ŞİFALANDIRILMAK

ŞİFALANDIRILMAK

İlerlemek, yükselmek, bilgilenmek
ve hele hele şifa almak veya vermek,
bizim evrenimizde ruhun
ve toprak bedenin uyumu ile olur.

Onun için ruh varlığımıza gösterdiğimiz özeni,
toprak bedenimize de göstermek zorundayız.
Diyafram ile doğru NEFES alarak
onu enerjiyle beslemeliyiz.
Çünkü TOPRAK bedenimiz Tekamülümüz deki
en büyük destekçimizdir.
Ona SAYGI DUYMALI, SEVGİ beslemeli
ve zarar vermemeliyiz,
kısaca onu hırpalamamalıyız.
Onu her türlü zararlı alışkanlıklardan
uzak tutmalıyız.
Spor ve sağlıklı beslenme ile
Ona gereken önemi göstermeliyiz.
Çünkü toprak bedenimiz ruhsal bedenimizin
bu dünyadaki evidir.
Ve ruhsal tekamül,
ruhun ve toprak bedenin uyumu ile olur.

www.izmirliahmetkaya.com

 

HER ÇOCUK BİR KAPIDIR; her ebeveyn ise saydam bir anahtardır.

HER ÇOCUK BİR KAPIDIR; her ebeveyn ise saydam bir anahtardır.

http://indigodergisi.com/2013/01/her-cocuk-bir-kapidir/ ‘den Funda Mumcuoğlu’nun yazısıdır.

“Her çocuk bir kapıdır.
O kapının altından geçen anne babalar
kendilerine ve çocuklarına
dengeli bir süreçte izin verirlerse
aydınlığa ve nice farkındalıklara adım atarlar.
Yeniçağ, çocuklarınızdır.
Altın çağ da onların koruması altındadır.
İzin verildiğinde minik bir adımla
koca bir sıçrama yaşatırlar.

Birçok eğitimle dışarıda aradığınız farkındalığınızı artıracağınızı düşündüğünüz öğretmenler, eğitimler yanı başınızda durmakta. İçinde barındırdığı tüm doğallık, kavuşmak istediğiniz saflık, birliğin en yalın hali onda taptaze yansımakta. Size sabrı, hoşgörüyü, saygıyı, dengeyi, huzuru ve kabulü öğretebilecek meziyetteler.

Kapıyı zorlamayın.
Açılmadığı zamanlarda
duymuyor diye düşünüp
zile tekrar tekrar basmanıza gerek yok.
Sabırla bekleyin.
Nazikçe seslenirseniz,
tek bir dokunuş ebeveynlik yolculuğunda
üstesinden gelmeniz gereken,
üstelik zorlayıcı gelebilecek
tüm deneyimleri de usulca kolaylaştırır.
Ona izin verin.
Olana izin verin.
Kapıdan geçerken ondan sonra gelecek kuşakların
bekçisi olduğunu hatırlayın.
O, kozadan çıkmış monark kelebeğine benzer.
Bir kapıdan diğerine bayrağı taşır
ve anne baba olarak önemli bir sorumluluk
bu kapının altından geçerken
ona neleri nasıl aktarmayı seçtiğinizdir.

Gelecek nesiller sizin aktardığınız bir şeyi
birinden diğerine taşıyor olacak
ve aydınlığa en nihayetinde ulaşacak.
Siz gelecekteki nesildesiniz.
Tıpkı bir önceki nesilde olduğu gibi.

Her çocuk bir kapıdır;
her ebeveyn ise saydam bir anahtardır.
Her anne baba bu kapının altından geçer.
Oysa büyük bir paradoksu da taşırlar.
Bir önceki neslin uzantısıdırlar
ve kendileri de kapıdır.
Çocukları doğduktan sonra bu görevi
teslim etmeyi fark etmek
değerli bir armağandır.
Öyle ki izin verdiğinizde
kaybettiğiniz hiçbir şey yoktur.
Gizemli kapılar birbirine aynalık yapar
ve gerçek var olan,
orada kendini göstermeye başlar.
Kapılar bir olur ve bu birlik yakalandığında
başka boyut kapıları açılır.
Bundan sadece sizler değil
tüm hayatlar nasibini alır.

