Yeni Gelen Ruha Mesaj

Yeni Gelen Ruha Mesaj; 
“Hoş GeldinYaşam, kendisine has döngüsüyle sürekli bizi sürükleyen bir akarsu gibi… Hepimiz bir şekilde bu akarsuya takılmış ve mutlak denize doğru sürüklenmekteyiz. Bu sürüklenme esnasında nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi yani iki büyük mucizeyi göremiyoruz. Akışın hızından mıdır yoksa suyun üzerimizde bıraktığı hoş duygudan mıdır, bilinmez. Lakin okyanusa dönüp kaybolanları (ki biz kayboldukları yanılgısındayız) ve bu uzun akarsuya yeni girenleri gördüğümüzde ancak buranın geçici olduğunu fark ediyoruz.

Doğum ve ölüm birbirini tamamlayan, 
aynı şeyin farklı türevleri… 
Her ne kadar bu Dünya’ya kötü desek de, 
dünya hepimizi kucaklayan 
aslında sevgi dolu bir yaşam alanı. 

Bu alanda yeni deneyimler, 
tekamülümüzü bir adım daha 
ileri götürmek için kurulmuş 
muazzam bir sistem var. 
Kötü gibi gözüken şeylerin yanında 
muazzam güzellikte, iyi şeyler de var. 
Bu yüzden bazılarımız bu Dünya’da 
doğum yapmanın kötü olduğu 
karamsarlığına kapılmaktadır. 

Halbuki yaşama gelen bir bebek 
karanlığı değil aydınlığı getirmektedir.

Kuzenimi ziyaret etmeye gittiğimde, etrafında olumsuzluklar olduğundan bahsetti. Karanlık bir sürecin sıkıntıları yaşanıyordu. İşin tuhaf kısmı sorunları çözme konusunda yetersiz kaldığımız anlar oluyordu. Hep aynı şeyi konuştuk, her gecenin bir sabahı vardır. Işığımızı yakmaya devam ettik. Mutlaka bu sıkıntılarda geçecekti. Ve ardından büyük bir haber geldi. Kuzenim hamileydi. Dünyaya, bir beden, “Ruh ailemiz” den bir birey belki de bir vazifeli daha geliyordu. Bunun sevinci hepimizi sardı, gözlerimiz döktüğü yaşlarla bu anı kutladı. Bir can’ın bize katılmasının bu dünyaya ışık getireceğinin sevincini yaşadık. O zaman anladık ki karanlık süreç hızla aydınlığa dönmüştü. Umut filizleriyle gelen bu bebek ışığı ve aydınlığı da yaşamımıza taşımıştı. Ve bana yine bir şeyi anımsattı; akarsuya girişimizi ve çıkacağımız o anı. Bu sürecin ne kadar hızlı aktığını ama her bir anına şükretmemiz gerektiğini.
Bu Dünya’ya yeni gelen ruha hoş geldin demek istiyorum. Vazifeni yerine getirmeni, tekâmülünü hızlıca tamamlamanı, her zaman ışıkta ve sevgide kalmanı ve bu ışıkla sevgini etrafa yaymanı takdir ederek izleyeceğiz. Muazzam güzel ruha sahip olan annen, baban ve çevrendeki ailenin desteğiyle bu yolda emin adımlarla yürüyeceğine eminim. Sevgi dolu bir ortama doğmanın huzurunu daha ilk anlarda hissedeceksin. Bil ki; ne kadar olumsuz ve kötü gözükse de, bu Dünya içinde bir sürü güzelliği ve sevgiyi de barındırıyor.
O yüzden gül her zaman ve örnek al Güneş’i;
Bak Güneş’e,
ona her gün gece ama o ışığını vermekten vazgeçmiyor…
Sende vazgeçme,
gerek yok sıkıntıya,
nefrete ve stresse,
sana gelen her şeye karşı gül sadece…
İçinde sevgiyi, ışığı, mutluluğu
ve tekamül için önemli deneyimleri barından
bu Dünya’ya Hoş geldin…”

Bu yazı Ayaz bebeğe ithaf olunmuştur…
Efe Elmas

http://indigodergisi.com/2012/10/yeni-gelen-ruha-mesaj-hos-geldin/

 

BİLİNÇ

Deneyimler ve Ruhsal yalnızlık, BİLİNÇ

Birçok insanın ruhsal liderlerle 
acımasız deneyimleri olmuştur. 

