Evren AŞK ile ayakta duruyor

.

.

Evren AŞK ile ayakta duruyor

 .

Tıp bilgisinde AŞK derdine deva da çare de yoktur.

İnsan maddenin hakikatine doğru yaptığı yolculukta,

mikro düzeyde derinlere sonsuz boyutta indiğinde,

önce her şeyin yapı taşının BİR olduğu bilincine varıyor.

Sonra bu BİR’liğin şekilden şekle dönüştüğünü görerek

hayretlere düşüyor.

Sonunda gönlünde hiçbir sözcüğün anlatamayacağı

ama hep özlemini duyduğu,

o SEVGİ üstü SEVGİYİ,

yani AŞKI, gerçek AŞKI yaşıyor.

Aslına bakarsanız BİZLER hep AŞK’tık ve AŞIK kalacağız.

Attığımız her adımın, her sorunun, her arayışın,

her yönelimin temelinde bu gizli AŞK vardır.

Meyhanedeki sarhoş, tımarhanedeki deli,

diskotekteki gençler, borsadaki tüccar,

bol keseden nutuk atan politikacı,

aslında bilmeden bu AŞKI anlatabilmenin derdindedir.

Sadece insan ya da insanlar değil,

VAR OLAN HER ZERRE AŞK DENİLEN

bu gizemli enerji ile titriyor.

Evren AŞK ile ayakta duruyor.

İşte SEVGİ ve AŞK aslında bu kadar basit ve muhteşemdir.

Sonsuzluğun kitabı Levh-i Mahfuz

size AŞK ile ilgili mucize diyebileceğiniz kapıları aralayacaktır.

 Farkında olun ve yaşamınızın keyfini çıkartın.

.

Levh-i Mahfuz’un ilk okuyucusu Burak Özdemir’den

AŞK ile ilgili bakış:

https://www.facebook.com/home.php#!/dogumgunu.kitapcisi?fref=ts

“İnsanlar aşkı bu kadar arıyorsa,

aşkın kaynağının içinde yaşıyorken

Neden daha fazla insanı aşk enerjisiyle

neden buluşturmuyoruz?

İşte kartlar buradan doğdu.

Ölümsüz Aşk Kartları 3+1 mimarisiyle hazırlandı.

Levh-i Mahfuz’un 3 cildi olan Tanrı’nın doğum günü,

İndigo Mehdi ve Şeyhtan’ın Son Günü’nden

aşk damla damla damıtıldı.

+1 kısmına gelince onlar da aşka özel yeni yazılanlar.

Ve mıknatıslı ÖLAŞK kutucuklarına yerleşmeyi bekliyor.

İmkanları henüz hazırlayamadığımız için

baskı aşamasına geçemeden beklemekteyiz.

Aş.k ile insan ruhunu buluşturmaya dönük bilinç yüklemeleri.

 İnisiyasyon.

Aş.kla ilgili özlü sözlerden ibaret birşey sanılmasın.

Önümdeki o rulo kağıtlı resimde görülen karmaşa bunun içindi. Aş.kın ruhsal mühendistiğini çıkartmak için.

Azalta azalta, sıkıştıra sıkıştıra,

birleştire birleştire ancak 2 kutu dolusu karta inebildi.

ÖLAŞK 1 ve 2 gerçek bir tedrisat oldu.

Bu tedrisattan geçmiş bir insana artık hiç kimse ahkam kesemez. Beni seviyor sevmiyoru papatyalara değil ruhuna bakarak anlar. Sadece kendisi için değil bilgilerine vakıfsan, çocuklarının ilişkileri üzerine de çalıştırabilir. Olasılıklar sınırsız. Sadece ruhsal kartlar olarak da düşünülmesin.

ÖLAŞK: Aşk, Sevgi, İlişki kartlarından oluşuyor.

Somuttan soyuta 360 derecelik bir kapsama söz konusu.

Hani Aikidicuların hareketleri var ya.

