21 Aralık 2012 özel bir gün, Şeb-i Yelda

21 Aralık özel bir gün, Şeb-i Yelda. Yani; EN UZUN GECE

“Yüksek Enerji-Yakın Temas… Beşinci faz; 5.1…

2006’da Sur’a üfürüldü… Bizim fazlar planının,

Sur’a takviminden koparılmış yapraklar olduğu bilgisini paylaşalım önce.

Bu şu demek. Bunlar Kur’an’dan da değil, bunlar doğrudan;

LEVH-İ MAHFUZ’dan…

Ümid ediyorum ki bize verilen değerin farkındadır artık herkes.

Evrenin fotoğraflarını görebilmek için neler neler yapıyor insanoğlu.

Biz ise oturduğumuz yerde,bundan önce ve şimdiki fazlar bilgisiyle,

yaşadığımız günlerin, Tanrı katından nasıl görüldüğünün haberlerini alıyoruz.

Levh-i Mahfuz:

Varoluş planının kayıtlı olduğu korunmuş levha…

Evet, bu çok yüksek perdeden gelen bilgiler kanalıyla evrensel dehaya dahil oluyoruz. Onu anladığımız ölçekte yaşadığımız hiçbirşey sürpriz olmuyor bize. Yaradanımızla hemfikir olmaya başlıyoruz.

Mesela.

Bir gün, elimize geçen fazlar bilgisi deprem olacağını söylerse deprem olacak.

Bitti-nokta. Kehanet falan da değil. Evrensel deha, bizi sarsılmamız gerektiğine ikna edecek. Şaşırmayacağız. Nasıl şaşıralım ki?

İnsanlarımızın üzerinde ölü toprağı serpilmiş. Olağanüstü herşeyi olağan karşılama halinde herkes. Kitleler hipnotize edilmiş.

Ben geldim, bil bakalım kimden selam getirdim sana diyorsun.

Duymuyor seni.

Bilişlere kalın perdeler inmiş yada indirilmiş. Biz kimiz ki ve bu daha ne ki.

İsa’yı televizyonda gördüğünde, kanal değiştirecek insanlarımız var bizim.

Kimi dizim başlıyor diyecek. Kimi amman maç var şimdi diyecek.

Kimi ise bana ne ben Hıristiyan mıyım diyecek…

Meleklerin bile nefeslerini tuttuğu, tarihin bu en heyecanlı günlerinde

olan bitene dair bişey bilemeyecek.

Artı ve eksi… Yin ve Yang… İyi ve kötü… Ruh ve Şeytan…

İki enerjinin çarpışma alanı…

Sur’a dalgalarının fotoğrafını çekmemiz mümkün değil.

Onu yanmadan taşıyabilecek film ne yazık ki yok. Hayal gücümüzü kullanacağız. Hayal gücümüzü metaforlar üzerinden çalıştıracağız. Gözünüzün önüne çok büyük bir çark getirin…

Devasa bir taş… Ağır ağır dönüyor… Bir değirmen gibi… Öğütüyor…

Kulakları sağır eden bir uğultusu var… Etrafı tırtık tırtık çarkın…

Çarkın üzerinde 8 var… İşte bu çark, eski enerjinin çarkı…

Gözünüzün önüne paslanmaz çelikten,pırıl pırıl bir dişli getirin şimdi de…

Kromla kaplı, ışıl ışıl… Çok küçük ama çok güçlü bir dişli bu…

Su gibi dönüyor… Sessiz sessiz… İşte bu dişli de biziz…

Üzerimizde 9 var…

Bu paslanmaz çelik dişliye yakından baktığında; Onu binlerce küçük makaranın meydana getirdiğini görüyorsun… Küçük küçük makaralar b1r olup bu dişliyi oluşturmuşlar… Kişi olarak burası, dişlinin merkezdeki pimi sadece…

Dişliyi, kaynağa sabitleme görevi görüyor… Makaralara gelince işte onlar da dişlinin dişleri… Dünyamızın doğu cenahındaki, üzerinde 9 olan tüm makaralar;

Bir gün Biz dişlisinin parçası olacak.

Ben diyenleri ayıklayacak doğa, sadece biz diyenler kalacak.

O yüzden… 9 adaylarının kendiyle hesaplaşmalara bir son verip, buraya doğru hareket etmesinde büyük fayda var. Devasa çark ve küçük çelik dişli. Birbirilerinin tersi yönde dönüyorlar… Ve her ikisi de birbirlerine uzaklar…

Dı…

Bu dişli ve o çark, bir zamandır birbirlerine doğru hareket etmeye başladılar… Ufukta; Çok çok büyük bir çatışma… Küçücük canın dayanırsa da buluşma var.

