“İyi insan olmanın, iyi insan olmaya yetmediğinin anlaşıldığı o zorlu günler”

1ahava

.

“İyi insan olmanın, iyi insan olmaya yetmediğinin anlaşıldığı o zorlu günler”

Çanlar dinci kesim için çalıyor…

Bir süredir çalıyor…

Uzun süre de çalmaya devam edecek…

SESSİZ İZLEYİCİSİYİZ BİZ BU SÜRECİN…

Sorgulamalar…

Çatışmalar..

Nerede yanlış yaptıklar…

Kimlik bunalımları…

Yoksa?lara dönüşen acaba?lar…

Güç ve iktidar sarhoşluğundan uyanış…

Çok sancılı uyanış…

O meşum başağrısıyla gerçeğe açılması gözlerin…

Gerçeklerle yüzleşen gözler ve ağaran saçlar…

Düğmeleri iliklere birer birer geçen

ATEŞTEN GÖMLEKLER.

BÜYÜK KOPUŞ-un küçük başlangıçları…

Birbirinden ansızın kopuveren DİN ile DİNDAR…

Bağlanmış kabukların yaraları yalnız bırakışı…

Kanayan yaralar, yarayan kanlar…

DİNİN DİNDARA DÜNYAYI DAR EDİŞİ…

Rahman’ın dolabından

Rab şapkasını çıkarışı…

Ya Rab’la başlayan cümlelerin,

Rabba vefasız ithamıyla son bulması …

ÖĞÜTLERE KAPANANLARA

ACIYLA DOLU TERAPİLER…

Çamurdan çıkan altın-feryadın

içinden gelen ibret…

Kolay olana sırt çevirmenin zorlu yolu…

İhtişamı deneyimleyen mazlum şaşkınlığı…

Fazla uzun süren şaşkınlık-masumiyeti yitiriş…

ARAÇLARA KURBAN EDİLMİŞ

MUKADDES AMAÇLAR…

Kibirli alınlara sürülmüş kurban kanının

sahibinden geri çevrilmesi…

Masumiyetin kan kaybedişi…

İYİ İNSAN OL-manın,

İYİ İNSAN OL-maya

yetmediğinin ANLA-şıldığı

o zorlu günler…

“İyi” ile “kötü”nün üzerinin bıçakla çizilmesi…

Doğru ile yanlışın çağının başlangıcı…

Doğruya susayan “KÖTÜLER”…

Yanlışa sapan “İYİLER”…

GERÇEĞİ BİLE BİLE

DEVRİME AYAK SÜRÜYENLER…

Allah’ın emrettiği DEVRİM-e direnen

Allah askerlerinin başaşağı devrilişi…

Tarihin ibretlik biyografilere duyduğu

o bitmez ihtiyaç…

Kahraman tüketen kibir değirmenleri…

O değirmenlere güç veren

SONSUZ NEFES-li kutsal rüzgârlar…

Hava, rüzgâr ve su…

Kader birliği yapmış

gerçek kuvvetler ayrılığı…

Artık taşınamaz bir utancın

dizginlerinden boşalması…

Unutulan ahitler…

Tutulmayan sözler…

Geçip giden müddet…

Mühletin sona erişi…

Kulak patlatan bir yüksek ses,

en yüksek gong sesi…

YENİ SAATİN

SIFIR-SIFIRDAN BAŞLANGICI…

TEPETAKLAK AMA YEPYENİ BİR MEMLEKET…

SANCILI BİR DOĞUMLA BERABAR

DÜNYAYA AÇILAN IŞIL IŞIK GÖZLER…

EN GÜZEL SAATİN İLK SANİYELERİ…

Durmaya değil…

Tersine döndürmeye meyilli…

Yavaşlayarak yavaşlatan

unutulmaz DİŞLİLER…

SONSUZLUĞA AYARLI,

BİR KUTSAL DUVAR SAATİ…

VE ONUN KÜÇÜK DİŞLİLERİ…

Sancılı bir doğum-büyük dişlinin

büyük kan kaybı…

Sıfır-sıfıra ayarlanmış tüm saatler için…

Beş onda dokuz…

BÜYÜK KOPUŞ FAZI…”

http://www.burakozdemir.org/tanrinin-dogum-gunu/tanrinin-dogum-gunlugu/canlar-dinci-kesim-icin-caliyor-bir-suredir-caliyor-uzun-sure-de-calmaya-devam-edecek-2/

buRAK özDEMİR-2008

.

www.izmirliahmetkaya.com

.

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İÇİNDEN SONSUZLUĞUN KİTABI ÇIKSIN.

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.

KİMSEYLE SAVAŞMIYORUM, BENİM GÖREVİM HERKESİ BİR ÜST BİLİNCE YÜKSELTMEK.

1aistekli

.

KİMSEYLE SAVAŞMIYORUM, BENİM GÖREVİM HERKESİ BİR ÜST BİLİNCE YÜKSELTMEK.

1

“Levh-i Mahfuz‘u bir ayran şişesine benzetiyorum.

Hareketsiz bırakıldığında suyu tepede,

yoğurdu aşağıda mana-dışı bir içeceğe dönüşüyor.

Bu bir enerji içeceği:

ÇALKALAYARAK İÇİNİZ.

Darılmaca, gücenmece yok.

Yok dediğime bakmayın,

herkesin seçimi saygıdeğerdir.

Bu şişeyi biraz çalkalayacağım.

Zıvanadan çıktı diyip uzaklaşmak serbesttir.

Yayık ayranı için bir o yana

bir bu yana savrulmak kaçınılmazdır.

Kimsenin ismine, şahsına asla hitabım olmaz.

Bunları görmem zaten.

Ben satırlardaki düşünceleri okurum

ve onu meydana getiren

 işletim sistemine ulaşırım.”

2

“’Kürtler’ başlığı altında burada yazılanlar,

sağlam bir çalkalama meydana getirmiş.

Bunu bir adım daha ileri götüreceğiz.

Hatta on adım ileri.

Şöyle ki;

‘Eyyy Tayyip Erdoğan’ minvalinde

bir yazı yayınladığımda yaşa varol, tıklar, beğeniler…

‘Kürtler DE’ dediğinde ise

 bu sayı üçte bire düşüyor.

Bu sayıyı 3’te 3 yapmaya çalışmayacağım.

Tam tersine,

buradaki toplam sayıyı

1/3’e eşitlemeye gayret sarfedeceğim,

çünkü buradaki gerçek sayı

yobazlığın 360 derece bir konu algılayan

insan sayısı kadar.”

3

“Yüzbinlerce kere yazdım,

artık klavyemde o harfler

daha hızlı eskimeye başladı:

– LEVH-İ MAHFUZ,

DİNCİLERE DARBE İNDİRME KİTABI DEĞİL.

Arayışınız buysa bunu yapan ilahiyatçılar var

onları takip edebilirsiniz.

Dincilere darbe indireee indireee

onları tek parti iktidarı yapan

reformist ilahiyatçılar var,

onları izleyin, burası size acı verir.

Çünkü burada gericilik

360 derece bir konu olarak tanımlanır.

HAYATIN HER ALANINDAKİ

GERİCİ-LİĞE DARBE İNDİRİLİR.

GERİCİ-LERE DEĞİL GERİCİ-LİĞE.

YANİ ZİHİN YAPILARINA.”

4

“KİMSEYLE SAVAŞMIYORUM,

BENİM GÖREVİM

HERKESİ BİR ÜST BİLİNCE YÜKSELTMEK.”

“Din branşının gericiliği benim Greenwich’imdir.

Oradan başlarım, başlangıç meridyenimdir.

