“Ve ne yazık ki BİZİM ülkemizde damlar, ilerici Atatürk’e nişan almış KESKİN nişancılarla dolu.”

dervis

.

“Ve ne yazık ki BİZİM ülkemizde damlar, ilerici Atatürk’e nişan almış KESKİN nişancılarla dolu.”

“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olmayacak” demiş, Mustafa Kemal.”

“Hem gerici enerjiyle, hem de dünyanın karanlık yüzüyle aynı anda savaşmış biri o. Her ikisini birden alt etmenin nasip olduğu nadir bir insan. Ve ne yazık ki bi türlü doğru anlayamıyoruz onu.

Mustafa Kemal kahin değil, bu nedenle onun -ecek, -acak, -meyecek, -mayacak’lı sözleri gelecekten haberler bülteni değildir.

Ecek’ler acak’ lar basbayağı bir hedef göstermedir. Yoluna ışık tutmadır.

Sana dikkat et, gayret et şeyhlerin ülkesi olmasın diyor.

Sense, oh be dünya varmış Atatürk söyledi,

gericilerin ülkesi olmayacak burası diyorsun.

Ayağa kalk diyor sana.

Peki diyip oturuyorsun SEN.

Anlamıyorsun onu.

Anlamayınca da emanet bu hale geliyor işte;

Türkiye, şeyhlerin de, dervişlerin de,

müritlerin de ve daha beteri

GURULARIN da ülkesi oluveriyor.

Uzay çağında…

Aslına bakarsanız M. Kemal’in devlet adamı olması yanıltmış BİZİ. Onun işaret ettiği hedeflerin yerine getirilmesini devletten ve onun adamlarından beklemişiz. Sivil bir toplumun, sivil bir ferdi olarak görememişiz onu. Hep üniformalı kalmış. Üniformayı çıkardığında da frak giydirmişiz. Fotoğraflarının belki de yüzde doksanı, sokakta sıradan insanlarla çekilmişken, BİZ sırça köşklere kilitlemişiz onu. İkinci bir Mustafa Kemal olabilmeyi, devletin üst-makamlarına gelmeye koşullandırmışız. Oturduğun yerde olabileceğin biri olamamış hiçbir zaman o. Uzak hedef olmuş sana. O makamlara gelenleri de beğenmemişiz zaten. Atatürk bir çıta olmuş ve o çıtayı siyasetçilerin, devlet adamlarının aşması beklenmiş. Nedense SEN onların akıllarına hiç gelmemişsin.

Her şeyi devletten bekleme!,

lafı oturmuş da

her şeyi devlet adamından bekleme!

lafı bi türlü oturmamış.

Gerçekte Mustafa Kemal,

ne bir makamdır ne de bir mevki…

O bir bakış açısıdır.

O bir gözlüktür.

Gözü olan, bir yere bakabilen herkes onu takabilir.

Onu devam ettirebilir.

Taktım dediğin anda bitmiştir.

Din ve felsefe maskeli gericiliğin, o “olmayacak” dediği halde olmasının nedeni şu ana dek onu tam olarak anlayamayışımızdır.

Bakın çok basit bir örnek.

“Ne mutlu Türküm diyene”nin gerçekte ne demek olduğunu idrak edersen, her yanı Atatürk sembolleriyle dolu Türk Dil Kurumu’nu yerlebir etmen, yeniden inşa etmen gerekir.

“Ne mutlu Türk olana” ile

“Ne mutlu Türküm DİYENE”

arasındaki tek fark,

ikinci lafın soyculuk yapmaması,

kökenle ilgilenmemesi,

“önemli olan bugün, burada, BİZİMLE olman” demesidir.

Bu anlayışı dil alanına uygularsan;

Kökeni Türkçe olmasa da, dilimize girmiş,

“bugün, burada, BİZİMLE olan”,

ben Türkçeyim diyen her kelimeyi

Türkçe olarak kabul edersin.

İçe dönük bir dil yaratma çabasını terk eder,

dilini dünyaya entegre etmenin yollarını ararsın.

Güzel, etkili, dilindeki boşlukları kapatan

“yabancı” kelimelere açarsın kapını.

Kendi güzel kelimelerini de öne çıkartırsın diğer yandan.

Çağdaş bir dil yaratırsın.

Kökene dayalı dilcilik yapmazsın.

