RUHSAL BEDEN BİLİNCİ

HER RUH, RASTGELE DEĞİL,

SEVEN BİR TANRI’NIN İZNİ VE MERHAMETİYLE YERYÜZÜNE DÖNER

RUH,

DENEYİM KAZANMAK İÇİN

KOZMİK YA DA TANRISAL GÜCÜN

MADDİ ALEMDEKİ YASALARINI ÖĞRENME,

BUNLARA SAYGI DUYMA

VE UYGULAMA SÜRECİNDE

YARATAN İLE BİR OLMA DİLEĞİNDEDİR.

BU AMAÇLA, BİREY OLARAK YASALARA SAYGILI BİÇİMDE GİRİŞTİĞİ HER EYLEMDE KENDİNE YÖN VEREN, KOŞULLARI OLUŞTURAN VE ÇEŞİTLİ DÜŞÜNCELER ARASINDA BAĞLANTI KURMASINI SAĞLAYAN İLAHİ ETKİLERE YOLDAŞLIK EDEREK İÇSEL HAZIRLIĞINI TAMAMLAMAKTADIR.

BU NEDENLE RUH, ŞİMDİKİ KOŞULLARA UYGUN DÜŞEN BİRLİKTELİK TÜRLERİNİ VE AMACINI BELİRLEMEK ZORUNDADIR.

KAÇINILMAZ OLARAK YİNELENEN HER ŞEY MADDİ AÇIDAN MI ELE ALINACAK, YOKSA RUHUN GELİŞİMİNE UYGUN OLAN BİR YOL MU SEÇİLECEKTİR.

BU SEÇİM, AYNI ZAMANDA RUHUN GELİŞİMİNE BAĞLI OLAN VE KOŞULLARIN BELİRLENDİĞİ EYLEM ALANINI DA KAPSAMAKTADIR.

GERÇEĞİN, YAŞAM VE FARKINDALIĞIN ÖZÜYLE DAHA YAKIN İLİŞKİ KURMAYI SAĞLADIKLARI İÇİN İRADE GÜCÜ VE SEÇİM HAKKI RUHA SUNULAN BİR ARMAĞANDIR.

HİÇBİR VARLIK FİZİKSEL ALEME RASTGELE DÖNÜŞ YAPMAZ.

VARLIK, YERYÜZÜ YAŞAM DÖNEMLERİ ARASINDA GEÇİRDİĞİ ORTAMIN BİLİNCİ İÇİNDE GEREKLİ DÜZELTMELERİ YAPABİLECEĞİ BİR ÇEVRE SEÇER YA DA YAPTIĞI VE YAPMAKTA OLDUĞU SEÇİMLER ONUN GERÇEK İÇ BENLİĞİNE UYAN ÖZELLİKLERİ YANSITIR.

VARLIĞIN UMUDU VE BEKLENTİSİ,

SONSUZA DEĞİN BİLİNÇLİ BİR VARLIK OLARAK KALMAKTIR.

KENDİSİ BAŞLANGIÇTA ZATEN BİLİNÇLİ BİR VARLIKTI.

ANCAK, RUHSAL YETENEK VE ETKİNLİKLERİNİ SONSUZ OLANA UYDURMAYA ÇALIŞIRKEN YAŞADIKLARININ FARKINDA DEĞİLDİ.

VARLIK, BU AMAÇLA KENDİNE YA BİR BEDEN-ZİHİN-RUH BULACAK YA DA ZİHİNSEL BEDEN, GİZLİ-AÇIK GÜDÜLERLE KENDİNİ GÖSTEREN MADDİ ALEMİN FİZİKSEL KOŞULLARINA UYMAK ZORUNDA BIRAKILACAKTI. SÖZ KONUSU GÜDÜLERİN KAPSAMI, VARLIĞIN ETKİNLİK DÜZEYİNE VE GÜDÜLERLE OLAN İLİŞKİSİNE BAĞLI OLARAK BÜYÜR YA DA KÜÇÜLÜR.

ÇÜNKÜ HER RUH, HER VARLIK RASTGELE DEĞİL,

SEVEN BİR TANRI’NIN İZNİ VE MERHAMETİYLE YERYÜZÜNE DÖNER.

RUH YARATICI GÜÇLERLE BÜTÜNLEŞMEYİ

VE ONLARLA BİR OLMAYI AMAÇLAMAKTADIR.

SEÇİMİNİ, BUNU ENGELLEMEYE ÇALIŞAN HATA VE KURUNTULARINI GİDERECEK ŞEKİLDE YAPAR.