Fakat asla orada durmam,

bütün meridyenlere uğrarım.

‘Bize gelme o meridyene git, döv onu.’

Bunlara kulak asarsam,

insanların tıklamaları için yaşamış olurum.

Bu da beni sadece

Allah’ın tıklamasını almaya odaklanmış

değerlerimden uzaklaştırır.”

5

“Şu süreçte yazacaklarımla,

LİMİTLERİNİZİ ZORLAYACAĞIM.

SİZİ,

BENİ VE/VEYA LEVH-İ MAHFUZ’U

TAKİP ETMEMEYE DOĞRU İTECEĞİM.

‘Yazıyı okudum hemen ilk iş

 LM App’I sildim telefonumdan’ları

biraz daha yaygınlaştırmaya çalışacağım.

SİLENLER SİLSİN,

GERÇEK VE NİHAİ ARKADAŞLARIMIZ

HER KİM İSE ONLARLA BULUŞALIM.

Birbirimize vakit kaybettirmeyelim.

Ben size, siz bana.

İşim çok, 360 derece.”

6

“Ben uzaklaştırmaya çalışacağım.

Direnirseniz siz direnecek ve kalacaksınız.

BEN, BU ÜLKEYİ,

KAOSUN ANAVATANI HALİNE GETİREN

O PROBLEMATİK ZEKA YAPISINA

UYUM SAĞLAMAYACAĞIM.

Sağlarsam bu benim intiharım olur.

Güveninizi asıl size uyum sağlarsam

kaybetmem gerekir.”

7

“Yazıların altındaki rakamların bir dili var.

Şöyle diyor ve beni çok rahatsız ediyor.

‘Öyle olursa tıklarım, böyle olursa tıklamam.’

CANIM BENİM,

SEN BENİ ALKIŞLARLA TERBİYE ETMEYE

ÇALIŞIYOR OLABİLİR MİSİN?”

8

“Eski bir yazımız vardı.

‘Devrimcilerin kollarına girenler vardır.’

DEVRİMCİ, DİRENCİ

KARŞIDAKİ BARİKATTA GÖRECEĞİNİ ZANNEDER.

OYSA BUNU YAPMAK YERİNE,

YOLDAŞ OLUR, KOLUNA GİRERLER.

BÖYLE BÖYLE DURDURURLAR ONU. “

“Şu an ellerimi havaya kaldırıyorum.

Teslim olmak için değil,

kimse beni yavaşlatıp,

gerçek istikametimden

başka bir yere götürmesin diye.

Bugünden itibaren

meselelere 360 derece bakmama konusunda

ısrarı olanlar beni hayatlarından çıkarabilirler.

Burada 5000-10000 değil

100-200 kişi kalsın.

Coşkulu, meseleleri çözememiş olsa da

çözmeye gayreti olan.

ÖNYARGISIZ, GAYRETKEŞ.

KALIPLARINI KIRMAYA İSTEKLİ.”

9

“Tayyip Erdoğan‘ı 3 sene evvel

DECCAL olarak adlandırdığımda

tepki gösterenler de çok oldu.

Hala aynı yerdeyim.

DECCAL-lik yapıyor.

Tamam.

Fakat şu var.

Herşeye, bütün yanlışlarına,

gaddarlıklarına rağmen

BEN GENE SEVİYORUM BU KERATAYI.

Benim için bütün insanlar

küçük birer keratadır

ve bütün kerataları severim.

ÇÜNKÜ ONUN TASARIMCISINI TANIYORUM

VE ASIL ONA BİR AŞKIM VAR.

Onun ürettiği kuklalarla

kavga edecek değilim

bu kadar bilginin üzerine.

İsterse Adolf Hitler olsun.

İnsandır,

yaşıyorsa hiçbirşey için geç değildir.

Yaşamıyorsa, kin gütmem için

zaten bir sebep kalmamıştır.”

10

“BURADA BİR KİŞİ OLARAK BULUNMUYORUM.

BURADA BİR DÜŞÜNCE YAPISININ TEMSİLCİSİ,

MODELLEMESİ OLARAK HALİHAZIRDAYIM.

Fikirlerin ayrışması

insanları sevmeme engel değildir.

Kişileri, isimleri öne çıkarmıyorum

buradan insanlara değer vermediğim anlamı

asla çıkmasın.

Etrafımızdaki bütün dostlara

özel sempatim var.

Herkes ayrı bir çeşit.

Ne güzel.

HERKES ÇEŞİT ÇEŞİT KALSIN

FAKAT BU KİTABIN ADINI

LEVH-İ MAHFUZ YAPAN

ANA AKIMIN KERKESİ ÇARPTIĞINI GÖRMELİYİZ.

Prize elini sokmak gibi.

Elektrik aynı elektrik,

voltaj aynı voltaj.

Arabeskçi elektriğe tutulduğunda

yandım anam desin.

Diğeri break dance yapmaya başlasın.

Herkes kendi özgün kimliğinde olsun.

FAKAT BU ELEKTRİK,

KİŞİLERE VE KALIPLARA GÖRE MUAMELE EDEN

KEYFEKEDER BİR AKIMA DÖNÜŞMESİN.”

11

“Saat gecenin 2’si.

Bu saatten sonra sadece

2 meslek grubunu kızdıracak yazı yetiştirebilirim.

DOKTORLARIMIZ ve ASKERLERİMİZ.

Kızsınlar.

Yaftalasınlar.

Ajan dedirtelim kendimize.

Oh mis.

Yarasın 😃

Sevgiyle”

12

“Doktorlarımız şiddete uğruyor.

Yolda yürürken dallarına çarptığı çiçekten

özür dileyen biri olarak

bu konuda ne düşünebilirim?

İnsani tarafımla kızıyorum haliyle.

Ne istedin o dünya iyisi,

iyilik meleği doktordan diyorum serzeniyorum.

Fakat sonrasında aykırı bazı fikirler içindeyim.

Doktorlara şiddete hayır yürüyüşleri düzenleyerek

çözülebilecek mi bu mesele?

Mevcut tıp modelimiz

insanlarda bir tepkisellik meydana getirmeye başladı,

bu şiddete başvurmalar,

azalmakta olan mesleki itibarımızın

ve müşteri memnuniyetimizin

istemsiz bir dışavurumu olabilir mi?

Buradan kendimize bir gelişim haritası çıkarıp,

yaygın deyişle bu krizden fırsat yaratabilir miyiz?

‘leri bekliyorum da bekliyorum.

Tabip odaları hasta doktor algı haritalarını modelleyip

bunları değiştirecek atılımları ateşlemeyecekse

ne için var?

Yürüyüşler düzenleyip, kınamak için mi?

Türkiye’de ne kadar çok kınama kuruluşu var?

Ananem için epey bir doktor gördüm son günlerde.

İçlerinde muhteşem diyebileceğim insanlar vardı.

Akıl almaz güzellikte insanlar.

Tatilinde ananemi unutmayıp telefonlar edip,

bu anonim, yaşlı hastası için ayarlamalar yapan

gerçek hekimlik mertebesinde doktorlar.

Fakat bunları bir kenara ayırırsan

Hipokrat’la konseptlenen hekimlik,

ülkemizde

İLAÇ YAZMA TIBBINA DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA.

İnsanlar bedava ilacın cazibesiyle

gönüllü hasta durumundalar.

Leblebi çekirdek gibi

hap atıyorlar ağızlarına renkli renkli.

Maksat tedavi olmanın ötesine çıkmış.

Doktor, teşhis sürecini

hastanın semptomlarının

hangi ilaca karşılık geldiğini sorgulayan

bulmaca gibi görür olmuş.

