göğüs göğüse savaşan bacısını unutmamıştı. İhanet edemezdi ve etmemişti de. Ama biz ihanet ettik! Türkiye nereye gidiyor? diye soruyor herkes birbirine.

Oysa cevap ne kadar da açık değil mi? Türkiye hızla ve şevkle karanlığa gidiyor. Hatta koşuyor…

Çünkü kadın yok oluyor, yok ediliyor…
Benim annem, kız kardeşim, sevgili kızım yok oluyor…

Kadını yok olan ülkenin gideceği yol bellidir. Karanlık ve onursuz bir gelecek…

Bu işi planlı yürütenler İSLAMİ motifler ya da örnekler ile kadının ikinci sınıf konuma gelmesini doğal karşılamamızı bekliyorlar. Bu işe Kuran-ı Kerim’i ortak koşmaları ne acı… Belli ki burada büyük bir istismar var. Çünkü tüm Tanrı’nın kendi yarattığını aşağılaması söz konusu bile olamaz değil mi? Kur-an’ı kendi amaçları için yorumlayanlar kadını ikinci plana atmayı çok seviyor olabilir ama biz hiç sevmedik.

Lütfen artık kadınlara beyinleriniz ve gözlerinizle bakmaya başlayın ……. !!!!
NOKTA…Ş.ESER

www.izmirliahmetkaya.com

 

 

Çağdaş demokrasiler çoğulcudur.

Çağdaş demokrasiler çoğulcudur.

Dünya ve Türkiye tarihine bakıldığında,
“MİLLİ İRADE” tabiri daha ziyade,
seçimle iş başına gelmiş ancak
çoğulculuk yerine ÇOĞUNLUKÇULUĞU benimsemiş
ve giderek otoriter eğilimler sergilemeye başlamış
siyasi iktidarların tercihi olmuştur.

Çağdaş demokrasiler ise çoğulcudur.
Başka bir deyişle çağdaş demokrasiler,
sadece o an için çoğunlukta olan siyasi partinin
ya da partilerin görüşleri değil,
sayıca azınlıkta olan başka görüşleri de kucaklar.

Bugün eğer mutlaka “MİLLİ İRADE” tabiri
kullanılmak isteniyorsa, Türkiye Cumhuriyeti’nin
çoğulcu bir demokrasi modeline dayandığı unutulmamalıdır.
Bu durumda milli irade tabiri,
çoğunluğun azınlığa tahakküm ettiği,
siyasi iktidarın her kurumu ele geçirdiği
ve yaşamın her alanını düzenlemeye soyunduğu,
insanların yaşam biçimine müdahale ettiği dönemlerdeki
içeriğinden elbette ki farklı anlaşılmak zorundadır.

T.C. Anayasamızın değişmez maddelerinde
ifadesini bulan Cumhuriyetin temel niteliklerinin
siyasi iktidarı sınırladığı ve çoğunluğun
azınlığa tahakkümünü engellediği de
hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır.
Bu sınırlamalarla kastedilen,
BA(Ğ)ZILARININ ileri sürdüğünün aksine,
azınlığın çoğunluğa tahakkümü asla değildir.
Burada kastedilen, demokratik uzlaşma kültürüdür,
katılımcı demokrasidir, geçici bir çoğunluğun
geçici bir azınlık üzerinde
mutlak egemenlik kurmasının önlenmesidir.
Toplum içindeki bireylere nasıl yaşayacağını,
hangi okula gideceğini,
hangi dini inanca sahip olacağını,
nerede ibadet edeceğini,
hangi ahlak kuralını benimseyeceğini
kişilere dayatmaya kalkışmamasıdır.

An itibariyle iktidarda olanlar Güzel Kur-an’ın şu güzel ayetlerini bir kez daha okusunlar:

“Böylece BİZ, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli- düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun farkına varmazlar.” En’am Süresi 123.

“İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe inandık” derler; oysa inanmış değildirler. Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve farkında değildirler. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için acı bir sıkıntı vardır. Onlara: “Yeryüzünde karışıklık çıkarmayın” denildiğinde: “Biz sadece düzelticileriz” derler. Bilin ki; gerçekten, asıl ortalığı karıştıranlar bunlardır, ama farkında değildirler.” Bakara S. 8-9-10-11-12.