Parmağını bir veriyorsun ondan sonra adam seni dans ettiriyor. Aynı o hesap. Aşk dedi mi birisi dur o konuda doktoram var diyebiliyorsun artık.

Çekilin ben doktoralıyım…”

.

 .

www.izmirliahmetkaya.com

.

.

Sessizliği dinleyebilen özel kulaklar için.

.

..

Sessizliği dinleyebilen özel kulaklar için.

 .

“Dün birşey hissettim Twitter’a şöyle bir bakarken. Herkes ne kadar kendi aleminde. Trending topicler, geyikler, makaralar. Biz neredeyiz? diyordum kendi kendime. Bi ses bana ‘Tanrı nerede ki, sen nerede olasın?’ dedi.

Sahi, Tanrı nerede?

Sadece her yerde.

Davulsuz ve zurnasız.

SESSİZCE.

Tanrı’nın varlığını sadece bazıları bilir.

Buna rağmen herkes Tanrı dünyasında yaşayıp

ölmeye devam eder.

Sadece belli zamanlarda ortaya çıkar Tanrılık makamı.

Onun dışında ‘yok’ hükmündedir.

Kamuflaj kıyafetleri içindedir.

’Yok’ hükümlerine bakıp Tanrı’yı yok saymak

veya zannetmek de iman iddiasındakilerin en büyük zafiyetidir.

 ‘Bakalım Tanrı var mı göreceğiz?’ diyen insan

aslında inancını da düşüncesini de kaybetmiştir.

Tanrı yağmur olup yağdığında onun damlalarıyla ıslanmak için

kâmil insan olmaya gerek yoktur.

Akıllı da akılsız da ıslanmaktan kaçamaz artık.

‘Bakalım Tanrı var mı göreceğiz?’cilerin

Tanrı’nın dolduruşlara getirilebilecek biri olmadığını

anlamak için biraz daha büyümeleri gerekiyor.

Eee bir insana iki tane göz takarsan olacağı budur.

Olduğu söylenen herşeyi görmek hatta ısırmak,

damağına değdirmek isteyecektir.

Tanrı gerçekten sadece bazı anlarda malum oluyor.

Malum (açık) olmamayı, müphem (şüpheli) olma ile karıştıranlar

 ateşin bulunduğu günden bu yana sayıca hiç azalmadılar.

“Tanrı böyle ise o zaman biz de şöyle” cümlelerine bakıp,

kendini Tanrı mı zannediyorsun

demeye hazırlanan gafil kardeşim.

Söyle sen kimi örnek alıyorsun?

Şşşşşşşş…

Sssss…

Ggggg…

Şeyhtan’ın Son Günü, dünyaya ulaşmış bilgilerin içinde

devir itibariyle en kritiği.

Şeytan’ın Şeyh olduğunun apaçık kanıtı,

tantanalı şu dünyada sekiz sütuna manşet olmasa da,

bundan sonra dünyanın alacağı yeni düzenin

hakiki bir öngörüsü.

Bu sessizlikleri de aslında yazılanların

en mükemmel doğrulayıcısı.

Sessizliği dinleyebilen özel kulakları için.

Özgürlük türkülerindeki özgürlük.

İşte onun anahtarı burada.

Şeyhtan’ın Son Günü manifestinde.

John Lennon ‘Imagine all the people living in peace’

dediğinde daha havalı, daha melodili duruyor kabul.

Hatırlatırım ‘Bütün insanların barış içinde yaşadığı

bir dünya hayal et’ diyen adam manyakça katledildi.

Bir cümle bu kadar ütopik olabilirdi.

Bizim manifestomuz ise

gerçeği ifade etmenin ötesine geçeli çok oldu.

Tanrı bize, OL ilminden azıcık tattırdı,

şu OLanlara bak.

Bizim manifestomuz ifade ettiğinin

emir telakki edilip gerçek kılındığı mekanizma.

İşte ortalamanın şalterlerinin attığı yer tam da burası.

Hayır beyamca.

Ben kendimi deli sanmıyorum,

tek problemimiz sen kendini normal sanıyorsun.