Buldum!

Nımınınnımix.

10 sene önce insanlar

bugünün belki 10’da 1’i kadar ilaç kullanıyordu

fakat bugünden 10 kat daha sağlıklıydı.

YIKILMAKTA OLAN TIP MODELİNİN

AYAK SESLERİNİ DUYMAK,

YÜRÜYÜŞLER DÜZENLEMEKTEN

ÇOK DAHA PRATİK HALİYLE.

HER MESLEĞİN KENDİ HAMASETİ VAR

VE BU SÖYLEMLERE MEYDAN OKUYACAK

DEĞİŞİM AJANLARINA İHTİYAÇ VAR.”

13

“ASKERLERİMİZ.

Kahraman sıfatıyla

en çok eşleştirilen insanlarımıza.

Bir dostumuzun şöyle bir ifadesi var:

‘Çanakkale’de, Kurtuluş savaşı’nda

canını veren bir meslek kahramandır.

Aksini söylemek hadsizliktir.’

Pek çok insanımız gibi bu dostumuz da,

Çanakkale ve Kurtuluş savaşı’nda

sadece askerlerin can verdiğini düşünüyor.

Bu savaşlarda can vermeyen insan mı kaldı?

Öğrenciler gittiler, okul okul öldüler.

Kadınlar öldü cephede.

Çocuklar.

Belirli, tanımlı bir grup savaştı,

 diğerleri evde mi bekledi?

Kelime aynı fakat o gün ile bugün

sahip olduğu kapsam tamamen farklı.

Bugün askerlik bir meslek.

Tüm dünyada.

Amerikan askerlerine kahraman denmiyor ayrıca.

Fuarlara katılıyor ordu.

Şenliklerde stand açıyor.

Cazip bir iş teklifi olarak sunuyorlar askerliği.

Türk ordusunda

2 tür asker faaliyet gösteriyor.

Profesyonel askerler.

Bu kıymetli insanların

geçindirmek zorunda oldukları aileleri var.

Askerde gördüğüm üzere.

Hepsinin kredi kartları var.

Ödemekte zorlandıkları faturaları.

Okul taksitleri.

Kapitalizm çağındayız.

Kapitalizm çağında olmasaydık da birşey değişmezdi.

Yeniçerisinden tımarlı sipahisine

askerlik her zaman maddi temelliydi.

Düzenli orduların sabit giderlerini

döndürebilmek için seferler yapılırdı.

Vatanı savunmak için savaşlar da verilirdi elbet,

herkes genci yaşlısı seferber olurdu.

Fakat bu durumlarda herkes asker olurdu.

İnsan = asker olurdu.

O ASKERLE, BU ASKER AYNI ŞEY DEĞİL..

Olmasınlar da zaten.

Ordumuzun profesyoneller dışındaki

diğer asker grubunu oluşturan faktör ne?

Zorunlu askerlik.

Çocuk bir lokantada garson olarak 800 lira maaşla çalışıyor.

Kirası yok lokantanın arkasındaki yatakhanede yattığı için.

Parasının yarısını köydeki yaşlı anne ve babasına yolluyor.

Askere gönüllü gidebilecek lüksü olsa keşke, yok.

Tecil ettirebileceği kadar ediyor.

Önce bakaya oluyor, sonra asker kaçağı.

Karakolda bir gecenin ardından doğru birliğe teslim.

Bu çocuk, tamamen ve tamamen

önlenebilir sebepler neticesinde öldüğünde

tabutunu bayrağa sarıp yolluyorlar,

adına da şehit diyorlar.

DEMEYİN!

Hiç kimseye kahraman demeyin.

Böyle bir nosyon yüklemeyin.

Askerlerimize hiç demeyin, çünkü bu onların hiç iyiliklerine olmuyor.

Bu düzen sana kahraman diyorsa bil ki başına gelecek var.

Kolay ölmeyi kahramanlaştırabildiklerimizin fıtratına dahil ediyorlar.

Kimse kahraman olmasın, herkes insan olsun.

Öldüğünde de konseptlere büründürülmesin.

BİR İNSAN ÖLDÜ DESİNLER.

BUNDAN DAHA ACI BİRŞEY VAR MI?

İNSAN ÖLMÜŞ DESİNLER BU YETMEZ Mİ?

Şehit kelimesinin kullanımına karşı çıkıyorum.

İnsan hayatı israfını meşru gösterme amaçlı

istismar edildiği için.

Şunu diyebilirsiniz.

Askerlik profesyonel ya da zorunlu da olsa,

can veren bir meslek.

Bu söylemde iş,

 ölmek askerliğin fıtratında var’a geliyor.

Amerikan ordusunda daha az asker ölüyor.

Çünkü sivil hayatta üstün teknoloji geliştiren

 ‘kahraman’ mühendislere sahipler.

Kim kahraman kim değil,

bunlara 5000 yıllık kalıplarla karar veremiyoruz

örnekte görüldüğü üzere.

Ürettiği artı değer,

ortalamanın üzerinde olan herkes,

ister işsiz olsun ister rütbeli

kahramandır.

Eşref Bitlis

benim için gerçek kahraman bir askerdi örneğin.

Kahramanları fazla yaşatmıyor düzen yazık ki.

Ben askere gittiğimde en çok dikkatimi çeken,

komutanlarımızdaki kiloluluk durumuydu.

Asker asker diyorsun

mitolojik bir temele oturtuyorsun,

adamcağız masabaşında oturuyor,

bilgisayarda işini yapıyor.

Excel tabloları var.

Word’de hazır dilekçe formatları var.

İş yapıyorlar herkes gibi.

Yazı sert farkındayım,

aşağıdaki soruyla daha sertleşecek,

fakat sormaktan başka çare yok.

Rütbeli komutanlarımıza

ve diğer kadrolara şu duyuru anons edilse;

‘Bundan sonra hiçbirinize maaş ödenmeyecek,

 lojmanlarınızı derhal boşaltınız.’

Kaç ‘kahraman’ kalacabilecek askeriyede?

‘Ya da istemeyen askere gitmeyecek’

diyecek olduğunuzda,

ordudaki Mehmetçik sayısı ne olacak?

Etiler’de Porsche Carrera’sını valeye bırakıp,

içeri girdiği türkü barda eğlenen bronz tenlileri

Güneydoğu’nun ücra bir karakolunda

savunmaya kaç kişiyi ikna edebileceksin?

Meseleler derinlikli…

Tek ölümlü meslek askerlik mi peki?

Maden işçileri daha fazla ölü vermiyor mu?

O da vatan hizmeti değil mi?

O da vatan toprağının… altını eşeliyor

ve gelir durumu düşük nüfus çoğunluğunun

 ısınmasını sağlayacak yakıt meydana getiriyor.

Az birşey mi?

Orduevleri de yok, yorgunluklarını atabilecekleri.

Yerin altında, ciğerlerine zehir doldura doldura

süregiden bir meçhul yaşam.

Kahraman olmak için

omzunda apolet olması mı gerekli?

Askerlik kelimesinin altına sakladığımız

mitoloji ile yüzleşelim,

bu sinir bozucu yazı vesilesiyle.

Atatürk de askerdi diyebilirsin.

Haklısın.

Yalnız unutma

Atatürk sivil hayata geçtiğinde de bir kahramandı.

Demek ki Atatürk kahraman bir İNSANDI.

Başlattığı inkilaplar dahiyaneydi.

Emsalsizdi.

Bunları üniformasını çıkardığında yaptı demek ki

kahramanlığı askerliğinden ileri gelmiyordu.