Hele bunun adına Atatürkçülük hiç demezsin.

Mustafa Kemal’i doğru anlarsan tabi.

Devlet işleri frekansı üzerinden değil,

felsefe frekansından iz sürersen.

Onu bir makam değil bir bakış açısı olarak görürsen.

Onu Ortadoğu’nun YAZGISINI değiştiren,

doğuyu yeniden doğuran

bakış açısı olarak görürsen eğer.

Ne derlerse desinler.

BİZLER devam edeceğiz onun bıraktığı yerden.

Mustafa Kemal…

O milli alanda başlatmiş DEVRİMİ.

BİZ, manevi alanda devam ettiriyoruz.

Böyle olması da gerekiyor.

Hele bir insan RUHUNU kurtaralım da esaretten.

Ondan sonrası kolay iş.

RUH, şeytandan özgürlüğünü alacak kudreti

bulsun da önce. Ondan sonrası bir gecelik iş.

Bu “bir gecelik iş” lafı Dona’nın biliyorsunuz.

Geçenlerde bi gazete kupürü gördüm.

Hükümet takımından biri,

kitabı taramış herhalde BİZİM.

Dona’nın Ortadoğu tezini cımbızlayıp, diline dolamış;

Bir gecelik iştir falan filan diye demeçler veriyor.

İktidarsın sen.

Bi gecelik bi gecelik diyeceğine yapsana.

Kaç gecedir iktidarsın sen?

Neyse o taraflara söyleyeceğimiz

çifter çifter sözlerimiz olacak.

Zamanı gelince tabi.

Şimdilik tembihliyiz Dona’dan.

Uslu çocuk olalım. İşimize bakalım.

Planlarımızı doğru yapalım.

Cumhuriyet DEVRİMİNİN havada kalmış yanlarından,

dersler çıkararak yapalım planımızı programımızı.

Kendi davamız, kendi idealimiz penceresinden baktığımda, Cumhuriyet Devrimlerinden şahsen aldığım en büyük ders Mustafa Kemal’in yalnız bırakılmasıdır. Tekleştirilmesidir.

Kişiler katına çekilmesidir.

SEVGİ adına, liyakat adına yapılmıştır bu.

O “Bu millet, benim gibi daha binlerce Mustafa Kemaller çıkarır. Beni de bir Türk anası doğurmadı mı?” demiştir. O’nun arkasından “Bir Mustafa Kemal daha gelmez” demiştir onlar. Bunu bir serzeniş olarak değil, “müjde” olarak dillendirmişlerdir.

Yalnız ve tek bıraktılar, çoğalmasına asla izin vermediler.

Mustafa Kemal öncü olmak istedi, ardındakiler onu lider yaptılar.

Oysa ne güzel de öncü bir sıfat seçmişti kendine;

BAŞÖĞRETMEN.

Bu kelimeyi, kendisinden bahseden mütevazi sözleriyle birleştirince, buram buram çoğalmak isteyen, tek olmamak için bir tek yalvarmadığı kalan bir portre çıkıyor ortaya.

Gençlik demiş, gelecek demiş, damarlarındaki kan demiş,

her seferinde başarının adresini kendi dışında alanlara çekmek istemiş.

İzin vermemişler O’na.

Türk toplumu bu gerçeğin en yakın şahididir.

Tek bir kişiye mâl edilen, bir kişinin üzerine yıkılan bir DEVRİM, fazla uzağa gidemez.

Mustafa Kemal bunun en güzel örneğidir.

Bir kişi, herkesi sırtlasın’la olmuyor işte.

Kur’an da bu yüzden

“BİZİ güt demeyin BİZİ gözet deyin” dememiş miydi?

Bir faninin üzerine bırakınca kendini, kalıveriyorsun ortada.

Ben’lere değil BİZ’lere ihtiyacımız bu yüzden var.

Oronos ile Rheanın oğlu Zeus değil hiçbirimiz.

İnsanız ve 21.yüzyılda yaşıyoruz.

Birşey yapmak isteyenlerin teklik değil

birlik içinde olması gereken çağdayız.

Tarihe çok meraklı biri olmuşumdur hep.

Çocukluğumdan beri büyük adamları okumuşumdur.

Hayatıma damgasını vurmuş kitap babamın kitaplarından biridir:

Dünyanın çehresini değiştiren 12 Adam.

Kaç kere okuduğumu bilmem. Tekrar ve tekrar.