Şu anormal ülke ortamını,

şu anormal dünya gezegenini

normal kabul edersen olacağı budur.

Ters yöne girmiş Laz’ın fıkrasındaki gibisin.

“Ula hani pu ters yöne girenlor tek kişıydu”

diye diye gidiyorsun tersten tersten.

Artık Şeyhan’ın Şeyhliği malum edildiğinden beri

ırmaklar bile daha bir farklı akar oldu.

Sadece dünyanın kutuplardan hafif basık biçiminde

bir değişiklik beklemiyorum.

Onun dışında herşey cıvık yapışkan

bir oyun hamuru gibi şekilden şekile girecek.

Değişimi görmek için can atan BİZLER

değişime biraz kapalıyız tek sorunsal, burada.

Değişim pencerenin önünde oynansın isteniyor,

değişim içeride patlamıyor tek sorun burada.

Yaşımız, başımız, cinsimiz, cinsiyetimiz

bir demir olup atlıyor denize ve kıpırdatmıyor bizi.

Sorunsal burada.

Oysa dünyanın değişmemek gibi bir sorunu yok.

Senin şaşı bak şaşırmış gözlerinin

değişimi yakalayamama sorunsalı var Ki

bu yüzden artık değişim

Tanrı’nın en akla gelmedik insanları

birer palyaçoya çevirmesiyle bariz hale getiriliyor.

Yine de görmüyorsan gerçekten çok şekersin.”

buRAK özDEMİR

.

Kader mi?

.

.

Kader mi?

.

Bu toz duman arasında…

Kader gitti.

*

12 yaşında evlendirildi.

13 yaşında anne oldu.

14 yaşında ölü bulundu.

*

Bırakalım dünya bizsiz dönsün bugün… Önemli mevzuları(!) başkaları yazsın, bırakalım memleketi başkaları kurtarsın… Biz, Kader’i konuşalım.

*

Soruşturma açılmış hemen.

 Kader’in babasına soracaklar.

 Çocuk yaşta gelin verilir mi diye.

 Damadın babasına soracaklar.

 Çocuk yaşta gelin alınır mı diye.

 Muhtara soracaklar.

 Bostan korkuluğu musun, düğünden haberin yok muydu diye.

 Doktora soracaklar.

 Çocuk yaşta doğum yapmış, ihbar etmen gerekmiyor muydu diye.

*

İMAMA sormayacaklar.

*

Halbuki…

 Bu işin baş sorumlusu imam değil mi?

İmam olmadan bu suç işlenebilir mi?

*

30 senedir bu topraklarda gazetecilik yapıyorum, binlerce defa Kader haberi yazdık. İş işten geçtikten sonra… Hep ailelere hesap soruldu, katil kocalar, manyak kaynanalar, sapık dünürler cezalandırıldı, doktorlar kınandı, muhtarlar ayıplandı, alakası olan herkese bi şekilde dokunuldu.

NİKAHI KIYANLARIN KILINA BİLE DOKUNULMADI.

*

İMAMLAR onaylamasa…

İş işten geçebilir mi?

*

Hazır, hukukta çarşı karışmışken…

Hükümet imamları üç buçuk atarken…

Tarihe geçecek bir SAVCI aranıyor.

*

Sadece bir SAVCI kapıyı aralasın…

Arkası çorap söküğü gibi gelir.

*

Çünkü iddia ediyorum…

Göz göre göre çocuklara nikâh kıyan

İMAMLARIN yakasına yapışılsın,

çocuk gelin dramı yüzde 90 biter Türkiye’de.

Yılmaz ÖZDİL

 .

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25570470.asp

.

.

Önceden size dayatılmış BATIL inanç sistemleriniz vardır

.

.

Önceden size dayatılmış BATIL inanç sistemleriniz vardır

 .

Toprak Bedenimiz manyetik özelliklere sahiptir

ve bedenimizin her bir organı

kendi manyetik kutup alanına sahip olsa da

genelde tüm bedenimizin kuzey ve güney diye

adlandıracağımız kutuplara sahip

geniş bir manyetik alanı vardır.