Dehasından ileri geliyordu,

askerliğini de bu yüzden eşsiz bir performansla icra etti.

KAHRAMANLIK BİR RUHTUR

VE O RUH ELBİSE KABUL ETMEZ ÜZERİNE.

Askere gönder kahramanlık yapar.

Döner gelir gümrük bakanlığı’nda memur olur

ve ‘adama ne teklif ettiysem kabul etmedi’

dedirten bir kahraman olur

geçit vermez vatan toprağına gümrüksüz mal geçişine.”

14

“Kimi insanlarda Levh-i Mahfuz’u

kütüphanenin en üst rafında

bıraktırma eğilimi var.

Elimizde herşeyi iyileştirebilen

bir kitap var diyeceğiz.

Önümüzde neredeyse herşeyi

kötü gitmekte olan bir ülke olacak.

Ve o kitabı açıp,

yaşadığımız ülkenin sorunlarına

nasıl bir çözüm getirebiliyoruz’a

hiç kalkışmayacağız.

Öyle mi?

Çok duyarım ben bunu.

Politik konulara girme buRAKçım.

İçine hayat giren herşeye girerim,

girmekle mükellefim ve şükürler olsun

girdiğim gibi en mükellef şekilde de çıkarım.

Bu tavır beni bir cami imamına

çevirmeye çabalıyor aslında.

‘Hoca efendi sen işte genel geçer

uhrevi meselelerden bahset.

Bizi kendi düzenimizle başbaşa bırak.’

İsviçre’de yaşasak anlarım.

Derim ki adam huzur bozulmasın refleksi içinde.

YAŞADIĞIMIZ ÜLKENİN ADI TÜRKİYE.

KAİNATIN KAOS MADENİ 😃

LEVH-İ MAHFUZ 360 DERECELİK 1 SAHA

BU BİR,

BEN DİN HOCASI DEĞİLİM

BU İKİ,

FENA UYKUM GELDİ SABAHIN KÖRÜNDE KALKACAĞIM,

YATIYORUM BU DA ÜÇ 😃

Sevgiyle”

buRAK özDEMİR

.

www.izmirliahmetkaya.com

.

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İÇİNDEN SONSUZLUĞUN KİTABI ÇIKSIN.

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.

CENNETE YAZILAN MEKTUP ve HAYALLER

1abetul

.

CENNETE YAZILAN MEKTUP ve HAYALLER

  Aslında her şey “cennete yazılan mektup”la başladı.

*

“Sevgili babacığım… Seni çok özledik, 1 mayıs işçi bayramını sensiz geçirdiğim için çok üzgünüm. Cezalarını çekecekler, içinde hiç kuşku olmasın. Oradaki bütün abi, dede ve amcaların ellerinden öpüyorum. Seni çok seviyorum. Cennette mutlu bir şekilde bizi bekle babacığım. Ben pilot olacağım, senin yüzünü kara çıkarmayacağım, söz veriyorum. Yeni köpeğim Tarçın’ı da çok seveceğini umuyorum.”

*

“9 yaşındaki Betül yazmıştı.

Soma’da hayatını kaybeden

301 şehidimizden Ali’nin kızı.

Ve, cennete yazdığı bu mektubunu,

çiçek bırakır gibi,

babacığının mezarına bırakmıştı.

 (Mektubunun sonuna, el ele tutuşmuş, dört kişilik aile resmi çizmişti, babası, annesi, abisi, kendisi… Hemen yanlarında bir de köpek yavrusu oturuyordu, Tarçın.)

Evet, konuşamıyorlardı,

kucaklaşamıyorlardı,

baba-kız öpüşemiyorlardı ama,

aralarındaki temas hiç kopmamıştı.

Bazen dualarda buluşuyorlardı,

bazen rüyalarda,

bazen de cennete yazılan mektuplarda.

*

Hürriyet.com.tr bu mektuptan yola çıktı,

“Soma’nın Hayalleri Var”

kampanyası başlattı.

Adı üstünde,

Soma şehitlerinin çocuklarıyla tek tek görüşecekler,

hayallerini gerçekleştireceklerdi.

*

(Pekçok arkadaşın emeği var ama… Bu kampanyayı akıl eden, gönlünü koyan, gecesini gündüzünü katan, Zeynep Gürcanlı, Aysel Alp, Banu Şen ve Yücel Arı’ya, yurttaş olarak teşekkür ederim.)

*

Bu muhteşem girişime,

Betül’ün hayaliyle başladılar.

Pilot olmak istiyordu,

 babasına öyle söz vermişti.

Neden pilot olmak istiyor derseniz…

“Babamın göklerde olduğunu düşünüyorum,

ona daha yakın olacağım” diyordu.

*

Türk Hava Kurumu duyarsız kalmadı, şehit kızının hayalini görev kabul etti. THK Başkanı bizzat Soma’ya geldi, Betül’ün ailesi ve Soma Kaymakamlığı’yla protokol imzalandı. Betül 18 yaşına geldiğinde, Türk Hava Kurumu tarafından pilot olarak yetiştirilecek.

Bitmedi… Betül, ikiz kardeşi Furkan’la birlikte, Türk Hava Kurumu’nun “tanıtım yüzü” oldu. Soma’da çekimler yapıldı. Kamu spotu haline getirildi. Bu kurban bayramında, tüm Türkiye, Betül’ün havacılık hayalini ve cennete yazdığı mektubunu izleyecek.

Ayrıca… Yarın, Soma’daki tüm şehit çocuklarıyla birlikte Eskişehir’e gidecek, planöre binecek. İsteyenler, yamaç paraşütüne de binecek.

*

Betül’ün hayali gerçekleşmiş olacak.

Peki ya diğerleri?

*

Yaşları 4 ila 18 arasındaki 400 çocukla tek tek konuşuldu.

*

8 yaşındaki Sudenaz,

fotoğraf makinesi ve fotoğrafçılık eğitimi düşlüyordu.

6 yaşındaki Sude,

doktorculuk oynarken kullanmak üzere doktor önlüğü ve steteskop istiyordu!

*

9 yaşındaki Burak’ın

hayalini duyduklarında, o güne kadar neler görmüş olan tecrübeli gazetecilerin bile gözleri buğulandı… 4 yaşındaki kardeşi Berat’la birlikte Antalya’ya gidip, plajda kumdan kale yapmak istiyordu.

*

4 yaşındaki Sedat,

uzaktan kumandalı araba dedi,

 6 yaşındaki Kerem,

akülü araba dedi, kırmızı…

Neslihan,

kız kulesini görmeyi hayal ediyordu,

Şule ise, Anıtkabir’e gitmeyi.

*

6 yaşındaki Sercan,

Şefkat Tepe dizisine bayılıyor,

Serdar

Komutan’la tanışmak istiyordu. Serdar Komutan rolündeki Mert Kılıç’ı karşısında gördüğünde, az daha hakikaten bayılıyordu.

*

7 yaşındaki Dilara

hayalini söyledi… Ayakkabı kutularında dolar istifleyen, 700 bin liralık kol saati takan, yatak odasında para kasaları biriktiren, oğluyla paraları sıfırlayıp, saraylarda oturan arkadaşların iyi duymasını isterim… “Kırılmamış bir bebek” istedi Dilara.

*

14 yaşındaki Döne,

dört kişilik ranza ve çalışma masası istedi. Çünkü, sadece bir yatakları var. Döne, iki kardeşi ve annesi, aynı yatakta yatıyorlar. “Çok olmazsa, bir de bilgisayar isteyebilir miyim?” diye sordu.