Bu adamların doğruları nelerdi ve nerede yanlış yaptılar…

Çok okudum, “lider” portrelerine oldum olası ilgili oldum.

Sayısız hayat hikayesini nefes almadan okuyup, kendimce dersler çıkardım.

Okumak falan da değil, hepsinin üzerinde çalışma şeklinde birer birer.

Neleri yapmasaydı, başlattığı hareket daha çok yol alırdı.

Düşün babam düşün.

Nedense, neye hazırlıksa artık…

Tarihin sayfaları üzerinde bitmek bilmeyen fikir egzersizleri…

Ben, tarihin hiçbir sayfasında

Mustafa Kemal gibi bir devrimci, öncü,

lider başka bir insan görmedim kardeşim.

En büyük eksikliği,

zamanının yedi-sekiz yüzyıl ilerisinde olması…

Buna eksik denirse tabi.

Neyse ki KADERİNİ, asker olarak yazmışlar.

Çok somut, çok gerçek bir alana yerleştirmişler.

Yoksa, filozof olurdu, halâ heyecanla okunan eserlerin sahibi olurdu,

ama bu kadar gerçek olamazdı.

KADER kitabının yazıcıları,

gerçek ve somut dünyanın ortasına yerleştirmişler onu.

Çok da iyi yapmışlar.

Diğer hiçbirinde olmayan birşey var onda.

Nedir nedir… Düşün babam düşün.

(Babam beni andı) Sonunda buldum o şeyi.

Napolyon, BEN Napolyon’um demiş.

Atatürk, hepimiz Mustafa Kemal’iz demiş.

Aradaki FARK burada işte.

Benlik duygusunun esiri olmamış,

BİZ olmanın yollarını aramış durmuş.

İnsanı bu denli allak bullak eden,

Gençliğe Hitabe gibi bir metni

başka hiçbir motivasyonla açıklayamazsın.

Ben işi değil o iş. BİZ işi.

BİZ olmak için yalvarmış sanki.

Nesiller üzerinden çoğalmak istemiş.

Genetik değil manevi bir evladı tercih etmesi de

sanıyorum bu yüzden.

Hazret-i Muhammed’e resmim çizilmeyecek benim dedirten şey her ne ise,

Mustafa Kemal’e geride biyolojik bir akraba bıraktırmayan şey de aynı.

KİŞİLER KATINDAN ÇEKİLMEK.

Arayın tarayın, bi akrabasını bulabiliyor musunuz bakalım.

Kişisel soyunu devam ettirmediği gibi, bütün izlerini de kaybettirmiş.

Olası bir Mustafa Kemal soyculuğuna müsade etmemiş, tedbirlerini fazlasıyla almış.

Hanedanlığa karşı duran adama yakışan da buydu.

Diğer tarihi portreler var ya.

Evet, Atatürk’te onlarda olmayan birşey var.

Sanıyorum onu FARKLI kılan,

aslında kendisinden ziyade insanların ona olan bakışı.

Küçükken bir Atatürk defterim vardı.

Gazetelerden kesip kesip onun resimlerini yapıştırırdım.

Şiirler yazardım.

Şimdi FARKETTİM ki o resimleri hiç unutmamışım.

Evet, Türk halkının ona olan bakışları bi değişik.

Meşhur birini görmüş bakışları da değil,

devlet büyüğü gelmiş heyecanı da değil.

Başka bişey.

Bir milletin kişisel GELİŞİM serüveni var

Atatürklü fotoğraflarda…

KENDİNİ AŞMA çabası var.

Olmadığını zannettiğin olanaklarını kullanmanın,

neleri başarabildiğini FARKETMENİN mutluluğu var.

Aptalların aptallığı yakıştırdığı bir halkın,

öğrenmeye olan düşkünlüğü var.

Genciyle yaşlısıyla aydınlanan RUHLAR var.

Bana sorarsanız baştan aşağı müteşabih bir laftır;

Atam izindeyiz…

1- Seni bir öncü bildim.

Ben de tıpkı senin gibi geleceğin devrimcisiyim.

diyebiliyorsan ne mutlu.

2- Ben kim sen kim.

Gerilerden gelen bir takipçinim ben sadece.

diyorsan da ne yazık…

Herkes bu iki anlamdan hangisini

kendisine daha yakın bulduğuna karar versin önce.

