Arınabilirsin…

.

Arınabilirsin…

.

.

DONA;

İNSAN, kumsalda kumdan kaleler yapan çocuktur. Yaz tatilinde o kaleleri inşa ederken aslında okul hayatı devam ediyordur. Çocuklar kalelerden çok şey öğrenir. Bu sırada üstü başı elbette kirlenecektir. Günah, TEKAMÜL kumsalındaki çocuğun üzerine bulaşan kumdur. Tevbe de çocuğun eve dönmeden önce plajda aldığı duştur.

Güzel Kur-an’ın Furkan Suresi 70. Ayet.

“Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”

Levh-i Mahfuz – buRAK özDEMİR

www.tanrinindogumgunu.com

 

 .

Kendi sağlığımız için sorumluluğu elimize almak

.

.

Kendi sağlığımız için sorumluluğu elimize almak

 .

Çağdaş tıp, daha çok becerilerde uzmanlaşmaya

ve tedavide gruplara ayrılmaya yöneliktir.

Herhangi bir hastanede yakın bir geçmişte deneyimi olan birisi,

bu insana kendini çaresiz hissettiren gerçeğin farkındadır zaten.

Her bir bölüm kendi kan, idrar, vb… örneklerini ister;

başka bir bölüme, yarım saatten bile az bir zaman önce

kan, idrar örneği vermiş olsanız bile.

Belirli semptomları tedavi etmekte

tıp teknikleri muhteşem olabilir;

ama bir bütün olarak bir insanın sağlığını korumak için

gereken şifa verme sanatı nerede peki?

Evet, çağdaş tıpla mucizeler yaratabiliriz;

ama genellikle insanı insanlığından çıkaran bir şekilde,

neredeyse hastalığın kendisi kadar kötü olan yan etkilerle birlikte.

 Eninde sonunda izlemek zorunda olduğumuz yol

 – beden ve ruhsal olarak – tüm sistemi tedavi etmektir.

Bu, yeni bilimsel tekniklerle,

eski şifa verme sanatlarını birleştirme durumu,

aslında ancak şu anda gerçekleşebiliyor.

Çünkü tıp toplumu, daha önceden tenezzül etmeyerek,

sadece hurafe olduğu gerekçesiyle

göz ardı ettiği birçok doğal halk ilacını,

pek gönüllü olmasa da, artık onaylıyor ve kabul ediyor.

 Bedenlerimizle ve kendimizle ilişki kurmak bağlamında

son zamanlarda moda olan akım,

“bilimin”, sağlığı korumak için gerekli olan

tüm çareleri sunabileceği ve bu süreç içinde

bizim sadece pasif kalmamızın,

katılımcı olmamamızın bile yeterli olacağı inancından

ne kadar uzaklaşmış olduğumuzu gösteriyor.

Hatta “BİR HAP AL, OLSUN BİTSİN” in yerini,

“DAHA SAĞLIKLI BESLEN VE BİRAZ SPOR YAP” alıyor.

 Yaşamlarımızın kontrolünü geri almayı istemek gibi

genel bir duygu var genelde.

Bu kontrolü, zamanında, nasıl ve

neden kaybetmiş olduğumuzu bilmesek bile.

Kendi sağlığımız için sorumluluğu elimize almak

gerçekten çok önemli.

Ciddi önemli travmalar yaşadığımızda,

bizi beladan kurtarması için çağdaş tıbbın

mucizelerine güvenmek zorunda olmamıza karşın,

doğru bir şekilde kendi kendimize yardım edebilmek,

pekala ilk baştan böyle bir ihtiyacı ortadan kaldırabilir.

Örneğin bir kroner bypass olma zamanı geldiğinde,

elbette cerraha ihtiyacımız olacak;

ama herhalde, bypassa baştan gerek duymamak çok daha iyi.

 Uygun egzersiz ve diyetin,

sağlığı korumakta yaşamsal rolleri var;

ama, peki ya uygun tutumun önemi?

Bir egzersiz ve diyet programını harfi harfine uyguluyor olsak

ve bütün gerekli vitaminleri alıyor olsak bile,

STRES bizi yine de öldürebilir.

Bir kez daha tekrarlayalım;

RUHSAL BEDEN ve TOPRAK BEDEN BİR EKİP,

doğaları itibarıyla tamamen birbirlerine bağlı

ve etkileşim içindedirler, birbirinden bağımsız işleyen,

ayrı ayrı sistemlerin bir tür alaşımı, karışımı değiller.

Kendimizi nasıl hissettiğimiz,

genellikle herhangi bir fiziksel koşuldan çok,

kendimizle ilgili olumlu veya olumsuz tutumumuzdan etkilenir.