*

5 yaşındaki Yiğit,

itfaiyeci olmak istedi. Gökdeniz, uçağa binmek istedi.

Doğanay,

 futbol okuluna gitmek istedi.

Ata,

Fenerbahçeli futbolcularla tanışmak istedi,

Basri,

Galatasaraylı futbolcularla tanışmak istedi.

8 yaşındaki Merdan,

polis olmak istedi, motosikletli polis…

Onurcan, subay olmak istedi.

*

Büşra ve Şeyma, kardeşler…

 Anneleriyle birlikte tatile gitmeyi hayal ediyorlardı.

Nazmiye, Sakine ve Mustafa, kardeşler,

hiç hayvanat bahçesi görmemişler, hep televizyonda görüyorlarmış, çok merak ediyorlardı.

Basri, ablası Yağmur’la denize gitmek istiyordu.

10 yaşındaki Sıla,

Fransa’yı görmek istiyordu.

16 yaşındaki Merve,

Kapadokya’ya gidip, balona binmek istiyordu.

15 yaşındaki Enes,

 aşçı olmak istiyor, yemek okuluna gitmek istiyordu.

16 yaşındaki Anıl,

elektroniğe düşkün, teknolojiyle alakalı bir kursa katılmak istiyordu.

*

4 yaşındaki Ferhat,

sıkılmış oralardan, sadece gezmek istiyordu, neresi olursa.

*

İbrahim

hiç lunapark’a gitmemiş.

Gülten,

jimnastik dersi almak istiyordu.

Eren 5 yaşında,

kreşe gitmek istiyordu.

Rümeysa,

Çanakkale’yi görmek istiyordu.

Furkan,

 İzmir’deki uzay kampına katılmak istiyordu.

*

Bazı örneklerini verdiğim hayallerin

yüzde 80’i gerçekleştirildi.

Tek tek tamamlanıyor.

*

Ve, Berkan…

16 yaşını yeni doldurdu. Soma’da anadolu lisesi öğrencisiydi, notları harikaydı. Yaz tatillerinde aile bütçesine katkı için, mısır-domates toplamaya, tarlaya işçi olarak gidiyordu, günübirlik yevmiyeyle inşaat işlerinde çalışıyordu. Faciadan hemen sonra, TED yöneticileri Soma’ya geldi, sordular soruşturdular, öğretmenlerin hepsi onun adını veriyordu. Ailesiyle görüştüler, ikna ettiler, daha iyi eğitim alması için burs verdiler, Karabük TED Koleji’ne yatılı olarak kaydettiler. Notları yine çok başarılı. Seneye üniversite sınavına girecek, İstanbul veya İzmir’de hukuk okumak istiyor.

“Hayalin ne?” diye sordular…

“Yılmaz Özdil’i okumayı çok seviyorum,

onunla tanışmak,

onunla bir gün geçirmek isterdim” dedi.

Hayalini bile kuramayacağım

bir onur benim için.

Varsın bugün dünya kendi kendine,

bizsiz dönsün…

Biz bugün Berkan’la birlikteyiz.”

Y. Özdil

 

Yılmaz Özdil’e sonsuz teşekkürler…

.

www.izmirliahmetkaya.com

.

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İÇİNDEN SONSUZLUĞUN KİTABI ÇIKSIN.

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.

KADERİN…

1agok

.

KADERİN…

 

Kaderin şekillenebilir olduğu

ve yarının BİZE bağlı

koca BİR bilinemez OL-duğu aşikarken,

 gaybın bilinebilmesi için olmuş olması,

yaşanılmış olması gerekmektedir.

Gayb BİZ-ler için belirsiz OL-duğu için bilinemez.

BİZ-ler DEĞİŞ-ip, DEĞİŞTİR-ip

KADERİ-mizi ŞEKİLLENDİR-ebiliriz.

buRAK özDEMİR’ in deyişiyle:

“KADERİNİN SIRLARI,

NEREDEN GELDİĞİNDE DEĞİL,

NEREYE GİTTİĞİNDE GİZLİ.

KÖKLERİNE DOĞRU DEĞİL,

GÖKLERİNE DOĞRU UZA.”

.

www.izmirliahmetkaya.com

.

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İÇİNDEN SONSUZLUĞUN KİTABI ÇIKSIN.

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.

Atatürk 2015’te yaşıyor olsaydı ne yapardı sorusunun cevabı.

1aesenlik

.

Atatürk 2015’te yaşıyor olsaydı ne yapardı sorusunun cevabı.

“Gözleri kör edilmiş milliyetçi lider bize şunu öğretti.

Deccal’lerin bir aktifleri var.

Bir de pasifleri.

(Saraydaki) Aktif Deccal’in

çaresiz kaldığı yerde imdadına

(Muhalefetteki) pasif Deccal yetişiveriyor.

Sürekli yazıştığımız bir gerçeği daha

yaşayarak idrak ettik:

Erdoğan bir kişi değil bir ZİHNİYETİN ADI.

Ve bu, ülkemizde çok yaygın bir ZİHNİYET.

Bu insanın seçim kaybetmesi veya hasta olması,

asla bir çıkış yolu değil.

Çünkü ihtiyaç hasıl olduğunda

başka bir Deccalle destekleniyor sistem.

Buraya kadar olanlar kötü haber.

Buradan sonrası iyi haber.

Şu an, iç barışın bu şekilde bir yerlebir edilmesi

normal şartlarda, normal bir ülke için felakettir.

Bir vatanın,

kaldırabileceği ihanet miktarının da bir sınırı olmalıdır.

Öyle değil mi?

Göreceksiniz, güzel Rabbimiz

bir şekilde gene doğrultacak bu ülkeyi.

Sağduyuya kendini açmış, milliyetçi,

ulusalcı, dindar vs. hiçkimseyi bulamazsa,

dağdaki PKK’lılara İLHAM EDECEK sağduyuyu.

Tanrı bir kez daha

Türklerin isteğini geri çevirecek ve

bu ülkenin güneşinin soldurulmasına

izin vermeyecek.

Türklere rağmen yaşayacak Türkiye.

Türklerden daha uzun süre.

Sevgiyle”

*

“Türkiye baki kalır.

Üzerinde yaşayan Türkler DEĞİŞİR.

Kötü kalpli Türk gider. İyi kalpli Türk gelir.

Ufku dar Türk gider. Ufku açık Türk gelir.

Savaşmakta inatlaşan Türk helak olur.

Barışmakta ısrarcı Türk gelir yerine.

Yazı,

bu ülkenin emperyalistlere peşkeş çekileceğini

ifade etmeye niyetli olsa

baki kalacak ülkeye neden Türk-iye desin?”

*

“Sevgili Modern ve Eğitimli dostlar.

Hepiniz diyemem.

Fakat ezici çoğunluğunuzda

PKK‘lı veya PKK sempatili KÜRTLER-den bahsederken

İNSAN-DAN bahsettiğinizin titreşimlerini alamıyoruz.

SEN DE BİR İNSANSIN.

O DA BİR İNSAN.

Suçlu olanımız varsa

cezasını mahkemeler versin ve

fakat ‘Tanrı’ olup İNSANLARADEĞER-ler biçenlerden

olmaya bir son VER-elim artık.

Ve bilmiyorum haberin var mı,

Allah katında kimliklerin HEPSİ BİR.

Nerelisin diye sormayacaklar kimseye.

Kimlikler yok hükmünde.

Benim için PKK nedir?

Yanlış fikir ve eylemlere başvurmuş

İNSANLARTOPLULUĞU.

İNSAN bunlar.

Peki, yanlış fikir ve eylemlere başvurmuş

insanlar sadece onlar mı?