2 diyenler tribüne çıksın.

1 diyenlerle işimize bakalım BİZ de.

Resullük, nebilik…

Bunlar dinsel öncülük yapan kişilerle ilintili kavramlar.

Mustafa Kemal Paşa’ya bu tarz bir sıfat yakıştırmamız

pek doğru olmaz.

Fakat şunu rahatlıkla söyleyebiliriz;

Onda kesinlikle peygamber kumaşı var!

Evinizde kendiniz deneyin.

Tarihi portreleri yanyana koyun.

Mustafa Kemal titreşimlerinin benzerlerini

sadece peygamber profillerinden alabildiğinizi FARKEDECEKSİNİZ.

Gandi’ler, Churchill’ler kesmeyecek sizi.

Eliniz Filistinli İsa’lara,

Mekkeli Muhammed’lere gidecek.

Sakalı uzun dincilik, Haşa!

İslam peygamberiyle ortak ne özelliği varmış Atatürk’ün

derse onlara tek bir şey söylerim.

Kelime bile etmem onlara.

Rakam söylerim.

19 derim.

İslam’ın bir rakamı varsa, bu rakam 19’dur.

Ve bir insanın hayatında bir rakam

bu kadar çok yer ediniyorsa vardır onda bir iş.

19 Mayıs 1919 gibi veriler,

çok doğal geliyorsa hemen bir şey isteyelim onlardan.

Ayarlasınlar, denk getirsinler

hayatı 19’larla içiçe evlatlar sunsunlar BİZE.

Bakalım getirebiliyorlar mı…

Öncülük. Çağımızın anahtar kelimesi budur.

Dışı modern-içi demode yanımızın

bir türlü anlayamadığı kavram da budur.

BİZ’im aramızdaki, yazan ve okuyan arasındaki

akıl ilişkisini de bi türlü anlayamazlar bu arkadaşlar.

Tanrı’nın doğum günü – LEVH-İ MAHFUZ

düşüncesine katılırsan,

onun düşüneninin müridi olarak ilan eder seni.

Bi de felsefik felsefik ateist demez mi kendine.

Lan o zaman bütün fizikçiler de Einstein’ın müridi…

Senin mantığa göre.

Mantık kelimesini de lafın gelişi kullanıyorum tabi.

Bu işe çok kafa yormak lazım çok.

Öncülüğe.

Herşeyden önce Mustafa Kemal’i zihin dünyamızda

öncülük koltuğuna bi oturtabilsek, önümüz epey açılacak.

O zaman herşey farklı olmaya başlayacak.

Makam da değil mevki de değil Mustafa Kemal.

O sadece bir ZEKA biçimi. Şu gerçeği bi FARKETSEN analar daha ne Kemal’ler doğuracak.

Daha doğrusu anaların zaten doğurmuş oldukları, ansızın birer Kemal olacak.

O bir ÖNCÜDÜR ve O’na methiyeler düzdüğün anda Mustafa Kemal biter.

Zararsız görünen bu eylem, ÖNCÜ olanı sonlandırmaktır.

ÖNCÜ çoğalması gereken kişidir.

Onu, erişilmez konuma yerleştirmek Mustafa Kemal’e suikast düzenlemekten daha büyük suçtur. İzmir suikasti başarılı olsaydı Paşa’nın vizyonu bundan etkilenmez, yoluna bi şekilde, fenomenleşerek devam ederdi. Silahlı suikastlerin olur da vizyonlara düzenlenen suikastlerin telafisi olmaz. Silahla düzenlenenlerden misliyle daha tehlikelidir.

Yolunu kaybettirir sana.

Ve ne yazık ki BİZİM ülkemizde damlar,

ilerici Atatürk’e nişan almış KESKİN nişancılarla dolu.

Artık methiyelerle yetinmeyi bırakıp,

öğretmenimize yakışır öğrenciler olmalıyız herbirimiz.

Ne isabetli bir tohumdur “Gençliğe” hitabe.

Buraya dikkat. Gençlere değil, gençliğe…

Genci de yaşlısı da üstüne alır.

“Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte,

bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen… “

dendi mi 7-70 ayaklanır herkes.