Tanrısal Ruhunun şifacı özelliklerini öğretmenin önem taşıdığı çocuk gelişiminin hassas evrelerinde, din adamları Tanrı’yı SOĞUK, SERT, ÖNYARGILI ve CEZALANDIRICI olarak resmedecek şekillerde hareket ederler.

Günah çıkarma hücresinde ki, 
dini eğitim verilen kurs yerlerindeki, 
hacı-hoca-ulema kisvesiyle 
öğreti sunanlardan edindikleri kötü deneyimler 
veya ruhsal eğitmenin Ruhta kökü olan 
şifacı empatiyi, sunma konusundaki 
başarısızlığı nedeniyle genç insanlarımız, 
ruhsal beden doğalarını aktif olarak reddederler. 

Tanrısal Ruhunun akışını içimizde bizzat algılamadan,
kendimizi dünyada yapayalnız hissederiz.
Bu yalnızlık hissi,
bizim ÖZ imajımızı şekillendirir.
Tanrı’nın enerjisinin ve yol gösterici elinin yokluğu,
bilincimizin harekete geçirici motifi haline gelir.
Bu şartlarda gelişen bilinç,
eksiklik, yalnızlık, bencillik,
geçici ve maddi olanlarla
kısıtlı bir anlam haline gelir.
Bu tür bir bilinç,
sınırlı iletişim ve sıkı rekabetin hüküm sürdüğü
bir sosyal etiğin doğmasına neden olur.
Bu da KORKU, SUÇLULUK,
ÖFKE, NEFRET, KİN
VE KIZGINLIK duygularını uyandırır.

Ruhsal yalnızlığınızı Levh-i Mahfuz ile buluşarak aşabilirsiniz.
Ruhsal bedenin kalıcılığını hissetmeyen insanlar, bir şeylerin YANLIŞ gitmesinden korkarlar ve YANLIŞ giden şeyler yüzünden suçluluk hissederler. Oysa maddi dünya geçicidir ve olaylar akıp gider. Nesneler kırılır, arkadaşlar, tanıdıklar uzağa taşınırlar, mali durumumuz aşağı doğru eğilimler gösterir. Duygular farkındalığın dışında olabilse de kayıpların ardından hissedilen dehşet ve suç, bireyin içinde derinden derine yanar. Artık BEN merkezli olan kişi, başkalarından Tanrısal bir sorumluluk talep eder ve başkaları tarafından HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATILDIĞI için, neredeyse sürekli bir öfke, nefret, kin ve kızgınlık hali içinde var olur.

Üzerinde durduğumuz bilincin belki de en yıkıcı yönü, bireyin kendi yaşamıyla ilgili deneyimlediği ANLAM yokluğudur. Birçok insan, maddi dünyada uzun zamandır peşinde koştukları hedefe ulaştıklarında, umutlarını yitirir. Bu depresyon, insanın, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, içte çar olan Ruhsal Bedenin yaratıcı bir ifadesi olarak değil, içsel bir boşluk hissini düzeltmek için arayışa girilmesine dair farkındalığını ifade eder.
Sürekli kızgınlık, 
öfke, nefret, kin, 
korku ve suçluluk duyguları 
zaman içinde insanın 
ağır bir BEDEL ödemesine yol açar. 