Ve kendimizi nasıl hissettiğimiz,

genellikle AURALARIMIZDAN teşhis edilebilir.

Sizler ona isterseniz IŞIK BEDEN de diyebilirsiniz.

Belki uzun yıllar alacak ama AURA GÖRMENİN,

geçmişte olduğu gibi, yaygın uygulanan

ve kabullenilen bir şey olacağı bir zaman gelebilir.

Biz insanlar, AURASI aniden koyu bir yeşil tona dönüştüğü için,

 birisinin ne zaman yalan söylediğini

anlayabilecek noktaya gelene kadar,

bu yeteneklerimizi yeniden geliştirebilirsek,

harika olmaz mıydı?

Ya da AURASI grileştiği için, sevdiğimiz birisinin

hastalanmak üzere olduğunu bilebilmemiz fena mı olurdu?

Belki de henüz hastalık kendisini

bedende gösterme fırsatı bulamadan,

bu süptil elektriksel değişiklikleri

görmeye alıştığımız zaman,

hastalıklar daha baştan bugünkünden daha az yaygın olacak.

 Sevginin, hakim olan pozitif enerji veren şey olmasıyla,

insanın kendisine ve başkalarına

ŞİFA vermesi olağan şey olacak.

Şimdiki gibi, biyoenerji aktarımı uygulamasıyla yapılan,

ender görülen bir istisna değil.

 .

www.izmirliahmetkaya.com

.

.

İçimizdeki ÇOCUK, gerçekte saf enerjidir

.

.

İçimizdeki ÇOCUK, gerçekte saf enerjidir

 .

Batıl İnançlarımızdan oluşan duygusal yüklerimiz

çocukluğumuzdan beri bizimle olduğundan,

bizler çoğu zaman onları hissetmeyiz.

Ancak bu duyguların özündeki baskıya olan

karşı koyuşumuz kendi içimizde bir sürtünmeye,

çatışmaya hatta bu sürtünmeler de yaşam deneyimlerimiz

farklı yönlerinde KIZGINLIĞA ve de NEFRETE sebep olur.

Böylece bizler bu iç dünyamızdaki

batıl inançlarımızdan dolayı oluşan

kızgınlığımızın yansımalarını YARATIP yaşamımıza yerleştirir

ve yaşam deneyimlerimizi CEHENNEME çeviririz.

Levh-i Mahfuz bilinciyle bu durumu gözlemlediğimizde,

anlıyoruz ki, özümüze dönmeye olan direncimiz

bu cehennem ateşini körüklemektedir.

Çünkü VAROLMAK yerine kabullendiğimiz

dayatmalarla oluşturduğumuz BEN/EGO ile

yapmacık davranışlar içinde kendimizi daha rahat hissederiz.

İç dünyamızdaki ısımızın neden olduğu

ya da batıl inanç farkındalığı ile algılayamadığımız

ve anlam veremediğimiz için aslında cehennem ateşinde

yanmanın ne olduğunu da algılayamayız.

Bu batıl inançlarımızın duygusal yükler olarak

hissedilen yönünü ancak KORKU, ÖFKE

ve ACI sözcükleriyle tarif edebiliriz.

Farkına vardınız mı, korku, öfke ve acı

bu duygusal yüklere olan direncimizden kaynaklanan

bu cehennem ateşine getirdiğimiz zihinsel açıklamadır.

Hepimizin, özgün hareketlerimizden caydırıldığımızda

deneyip test ederek oluşturduğumuz

hareket bütünlüğü olan davranışlarımız vardır.

İçimizdeki ÇOCUK, gerçekte saf enerjidir.

Kendiliğinden neşeli ve yaratıcı olan o ÇOCUK,

hareket halindeki saf enerjidir.

Bu çocuk yetişkinlerin dünyasına uyumlanmak için,

bizim zaman içinde YAŞAMAK olarak adlandırdığımız

anne-babadan başlamak üzere

çevresindeki tüm yetişkinlerin davranış ve sözcüklerinden

ayıklama yapma ve onlarla ters düşmemek için de

dayatmaları genelde kabullenerek kendi yaşamına uygular.

 Dolayısıyla, çocukluğumuzda sergilediğimiz

kendimize ÖZGÜN davranışlarımızdan caydırılıp

onların yerine dayatma ve baskılarla oluşturulmuş

gerçekte BATIL olan davranışlar konur.

Tüm bu olan bitenler bizlerin yetişkinlerin dünyalarında

kabul görmemiz ve dışlanmamamız için gerçekleşir.

Bu şekilde İÇİMİZDEKİ ÇOCUK gerçekliği,

yetişkinlerin yapmacık davranışlarıyla,

egolarıyla yer değiştirir.

