Gülse Birsel’den Gençlere…

.

.

Gülse Birsel’den Gençlere…

 .

“Önümüzde seçimler var.

Gezi Park’ındaki arkadaşlarımızın yüzde 18’i

“Oy kullanmam” demiş.

Oy kullanmazsan da her şiştiğin anda sokağa çıkmakla

bu iş yürümez canım kardeşim!

Biliyorum, sizi, beni, tam olarak temsil eden bir parti yok belki.

Bu yeni kuşak, biz tepkili şehirliler,

adına ne derseniz, belki üç, beş, on yıl sonra,

başka bir siyasi hareket çıkarabilir bu memleket.

Ama şu an için, bari ‘en az gıcık olduğun parti’

Meclis’teki dört partiden hangisiyse,

git oyunu kullan!

Son seçimde her 100 seçmenden 15’i sandığa gitmedi!

Yüzde 85’in yüzde 50’si AK Parti’ye oy verdi.

Sonra adam tabii der ki

“Ülkenin yüzde 50’si bizi istiyor, sana ne oluyor!”

“Zaten bizim oylar çöpe atılıyor,

çöplerden çuval çuval oy çıkıyor” diyen dostlara da diyorum ki,

“O zaman git sandığın başında gözlemci olarak dur!”

Şu an tepkiler, rahatsızlıklar demokratik bir sivil itaatsizlikle

dile getirildi, o esnada en kavgalı ve uzlaşmaz görünen

gruplar barıştı, yan yana durdu.

Ayrıca AK Parti’nin ileri gelenleri,

hatta Cumhurbaşkanı mesajı aldığını söyledi,

ki almamış olmaları zaten mümkün değil.

Bunlar kazanımdır.

Ancak her şikâyette bir park bulup oturacak halimiz yok!

Şimdi, sevgili vatandaş, gözün siyasette olsun.

Ve seçimler gelince, memnun musun değil misin,

bir zahmet yine sokağa çık,

iki adım yürü ama bu sefer, oy ver yav!”

.

Tekâmül etmek için Türkiye kadar zengin bir başka ülke daha yok

.

.

Tekâmül etmek için Türkiye kadar zengin bir başka ülke daha yok

 .

“İlahiyatçısından Ulemasına,

Şeyhinden Hoca efendisine,

 Hiç kimseye rasyonel tek gık bile çıkarttırmadan

 İslam felsefesi adına bilinen herşeyi

ama herşeyi tepetaklak eden

 Bilinen herşeyi süper-bilinmeyenler eliyle değiştiren

Binylın Kuran Tefsiri Levh-i Mahfuz kitabı,

bugüne gelinceye kadar 3 büyük güncelleme geçirdi.

3 büyük bilgi ilavesi yaşandı.

www.tanrinindogumgunu.com

 

2006’da Tanrı’nın doğum günü.

 2009’da İndigo Mehdi.

 2013’te Şeyhtan’ın Son Günü.

 Bu bölümlemelerin başta ben olmak üzere hepimizin

ruhsal yolculuğundaki yeri ve amacı farklı oldu.

Bundan sonra başka cilt olursa,

onların da yeri ve amacı farklı olur muhakkak.

ŞŞG App için ŞSG bölümünü yeniden okuduğum

şu günlerde farkettiğim bir şey şu.

Hiçbir diğer kitapımızda var olmayan farklı bir durum var ŞSG’de.

Şeyhtan’ın Son Günü, evrensel bilgi ile güncel gerçekler örtüşmesinde gerçekten çok çok üst düzeyde.

İleride bu yılları geri getirmek ‘zor’ olabilir.

Milyon yıllık gerçekler ile günlük, haftalık bilgilerin,

üstelik doğru lokasyonda (Türkiye’de) bu biçimde buluşması

bir daha yakalanması mümkün olmayabilecek

bir tekâmül şansı.

Bize böyle bir tekâmül tiyatrosunu bahşeden

cömert Rabba ne kadar şükretsek gerçekten azdır.

Bu yılları geri getirmek ileride gerçekten ‘zor’ olabilir.

İyisi bu yıllar geçmeden, eldeki bilgiyi doğru algoritmalarla

yeniden ve parçalaya parçalaya okumak.

İleride okuduğumuzda bazı şeyleri tarih olarak okuyacağız.