 

Davamızı düşünüyorum. Hayalimizi düşünüyorum. BİZE dayatılan düzeni düşünüyorum. O koca çarkı düşünüyorum. O çarkı nasıl tersine çevireceğimizi düşünüyorum. Ne zorlukların üstesinden gelip, neleri başaracağımızı düşünüyorum da…

 

Mustafa Kemal, LEVH-İ MAHFUZ ve Tanrı’nın doğum günü’nü biraraya getirince içimden yüksek sesle ACABA? diyorum.

Hayır hayır acaba demiyorum çünkü eminim.

Ata’nın Gençliğe hitabesi ile

“ayağa kalk” dediği kesim,

İNDİGO neslinden başkası değil.

 

BİZ’e sesleniyor o.

Ve mesajı alıyoruz BİZ.

Mesajı aldıkça alev alıyorum ben.

19 Mayıs ruhu…

Tanrı’nın doğum günü DEVRİMİ…

7/70 İNDİGO DEVRİMCİLERİMİZ…

Ve İstiklal barışı…

Sevgiyle”

BuRAK özDEMİR

kemal 

www.izmirliahmetkaya.com

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İçinden SONSUZLUĞUN kitabı

Kur-an-ı Kerim çıkacak

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.

Bu felsefenin SIRRI, kimseye dayatılmamasındadır

asla

.

Bu felsefenin SIRRI, kimseye dayatılmamasındadır

“Şu 8 yılda,

hayatta bana en yakın insanlardan

deli, çılgın, uçuk, cozutmuş vesaire

o kadar çok olumsuz

geri dönüş almışlığım vardır ki.

Hiçbirine tek kelimeyle bile olsa isyan ettiğim,

fikrini değiştirmeye çalıştığım görülmemiştir.

Ben ‘deliliğimi’ olabilecek

en deli haliyle dışavurmaktan başka

hiçbir şey yapmam.

Bu felsefenin SIRRI,

kimseye dayatılmamasındadır.

Dayatılan BİLGİ, asla Levh-i Mahfuz olmaz.

Şimdi.

Bu gerçeği bir elimize alarak

diğer bir gerçeğin altını

bir kere daha çizmemizde yarar bulunuyor.

İnanmamakta serbestsin.

Fakat BİZİ, mevcut İNANÇ-larına

kenar süsü yapmakta asla serbest değilsin.

Herkesin, kendi kafasına göre

bir Levh-i Mahfuz yaratma

gafletine saplandığı bir ortamda

beni bir hücreye kapatsalar,

yapacağım şey, kanımı

en hafif damlayacak bir damardan akıtıp,

hücremin duvarlarına,

bu yazıyı o kırmızı mürekkeple yazmaktır.

‘Bu herif delidir’ diyebilirsin,

en olmadık hakaretleri edebilirsin,

bugüne kadar olduğu gibi hiçbir mecrada

cevap hakkı bile kullanmam,

saygıyla karşılarım.

Ama ‘ben bu insana sonuna kadar inanıyorum’

hatta ‘bu insana en iyi ben inanıyorum’

dedikten sonra bu çizgiyi çarpıtacak,

bu insanın sunmadığı şeyleri,

sunmuş gibi atmosfer oluşturursanız

hiçbirinize göz açtırmam.

Bu benim bir numaralı önceliğimdir.

Kimi iyi niyetli dostlarda

‘ne gerek var canım böyle şeylere hepimiz bir aileyiz,

ne gerek var böyle keskin çıkışlara’ duygusu var.

Hiçbirşeyin farkında değiller.

DİNLER, İNANIŞLAR,

ÖĞRETİLER ve BİLGİLER…

İnsanlığın ilk gününden bugüne,

bunlar en büyük darbeyi,

karşıtlarından değil taraftarlarından almışlardır.

Dışarıdan gelen saldırılar,

inanışları güçlendirir.

Öğretilerin en zayıf noktası,

içeriden gelen farklılaştırmalardır.

Sorun, sen kendin

değişmek zorunda olduğun noktalarda

evrensel gerçeği

kendine yontmaya başladığın noktada

ortaya çıkar.”

buRAK özDEMİR

farkli

www.izmirliahmetkaya.com

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İçinden SONSUZLUĞUN kitabı

Kur-an-ı Kerim çıkacak

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.

Ben evrensel gerçeği, en özgün haliyle korumakla görevlenmişim.

hazirol

.

Ben evrensel gerçeği, en özgün haliyle korumakla görevlenmişim.