 

www.izmirliahmetkaya.com

Kalbinize dokunulduğunda, kalbinizin kapısı açıldığında AĞLARSINIZ

Kalbinize dokunulduğunda, kalbinizin kapısı açıldığında AĞLARSINIZ

Acısız gelişme olmaz.
Tekâmül yolculuğunda size her zaman
ACI eşlik edecektir.
Acı çektiğinizde bilinç seviyenize göre
mutlu olmak ya da olmamak sizin tercihinizdir.

Levh-i Mahfuz ile buluştunuz ve yaşamınıza
Levh-i Mahfuz bilincini yerleştirdiyseniz,
şunu anlamalısınız;
siz, henüz insanlık var olmadan,
hani o VAROLUŞ anında
yani doğum öncesi planlamanızda,
çevrenizdeki diğer Ruhsal Bedenlerden
kimisine anneniz,
kimisine babanız,
kimisine çocukluktaki en güçlü travmayı yaşatacak kişi,
kimisine lisedeki aşkınız olmasını,
kimisine kalbinizi kırmasını,
kimisine evleneceği kişi olmasını,
kimisine çocuğunuz olmasını ve üç yaşında size
evlat acısı tattırması gerektiğini bildirdiniz ve istediniz.

Artık günlük yaşamınızda her şey ama her şey
olması gerektiği gibi
sizin de istediğiniz doğrultuda gerçekleşmektedir.
Kısaca, bu hayatta yaşadığınız zorlukları
ve çektiğiniz acıları siz planladınız
ve şimdi bunun tam farkındasınız.
Bu yüzden, meditasyonlarınızda
özünüzdeki Ruhsal Bedeninizle olan iletişiminizde,
iç sesinizde, içinizdeki çocuğun, güzelliğinin gerçeğini
ve onun sizi nasıl bilinçlendireceğini
ve iyileştireceğinin farkında olun.

Ruhsal enerjinizin bedeniniz içinden
akışını bilmek çok önemlidir.
Ruhsal Bedeninizin tam farkındalığı doğrudan
sizin HAYAL gücünüze bağlıdır.
Hayal kurun ve kurduğunuz hayallerin keyfini sürün
ve yaşamınızda adına mucize diyebileceğiniz
akışlarla karşılaştığınızda,
çoğunuz aslında kanal olmadığını
ortama aktardığı bilgilerin aslında
uydurma olup olmadığının hep tereddüdü içindedir.
Böyle düşüncelere kapılmanız yersizdir.
Ruhsal Bedeniniz HAYAL gücünüz aracılığıyla
aktardığı bilgiyi siz hep kendiniz uyduruyormuş gibi hissedersiniz.

Dikkat edin, her şey olması gerektiği şekilde oluyor
ve bu durum sizin isteğinizin gerçekleşmesidir.
ACI burada sadece bir rol üstlenir.
Sonuç olarak, farkında olduğunuz bir noktaya değinelim.
Siz ACI hissettiğiniz anda ağlamazsınız.
İncindiğinizde de ağlamazsınız.
Siz güzel bir şey gördüğünüzde,
size bir farkındalık yaşattığında AĞLARSINIZ.
Yani kalbinize dokunulduğunda,
kalbinizin kapısı açıldığında AĞLARSINIZ.
Tanrınızı, Tanrısallığınızı hissettiğinizde
ya da diğer bir deyişle
Tanrı katını hissettiğinizde AĞLARSINIZ.

Bunu yapan, bunu size yaşatan,
sizinle iletişime geçen,
sizinle bağ kuran ve size sonsuzluktan
SONSUZ ve karşılıksız SEVGİ akıtan
kendi Ruhsal Bedeninizdir.
Siz ona bazen İÇSES,
bazen de içimdeki ÇOCUK
bazen de evrensel IŞIK enerjisi
ya da TANRIM dersiniz.

Gözyaşlarınızı sahiplenin onlar aktıkça
Tekamülde yolculuğunuz devam ediyordur.

Henüz geç kalmadınız,
Levh-i Mahfuz ile buluşun ve yaşamınızı güzelleştirin,
hayatınızın kalan kısmının keyfini çıkarın.

 

www.izmirliahmetkaya.com