Ruhsal olarak da, olumsuz duygular Tanrı’dan ayrılığı artırır ve yabancılaşma ile kızgınlık, öfke, nefret, kin, korku ile suçluluk arasında bir kısır döngü oluşur. Dolayısıyla bu duyguların getirdiği kronik stres, uzun süreli bedensel gerginliğe ve birçok negatif fiziksel reaksiyona yol açar. Eninde sonunda, bu durumlar belli anatomik değişikliklere ve gözle görülür hastalıklara neden olur.
Hastalık, bireyin hayata aldırış etmeyen yaklaşımını aydınlatan bir fener gibi, giderek daha çok yıkıcı olmaya başlayan koşulları aydınlatır. Hastalık insanın, ruhsal izolasyon ve boşluk ile beraberinde getirdiği bir takım zihinsel ve fiziksel sonuçları, farkındalığının dışına itmeyi durdurmasını gerektirir.

Hastalık, genellikle, 
insanın ŞİFA için gidebileceği 
yola işaret eden bilgiyi sağlar. 
Aynı zamanda, 
insanın bilincindeki bir parçalanmayı 
hatta yok oluşu ifade eder 
ve bunu şifaya kavuşturacak tohumları taşır. 

İnsan çok sayıda yöntem ve tekniği kullanabilse de
ŞİFA öncelikle bilinçte oluşur.
İyileşme, insanın dünyadaki varlığı için
bilincin MUCİZEVİ bir şekilde
açılması olarak tanımlanabilir.

Kim olduğumuzu, 
bizim için kimin ve neyin önemli olduğunu, 
kendimizi nasıl tam olarak 
ve açıkça ifade edeceğimizi öğreniriz. 
Eninde sonunda ŞİFA yolculuğu, 
içeriye Tanrı’nın bir parçası 
Ruhsal Bedenin bilinciyle, 
Tanrı ile samimi bir birlikteliğe götürür bizi. 
Bu herkes için eşsiz olan, 
yavaş ve zorlu bir geçiştir. 
Tehlike ve riskle, 
zafer ve neşeyle, 
sonunda barış, güven, 
huşu, saygı, sevgi, şefkat, 
merhamet ve aşk ile doludur.

Gelişen bilinç, kendi başına şifadır
ve insanın şifa sürecine devam etmesi,
ne yapabileceğini kararlaştırması için
bir temel oluşturur.
Bir şifa yolculuğunun başlangıcında,
zihin ve ruh konularında
detaylı bilgiye sahip olmayan çoğu insan
beslenme, egzersiz ve masaj gibi
fiziksel yaklaşımları seçmektedir.

Bizler LEVHİ MAHFUZ yüzyılındayız. 
Levh-i Mahfuz ile buluşun, 
özünüzde ki LOKMAN HEKİM ile tanışın. 

Reiki ile Meditasyon yaparak sakinleşmek ve arınmak, sadece bedeni stresten temizlemenin fiziksel gereksiniminden değil, aynı zamanda insanı zihni tam olarak kavramaya ve içteki Tanrısal Ruhsal Bedenin çağrısını duymaya hazırlamak için de önemlidir. Bir çok insan korku, nefret, kin, gerginlik, kızgınlık ve acıyla öyle doludur ki, zihin ve ruhsal bedeni keşfetmek için gerekli sessizliği sağlayamaz.

Ancak Reiki ile Meditasyonun 
ve LEVH-İ MAHFUZ’un getireceği 
sezgiler ve gevşeme hali, 
genelde insanlarımızın 
ŞİFA ve ŞİFACILIK yolunda ilerlemesine, 
zihin ve ruhsal bedenlerini keşfetmesine izin verir.
En son aşamada, ŞİFA
Tanrısal Ruhunun etkinliğinden kaynaklanan
SEVGİ ve AFFETME deneyimidir.
Ne zaman ACIDAN vazgeçip
Tanrısal Ruhundan acının yerini almak için
akan SEVGİYİ hissederse,
Tanrı’nın sevgisinin ŞİMDİ burada,
şu ANDA olduğunu öğreniriz.
Zamanla SEVGİYİ kabullenerek,
kendimize mal ederiz.Bu bize, RUHSAL BEDEN aracılığıyla 
her şeyle iletişim içinde olduğumuzu öğretir. 