Küçük makaraların birleşip b1z olması çok çok doğru karar…

Çarkla buluştuğun sırada makara formundaysan duyacağın ses;

Çıtır çıtırlardan başkası olmayacak…O yüzden…

Üzerinde 9 olanlar buraya…

Şaka değil, karşındaki tornado kasırga hükmünde…Ve sanıyorum asıl yüksek enerji denilen de o. Eski enerjinin binyıllık dönen karanlık çarkı…

Bu küçük dişlinin görevi; Önce o çarkı durdurmak Sonrasında ise tersine döndürmek. O tarafa döndükçe korku üretiyor. Bu tarafa döndüğünde sevgi üretecek. Bu çarkı, bu dişlinin döndürmekte olduğunu gördüğümüz günlerin seyrine gerçekten de doyum olmayacak…

İşte o gün dünyayı değiştirmiş olacağız. Aynada kendine bir daha baksan iyi olur. Evet, sen ve ben birlikte değiştireceğiz bu dünyayı. Aşama aşama gerçekleşecek herşey. Levh-i Mahfuz planındaki gibi…

Çarkı tersine çevirmemiz için onunla yüzleşmemiz gerekli. Uzaktan, “kardeş öyle değil böyle döneceksin” demekle olmuyor… Kan, ter ve gözyaşı istiyor bazı şeyler… Temas edeceksin… Kafa kafaya geleceksin… Dişliye yaklaşan o karanlık enerji çarkı…O çarka doğru hızla yol alan korkusuz küçük dişli…

Bayanlar, baylar;

Yüksek enerji-Yakın Temas günlerine hepiniz hoşgeldiniz.

Birbirimize yaklaştık yaklaştık ve sonunda temas ettik…

Büyük çark, küçük dişli… İki farklı yönde dönüş…

Evet, “Dönüşleri olan göğe andolsun” gerçekten de…

Tarık Suresi 11. Ayet…

Bilen bilir… Burası korunaklı bir alandır… Kimse giremez öyle… Ama buraya kadar girdiler… Kapıyı açtık, burun burunaydık… Kiminle? Evsahibiyle… Bu çark, bizim evsahibimiz. Bu mekan onun mekanı… Bu düzen onun düzeni…

Bu dönüşün sonunda o bizim eski evsahibimiz olacak. Hancının yolcu edileceği kutlu bir süreç bu… Çark ve dişlinin, yüksek enerji-yakın temas anında, içlerinden birinin dönüş yönünden feragat etmesi gerekiyordu…

Bu biz olduk…

Kıvılcım çıkardı, diş sardırırdı, başka şansımız yoktu… Şu anda dişli biz, o çarka kenetlendik… Devrim günlerinin görünmez kıvılcımı… Çarkın yörüngesine girdik, giriyoruz. Onun istediği yönde dönüyoruz… Mutsuz günler yaşayan 9’ların kadim sırrı… Üzerinde 8 olan, bizi savuruyor şu an…

Sabır…Sabır…Sabır…

Dişlerimiz, taşın tırtıklarına oturuyor birer birer…

Frenleri patlamış bir kamyon… Bayır aşağı gidiyor… Önüne geçtik onun…

Frene basa basa yavaşlatacağız onu… Freni bir anda köklersek darmadağın eder bizi… Usul usul… Yavaş yavaş…

Önce bir dipdalgasıyla geldik… Sonra su yüzeyine çıktık… Yörüngelerimiz çatıştı uzaktan… Çatıştıkça buluştuk… Geri sayıma geçtik…

KDR günü 2006 da büyük Sur’a hareketi başladı…

Dişli olacaklar, çark olacaklar önümüzdeki dönem için ruhsal kararlarını aldılar…

Ve üst-kat düğmeye bastı…

21 Aralık özel bir gün… Şeb-i Yelda… Yani; EN UZUN GECE…

Gökler faz değiştiriyor… Çok ama çok güçlü bir dönüş var… Buna hazırlanıyoruz… Dönüşleri olan göğe andolsun ki, çok büyük bir dönüş, çok büyük bir dönüşüm yaşıyoruz. Son günlerin huzursuzluğu, mutsuzluğu…

9’a yükselenlerimizin amansız sancılarının anlamı da bu…

Yakın temas…

Bize ait olmayan bir enerjiyle temas etmek… Kan grubundan olmayanın kanına sızması… Boşlukta yaşıyormuş hissi… Kavgalar…gürültüler…Patırtılar…