İlk EGO bilinci genellikle anne ve babamızın

“dur” “hayır” “olmaz” sözcüklerinin kullanılmasıyla gerçekleşir.

Ancak burada göz ardı edilen nokta,

duygu ve hislerimizin zorlama bir disiplin ile

hiçbir zaman bastırılamayacağıdır.

Bu duygu ve hisler başka başka şekillere dönüşürler.

Bizler bu dönüşümün sonucunda yaşamımıza yeni

ve hiç deneyimlenmemiş DRAMLAR yerleştiririz.

Artık yaşadığımız bu dramlar bizleri yetişkinlerin dünyasına

 girmemizde başarılıdır ancak bizler kendimize özgün

 davranışlarımızı sergileyememekten dolayı iç dünyamız

bir başka karmaşık davranışları tetikler

ve bu karışıklıklar dış dünyamıza DİKKAT ÇEKMEK

ya da KABUL EDİLMEK gibi kaygılarla dolu

hareketler olarak yansıyacaktır.

Kendimizi bu şekilde yansıttığımda ise,

başkalarının bizi kendimizin yerine

kabul etmesi arayışını getirecektir.

Artık ümitsizce toplumun bizi kabul etmesine uğraşırız.

İnanın toplum içinde yaşanılan dramların çıkış noktası budur.

 KENDİN OLAMAMAK.

Başkası gibi yapmacık davranmak.

Arzu edilen ilgi ve kabulü göremeyince

oluşan duygusal yüklerin oluşturduğu rahatsızlık

bizleri bir başkasının bizim yerimize bu rahatsızlığı geçireceğine

ve yok edeceğine inanmamızı sağlar ki,

çoğunlukla sonuç ne kadar rahatsız edici

ya da tatsız olursa olsun görülen en ufak bir İLGİ bile

hiç ilgi görmememizden çok daha iyi olacaktır.

Artık olumsuz davranışları da

yaşamımıza farkında olmadan yerleştiririz.

Gerçekte ilgi ve toplum içinde kabullenme arzusu

olumlu ve yaratıcı bir şekilde yönlendirilebilir.

Ancak özgün olmak ilk başta KENDİ KENDİMİZE

başkalarından edinmeye çalıştığımız koşulsuz ilgi ve sevgiyi

 kendimize bir aynanın önünde göstermemizi gerektirir.

Bunun için bir AYNA ve bir dizi cümleye gereksinim vardır.

 

“Özür dilerim”, “Beni affet”,

“Her şey için Teşekkür ederim”,

“Seni seviyorum”

“Sevildiğimi biliyor, ben de seni SEVİYORUM”

.

Levh-i Mahfuz‘dan bir alıntı ile farkındalığınızı arttıralım.

“DONA;

İNSAN, kumsalda kumdan kaleler yapan çocuktur. Yaz tatilinde o kaleleri inşa ederken aslında okul hayatı devam ediyordur. Çocuklar kalelerden çok şey öğrenir. Bu sırada üstü başı elbette kirlenecektir. Günah, TEKAMÜL kumsalındaki çocuğun üzerine bulaşan kumdur. Tevbe de çocuğun eve dönmeden önce plajda aldığı duştur.”

Güzel Kur-an’ın Furkan Suresi 70. Ayet.

“Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”

.

www.izmirliahmetkaya.com

.

.

Toprak beden düşüncelerin değişim hızına erişmekte zorlanıyor.

.

.

Toprak beden düşüncelerin değişim hızına erişmekte zorlanıyor.

 .

Levh-i Mahfuz Yüzyılında artık duygusal düşüncelerimiz

o kadar hızlı bir ilerleyiş kaydediyor ki,

Toprak bedenimiz algılamada ve uygulamada

geri kaldığı gibi kendi hücresel değişimde de zorlanmakta

ve bu gelişime ayak uyduramamaktadır.

Toprak bedenlerimiz günümüzde daha yüksek bir titreşim

düzeyine doğru hareket eden bir süreç içindedir.

Bazen kuvvetli baş ağrıları çekerken

bazen de ellerimizde aşırı soğukluk ya da aşırı sıcaklık

hissetmemiz bu sürecin bir parçasıdır.

Bedenimizin en yoğun bölümü aynada görünen

Toprak beden dediğimiz görsel bölümdür.

Bu nedenle Tekamülde daha yüksek

titreşim düzeylerine geçerken kulaklarımızda aşırı ve sürekli

kuvvetli çınlamalar duymamız gayet normaldir.