Tarihin daha henüz GÜNCEL olduğu günlerde

onunla buluşmanın keyfini tarif etmek mümkün değil.

Bu bir Dinazor yumurtasının çıtırdaya çıtırdaya parçalandığı

ve içinden yavru bir ejderhanın çıkışına

gözlerinle tanık olmak gibi birşey.

Bu deneyim, müzede kırmızı şeritler arkasından

Dinazor fosillerini hayran hayran izlemekle bir olabilir mi?

Şu da bir diğer özel durum.

Şeyhtan’ın Son Günü’nden hayatı en fazla etkilenecek kesimler

 henüz Şeyhtan’ın Son Günü’nün cildinde dokunamadı.

Yasaklılar.

‘Doğru zaman geldi’ işaretini almadığımız için

ortaya çıkıp, duvarlarına yüklenmedik.

Duvar da olsa amacımız hiçbir zaman yıkmak olmadı.

Aykırı din söylemlerine sahip,

reformist ilahiyatçılardan değiliz biz.

Duvarları kırmaya çalıştılar yıllar boyunca.

İyi niyetle de olsa yapabildikleri Çin Seddi’nde

küçük tavşan delikleri açmaktan öteye geçmedi.

Bizim durumumuz bambaşka.

Biz 1 milyar insanın inanç duvarlarını

tek tıkda yıkacak çekice sahibiz,

fakat bu inanç kalıplarını bir kez yıkılacak olduğunda

yıkılmış bir milyar insan trajedisinin

nasıl birşey olacağı hakkında kesin fikirlere sahibiz.

En dik haliyle dünyanın bu kadar gerisinde kalmış bir kalabalığın,

 güvendiği dağlara kar yağmış,

Tanrı tarafından hayal kırıklığına ‘uğratıldığına’ inanmış halini

 gerçekten görmek bile istemezsiniz.

Böyle bir dünyada nefes almaya gerçekten

ama gerçekten tahammül edemeyiz.

Ahlaki hassasiyet ayarı azıcık gevşemiş bir muhafazakarın

nelere malolabildiğine tanık olmakta olan bizler,

bu insanların inanç sistemlerinin tümüyle yıkıldığı

bir sahnenin yakınından dahi geçmek istemeyiz.

Binyılın Kuran Tefsiri Levh-i Mahfuz’u bu yüzden

en gür ama en kısık sesimizle

bir kısım insana duyurmaya çalışıyoruz.

Ne kadar zor bir iş olduğunu bir ben

bir Allah bir de bilenler bilir dostum…

 www.tanrinindogumgunu.com

Samanlıkları zamana havale edip ötelediğimiz bir durumda,

 elimizde bir mıknatısla küçük iğneler arıyoruz.

Samanların arasında vakit kaybetmesin.

Kendisini yalnız hissetmesin.

Gerekli akıl kapasitesine sahip olduğu halde

evrenin gerçek bilgilerinden uzak kalmasın diye.

Benim diyen sorgulamacı rasyonelin bile

Tanrı’yı üfürükçülerin uydurduğu tevatürler üzerinden

baz alma gafletine daha fazla düşmesin diye

elimizdeki küçük mıknatıslarla,

dünya samanlığında geziyoruz her birimiz.

Bir diziye bakıyorum arada.

Fena birşey değil. Konusu ise gerçekten çok anlamlı.

Adı Revolution. Devrim.

Dünyada bir gün elektrikler çat diye kesiliyor.

Elektrikler gitmiyor. Elektrik olgusunu içeren

hiçbir cihaz çalışmaz hale geliyor.

Karartılmış bir dünyada bir grup vatanseverin

Deccal general milislerin

kendi krallıklarını ilan ettikleri topraklarda

Amerika Birleşik Devletleri’ni (Malum, bu 1 Amerikan dizisi)

yeniden kurma çabalarını izliyoruz dizi boyunca.

Yakın bir kitapçıya gidin,

ücretsiz karıştırın Levh-i Mahfuz’u.

O mıknatısın içinizde az bile olsa

birşeyleri kıpraştırmaya başladığını,

önyargı buhranının arasında kimi kelimelerin

sizi çekmeye başladığını hissederseniz,

bu mıknatısın hayat vereceği

öncelikli insan grubundansınız demektir.