Ve o uğultu…

Burasının duyargaları çok hassas malum…

Daha önce hiç hissetmediğimiz birşeyin yörüngesini hissediyoruz son günlerde…

Dayanılmaz bir uğultu geliyor… Odada duvara doğru bakıyorsun ya…

İşte o duvarın arkasında sokak değil “Satürn” var…

Sadece bir benzetme… O kadar büyük bir çekim alanı işte… 8’li çarkı hissediyoruz buram buram… Alnımıza dokunuyor…

Bu dişli, bu çarkı beşinci fazın bir yerlerinde durdurmayı başaracak…

6. faz ise dünyanın tersine dönmeye başladığı faz olacak…

5nokta1 de kendi içinde bir altı… Ara toplam…

Nihai altıya bir hazırlık…

O kutlu gün geldiğinde gözlerimiz kan çanağı,

yapacağız faz açılışımızı…

Bayanlar baylar diyeceğiz. Huzurlarınızda altıncı faz…

Nam-ı Diğer;

İSA FAZI…”

buRAK özDEMİR

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr

 

YAŞANILMIŞLIK

YAŞANILMIŞLIK

Yaşanmış olan her ne ise,
sadece yaşanabilecek olandır.

Hiç bir şey,
hem de hiç bir şey
yaşadığımız şeyi değiştiremez.
Yaşadığımızın içindeki
en önemsiz saydığımız
ayrıntıyı bile değiştiremeyiz.
‘Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı’
gibi bir cümle yoktur.

Hayır, ne yaşandıysa,
yaşanması gereken,
yaşanabilecek olandır,
dersimizi alalım ve
ilerleyelim diye.
Her ne kadar zihnimiz ve egomuz
bunu kabul etmek istemese de,
hayatımızda karşılaştığımız her olay,
mükemmeldir.

Sadece farkında olmalısınız. 
KaDeR, KeDeR, KaDiR. 
Bu sözcüklerin hem anlam 
hem de MANA boyutlarının 
bilincinde olmak istiyorsan ki, 
bu senin seçimin olacaktır. 
LEVH-İ MAHFUZ ile buluşmalısın. 
VAROLUŞUN BİLİNCİNİ özümsemelisin.

www.izmirliahmetkaya.com

KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU

KALP İLE BEYİN ARASINDA 
BİR KÖPRÜ BULUNDU

Yüzyıllardır gelmiş geçmiş üstadların, bilgelerin, peygamberlerin en azından 1 kez olsun gönül gözü diye adlandırdığı şey gerçek oluyor.
Kalbimizin sadece vücudumuza kan pompalayan bir organ olmadığı bilim tarafından son yıllarda giderek daha iyi anlaşılıyor. Kalbin daha önceden bilimin farketmediği, ama sözde daha ilkel toplumların çoktan farkettiği, bildiği bir dolu yönü de bilim tarafından farkedilmeye başlandı. Mesela kalbimizde NÖRONLAR bulundu. O sebeple de kalp nakli yapılan bazı insanlarda daha önceden olmayan alışkanlıklar, özellikle de daha önceden olmayan yeni yeme alışkanlıkları ortaya çıkabiliyor.

KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU. Bu köprünün henüz ne yaptığı bilinmiyor. Muhtemelen BİLGİ taşıyor. Çünkü nöron demek bize ait bilgiler demek. Ya bizim kalbe kayıt ettiğimiz, yada doğuştan gelen…
Kalbimizin beynimizden 100 kere daha güçlü elektrik alan ve 5000 kere daha güçlü manyetik alan ürettiği saptandı. O kadar güçlü manyetik bir alan ki 22.000 mil uzaktaki uydudan bile ölçülebiliyor. Dünyanın manyetik alanındaki dalgalanmalardan biz insanların etkilendiği biliniyordu, ancak bizim kalbimizin yaydığı manyetik alanın dünya manyetik alanını etkilediği pek bilinmiyordu. Yeryüzünün manyetik alanları ve bu alandaki dalgalanmalar uydulardan düzenli olarak ölçülüyor.
Örneğin ikiz kulelerin yıkıldığı 11 Eylül günü dünyanın manyetik alanlarında bilim adamlarının anlayamadığı anormal bir sapma olmuş. Sonradan araştırdıklarında o gün televizyonlardan kulelerin yıkılma görüntüsünü dünyanın çeşitli yerlerinden izleyen insanların duyduğu üzüntüden kaynaklandığı anlaşılmış.
Kalbe dayalı yaşamı geliştirmek için bir Kalp Matematiği Enstitüsü bile kurulmuş. Belki internetten girip bakmak isterseniz diye İngilizcesini de yazayım: IHM, açık hali ile ‘Institute of Heart Math’. Başında Howard Martin adında bir bilim adamı var. Sürekli kalp zekası ve kalpten evrene yayılan dalgalarla ilgili çeşitli bilimsel araştırmalar yapıyorlar. Bu enstitünün misyonu kalbe dayalı yaşamı geliştirmek, insanların stres düzeylerini azaltıp kalp ve beyin ilişkisinin COHERENCE dedikleri durumda kalabilmelerini sağlamak.