Her çocuk bir kapıdır;
her ebeveyn ise saydam bir anahtardır.
İngilizcede transparent kelimesi
saydam anlamına gelir.
Kelimelerin içinde bile gizli anlamlar yüklüdür.
‘Aktaran ebeveyn’ …
Bunu fark ettiğiniz an,
nelerin vuku bulduğunu
biraz anlamaya izin verirseniz
bir başka sandığınız yaşam,
çiçek gibi açılır.”
Funda Mumcuoğlu

www.izmirliahmetkaya.com

 

HİÇ KİMSE FAZLA YAŞAMIŞ OLMAKLA YAŞLANMAZ

HİÇ KİMSE FAZLA YAŞAMIŞ OLMAKLA YAŞLANMAZ

Gençlik bir hayat devresi değil,
bir akıl halidir.
Yıllar cildi buruşturabilir ancak,
heyecanların, sorgulamaların bitişiyle
ruhsal bedeniniz daralır, buruşur.

Farkında olmadan kendinizi
SINIRLANDIRMIŞINIZDIR.
İnsan kendine olan güveni, cesareti
ve umudu kadar GENÇTİR,
kuşkusu, endişesi, korkuları
ve bezginliği kadar YAŞLIDIR.

Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz.
İnsanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir.
Bir insan AŞKI deneyimleyip sevebildiği sürece
sonsuza kadar genç demektir…
Aşkın içindeki her mücadele, her yenilgi
sizin becerilerinizi ve deneyimlerinizi artırır.
Yani her bir engel
sizi daha iyi olmaya zorlayan arkadaşınızdır.
Dönerseniz, vazgeçerseniz,
onlardan kaçarsanız
geleceğinizi fırlatıp atmışsınız demektir.

Aşkı size, zihninizde
hiçbir soru işareti bırakmadan anlatacak
ve özümsetecek, sizi her daim SEVGİ,
ŞEFKAT, MERHAMET ve AŞK bilinciyle
yaşama hazırlayacak kitap LEVH-İ Mahfuz’dur.
Buluşun onunla kişisel DEVRİMİNİZİ gerçekleştirin.

Vazgeçmek, sevdiklerinizin
ihtiyaçlarını çalmanız demektir.
Duygularınızın efendisi olun
ve sizi üzmesine izin vermeyin.
Değiştiremeyeceğiniz bir geçmiş geride dururken,
biçimlendirip sahip olabileceğiniz
bir gelecek sizleri bekliyor.

Levh-i Mahfuz’un farkında olun.

www.izmirliahmetkaya.com

TOPLUMUN ÇOCUKLARINI DOĞURMANIN ALTINDAKİ SIR

TOPLUMUN ÇOCUKLARINI DOĞURMANIN ALTINDAKİ SIR

http://www.burakozdemir.org/tanrinin-dogum-gunu/tanrinin-dogum-gunlugu/ocuklar-zerine/

“Önemli olan kendininkileri doğurmak değil.
Önemli olan toplumun çocuklarını doğurmak.
Önce toplumun çocuklarını doğuracaksın,
sonra kendininkileri…

Geçen gün çok ama çok önemli
bir bilgiye eriştim.
Kısa ve öz fakat çok büyük
bir hayat sırrı olduğuna inandım.
Büyük ipucu, tekamül sınavından bir kopya.
Aşağıdaki satırı çok ama çok dikkatle okumanızı,
asla aklınızdan çıkarmamanızı öneriyorum.
Altını çiziyoruz “acı” olgusuyla ilgili bu bilginin.
İsterseniz büyük de yazalım.

EĞER, BAŞKALARININ ACILARINA
ORTAK OLURSAN,
BAŞKALARININ ACISINA DUYARLI OLURSAN,
TANRININ, EVRENİN,
KOZMİK MEKANİZMANIN SANA,
SANA ÖZEL BİR ACI VERMESİNE
GEREK KALMIYOR.

Bu hayat, mükemmel bir cennet değil ve bu yüzden mutlulukla acıyı bir arada yaşamak zorundayız. Ne kadar mutlu olursan ol, acı olgusu hayatına kapıdan, bacadan, bir köşeden girmek durumunda. Her güzel şey, işte bu yüzden sonlanıyor. Çünkü insan, musmutlu olduğu zamanlarda değil, en mutsuz zamanlarında değişiyor, gelişiyor. Acı bir yıldırım. Sen de gece, o fırtınada, tekamül kumsalında yürüyorsan, o yıldırım er yada geç üzerine düşecektir, şüphen olmasın.