İnsanlar stres yaşayıp onu boşaltamadığında

bedenin manyetik alanı bu stresi üzerinde depolamaya başlar.

Eğer stres zaman içinde boşaltılmazsa,

genel manyetik alan etkilenir ve manyetik kutuplar

bedende yer değiştirir kısaca tersine döner.

Bu stres yüklenmesinin fiziksel beden de

bir hastalık gibi görünmesi beklenmemelidir.

Daha farklı bir bakış açısı geliştirin,

zira artık günlük uğraşılarınızda işlerin iyi gitmediğini

 hissedebilirsiniz ya da bir şeyleri ıskalayıp durursunuz

ya da daha önce başarılı olduğunuz şeylerde bile

artık başarılı değilsinizdir.

Stresten dolayı ters kutupluluk yaşayanlar,

uyumakta zorlanırlar ya da çok fazla uyurlar

ya da çok yorgun kalkarlar yataktan.

Farkında olmalısınız ki,

enerji rahatsızlıklarının çoğunun temeli budur.

Fiziksel olan Toprak Beden mükemmel,

enerji dolu bir varlıktır.

Yüklenmiş olduğu stresi kendi başına üzerinden atabilir

ve kendi kendini iyileştirebilir.

Ancak katı olan inanç duvarlarına sahip değilseniz,

bu durum geçerlidir.

Batıl inanç dediğimiz

değiştiremediğiniz düşüncelerinizden dolayı

uzun bir sürede bu stresi boşaltamazsanız,

artık o stres kronik bir hale gelir

ve bedeniniz bunun normal bir durum olduğuna inanır.

Böyle olduğunda, bedeninizi

doğru pozisyona sokacak şeyleri yapsanız bile,

o batıl inançlarınız sizi tekrardan yeni pozisyona çekmek ister

ve bunun için EGO sıfatıyla elinden gelen her şeyi yapar.

Sonuçta artık kronikleşmiş bir probleminiz var demektir.

Ya sonrasında, nezlenin bastırılmış bir duygudan

kaynaklandığını bilirsiniz.

Eğer ÖFKE ve DÜŞ KIRIKLIĞI ile dolaşıyorsanız

ve nezle mikroplu biri yanınızda hapşırırsa,

siz de kaçınılmaz olarak nezleye yakalanacaksınız demektir.

Farkında olmalısınız, stresle başa çıkabilmeniz,

çoğunlukla İNANÇ sisteminizle ilgilidir.

Sizin yaşam içerisinde maskeler takıp,

şöyle ya da böyle olmanız gerektiğiyle ilgili modası geçmiş,

önceden size dayatılmış BATIL inanç sistemleriniz vardır.

Bu Batıl inançlarınızdan dolayı

yaşamınızda karşılaştığınız her şeyi

“iyi ve kötü”, “doğru ve yanlış”,

“yukarı ve aşağı”, “siyah ve beyaz”,

“sevgi ve korku”, “şeytan ve melek”,

“sevap ve günah”, “helal ve haram” olarak görürsünüz.

Gerçekte bu doğru değildir.

Tüm bu kavramlar bir bütünün parçalarıdır.

Mesele iyi ya da kötü ile ilgili değildir,

helal ya da haramla da ilgili değildir.

Mesele şu AN sizin nerede bulunduğunuzla

ve kalbinizin sesine ne kadar önem verdiğinizle ilgilidir.

SUÇLULUK bilinci artık siz LEVH-İ MAHFUZ ile buluştuysanız

 yaşamınızda yer vermeyeceğiniz bir kavramdır.

Kısaca SUÇLU yoktur.

Olması gerektiği için olan

bir durum söz konusudur ve bu böyledir.

Dolayısıyla SUÇLULUK duygusunu artık terk edin.

Eğer bir durumla ilgili olarak yapabileceğiniz bir şey varsa,

o zaman onu yapın.