 

“Ben bu yola,

tek bir kişinin bile

bu BİLGİ-ye inanmayabileceği olasılığıyla,

50-60-70-80-100 yaşıma kadar

HAKİKATİ haykırmaya devam edecek

bir sabırla çıkmışım.

Ben evrensel gerçeği,

en özgün haliyle

korumakla görevlenmişim.

Belki ben öldükten sonra insanlar inanır buna.

Bunu ben kesin olarak bilemem,

Nihayetinde mukadderattandır.

Elbette ki gelecekle ilgili bulgularım vardır.

Fakat bunlara odaklanmam.

Yapmam gerekeni yapmaya odaklanırım sadece.

Diğer türlüsü dünyayı fethetme

sevdasına kaptırır kişiyi.

Müslümanlar,

bir Mehdi rüyası ışığında,

dünyayı fethetme sevdasıyla

kavrula kavrula artık bu dünyadan,

neredeyse güneş sisteminde

başka bir gezegene

tecrit edilecek konuma geldiler.

Bu kitap,

bahsettiğin gibi, şunlar şunlar olursa

anlam kazanmayacak.

Bu kitap,

ilk gününden

BİZLERE ANLAMIYLA birlikte geldi.

Sen o ANLAMI kavrayacaksın

veya kavrayamayacaksın.

Üç kişiyse üç kişi.

5 kişiyse 5 kişi yaşayacağız.

Ama adam gibi yaşayacağız onu.

Özgün ve evrensel haliyle koruyacağız onu.

Ondan sonra bir SEL gelip

onu alıp dünyayla buluşturacak,

işte bu kadar.

Sadece HAZIR OL-anlara,

HAZIR OL-dukları anda,

hazırlandığı özgün haliyle

hayatlara girecek.

Çoğalmanın şehvetiyle

yanlış ellere yaymayacağız onu.

Belki AZ ama ÖZ.

Sonsuza kadar.”

buRAK özDEMİR

www.izmirliahmetkaya.com

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İçinden SONSUZLUĞUN kitabı

Kur-an-ı Kerim çıkacak

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.

LEVH-İ MAHFUZ’la gerçek KUR’AN’A erenler, her gün yeniden doğarlar.

resul

.

LEVH-İ MAHFUZ’la gerçek KUR’AN’A erenler, her gün yeniden doğarlar.

 

“Mevlüd, yeni doğandır.

Tanrının Doğum Günü

SENİN kendi Mevlüd’ündür.

İsa’nın doğumunu

her Hiristiyan’ın kendi miladı olarak

kabul eden DİN Hiristiyanlıktır.

İsa’nın çarmıhta çektikleri acıyı

hissetmeye çalışırlar.

Eğer o DİN ,doğru ve hak DİN olsaydı,

tek bir İNSANIN mevlüdünü kutlayacak

Müslümanlığa ne gerek vardır?”

 

“Gerçek Mevlüd,

Muhammed’in Kur’an’la yeniden DOĞDUĞU gündür.

Ve LEVH-İ MAHFUZ’la gerçek KUR’AN’A erenler,

her gün yeniden doğarlar.

Kendi kandilin,

bir RAHİM olarak yeniden doğduğun Mevlüd’ündür evlad.

Bu Mevlüd, KADER GECESİ’nin ertesinde gerçekleşir.”

 

“GERÇEK KUTLU DOĞUM DA BUDUR.

Senin Mevlüd’ün CEBRAİL  ile muhattap bir MUHAMMED’in

Mevlüd’ünden daha da evladır.

Ona hidayeti erdiren yazılı kodlar üzerinden,

Cebrail’lerle Hira’laşmadan,

kendi HİDAYETİNE kendin ermen,

geleneklerin Mevlüd’ünden

daha evla bir KANDİLDİR.”

 

“KUTLU DOĞUM bir elçinin doğduğu değil,

onun bir ümmete çoğaldığı gündür.

Gerçek Muhammed de işte o zaman doğar.”

 

“LEVH-İ MAHFUZ (2009)

Peygamber Çocuk Muhammed’in

gerçek DOĞUM GÜNÜDÜR.”

 

“Merkeze peygamberin yani LİDERİN alındığı

bir Müslümanlık modeli bütünleştirici olamaz.

Merkezi, ÖĞRETİNİN kaplaması gereklidir.

LİDER, öğretinin ürünlerinden,

KUTLU DOĞUMLARINDAN

sadece birini, İLKİNİ oluşturur.”