Kan döküyorlar diyorsun.

Evet ben de bunu diyorum.

Hepimiz farkındayız.

Bir farkla.

Adam geriden geliyor.

Yöresinin, toprağının sahibi olmak için

kan dökmek gerektiğine inandı O.

İnandırıldı.

Bir soru soracağım.

PEKİ BİZ BU TOPRAKLARI NASIL ALDIK?

HEDİYE KUPONUYLA MI?

Anadolu’yu da İstanbul’u da,

diğer bölgelerimizi de kan dökerek aldık.

Tarihte hangi ülke böyle alınmadı ki?

Bu insan, hala o günlerde yaşadığının fikrinde.

Yeni dünyayı tanıma fırsatı olmadı ki.

Açlığın, sefaletin

ve gözardı edilmiş kimliğinin elbiseleri içinde.

PKK’nın ortaya çıktığı Türkiye’ye bakalım.

Türkiye’de bir bilişim kalkınması mı var?

Geliştirilmiş bir teknoloji mi?

Sanatın beşiği mi bu ülke?

Hayır.

Alabildiğine askeri kimlikli

bir bürokratik devlet, özellikle o zamanlar.

Şimdi de askeri değil siyasi vesayet altında.

Tiplemeler değişse de vasiler gerçeği değişmiyor.

Siyasi vesayet bugün nasıl

kendi aktivistlerini yaratıp sokağa döktüyse,

Askeri kimlikli devlet de o günlerde,

o topraklarda farklı tepkilerle karşılandı.

Gezi’yi hissedebiliyorsan,

 bir insanı anasından bacısından

sevdiğinden kopup dağa çıkmaya

zorlayan tepkiyi anlamaya yaklaşabilirsin.

En büyük bütçelerini silaha ayırırken,

Amerika’dan ithal Türkiye’de monte

F16’larını gökyüzünde gururla seyrederken

bir gerçek aşikardı.

Güç = Kudret.

Sen güç bilgidir paradigmasında değildin.

Hiç olmadın.

Silahlı ölüm makinesi,

bomba atmaktan başka vasfı olmayan

F16’larını seyrederkenki gururu,

kendi robotlarını üretmenin peşindeki

üniversiteli gençleri izlerken göremedik gözlerinde.

Başındakilere bak.

Hala da ülke olarak bu düzeyde değilsin.

Dilinde yerli otomobil,

poposunun altı Mercedeslerle kaplı

kalkınmacıların ülkesi.

Amerika bu silahları üretti tamam ama

ilaçları da üretti.

Bilgisayarları da.

Otomobilleri de.

Uzay mekiklerini de.

Biz teknolojinin silah ve renkli TV kısmında kaldık.

Yazgısına başkaldırmanın yolunu

dağlarda kendine ait güç bölgeleri oluşturmaktan

geçtiğini sanan insanlar yetiştirdik

Cumhuriyet olarak sırf bu yüzden.

Üretici kimliğimiz gelişmediği için

savaşçı kimlik baki kaldı.

O insana derdimizi de kendimizi de anlatamadık.

Kendimizi bulamadık ki kendimizi anlatalım.

Bir PKK’lıya sadece terörist diyip geçebilmek

ne kadar rahat olurdu.

Ne yazık ki mesele bu kadar yüzeysel değil.

Ben kendimi bildim bileli Rock dinlerim.

Fakat şu ara Tara Jaff’la başladığım

Kürt müziğini keşif yolculuğumda

her gün yeni ganimetler keşfediyorum.

Ve bakıyorum çok değil 15 yıl önce

değerli bir sanatçımıza

bu dilde şarkı söylemek istediğini söylediğinde,

çok pişman olduğumuz sert reflekslerle cevap verdik.

Kim ne hadle birilerinin dilini yasaklamış?

O günlerde bu kafadaydık.

İşte o kafa dağdaki bu kafayı doğurdu.

Okul kitaplarını savaşlarla, seferlerle doldurdun.

Padişahların reformcu kimliklerini

yarım paragraflarla geçiştirdin.

Sen her Türk asker doğar dedin.

Biz savaşçı milletiz dedin.

O da ben senden daha iyi savaşacağım dedi

ve bunu başardı.

Savaşçı milletiz dediğin orduda

askerlerine verilen isimlere bakalım.

Mehmetçik.

Kınalı kuzu.

vs.

Bizim ordumuz hiçbir zaman bir İsrail ordusu olmadı.

Öldürme güdüsüyle değil

savunma güdüsüyle hareket eden bir ordu oldu.

‘Ne kadar çok Iraklı temizledin’ diyip

madalyalara boğmadık askerlerimizi.

Bacakları, kolları kopanlara verdik madalyalarımızı.

Şi̇mdi bu milletin neresi savaşçı?

Bu savaşçı mirastan üretici kimliğe geçişin

sancıları içindeyken biz,

içimizden birileri bizim savaşçı olduğumuzda

 ısrar etmeye kalktı ve

karşı taraftan acıyla dolu bir yankı geldi.”

“Atatürk 2015’te yaşıyor olsaydı ne yapardı

sorusunun cevabını bulacağız birazdan.”

“Türkiye PKK terörüne 35 bin kurban verdi diyoruz.

Burada eksik anlatılan şey şu.

Bu 35 binin 22 bini PKK’lı kayıplara ait.

Demek ki terör

en büyük zararı kendisine vermiş…

Ortada kendisi kötü adam kahkahası atarken

karşı tarafa yani bize

35 bin şehit verdiren bir sistem yok.

En büyük zararı kendine veren bir sistem var.

Kaldı ki bizim kayıplarımız resmi rakam.

Onlarınki ise kol kırılır köy içinde kalır,

gayri-resmi kayıpları.

Yani hesab edilenden

çok daha fazla olması muhtemel.

‘PKK 35 bin insanımızı katletti’

sloganlarının içindeki bir güzelliği de keşfetmiş olduk.

Bu rakamın içindeki 22 bin PKK’lıyı da

 insanımızdan sayma erdemine sahibiz demek ki.”

“PKK ile savaşta kayıp sayısı

şu ana kadar 35 bin iken,

Anlı ve gerçekten şanlı,

unutulmaz Kurtuluş Savaşı’mızda

verdiğimiz kayıp 38 bin.”

“Birazdan Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili

çok büyük bir ‘skandalı’ üstelik fotoğraflarla

 manşete çekeceğiz hep birlikte.

*/PKK sempatizanı, Atatürk düşmanı yakıştırması yapmak için yeteri kadar vaktiniz var. Kimilerimiz dilediklerini yazsınlar. Beyninizdeki o batıl fikirleri birazdan havaya uçurana kadar vaktiniz var. Sevgiyle/*

buRAK özDEMİR-(dip not)

Biz insanlarımıza sizler gibi karamsarlık veremiyoruz.

Coşku veriyoruz.

İlham veriyoruz.

Elimizden gelen sadece bu.

 İyiki de bu.”

.

1AATAM

.

“Ey Atatürk,

İzmir’imizi işgal eden,

sayısız kadınlarımıza tecavüz edip,

38 bin insanımızın ölümüne sebep olan

işgalci devletlerden

YUNANİSTAN’IN BAŞBAKANI İLE

ANKARA’DA AYNI BALODA

NASIL DANS EDERSİN?

Eskitüfek fanatik Atatürkçüler ne derler sonra bu duruma?

Ne mi derler?

Türkiye’de PKK’nın HDP’ye evrilip

silahları bırakıp mecliste siyaset yapmak istiyoruz

dediği durumda,

herşeyi unutup barışa yol alalım denildiğinde

verdikleri uzlaşmaz tepkilere bakarak söylüyorum:

HİÇ HOŞLANMAYACAKLAR.