İnsanlar arasındaki her türlü fikir ayrılıkları,
kendi sınırlı bilincimizin bize oynadığı oyundur.

Gerçekte RUHSAL BEDEN 
ya da Tanrı tarafından sevildiğimiz 
ve affedildiğimiz gibi, 
biz de başkalarını sevip affetmeye başlarız.

Toplumumuz ne kadar inkar etmeye çalışsa da
BİZLER, fiziksel zihinsel olduğu kadar,
ruhsal bedenleri de olan bütün insanlarız.

Ruhsallık, 
toplumumuzdaki bazı şifa formlarında 
önemli bir rol oynamaktadır. 
Ancak birçok şifa sanatı, 
ruhsal bir bilinçle uygulanmamaktadır. 
Maddi boyutlara çekilmiştir, 
BİZ BİLİNCİNDEN yoksundur. 
Bu bir şanssızlıktır. 
Çünkü insanın, Tanrısal ruhsal bedeninin 
sağlık verici ateşinin 
farkına varmasını sağlamayan bir şifa eksiktir. 

Umuyoruz ki, Ruhsal Beden Bilincinin gelişmesi, 
şifa sanatlarındaki ruhsallık konusundaki 
bilgi ve kabulümüzü de geliştirecektir.

www.izmirliahmetkaya.com

LEVH-İ MAHFUZ’dan

“TEKAMÜLÜ GÖRMEZSEN, 
YAŞAMI ANLAYAMAZSIN.DEĞİŞEN HİÇBİR ŞEY YOK.
İNSAN HALA KUTSAL.
ERMİŞ DE KATİL DE BU FİLMDE 

KENDİSİNE VERİLEN ROLÜ OYNUYOR. ROLÜ NE OLURSA OLSUN HER İNSAN KUTSAL. ÇÜNKÜ, ROLÜNÜ O SEÇMEDİ,  OYNADIĞI O ROL ONA VERİLDİ. KENDİSİNE VERİLEN KATİL ROLÜNÜ İYİ OYNADIĞI İÇİN,  BİR AKTÖRÜ CEZALANDIRAMAZSIN.O, ÖDÜLÜ HAK ETMİŞTİR.
AKTÖRLER, ÇEKİMLER BİTTİĞİNDE 
KENDİ ÖZ KİMLİKLERİNE GERİ DÖNERLER.”

DONA – LEVH-İ MAHFUZ’dan

www.tanrinindogumgunu.com

 
 Levh-i Mahfuz

PARADOKS

ÖTEKİ? HANGİ TARAF?

Fanatizm çoğu kez birilerinin iki zıt tarafından birine uyum sağladığının işaretidir. Dürüstlüğün temeli haklı olmak olduğu için doğrunun bir kısmı sizden uzak olmalıdır.

Siyah beyaz düşüncede birisini seçmek zorunda kalırız. Bir paradoksla karşılaştığımızda bu tarz düşünceye geçmek caziptir, ancak paradoks, modern dünyada çok ihtiyaç duyduğumuz anlamların artezyen kuyusudur. Çelişki durağandır, paradoks ise zarafet ve gizem için yer açar. Bir BİLİNÇ seviyesinde çelişki olarak görülen şey daha geniş bir perspektiften bakınca PARADOKS halini alır.

Eğer hayatın paradoksal bakış açısını yanlış alırsanız 
ACI çekmeye mahkum olursunuz 
ve bu sizi sindirir 
ve size hayal kırıklığı yaşatır. 
Artık rol yapamazsınız 
ve hatta rol yapmamayı yapamazsınız. 
Bir kez için bile bir TARAF seçtiğinizde, 
çelişkili değerlerin varlığı sonunda oyunu bozar.

