“14 Ocak 2013, İstanbul
Değerli Dostlarım,
Levh-i Mahfuz’a gönül veren değerli beyinler,
Lütfen kitabımızı indirgemeyiniz.
Dinimiz İslam’ı indirgemeyiniz.
Filozofinizi indirgemeyiniz.
Kendinizi de beni de indirgemeyiniz.
Spiritüel mahallelerde İsa’lar Musa’lar hiç bitmez. Her sokakta bir apartman ve o apartmanda zuhur etmiş bir İsa mutlaka bulunur. Tipleri, altyapıları, üstyapıları değişse de tek bir şey hiç değişmez bu ‘mukaddes’ suretlerde:
Y A N L I Ş ANLAŞILMAKTAN ÖTÜRÜ MUTLU OLAN TEK İNSAN TİPİ BU İNSANLARDIR.
Kimseyi düzeltmezler. Haşa, destur yoktur kelime dağarcıklarında. Essstaaafullah sahtecilikleri vardır.
Onlara kızamayız elbette. Her talep, kendi arzını oluşturur. Mevlana’lara çok inanırsan, ‘Mevlana enkarneleri’ bollaşmaya başlar yeryüzünde. Kabahat onda değil sende. DADALOĞLU’na merak sarsaydın, Dadaloğlu enkarnesi olacaktı. Senin yüzünden Mevlana olarak dünyaya geldi. Kader mahkumu o biraz.
Birkaç kişi sormuştu. Onların güzel hatırı için bana gönderdikleri bir kitap dökümanını kurcaladım. Yazarı olan hanımefendinin Mevlana enkarnesi olduğunu belirtmişlerdi. Ben de bu değerli ve ‘kadim’ bilgiyi aklımdan hiç çıkarmadan inceledim Bilgi dolu eseri.
Bir insan böyle bir iddiada bulunursa, Allah korkusu taşıyan her fert gibi ben de ona kulak vermekle mükellefimdir. Dünyanın dört bir yanından bana aldığı ‘vahiyleri’ gönderen dostlarım olur. Kulak verelim derken satır satır okumam. Açar, frekansına bakarım. Ve kaparım tabi. Bu teraziye o birkaç kişinin kitabını da koydum. Terazinin bir kefesine Bilgili bir kitabı koydum. Nasıl koymazdım ki, geçtiğimiz 500 yılın en değerli filozofu dünyaya yeniden gelmişti. Koyacaktım elbet. Terazinin diğer kefesine ise Mevlana’nın geçmişte yazdığı eserlerdeki yazı kalitesini koydum. Ve şu tespite ulaştım:
BÜYÜK DÜŞÜŞTESİN MEVLANA.
Her gün bir yerden göçmek, Ne iyi, Her gün bir yere, Konmak ne güzel, Bulanmadan, donmadan, Akmak ne hoş, Dünle beraber, Gitti cancağızım, Ne kadar söz varsa, Düne ait, Şimdi yeni şeyler, Söylemek lazım yazan sen, eski günlerini de aratır olmuşsun Mevlana.
-Değer verenleri beni bağışlasın- hikmetten uzak, vasat mı vasat bir kitap. Ben Mevlana olsam, dünyaya geri döneceğim gün bugündür. Vasatların kimlik bilgilerimi ç-aldığı zamandır. Dileyen herkes, dilediği her kitabı okumada özgürdür, özgür de olmalıdır. Senin Huu çekme özgürlüğün olduğu gibi, sorgulayan bir beyin olarak benim de onu vasat bulma özgürlüğüm vardır.
Keşke o günlerde kalsaymışsın, bu devirler seni bile bozmuş Mevlana. İnce kalemin, kalın bir yağlıboya fırçasına dönmüş. Tablo değil duvar yağlıboyası.
Birisi sana gelir ve ben ‘Mozart reenkarnesiyim’ derse ne yaparsın? Kimisi ‘Oğlum bak git’ der. Herkesin bir şansı hakettiğine inanan bizler ise ‘Çok sevindim kardeş. Mozart’la tanışmamızın şerefine hadi bişeyler tıngırdat da dinleyelim’ deriz. Şindi o Mozart, Mozartlığını ispat edebileceği tek şey olan piyanonun önüne geçtiğinde şunları çalarsa ne yaparsın:
- Re-re-la-la, re-re-la-la, do-re-do-re-si-do-la…
Tireeen geliirr, hoş geliir, leeey ley, lüm lüm ley.
Odaaları boşş geliir, lüm lüm güzeel gel biizee..
Şindi ben Mozartım diyen adam bunu çalarsa, ben de elimi uzatır ‘Memnun oldum ben de Beethoven’ın ilham perisiyim’ derim.
AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ.
ŞAHSIN GÖRÜNÜR RÜTBE-İ AKLI ESERİNDE.
Kimin, ne olduğuna, ürettiği eserin kalitesi karar verir.