Toprak bedende hissedilen bu yüksek titreşimlerden dolayı,

sabaha karşı dörtte uyanır,

kalp çarpıntıları ya da düzensiz kalp atışlarını gözlemler

ve nedeni tıbben açıklanamayan

farklı fenomenleri deneyimleyebiliriz.

Bu durum sadece bedenimizin

RUHSALLAŞMAYA alışıp kendini ayarlanma biçimidir.

 

Böyle zamanlarda, bedenlerimizde ağrılar, sızılar

alışılmadık acılar gibi garip fenomenler ortaya çıkar.

 Kulaklarımızdaki çınlamaların daha bir süre daha

devam edebileceğinin farkında olun yeter diyelim.

İnisiye ya da uyumlama denilen bu olayların

artık bazı insanlar ya da üstatlar tarafından

gerçekleştirilmediğinin de farkında olun.

Bu uyumlamalar artık Tanrısal olan bedenlerinizin

Ruhsallaşarak BİZ bilincini özümsemenize

ve kimsenin kimseye güç yetiremeyeceği

muhteşem çağa ayak uydurabilmeniz içindir.

Levh-i Mahfuz ile buluşun, özümseyin

ve yaşamınıza yerleştirin.

Tüm sorularınızın yanıtı alın

ve bundan sonraki yaşamınızın keyfini sürün.

.

www.izmirliahmetkaya.com

.

.

ÇARESİZ kelimesinin anlamı

.

.

ÇARESİZ kelimesinin anlamı

 .

Levh-i Mahfuz’u okuyup

öğütleri yaşamınıza yerleştirdiğinizde,

farkında olmalısınız ki, BİZİ sağlık hizmetlerinde

bir EVRİMİN eşiğine geldiğimizi hissettirir.

İçinde bulunduğumuz her türlü zihinsel

ve duygusal rahatsızlık ya da hastalık durumunda

ÇARE için bir başkalarına koşup,

bu kimselerden gerekli huzur ve şifayı

başlatmalarını UMMAK yerine,

BİZLERİ tüm bu şifacılığın ve huzur kaynağının

her birimizde mevcut olduğunu anlamamıza kapı aralar.

Bunun farkında olup da o KAPIYI açtığınız anda

Lokman Hekim bilincine sahip olursunuz.

Şimdi bu cümlenin altını çizerek okuyun.

Yıllar boyu sahip olduğunuz zihinsel ve duygusal rahatsızlık

ya da hastalığın tedavisinin mümkün olmadığına

sırf bir doktor böyle söyledi diye inanmak,

sizin sahip olduğunuz İNANÇ tuğlasından başka bir şey değildir.

Sözlüklerimizde ÇARESİZ kelimesinin anlamı

“senin için ne yapacağımı bilmiyorum” demektir.

Farkında iseniz doktorlar bunu “öleceksin ve benim,

senin ve hiç kimsenin bu konuda yapabileceği bir şey yok”

anlamında kullanırlar.

Onların uzmanlıkları sonuçları tedavi etmektir,

NEDENLERİ değil.

Geleneksel tıbbın büyük bir kısmı bağımlılıkların

ve hastalıkların nedenlerini kavrayamaz.

Onlar bağımlılık ve hastalıkları ilaç ve terapiyle

kontrol altında tutma eğilimindedirler.

Sahip olduğunuz tüm İNANÇ sistemlerine meydan okuyun,

kendinizi sınırlandırmayın çünkü inançlar

ruhsal bedenleriniz üzerinde sadece birer lekedir,

silin, temizleyin, sınırlandırılmamışlığın keyfini sürün.

Levh-i Mahfuz ile kişisel DEVRİMİNİZİ tamamlamak

bütün yaşam boyu sürecek bir çalışma olabilir.

Sadece şunun farkında olun, önünüzde iki seçenek var;

ya deneyimlerinizin sorumluluğunu alarak

farkındalık yolunda iç dünyanıza doğru

bir yolculuk yapabilirsiniz

ya da başkalarına ve madde kullanımına bağlı kalarak

kendi aciz duygusal durumunuzu telafi etmek için

farkındalık yolu dışına doğru bir yolculuk yapabilirsiniz.

Seçim sizin.

Birinde kaderinizi yaşarsınız,

diğerinde kaderinize kadir olursunuz.

Zira Levh-i Mahfuz size hep aynı şeyi fısıldayacaktır;

Güzel Kur-an-ın Maide s 15-16. Ayet

“Ey Kitap Ehli, Kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve birçoğundan vazgeçen elçimiz geldi. Size Allah’tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi.” “Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir.”

Güzel Kur-an-ın Abese s. 11-12. Ayet

“Dikkat et; bu Kur’an bir öğüttür. Dileyen onu öğüt kabul eder.”

.

www.izmirliahmetkaya.com

.

.