 

“‘Alimlerin’ BİZİM onlara verdiğimiz isimle Elimlerin,

YARATTIKLARI HADİS kelimesiyle

tamamlayıcı kisvesi altında

 KUR’AN’A düpedüz

ALTERNETİF bir kaynak yaratmaları ile,

 Müslümanların kendi içlerinde

sayısız fraksiyonlara bölünmeleri

tesadüf değildir.

Liderlere odaklı DİN yapısı,

elçilere odaklı polemiklere

yüz tutmuş DİN yapısıdır.”

 

“RESUL MESAJIN TAŞIYICISIDIR.

RESUL ÖZ DEĞİLDİR. ÖZDENDİR.”

 

“Ancak ÖZÜN kendisi değildir.

ÖZ, İÇERİKTİR.

Postacının kapıyı nasıl çaldığı bir teferruattır.

Aslolan uzattığı zarfın içinde NE yazdığıdır.”

 

“RESUL üzerinden gidildiğinde

Müslümanlar AYRIŞIRLAR,

 bütünleştirilemezler.

Şiilik ile Sünnilik gibi en temelden

ikiye yarılmalar kaçınılmazdır.

Bu temel yarılmaları

BİNLERCE alt yarık izlemiştir.”

Levh-i Mahfuz’dan.

 

kandil

www.izmirliahmetkaya.com

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İçinden SONSUZLUĞUN kitabı

Kur-an-ı Kerim çıkacak

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.

AMERİKAN ADALETİYLE YÜZLEŞMEK

ahlak

.

AMERİKAN ADALETİYLE YÜZLEŞMEK

“Hayırsever Rıza’yı enselediler, beni hafakanlar bastı…”

“Asrın liderimiz:

Yolsuzluk dendiğinde şunu anlarım, devletin kasası soyuluyor mu, soyulmuyor mu? Devletin kasasından soyulan bir şey yok. Ayakkabı kutusundakiler Halkbank’tan soyulan para değildir.

Akp milletvekili Metin Külünk:

17 Aralık insanların günah işleme özgürlüğüne müdahaledir, Allah’ın hududuna müdahaledir.

Akp milletvekili Burhan Kuzu:

 İnternetteki ses kayıtları doğru bile olsa, inanan yok, millet memnun.

Jöleli danışman Yiğit Bulut:

 İnsan yolsuzluk yapabilir, hepimiz insanız ama, yolsuzluk yapıldı diye bunu hükümete yapıştırmaya çalışmak… İşte işin operasyon kısmı burası.

Toki bakanı Erdoğan Bayraktar:

Ne yaptıysam başbakanın talimatıyla yaptım, başbakanın istifa etmesi lazım.

Oğlunun evinde altı büyük boy kasa yakalanan içişleri bakanı Muammer Güler:

 Oğlum biraz pintidir, işyerini kapatınca kasalarını da eve taşıtmış.

Ekonomi bakanı Zafer Çağlayan:

Türkiye’nin şahlanışından rahatsız oldular, uzay gemisi yapmamızı engellemeye çalışıyorlar.

AB bakanı Egemen Bağış:

Hediye Türk geleneğidir, bunlar beşeri ilişkilerdir.

TBMM yolsuzluk komisyonu üyesi Akp milletvekili Ayşe Türkmenoğlu:

 Bakanlarımız her şeyi kabul etseler bile, suç işlediklerine dair şüphe uyanmadı bende.

İlahiyatçı Hayrettin Karaman:

Yolsuzluk başka şey, hırsızlık başka şeydir, yolsuzluğa hırsızlık demek dinen iftiradır.

İlahiyatçı Ali Rıza Demircan:

Tapeleri dinlemek, o tapelere inanmak haramdır, o tapeleri dinleyenler dinimize göre yoldan çıkmıştır.

Çarşaflı yazar Emine Şenlikoğlu:

 Bugün biri sordu, o kaset doğru olsa ne derdin? Dedim ki, dindarlar zekatını yoksullara ulaştırmak için başbakana vermiş olabilir.

Kütüphanesindeki ayakkabı kutularında balya balya dolarlar yakalanan Halkbank genel müdürü:

O paralar imam hatip yaptırmak içindi, hayırlara vesile olmak için yapılan bağışlardı.