İşte bu milyon yıllık kural,
evrensel kaide değişebilir.
Bu yüzden bu bilgiyi ayrı bir yere koyuyorum.
Yapman gereken şey şu.
Evrende mevcut bulunan “acı frekansı”nın
üzerinden geçmesine müsade edeceksin.
Kendi rızanla kendini topraklayacaksın.
Yoksa yıldırımlar, akbabalar gibi dönüyor tepede…

Tanrı/Evren/Kozmik mekanizma
bu acı dolu elektrik akımını
bizim üzerimizden geçirmek zorunda.
Yoksa, tekamül olmuyor.
Diğer bir deyişle:
ACISIZ BİR HAYAT KONUSUNDA
TANRI’NIN ELİNDEN GELEN BİRŞEY YOK…

Fakat işte bir şey var.
Ruhsal bir kısayol.
Aklını kullanırsan,
samimiyet ile buna sarılırsan,
bu sistemi devre dışı bırakabilirsin.
Kozmik mekanizmadaki bir “sistem açığı” bu…

Acı akımı geçsin üzerimden tamam.
Tamam da bu acı
benim şahsıma ait olmak zorunda mı?

İşte bu soruya olumsuz cevap veremiyor
ruhani alem.
Başka varlıkların, başka insanların sıkıntılarına,
kendi sıkıntılarına olduğun kadar duyarlı olursan,
onları kendi sıkıntın kabul eder harekete geçersen,
tekamül sistematiğinde “sıkıntı yaşama” programını
devre dışı bırakabiliyorsun.
Üzerinden gene acı geçiyor ama
bunlar “seninkiler” değil.
Sen hem duyarlı bir vatandaş hem de
bilge bir ruh halini aldığın için.

Sokakta gördüğün bir insanın acısını
kendi yüreğinde hissediyorsan,
acılıların acısıyla gözlerin doluyorsa senin,
sadece üzülmekle kalmayıp,
kendi çapında bir şeyler yapmaya yelteniyorsan,
seninle neden uğraşsın yukarısı?
Sen tamamsın.
Hem daha iyi bir yurttaşsın
hem de daha kamil bir insan.

İşte toplumun çocuklarını doğurma’nın
altındaki sır da bu.
Milyonlarca dünya çocuğu bu hallerdeyken,
senin gözün kendi çocuğundan
başkasını görmeyince,
yenidoğan o çocuğu sen,
kendi elinle bir imtihan nesnesi
haline getiriyorsun.
O çocukların acısına ortak olmadığın için,
senin çocuğun acıların ortağı oluveriyor.

Annelere, babalara,
anane, babane, tüm dedeler…
Sadece kendi çocuklarınıza yoğunlaşarak,
çocuklarınıza ne kadar zarar verdiğinizi bilemezsiniz.
Fırtınalı, gök gürlemeli, tekamül kumsallarına,
çocuklarınızı bu şekilde asla ama asla bırakmayın.
Yıldırımlardan biri onu, dolayısıyla sizi
mutlaka ama mutlaka bulacaktır.”
buRAK özDEMİR

 

Yazının tamamını aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.

http://www.burakozdemir.org/tanrinin-dogum-gunu/tanrinin-dogum-gunlugu/ocuklar-zerine/

 

www.izmirliahmetkaya.com

BİLİM ile İLİM

BİLİM ile İLİM

BİLİM demek, ANLAMAK demektir.
Bakmak değil, baktığında görmek demektir.

Görmek demek parçanın bütündeki yerini,
önemini ve özelliğini fark etmek demektir.
Bilmek demek en ufak parçanın
bütüne nasıl bağlandığını kavramak demektir.

Bütün, parçaların tesadüfen gelişigüzel
bir araya gelmesiyle kurulan bir yapı değildir.
Amaç, bütünle parça arasındaki ilişkiyi araştırmak,
var olan estetiği, simetriyi
ve muhteşem düzeni yakalamaktır.
Onun için her şey, bir diğer şeyle ilişkilidir.

Bu nedenle her şey, az ya da çok
diğer şeylerden her zaman güç alır.
Çünkü HAKİKAT, alemlere hükmeden
bu hassas ahenkte gizlidir.

İlim sahibi olmak
sizi HAKİKATE daha çok yaklaştıracaktır.

Bilim sahibi olabilirsiniz ama
iç dünyanızla ilgili konular için
İLİM sahibi olmanız gerekmektedir.
İlim=Hakikat=Levh-i Mahfuz’dur.

“Doğrusu sana vahiy edilen bu Kitap, Levhi Mahfuz’da bulunan şanlı bir Kur’an’dır.” Buruç Süresi 21-22.

“Bu, kendilerine İLİM verilenlerin Kuran’ın, senin Rabbin’den bir gerçek olduğunu bilip de ona inanmaları ve gönüllerini bağlamaları içindir. Allah inananları şüphesiz doğru yola eriştirir.” Hac Süresi 54.

www.izmirliahmetkaya.com