Sarılın ona. Orada hayat bulacaksınız.

Ama da, bizim mıknatıs dediğimiz enerji,

size iğneler batırıyor gibi hissederseniz de

şimdilik uzak kalma hakkınızı kullanın.

Koyverin, samanlık seyran olsun gitsin.

Şeyhtan’lar, Şeyhtan’ın bir gün son bulabileceği fikrinden

hiç haz etmediği gibi, o günün bugün olması,

kitabın belirli kesimlerde yasaklanmasını kaçınılmaz kıldı.

Şöyle düşünelim.

Futbolun erkekler tarafından keşfedilmediği günlerde yaşıyoruz.

 1986 senesinde bilgisayarın başında oyun yazarken,

bu bilgisayarda ne bulduğum konusunda

bana tuhaf tuhaf bakan kızkardeşimin,

babamın (tabi annemin de) bugün en değerli

kişisel eşyalarının bilgisayarlarının olması gibi bir durum bu.

İçinde olduğumuz bu yıllarda,

tekâmül etmek için Türkiye kadar

zengin bir başka ülke daha yok.

Bu muhteşem, bir daha ele geçmez fırsatı,

‘Başım ağrıyor.’,

‘Bıktım bu ülkeden.’ gibi vosvoslar eşliğinde

heba etmeyelim derim.

Okuyalım, tadını çıkaralım.

Mıknatıs zamanı şimdi diyorsa tabi.

Sevgiyle.”

 Levh-i Mahfuz’un İlk Okuyucusu

 buRAK özDEMİR

.

www.tanrinindogumgunu.com

.

.

İsa gelecektir. Gelmeden yolunu Levh-i Mahfuz açmıştır.

.

.

İsa gelecektir. Gelmeden yolunu Levh-i Mahfuz açmıştır.

 .

“Levh-i Mahfuz’u Kur’an-ın içinde saklayan Allah

her ikisini de insanın içinde tabi ki saklamıştır.

“Kur’an-ı ne kadar anladığımız tekâmülümüzle alakalı bir konu ise”,

 insan er ya da geç içindeki Levh-i Mahfuz’u keşfedecektir.

Güzel kardeşim bu günlük

Levh-i Mahfuz’u yaşayanların yaşadıklarını

ancak harflere dökebildikleriyle süslenmiş bir günlüktür.

Yaşanmışlıkları harflere dökmek mümkün değildir.

Denizler yetmeyebilir.

2006 da girerlerse günlüğe,

büyük olasılıkla ateşlerini söndüre söndüre

cennetine koşar adım giden insanların öykülerini görecekler.

O gün geldiğinde Levh-i Mahfuz bilgisinin

dünyanın nefes almaya başladığı günden bu güne kadar

aldığı en büyük hediye OLduğunu anlayacaklardır.

İsa gelecektir.

Gelmeden yolunu Levh-i Mahfuz açmıştır.

Muhammed gelmiştir.

Anlaşılmasını Levh-i Mahfuz sağlamıştır.

Cehennem yanmıştır.

Ateşini Levh-i Mahfuz söndürmüştür.

Cennet yaratılmış ve kıyamete kadar ipoteklenmişti.

İpoteğini Levh-i Mahfuz çözmüştür.

Kur’an gelmiştir.

1400 yıldır anlatıla anlatıla anlaşılır hale getirilememiştir.

Kur’an-ın üzerine güneşi Levh-i Mahfuz doğurmuştur.

Levh-i Mahfuz insan evladının ÖZüdür.

Levh-i Mahfuz yaşamın kendisidir.

Levh-i Mahfuz aldığımız nefesin alt yapısıdır.

O altyapıyı kurmadan aldığımız her nefes ateş,

onunla beraber yürüdüğümüz her yol cennet OLacaktır.

Levh-i Mahfuz binlerce ömürlük bir çilenin ardından alınan

Tanrının hediyesidir.

Her şeye değer ve her şey onun yanında anlamını yitirir.

Bu değeri üzerinde imzası olan kişi de çok iyi bilir,

hücre çeperlerine kadar sindirip okuyanlar

ve onu hayatı yapanlarda…”

.

http://www.tanrinindogumgunu.com/habire-sorulan-sorular-hbs-sss-ve-faq-olarak-da-bilinir/

.