Bir de Global Coherence adını verdikleri bir yeryüzü manyetik alanı ile insan kalbi ve beyin manyetik dalgaları arasındaki ilişkiyi gözlemleyen bir proje ya da sistem kurmuşlar. Coherence (uyum, ahenk , eş fazlı) durumunda kalp ve beyin dalgaları arasındaki ilişki uyumlu oluyor ve ölçülebiliyor.
0.10 hertz olduğunda coherence
yani uyum gerçekleşiyor.
Ve bu dalga boyuna 
gelebilmek ise ancak 
bir başkası için şefkat, 
merhamet, 
takdir, 
affetme, 
SEVGİ, 
AŞK 
ve şükran duyguları 
hissettiğinizde oluyor.

Bu durumda olmak ise sizin bağışıklık sisteminizin güçlenmesine, hastalıklarınız varsa iyileşmesine yardımcı oluyor, stres hormonları düzeyi düşüyor. Aynı zamanda yeryüzü manyetik alanı ile de uyum içerisinde oluyorsunuz. Hatta coherence durumunda olup olmadığınızı ölçmek için bir alet bile geliştirmişler. Aletin adı da EM Wave. Artık bazı bilim adamları bu aleti takıp dolaşıyor. Eğer uyum durumunda değilseniz alet de kırmızı ışık yanıyor. Kalp ve beyin arsındaki iletişim uyumlu ise yani takdir, şükran ve sevgi duyguları içerisindeyseniz alet yeşil yanıyor. Tabii kırmızı görünce hemen toparlanıp, bir dakika ben ne düşünüyorum, hissediyorum da kırmızı yanıyor diye kendinizi yoklamanız gerekiyor. Ve hemen zorla da olsa kendinizi daha olumlu duygular hissetmeye yönlendiriyorsunuz. Sizdeki yeşil ışıktan hem sağlığınız, hem de dünya manyetik alanı olumlu etkileniyor. Bir süre sonra kendinizi iyice eğitip muhtemelen artık çoğunlukla yeşil ışıkta kalmayı başarıyorsunuz.

Bir de elinizi bizzat 
kalbiniz üzerine koymak da, 
elin yarattığı baskı yüzünden 
zihnin dikkatini oraya çekip 
kalbe inmeyi, 
kalple bağlantı kurmayı 
kolaylaştırıyormuş.

www.izmirliahmetkaya.com

ACI

ACI…

“ANLAYABİLDİĞİN HİÇBİR ŞEY 
SANA ACI VERMEZ. 
ACI, İÇİNDE SANA YAZILMIŞ 

BİR MEKTUBUN 
SAKLI OLDUĞU ŞİŞEDİR. 
FARKINDALIĞI YÜKSEK İNSAN, 
ACI ŞİŞESİNİ AÇAR 
VE İÇİNDEKİ MEKTUBU OKUR. 
ACI, ÖĞRETMENDİR 
VE SENİN MEKTUBU 
OKUMANLA BİRLİKTE 
ONUN DERSİ BİTMİŞTİR. 
SINIFI TERK EDERKEN YERİNİ 
HAZ ÖĞRETMENE BIRAKIR.”KDK – E4
LEVH-İ MAHFUZ’dan.

www.izmirliahmetkaya.com

www.dogumgunu.com.tr

 
 
 

DİLEK

DİLEK

Dileğiniz her ne olacaksa,
sizin yapamayacağınız kadar
büyük bir şey olsun.

Sonsuza kadar mutlu olmak,
zengin olmak,
iyi yaşamak,
insanlara sesinizi duyurabilmek,
pişmanlıklarınızdan kurtulmak,
sevdiklerinizin yanında olmak…

Bunların hepsi
sizin yapabileceğiniz şeyler zaten.
O nedenle tek dilek hakkınızı
iyi kullanın ve doğru kararı verin.

Ya da önce 
LEVH-İ MAHFUZ ile buluşun.
Kim ve NE olduğunuzun
tam bilincinde olun.

www.izmirliahmetkaya.com

www.dogumgunu.com.tr