- Merhaba. Ben, henüz ölmemiş Pele’nin ölmeden yeniden doğmuş reenkarnesiyim. Yalnız tek bir sorun var. O yuvarlak şeyle aram hiç iyi değildir. Topa bir vurdum mu, MaazAllah dağlara taşlara…
Oldu mu şimdi Sayın Pele?
Onun, şunun, bunun reenkarneliğinin de bi düsturunun, bir raconunun olması gerekmez mi değerli spiritüel insanlar camiası? Kapıya gelen ‘polislere’ kimlik sormayıp, kimliğini doğrulatmadan evini açıp, kendini soyduranlara elit pencelerimizden cıkcıklayarak ‘cahil vatandaş’ adını veriyorken, kimliğini doğrulatmadığı İsa’lara, Musa’lara, Cebrail’lere, Mevlana’lara kendini istimlak ettiren spiritüel sizlere ne ad vereceğiz? Entelektüel Vatandaş mı?
Bu vatandaşlarımızın ‘seçilmişlerine’ de seslenmek lazım.
Değerli Dadaloğlu Enkarnesi,
Kendin olmak sana neden yetmez?
İsimlerimizin önünde neden bonus sıfatlara ihtiyaçlara duyarız?
Spiritüelllik ruhsallaşma değil midir? Ruhunla buluşma.
Senin bu MARKALI RUHLARA, YAFTALI KERAMETLERE atfettiğin önem de neyin nesidir? Ruh çıplaktır. Öyleyse omzundaki ARMA, göğsündeki LOGO neyin nesi?
Kendimden örnek vermek isterim.
Benim adım 5 harflidir.
O da buRAK’tır.
Tüm çabam, gayretim buRAK olabilmektir.
O da kendimi markalaştırma vesaire aman derim.
İsmine, cismine, nickine hakim olacaksın arkadaş.
Ruhunu markalaştırmaya çalışırsan seni de ateşten toplar izler.
Eserleriyle dünyayı değiştirmeye ahdetmiş, ama bunun tadını kendi kabuğunda çıkaran çocuk bir buRAK olmaktır benim meselem.
Tüm enerjim, birikimim, sürükleyici gücüm buRAK olabilmekten ileri gelir.
Tarihin belirli kesitleriyle ilişkilenmemizin kaçınılmaz olduğu durumlar , kitaplarımızda eserlerimizde olur ve biter.
Kitabın kapağı kapağı kapandı mı o mitolojik dünya sona erer.
Peynirli makarnalar pişirdiğimiz kendi sıradan hayatlarımıza geri döneriz.
Sen hiçbirşey olabilirsen, yazdığın eser ancak o zaman HERŞEY olabilir.
MESELE BUDUR İŞTE.
Bunun için de çok sabır lazımdır. Gözaçıp kapayıp kapayıncaya kadar geçmiş. Tanrı’nın doğum günü çıkalı neredeyse 6.5 yıl olmuş. Sen bunu kafadan 56.5 sene olarak hesap et. Ona göre hazırla kendini. Kendi kabuğunda, kendi mağaranda, seni kendi kendinle besleyemiyorsa kalemlendirdiğin öğreti, sana 56.5 senelik sabrı veremiyorsa, bir kap çorbanı sana ŞÖLEN gibi yedirmiyorsa, o öğretide bir problem vardır. Kalemi olduğum kendi öğretim adına konuşuyorum ki: Bizim sabır kilerinde daha 6.500 senelik rezerv var.
Ben Muhammed’den ağabeyim diye bahsediyorum. İlk yazdığımda babam kızdı. Oğlum öyle deme dedi. Kendimi ilişkilendiriyorum zannetti belki de. %99‘u Müslüman bir ülkede Muhammed ile kendini Ağabey-Kardeş hisseden biri gerçekten de ne tuhaf. Bizim okuyucu aile fertlerimiz de dahil pek çok insana tuhaf gelebilmiş. Bu konuda ‘açıklama’ rica edenlerimiz vardı. Çok basit birşey söyledim. Babama.
Muhammed ağabeyimdir çünkü:
MÜMİNLER KARDEŞTİR.
bitti nokta.
Basit bir abaküs hesabıyla küçük kardeş olanın ben olduğum da açıktır. Daha nedir?
Röportaj başlığı altına ve diğer yazıların altına ‘İsa’ ile ilgili yazılan pek çok yorum hayretten küçük dil yutturucu mahiyetteler. Bunların da olması gerekli. İçimizden geçenler dışavurmalı. İsimsizce. İhtiyaçlarımız neler görmeliyiz. Bu topluluktaki ihtiyaçlar, insanlık geneliyle ilgili bize önemli bilgilerin ilhamını veriyor. O nedenle bu yanılgıyla yanılanlara, eleştirinin yanında bir de teşekkür buketi.
Şahsen ben, şunu da sorsana Dona’yalarla başlayan sorulardan daha çok, samimi dile gelmiş doğal dışavurumlardan daha çok ilham alıyorum. Senin doğal konuşmalarına bakınca, içindeki o sorular ve onun gibi nicelerini zaten tırak diye alıyorum. Soru sorma geleneğimizde zaten nakledilecek böbreği falçatayla çıkarıp, buzdolabı poşetine koyma ‘pratikliği’ var. Oysa o soruyu senin ruhundan, gönlünden, beyninden alırken bize düşen çokça işlem ve titizlikler vardır. Soru-tekâmül ilişkisini oluşturacağımız yanıtlarla bozuntuya uğratmamak gibi.