.

Evrende YALNIZ olmadığımızı öğreneceğiz

.

.

Evrende YALNIZ olmadığımızı öğreneceğiz

 .

Birbirlerine benzeyen insanları IRKLAR olarak nitelendiririz.

Beyaz, sarı ve siyah ırklar gibi.

Tabi işin ilginci Çinlilerin ya da Japonların

birbirlerini nasıl ayırt edebildiklerine şaşarız ki,

bu bakış bizim buradan gözlenendir.

Ya onların oradan nasıl görünür?

Evet, onlarda bizlere bakıp

“bu beyazlar nasıl birbirlerine çok benziyor,

nasıl ayırt edebiliyorlar birbirlerini?” diyorlar.

Aslında tek yumurta ikizlerini bile ayırt edebilen bizler

sadece bu benzeşmelerden dolayı

yeryüzünde huzursuzluklar çıkarıyoruz biliyor musunuz?

Zaman ilerledikçe Yeryüzünde hatta Evrende

YALNIZ olmadığımızı öğreneceğiz

hatta zorla da olsa öğretilecek diyebiliriz.

Bu durumu yaşadığımızda ya da bizlere yaşatıldığın da,

İNSANLIK olarak, birbirimize karşı

çok daha hoşgörülü olacağımız kaçınılmaz bir gerçektir.

Yeryüzünde AN itibariyle birbirimize baktığımızda

aramızdaki farklılıkları görüyoruz.

Bunlar toplumsal yaşantılar, kültürel etkinlikler,

dinlerimizin çeşitliliği, enerji çeşitliliği

ve giyim kuşamdan dolayı oluşan görsel farklılıklardır.

Bu yüzdendir ki birbirimizle sürekli savaşıyoruz.

Bir de bu farklılıklara ülkeleri yöneten liderlerin

kibir, gurur, öfke, nefret ve hırs duygularına yenik düşerek

yaptıkları uygulamaları eklersek,

savaşların bitmesi maalesef zor görünmektedir.

Yeryüzünü bir kenara bırakıp,

yaşadığımız ülkeye bile odaklansak görünen,

DİNİ siyasete araç kılmış bir hükümetin

ve onun başındaki kin, nefret, öfke,

kibir ve mal-para hırsıyla gözü dönmüş

bir başbakanın kendi halkı üzerinde kurduğu

baskıcı diktatörce bir rejimin,

ileri demokrasi adına halkını bölerek

birbirine kırdırma çabalarının,

hukuk ve adaletin yok edilerek

bırakın sadece siyasetçileri değil, gazetecileri, yazarları

ve de en önemlisi geleceğimizin iktidar sahibi olacak olan

binlerce üniversiteli-liseli gencin

hapishanelerde tutulmasıdır.

Bakışınızı gökyüzüne çevirin şimdi de,

binlerce yıldır insanoğlu hep uzay gemilerini hayal etti

ve onların resimlerini duvarlara kazıdı,

daha sonra fotoğraflara konu oldu

yerli yabacı gazetelerde yer aldı.

Şu anki teknolojide artık UFO dediğiniz

bu uzay gemilerinin varlığı internet sitelerinde

yüzlerce adreste sizlere varlığını anlatmaya çalışıyor.

Bizler Evrenin içinde ya da bir köşesinde var isek

dışımızdakilere de UZAYLI diyorsak,

farkında olmalıyız eğer bir gün onlarla karşılaşırsak,

onlarda bizlere UZAYLI diyecektir.

Ve böylece bildiğimiz IRKLARIN sayısı da baya bir artacaktır.

 

Uzaylılarda bizlere

“hepiniz birbirinize ne çok benziyorsunuz” diyeceklerdir.

 www.izmirliahmetkaya.com

.

.

Gerçekten HUZUR ve MUTLULUK arıyor muyuz?

.

.

Gerçekten HUZUR ve MUTLULUK arıyor muyuz?

 .

Büyümek ve yaşadığımız toplum içerisinde

normal bir vatandaş olmak isteriz.

Ama hepimizin içinde her ne kadar

bastırmak isteyip görmezden gelmeye çalışsak da

RUHSAL fırtınalar kopmakta ve yaşanmaktadır.