Ama eğer bir şey yapamıyorsanız,

SUÇLULUK duygusunu bırakın,

ayrıca bir başkasına havale etme eyleminde de bulunmayın

çünkü tekamülünüz için bir engel teşkil edecektir.

Suçluluk duygusunu terk edin, bırakın

ve yaşamınızın geri kalanın keyfini çıkarın.

Tabii bu arada sizler Reiki’ye uyumlanmış iseniz,

kendinizi şifalandırmanızla birlikte

stresten ne kadar kolay arındığınızı da

gözlemlemenize yardımcı olacaktır.

. 

www.izmirliahmetkaya.com

.

.

Tanrısal iyileştirme gücüne sahip misin?

.

.

Tanrısal iyileştirme gücüne sahip misin?

 .

İnsanlar geçmişte, farklı bir bilinç düzeyinde iken

hastalandıklarında ya da herhangi bir türde

şifaya ihtiyaç duyduklarında bir hekime gider

ya da bir şifacının kapısını çalardı.

Sonuçta o zamanlar insanların aradıkları

hızlı bir çözüm, iyileşmelerine yardımcı olabilecek

bir hap ya da bir perhiz ya da sihirli bir iksirdi.

Bu tutum ve davranışlar tekâmülümüz de

bu güne kadar çok işe yaradı.

Hatta eski zamanların iman şifacılarının bile,

bir şifanın gerçekleşmesi için birisine dokunması yeterliydi.

Bizlerin de uyguladığımız birçok çalışmada

ve dokunuşta birçok hastalık ve rahatsızlığın

ortadan kalktığı söylenmiştir.

Bu tür mucizeleri an be an yaşamaktayız

ve bir RUHUN içinde bulunduğu bedeni

iyileştirme gücünün olduğunun bilincindeyizdir.

Tüm bu olan biten yaşanılanlar da,

gerçekte olan şey, ŞİFACININ kapısını çalana

kendi kendisini iyileştirme iznini vermek için

gerekli BİLİNÇ sıçramasını gerçekleştirmesine

yardımcı olmaktır.

Kişi gerçekte imkânsız gibi görünenin gerçekleşmesiyle,

otomatik olarak, şifacıyı Tanrı vergisi iyileştirme gücüne sahip

biri olarak ya da bir mucize yaratıcısı olarak görür.

Bu noktada BİZLERİN hiç kimseden farklı biri olmadığımız

ve istenirse, bilinç olarak da hazırsa

herkesin kendi kendisinin şifacısı olabilmesini sağlayacak

REİKİ  bilincini aktarmaya hazır olduğumuzdur.

Zira ŞİFA ancak insanlar kendi güçlerine

sahip çıktıklarında gerçekleşebilir.

Bu şu anlama gelir ki,

BİZİM şifacı olarak ilk düşüneceğimiz

ve niyet edeceğimiz şey

daima başkalarına onların güçlerini ellerinden almadan

yardım etmenin yollarını bulmak olmalıdır.

Sonuç olarak Levh-i Mahfuz yüzyılında yaşadığımıza göre,

şifacı olan ya da olmak isteyen herkes

bu bilinci bir adım daha yukarı taşıyarak,

kapısını çalan kişilerin iyileşmelerine

hiçbir maddi beklenti içinde olmadan

yani insanların gücünü ellerinden almadan

yardımcı olmalıdırlar.

Unutulmaması gerekir ki,

İnfak/Paylaşım bilinci,

SEVGİ, ŞEFKAT, MERHAMET,

AŞK, BİLGİ ve ZAMANIN

beklentisizce paylaşımının bilincidir.

Kapısını çalan kişilerin

kendi kendilerini iyileştirebilecek kadar

rahat hissetmelerine olanak sağlayan kişi,

ŞİFACIDIR.

 

Sonsuz SEVGİYİ paylaşabildiğiniz yaşamınızın

keyfini sürmek hakkınızdır.

. 

www.izmirliahmetkaya.com

.

.