Akp milletvekili Mehmet Metiner:

Para dolu ayakkabı kutularını oraya polisler koydu.

Asrın liderimiz:

Halkbank genel müdürünün dürüstlüğünden en ufak şüphem yok, olsa olsa saflığının kurbanı olmuştur.

Akil adam Etyen Mahçupyan:

Yolsuzluklar palavra değil ama, Akp seçmeni rasyonel bir tercih yaptı.

Akit yazarı Abdurrahman Dilipak:

Yolsuzluk yok demiyorum ama, halk kirli oyunun farkına vardı, Ak Parti’ye sahip çıktı, selam ve dua ile.

Havuzcu müteahhit Nihat Özdemir:

 Evet, 100 milyon dolar verdim ama, borç verdim.

Milletin orasına koyacağını izah eden havuzcu müteahhit Mehmet Cengiz:

Bu cümlelerimi millete bir hakaret olarak sunmaları, şahsımı kamuoyu önünde itibarsızlaştırma faaliyetinin bir parçasıdır.

Abdullah Gül’ün gazetecisi Fehmi Koru:

Tayyip Erdoğan’ın kendisine ait olmayan bir paraya tamah edeceğine asla inanmam, isterseniz saf deyin bana, inanmam.

Bilim bakanı Fikri Işık:

Teknik incelemeyi gerektirmeyecek kadar açık bir montaj olduğu ortada… Ben o ses kayıtlarını dinlediğimde montaj olduğunu hissettim.

Zafer Çağlayan’ın tutuklanan oğlu Kaan:

 Rıza Sarraf düğünüme geldi, sağolsun, eşinin sahne almasına rağmen sadece sahne masrafını talep ettiler, onun dışında ücret talep etmediler, kendisi sadece dostluğunun gereği olarak bana bir takım elbise almıştı, beğendiğim bir valizi hediye etmişti, hepsi bu.

Tutuklanıp idama mahkum edilmeden önce İran basınına konuşan Babek Zencani:

“Tayyip Erdoğan’ın liderliğine olan güvenim nedeniyle Türkiye’de yatırım yaptım, şirketler kurdum, bir Müslüman olarak Tayyip Erdoğan’la gurur duyuyorum.

Yandaş televizyon A Haber’e konuşan Rıza Sarraf:

200 ton altın ihraç edip, Türkiye’ye 25 milyar lira gelir sağladım, cari açığın yüzde 15’ini tek başıma ben kapattım.

Asrın liderimiz:

Rıza Sarraf ülke ekonomisine katkısı olan biridir, hayırseverdir.

Rıza Sarraf’ı 75 sene hapis talebiyle Miami’de tutuklatan New York savcısı Preet Bharara:

Rıza Sarraf, Manhattan’daki mahkeme odasında Amerikan adaletiyle yüzleşecek.

Sabahattin Zaim Üniversitesi rektör yardımcısı profesör Bülent Arı:

Ben bu ülkede daha çok cahil, okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum. Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar, okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, cahil halktır. Her zaman olduğu gibi, Jön Türklerin yaptığı gibi, Türkiye’nin okumuş kesimi Türkiye’yi ateşe sürüklüyor. Profesörden başlayarak, en tehlikeli olanlar üniversite mensuplarıdır. En güvenilir olanlar, zihni berrak olanlar, olayları en iyi okuyanlar ilkokul bile okumamış olanlardır. Üniversite ve sonrası çok vahim. Çünkü zihinleri bulanık. Bakın, Sultan Hamid devrine geri dönelim, Sultan Hamid mülkiye başta olmak üzere sultanileri kurdu, yani medreselerde kıt kanaat sadece dini tedrisat yerine, laik eğitimi bütün ülkeye yaydı. İşte bu okullarda okuyanlar Sultan Hamid’i devirdiler. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar hep bu okulların mezunlarıdır. Bizde de şimdi okuma oranı arttıkça beni hafakanlar basıyor. Açıkçası korkuyorum. Dünyanın gidişatını göremeyenler, okumuşlardır. Okuma oranı arttıkça Türkiye’de olayları tahlil kabiliyeti azalıyor. Tayyip Erdoğan giderse tam bir felaketle karşı karşıya kalırız.”

Yılmaz Özdil

www.izmirliahmetkaya.com

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İçinden SONSUZLUĞUN kitabı

Kur-an-ı Kerim çıkacak

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.