Etrafımızı çevreleyen, hurafelere dayalı ana akım alışkanlıklara karşı tedbirli olabilmeye Levh-i Mahfuz okuyucusu adını veririm ben. İsa neredeymiş, kimmiş, kiminleymiş, bugün ne giymiş bunlar teferruat bilgisidir. Larry King ile İsa kelimelerinin aynı cümlede biraraya gelmesi bunu 2006’da yazan bir kitabın sadece bir alametidir. Diğer pek çok alametlerinin yanına dizersin bunu. ‘Bu kadar da tesadüf olur mu?’ yazarsın o alametlerle dolup taşan kütüphaneye. Bu kadardır. O röportaj başlamadan kendini gerçekleştirmiştir. ‘Larry King talkshow’culuğu bıraktı, tüh bu TDG için çok kötü oldu’ diyenlerimiz için çok güzel bir kartpostal konusu olur bundan. O kadar. Bunun üzerine felsefe inşa edilmez.
İsa’lar, Mehdi’ler konusu zihinbilgisayarında, arkaplanda senin elinde olmadan çalışan programlardır. Senin kendi bilincinle bu kodları kurcalamanın getirisi olmaz, manâdan uzaklaşırsın. Larry King’in İsa’sına taktıkça kafayı, içindeki İsa’dan uzaklaşırsın. Deneğin birine gidip ‘Mevlâna’nın biri ile tanışırsan bu da seni Nirvana’nın kendi içinde bir mertebe değil Nepal’de bir otel adı olduğu sanılgısına götürür. Mevlana dediğin yakınlaştırır. Bunlar uzaklaştırmaktalar. Çözemedim seni Mevlana kardeş. Bu filozoflarda yüzlerce yıl ölü kalıp döndükten sonra, futbolu bırakmış eski maestro topçu göbeği falan mı oluyor acaba? Benim bildiğim düşünceler, felsefeler diri kalıyorsa, filozoflar da hiç yaşlanmadan formdan düşmeyen grafikler izler ama senin durumun biraz farklı ‘Mevlana’.
Spi-ritüel sokaklarda her köşebaşında bir İsa vardır. Dinsellektüel mahallelerde de Mehdi’ler bulunur bol bol.
KAPAĞININ ÜZERİNE LEVH-İ MAHFUZ YAZMA CÜRETİNE SAHİP BİR KİTABIN, alamet-i farikası bu İsa’lara Mehdi’lere bir yenisini eklemek midir?
BU KİTAP, GICIR GICIR İSA’LARA,
YEPYENİ MEHDİ’LERE EL VERMEKTEYKEN…
BUNDAN DAHA FLAŞ HABER OLABİLİR Mİ?
İndirgemeyelim… Ne sizi, ne bizi, ne dinimizi ne de kendimizi…
Burada Ferrari üreten, günde 500 tane Ferrari yaratabilen bir fabrika var. Ki bu kapasite milyonlara varmak üzere. Rabbin seni Maranello’daki Ferrari fabrikasına götürmüş, sen yoldan geçen f55‘lere ‘Üf yavrum arabalara bak’ demektesin. Oldu mu şimdi bu güzel kardeş?
Bu kitabın neyin kitabı olduğunu henüz bilemeyenler, bu kitabın yazarının mehdi olarak lanse edilmesini hakedilmemiş bir lütuf olarak görmektelerken bizim isyanımız daha farklıdır:
HAKSIZLIK OLAN LEVH-İ MAHFUZ’UN MEHDİ’LERDEN SADECE 1 TANESİNE İNDİRGENMESİDİR.
Şu meşhur röportaja gelince. O röportaj, Larry King’i İsa’ya soracağı sorulardan değil, Tanrı’nın doğum günü TDG App’ın seninle yapacağı röportajın soruları. Senin kendi kişisel Kur-an’ını oluşturmak için. İsa’yı göklerde ararken yerde bulmak buna denmez mi şimdi? Off çok sevdim bu ters köşeyi 🙂 İsa dedin mi vücudun boyundan yukarıdaki kısmı anında gökyüzüne dönüyor. İiissss… Tıkırt hemen kameralar gökyüzünde. Endişeye mahal yok uygulamaya gökyüzü arkaplanını koymuş durumdayız. Evritink orrayt.
Cihaz temini konusuna gelince. Şu anda dünya üzerinde 7 milyar insan, arzu ettiğimiz cihazlardan ise 400 milyon adet var. Bu dört yüz milyondan bir tanesine senin sahip olabileceğine ben inanıyorum, sen de inandın mı bitti bu iş. Öyle değişimler başlar, öyle Papa’lıklar yıkılır ki, sen de inanamazsın.
sevgiyle”