Bunun tek bir nedeni vardır,

o da normal olarak kabullendiğimiz EGOMUZUN

kendi ruhsal beden özgürlüğümüzün

inkârı ile oluşturulduğudur.

Gerçekte bu bir ikilem fırtınasıdır.

Özgün ve özgün olmayan yanımız

ya da RUHSAL beden ile üstlendiğimiz

yapmacık rol gereği oluşturulan

EGOLU benliğin savaşı. Diğer bir deyişle,

ÇOCUK benliğimizle Yetişkinliğimiz arasındaki

derin ÖFKE, KORKU ve KAYGI vadisinde kopan fırtına.

Şimdi kendinize bir sorun.

Gerçekten HUZUR ve MUTLULUK arıyor muyuz?

Gerçek huzuru ve mutu arıyorsak içimizdeki fırtınanın içine

bilinçli bir şekilde isteyerek girmemiz gerekmektedir.

Bunun içinde kendimize yaşamdan bir MOLA almalıyız.

Zira dış dünya ile ilgili şeylerle uğraşmak zorunda değiliz

çünkü algıladığımız ve deneyimlediğimiz tüm karmaşayı

nedensel olarak etkileyebilme yolu kendi içimizde yatmaktadır.

Levh-i Mahfuz okuma süreci

BİZLERİ bu içsel fırtınanın içine

aynı bir bungee jumping yapan birisi gibi

isteyerek bilinçli bir şekilde bakmamızı istemektedir.

Ruhsal bedenimiz ya da içimizdeki çocuk

BİZİ bu atlayışta koruyacak olan kaskımız olacaktır.

BİZE bu fırtınanın içinde YOL gösterecektir.

Başkalarından önce insan KENDİNE güvenmelidir.

Koruma görevi başka beden ve kişiliklerde aranmamalıdır.

Bu içsel fırtınaya bilinçli bir şekilde atılmak

BİZLERİN şu anda düşünemeyeceği şekilde

gelişmemizi sağlayacaktır.

Levh-i Mahfuz okuma süreci

edindiğimiz BİLGİ ve öğütlerin yaşamımıza yerleştirilmesi,

 edineceğimiz tecrübelerimiz ve karşılaşacağımız mucizelerle

 zihnimizin sisini dağıtacak ve BİZİ arındırarak

tekâmül yolunda bilinçli davranmamıza ve sonucunda

kaderimize KADİR olma bilincini BİZE kazandıracaktır.

Levh-i Mahfuz okuma süreci

dış dünyada yapabileceğimiz bir yolculuk değil,

tamamen iç dünyamızda yapabileceğimiz

ve ardından dış dünyamıza yansıtabileceğimiz bir yolculuktur.

Bunun ne demek olduğunu şu anda tam olarak anlayamayabiliriz.

 Ancak deneyimleyerek, Levh-i Mahfuz’un ışığını

yaşamımıza yerleştirerek iç dünyamıza yapacağımız yolculuğun

tam olarak ne demek olduğunu görebileceğiz.

Bu yolculuk dış dünyada öncelikle hiçbir şey yapılmadan,

iç dünyamızın BİZİ bunaltan İNANÇ duvarlarından kurtulmak,

deyim yerindeyse İNANÇ duvarlarını yok etmekle yapılacaktır.

Sonra şunun tam farkında olmalıyız.

Üstlendiğimiz ROL gereği yaşadığımız dünyayı

kendi haline bırakalım.

Güzel bir deyimle sözü bağlayalım burada;

“Yüzünüzdeki sivilceleri temizlemek için aynayı değil

kendi yüzümüzü temizlemeliyiz.”

Sonuç olarak, Levh-i Mahfuz okuma süreci boyunca

 yaşadıklarımızın, deneyim ve tecrübelerimizin,

olup biten her şeyin, sadece bir SONUÇ olduğunu

kendimize hatırlatmamız yerinde olacaktır.

Her şey OLMASI GEREKTİĞİ için olmaktadır.

Bu çok önemli bir bilinçli bakış olmalıdır

çünkü böylece aynayı temizleme dramlarıyla

yaşamımızı aksatmaz tam aksine

yaşamımızın bunda sonraki aşamasının KEYFİNİ süreriz.

 www.izmirliahmetkaya.com

.

.