Kültürümüzde hakim bir tavır olarak,
ÖTEKİ mümkün olduğu kadar
tamamen yansıtılır ya da itilir
bu yüzden ilahi hakkımız
ve derin anlamın bir hareketi olarak,
yaşamımızdaki vazgeçtiklerimizi istemek yerine,
biz onları başkasında görmeyi ya da
içimizde derinlere gömmeyi tercih ediyoruz.

Hayatınız boyunca yaptığınız veya tecrübe ettiğiniz herhangi bir şeyin bilinçdışında yaşanmamış bir kısmı vardır. GERÇEK ya da HAKİKAT her zaman çiftler halinde gelir ve buna dayandığımız zaman gerçekle uyum içinde kalırız. Çoğu zaman bir bakış açısının iki farklı noktasını destekleriz ve çelişkiyi görmezden geliriz. Örneğin, işe gitmem gerekiyor ama gitmek istemiyorum, eşimi sevmiyorum ama onunla beraber yaşamalıyım, biraz kilo vermeliyim ama yemeden duramıyorum. Günlük yaşamda bu tip çelişkilerle beraber yaşarız.

Dengenin bir kısmını silip atamazsınız, 
ayrıca tüm kötülükleri 
eşinize yüklemek de sağlıklı değildir. 
Ama soruna bakış açısını değiştirebilirsiniz. 
İki taraf bir çelişki olarak görülmemelidir. 
İYİ ve KÖTÜ, 
çelişkili karşıtlıklar değillerdir. 
Sadece birbirleriyle ters bir ilişki içindedirler 
ve her ikisi de gereklidir. 

KARŞITI OLUŞTURAN HER İKİ ÖĞEYİ DE 
TAM BİR RUHSAL BEDEN BİLİNCİYLE 
KUCAKLADIĞINIZDA 
PARADOKSU KUCAKLAMIŞ OLURSUNUZ. 

Gerçek dini deneyim çözümsüz durumda ortaya çıkar. Bir konuda karşıt tarafların eşit değer ve itibarda var olmalarına izin verin. Eğer gerilimi azaltırsanız birinden daha iyi bir çözüm çıkacaktır. İki görüş birbirlerine yeni bir şeyler öğretecek ve yeni bir ANLAYIŞ ortaya çıkacaktır.

Karşıtlıktan paradoksa ilerlemek için 
bir BİLİNÇ SIÇRAMASI gerekmektedir. 
Levh-i Mahfuz ile buluşun, 
bilinç sıçramasının farkında olun. 
Eğer kendimizde eksik ve tamamlanmamış olanla 
bu eski ve ilkel uğraşma yönteminde ısrar edersek, 
bu durum bizleri yok edecek.

www.izmirliahmetkaya.com

 

DEĞİŞİM ve BİZ

DEĞİŞİM ve BİZ

Hiçbir şey, 
sadece oturarak 
ve onun olmasını bekleyerek gelmeyecektir. 

Tanrı’nın bu imkanı kendilerine sağlayacağına inanan ve evlerine gidip mükemmel bir şeyin olmasını bekleyen insanlar tanırız.

Bize danışarak
bir şeyleri oldurmamızı isteyenler olmuştur.
Tabi ki istediklerini yapmamız imkansızdır.
Onların başlarının üstünde sallayabileceğimiz
sihirli bir değneğimiz maalesef yok.
Tek yapabileceğimiz,
istedikleri herhangi bir şekilde
kendilerine yardım etmelerine yardımcı olmaktır.
LEVH-İ MAHFUZ ile onları buluşturmak. 
Ve kendilerini tanımalarını sağlamak. 

Yine de bunun için çok çalışmaları 
ve değişmeleri gerekmektedir. 
Reiki ile Meditasyonu kullanarak hayatınızı 
ve geleceğinizi değiştirmeyi öğrenebilirsiniz. 
Bunu başarabilmenizin tek yolu 
DEĞİŞEBİLMEYİ göze almaktır ki 
bunun için çok çaba sarf etmek zorunda kalacaksınız.

www.izmirliahmetkaya.com