Sevgili Atatürk,

sen senden daha Atatürkçü Atatürkçülerle

dans ettiğinin farkında mısın?

NOT:Dans ettiğin yetmezmiş gibi emperyalist İngiltere’nin kralını otomobiline almış gezdiriyorsun. Ve yatında ağırlıyorsun. Olmadı Atatürk olmadı…

buRAK özDEMİR (dipnot)

Kaderimizin bizim için ne oyunlar hazırladığını

elbette bilemeyiz.

Fakat ben devlete ilham kaynağı olmaktan başka

hiç bir şey istemem.”

*

“ATATÜRK‘ü yüzyıl boyunca

savaşma ustası olarak yutturdular bize.

Bu adam gerçek bir BARIŞMA USTASI.

Dehasını en fazla yansıttığı saha

savaş meydanı değil,

savaş sonrası kurulan diplomasi masası.

Resimlere bir daha bakın.

Bu resimlerde Atatürk’ün karartılmış

diplomatik çabalarına tanıklık edeceksiniz.”

“Şu resimlere baktıktan sonra

bir daha soralım o soruyu kendimize.

Atatürk 2015’te yaşasaydı ne yapardı?

Düşman Yunan kralı ile dans eden bir adam,

‘DÜŞMAN’ YUNAN KRALINI

TÜRKİYE CUM-HU-Rİ-YET BALOSUNDA

DANS ETTİRECEK BİR DİPLOMATİK DEHA İNSANI

ATATÜRK BUGÜN YAŞASAYDI,

sorunu oluşturan taraflara hamasi nutuklar mı çekerdi?

Meydanları şehit haberleriyle gaza getirip,

sosyal medyayı düşmanca paylaşımlara mı boğardı?

Yoksa tarafları karşısına alıp

onları barışın kaçınılmaz tek yol olduğunda

hemfikir mi kılardı?

Cevap çok basit.

Atatürk yaşasaydı,

örneğin Abdullah Öcalan’ı her gün huzuruna getirtir

ve dehasıyla onu talebesi haline getirirdi.

Onu çekilen acıların artık yettiğine

ve bu zorlu coğrafyada kardeşliğin

tek yol olduğuna ikna ederdi.

Atatürk bugün hayatta yok

ve işin traji-komik tarafı,

bölücübaşı namlı adam

barıştan yana tavır koyarken,

üniter devlet naraları atan aktif deccal

ve pasif deccalin

savaş ve ayrışmadan yana tavır koyması.

Bu ortamdaki en pozitif durum,

Mustafa Kemal’in miras bıraktığı partinin

herşeyi en sağduyu ile yürütme gayretindeki

parti olması.”

 

“FİLLERİN BEYİNLERİNİN ZEHİRLENDİĞİ BU ORTAMDA

AMAN ÇİMEN KARDEŞİM,

SEN RUHUNU KİRLETTİRME,

KARDEŞLİĞE OLAN İNANCINI ASLA KAYBETME.

Sevgiyle”

*

“Ey dost, zannetme ki bu duyguları

tarihte sadece sen yaşadın.

Karşılıklı çok acıların çekildiği

30 yıllık bir savaş var.

Barışacağız fakat sen, insani reflekslerle

yaşadığın kayıpların hesabını sormak isteğindesin.

Ve bu istek kabına sığmayıp,

bir kan davası güdücüsüne dönüştürüyor seni.

Her ateşkes zordur dostlar.

18 milyon insanın öldüğü

  1. Dünya Savaşı sorununun tarafları

birbirleriyle kolay mı barıştılar

zannediyorsun?

Kimse kimseyle hesaplaşmak istemedi mi

zannediyorsun?

Barış kolay mı hazmedildi zannediyorsun?

İntikam peşindeki çatlak sesler

topluma yön vermek istemedi mi

zannediyorsun?

Yumruğu masaya vurup,

tankımızla tüfeğimizle bu savaşı kazanabiliriz diyen

şahinler yok muydu sanıyorsun?

Vardı.

SAVAŞ SONRASI BARIŞ

ÇOK BÜYÜK BİR HAZMETME

OLGUNLUĞU GEREKTİRİR.

İsrail bugün Almanya ile nasıl dost olabilirdi?

Amerika ile Japonya?

Herkes çekilen acılarının

olgunlukla üstesinden gelemedikçe

yeni çocuklar babasız kalacaklar.

Her gün bir başka çocuk.

Hergün bir başka baba.

Karşı taraf zaten aşiret yapısı.

Bari sen yapma.

Sen ki

YURTTA SULH CİHANDA SULH ÇOCUĞUSUN.

KAN DAVASINA DÖNÜŞTÜRME BU İŞİ.

Çözüm kelimesini

 negatif anlama büründürmeye çalışan

cahil şahinlere tavrını koy.

Çözüm diye her önüne konana da atlama elbet

ve fakat ruhunun acılarından doğrulup

sükun bulduğunu bir görelim.

Ondan sonra farklı olacak herşey.”

buRAK özDEMİR (dipnot)

“ Partilerin vizyonunu parti başkanları temsil eder. MHP’den bir milletvekili çıkıp süper şeyler söylese bizim için bir anlamı olur mu? Genel başkanın söyledikleri ve yaptıkları ortadayken. Bu HDP için de geçerli. Genel başkan dışındaki kimse ‘HDP’ vizyonu olarak kabul edilmemeli. Bu partinin genel başkanının da linkini vereceğim son açıklamasını okumanızı ve hangi satırına imza atılamaz bir bakmanızı rica ediyorum.http://www.hurriyet.com.tr/gundem/29663252.asp

Bu kadar çabuk kredisini tüketmeyelim kimsenin. Daha bir hükümet bile kurulmadı. Heryer kaos. Herşey bilinmez. Serinkanlı olalım. CHP ile HDP’nin birbirine düştüğü gün bu ülkede kıyametin o gün kopacağından emin olabilirsiniz.”

*

“Türklerle derdin ne yazmış bir dostumuz.

Öncelikle tanışalım efendim.

Ben Fransız jet sosyetesinden Le buĞAK.

Siz Tüğkleği anlamıyoğ ben.

Tüğleği sevmiyoğ.

Si̇s kebap sok acii fakat Le boazz çok guzell.

Böyle şeyler söylesem anlarım da.

Herkesin insan olduğunu

ve her insanın sevilesi olduğunu anlatan bir yazıya

‘Türklerle derdin ne?’ diyerek dönüş yapmak,

ne kadar sağlıksız bir ortamda yaşadığımızın

göstergesi değildir de nedir?

Türkiye aşığı bir Türk’ün

Türkiye’nin iyiliğini düşünmekten başka

ne cabası olabilir?

Türklükle Kürtlükle tek sorunum şu:

BU KELİMELERLEİYİ İNSANOLMAYI

VEYA KÖTÜ İNSAN OLMAYI

İFADE EDEMİYORUZ.

Başımızdaki insana sorsan o bir Türk.

Bahçeli’ye sorsan o da Türk,

hatta hepimizden Türk.

Ya da otobanda kamyonu durdurup

boğayı aşağı indirip gırtlağını kesen de Türk.

Öte yandan bulduğu yetim ayı yavrusunu mağarasında

dev bir ayı oluncaya kadar besleyen de Kürt.

Şehrinin ağaçları için canını veren insanlar da Türk.

Hadi gel de çık işin içinden.

Milliyetlerimiz bizi ifade etmeye yetmiyor.

70 milyon çeşit olmuşuz artık.

Elbette ki bir bütünün parçası olduğumuzu

hissettirecek kavramlara da ihtiyacımız var.

30 yıldır görmekte olduğumuz üzere

sadece Türk kelimesini kullanarak

70 milyonun birliğini sağlayamıyoruz.

Kürt kelimesini de tanımlayacağımız yerler olmalı

 zira milyonlarca insanımız bunu şiddetle bekliyor.

Sen Türk kelimesini gördüğün yerde

gözlerini dolduracaksın, gurur duyacaksın,

onun Kürt kelimesini herhangi bir resmi boyutta

görmesine izin vermeyeceksin.

Böyle olmuyor.

Olamadı. Olamayacak da.

Hepimizin bütünlüğünü bölmeden,

onu da saydığını ve değer verdiğini gösteren

resmi tanımlamalar yapacaksın.

Hepsi bu.

Karttır Kurttur Kürt ordan gelmedir’lerden başlarsan

çok zor olur tabi.

EVRENSEL AKLI KULLANIRSAN

SON DERECE BASİT.”

“Meşhur Oslo konusu.

Bir devlet, hatta devlet başkanı, ülkesinin esenliği için yeryüzünde her insanla görüşebilir, konuşabilir. Gerekli durumlar ortaya çıksaydı, binlerce Amerikalının hayatı söz konusu olsaydı OBAMA’nın Bin Ladin’le görüştüğüne tanıklık ederdiniz. Örneğin 11 Eylül’ün gerçekleşmesi kaçınılmaz olsaydı ve bunu durdurmanın tek yolu Bi̇n Ladin’i iknadan geçseydi, Obama Air Force One isimli uçağıyla ayağına getirtirdi teröristbaşını.

Türklerin hayatı Amerikalılardan daha mı değersiz?

Daha kaç yüz bin insanımızın ölmesi gerekiyor

bunların konuşulabilmesi için?

O gün orada, Oslo’da yanlış olan,

bu görüşmenin neden dünyanın öbür ucunda,

karanlık kapılar ardında ve topluma

böyle bir konuşmanın olmadığı

bilgisi verildiği halde gerçekleşmiş olduğudur.

Asla güvenemeyeceğimiz bir siyasi profilin,

şahsi ve siyasi ikballeri doğrultusunda

pazarlıklarda bulunmuş olmasıdır.

Bakınız seçim öncelerinde

PKK terörünün durgunlaşması

ve seçimden sonra azgınlaşması

gibi kirli pazarlıkların gerçekleşmesi.

Yanlışladığımız şey

asla bir barış ve kardeşlik müzakeresinin

gerçekleşmiş olması değildir.

KARANLIK PAZARLIKLARIN

GERÇEKLEŞMİŞ OLMASIDIR.

Neyse ki doğa, karanlık odaların ardındaki

herşeyi itinayla dışavurarak planları geçersiz kılmakta.

buRAK özDEMİR (dipnot)

Bu kadar temel ve insani bir konuda, aynı değerlerde buluşamadığımız dostların burada miadı dolmuş olabilir. Bir önceki yorumdaki gibi düşünmekte ısrarı olanları sevgiyle uğurluyoruz buradan. Hepsinin yolları açık olsun. Gerçekten ama gerçekten sevgiyle.

 Bütünleyici kimlik kavramı Türk ile Biz, bu topraklar üzerinde yaşayan Türk-ler arasındaki farkı anlayabileceğinize halen inanıyorıum. Bence siz de kendinize inancınızı kaybetmeyin

Türksüz Türkiye sözü bana ait değil, bu atıflarda bulunan dostlara ait.”

*

“Türklersiz Türkiye

 isimli bir kavram türetildi bizim sayfada.

Anlamama teknolojisinde son nokta olmalı.

‘Türklere rağmen yaşayacak Türkiye’

diyen bir yazıdan.

Yazının belirttiği gibi

Türkiye Türklerden daha uzun yaşayacak.

Üstelik bunu matematiksel olarak ispatlayacağız.

Bir Türkün ortalama ömrü kaç yıl?

Kadınlarda 78, erkeklerde 71 yıl.

Peki Türkiye Cumhuriyeti?

500? 1000?

Nesiller hep aksini iddia eder.

Almanya biziz derler.

Amerika biziz.

Türkiye biziz.

Oysa hiçbir vatan,

 üzerinde yaşayanlara mahkum değildir.

ÜLKELERİN ÖMRÜ

NESİLLERDEN DAHA UZUNDUR.

Türkiye hancı,

üzerinde yaşayan her Türk ben dahil yolcudur.

Anadolu kimleri görmüştür.

İstanbul’dan kimler geçmiştir.

Türkiye, dünya yaşadıkça yaşar,

çünkü bu ülke konseptine olan ihtiyaç

dünyada hiç bitmez.”

 

“Levh-i Mahfuz’u okumasanız bile,

bu sayfada bunu anlatan

yüzlerce yazıyı okumuş olmalısınız.

Burada elçiye olmadık atıflarla

zeval getirmeye çalışacağına

kendine bir iyilik yap.

GÖZLERİNİ AÇ,

İYİ OKU VE DİNLE.

Türkiye bu topraklarda yaşayan

hiç kimseye mahkum değil.

Kendini aştın aştın.

Aşamadın.

Sen gidersin yerine, tertemiz, kin tutmayan,

uyumlu, üretken ve gerçekten vizyon sahibi

19 Mayıs İNDİGOLARINDAN

 pırıl pırıl yeni Türkler türer.

Ben ufkumu dar tutup

senin gibi konuşmak yerine

slogan atmaya başlarsam ben de giderim.

Bu topraklarda bundan kolayı yoktur,

hepimiz biliriz.

Bunun müstakbel İstanbul depremi var,

trafik terörü var,

hastalığından onlarca başka faktörüne kadar

türlü türlü mekanizması var.

Hayat acımasız.

Seleksiyon şiddetli.

Sistem ise tavizsiz.

‘Bu Türkler gider, başka Türkler gelir,

 TC her zaman baki kalır’

anafikrine itirazı olan varsa

aşağıdaki AYETİ OKUYUP

YUKARIYA BİLDİRSİN İTİRAZINI.”

“Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? BİZ, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle BİZ onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller var ettik.”

Güzel Kuran’ın Enam Suresi 6. Ayeti.

“Türklersiz Türkiye nasıl olacak ben de merak ettim.

Türkiye’de Japonlar mı yaşayacak artık?

Bu kavramı üreten dostlarımız bizi aydınlatsın lütfen,

meraktan perişan olmuş durumdayız 😄

 İnsansız dünya icad etmek gibi mi?

Bence daha iddialı bir kavram şunu bulabilirlerdi:

Çinlilersiz Çin Halk Cumhuriyeti 😄”

*

“10 yıl boyunca, denk geldiğimiz

şu Türkiye’nin en çalkantılı

politik döneminde,

en sevmediğim şeyi yaparak da olsa

yazmak zorunda kaldığım politik yazılarda,

bu karmakarışık ülkeyi ve dünyayı

bana berrak ve duru bir su gibi

kristal netliğinde gördüren,

her bir satırına kadar doğrulanan,

tek bir harfiyle dahi utandırmayan

Levh-i Mahfuz’uma şükrediyorum.

Bence herkes etmeli.

İÇİNDE HERKESE YETECEK KADAR ESENLİK VAR.

Sevgiyle”

buRAK özDEMİR

.

www.izmirliahmetkaya.com

.

BİR KİTAP HAYAL EDİN

İÇİNDEN SONSUZLUĞUN KİTABI ÇIKSIN.

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.