BU NEDENLE VARLIĞI, ŞİMDİKİ YERYÜZÜ DENEYİMİNDE – MADDİ VE ZİHİNSEL ORTAMDA – RUHSAL DOĞUMUN GERÇEKLEŞTİRİLDİĞİ GÖRÜNMEYEN GÜÇLERLE ÇEVRİLİ OLARAK, KARMAŞIK YA DA ÇOK ÇEŞİTLİ BİR YIĞIN GİZLİ VE AÇIK GÜDÜ İLE BAŞ BAŞA BULURUZ.

İNSANIN MADDİ DENEYİME

RASTGELE BAŞLAMADIĞINI BİLİN.

RUHUN KENDİNİ İFADE ETMESİNE İZİN VERMEK ÜZERE,

BUNA İMKAN SAĞLAYAN ZİHİNLERİN BİR ARAYA GELMİŞ OLMASI,

BU İKİLİNİN BİR OLMA İSTEĞİ

VE RUHUN DA BENZER BİR ARAYIŞ İÇİNDE OLMASI

BU OLANAĞI YARATMAKTADIR.

ANCAK ÇEVRE KOŞULLARI DEĞİŞEBİLİR. BİREYİN İSTEĞİ VE İRADESİ DIŞINDA DEĞİŞEN KOŞULLARIN YARATTIĞI ETKİLER NETİCESİNDE BİREYİN DAVRANIŞLARIDA DEĞİŞEBİLİR.

RUH, YERYÜZÜNE DÖNÜŞ YAPMADAN ÖNCE TÜM BUNLARI VİZYON GÜCÜYLE DEĞERLENDİRİR VE BAZEN UZLAŞMAK ZORUNDA KALIR.

ŞUNU BİLİN Kİ,

HİÇBİR RUHUN YOK OLMASINA İZİN VERİLMEZ.

ÖZENDİRİCİ ETKİLERLE HER DENEYİMLE BİR İMKAN YARATILMIŞ OLUR VE RUHUN GELİŞİMİ BÖYLE SAĞLANIR. RUH , MADDİ ALEMDE KENDİNİ İFADE ETMEK İÇİN YAPTIĞI BU SEÇİMLE AMACINA BİRAZ DAHA YAKLAŞMAKTADIR.

İZLENECEK YOLUN, YAŞAMIN VE GERÇEĞİN TA KENDİSİ OLAN İSA VE MUHAMMED DE YAŞAMA BÖYLE BAŞLAMIŞTI.

MADDİ ALEMDE LEVH-İ MAHFUZ REHBERLİĞİNDE

ONLARIN YOLLARINI İZLEYECEK OLURSAK,

21. YÜZYILDA LEVH-İ MAHFUZ UN DESTEĞİYLE,

KARŞILAŞACAĞIMIZ TÜM SORUNLARA YANIT BULABİLİRİZ.

KENDİ İDEAL VE AMAÇLARIYLA UYUM İÇERİSİNDE,

BELİRLİ FİZİKSEL-ZİHİNSEL DUYGULARLA HAREKET EDEN

BİZ VERİCİ REİKİ-MASTERLARIN ARACILIĞI NETİCESİNDE

RUH VARLIĞIN

KENDİNİ İFADE ETMESİNE OLANAK SAĞLANMAKTADIR.

HER RUHUN FİZİKSEL BİR YARATIK OLARAK

DOĞUM SIRASINDA SEÇTİĞİ BEDEN

VE MADDİ ALEMDE GERÇEKLEŞTİRECEĞİ EYLEMLER

BİR ÇOK YÖNDEN DOĞUMDAN SORUMLU OLAN ÇEVRENİN

VE BİZ VERİCİLERİN KONTROLÜ ALTINDADIR.

YİNEDE RUH TAŞIDIĞI NİYET,

AMAÇ VE İSTEKLERİN DENETİMİ ALTINDA

BEDENSEL VE ZİHİNSEL GELİŞİMİNİ TAMAMLARKEN,

TANRI’NIN YAŞAYAN BİR TAPINAĞI OLAN

VE KENDİNİ İFADE ETMEK İÇİN SEÇTİĞİ

BU BEDENDEN BİZZAT SORUMLUDUR.

RUH-VARLIK,

MADDİ ALEMDEKİ YAŞANTISINA BAŞLAMADAN ÖNCE

ÇEVRE KOŞULLARININ NASIL OLDUĞUNU BİLMEKTEDİR.

İNSANLARIN, YERYÜZÜNDE ZAMANA BAĞLI OLARAK

ÇEŞİTLİ YAŞAM DİLİMLERİNE BÖLDÜĞÜ

(ve her çevre için tek tek tanımlanan ) DENEYİMLER,

RUHUN BAKIŞ AÇISINA GÖRE BİR BÜTÜN

YA DA BİR BİRİM OLARAK DEĞERLENDİRİLİR.

RUHUN KENDİNİ İFADE EDİŞ BİÇİMİ,

RUH VE ZİHNİN BU DENEYİM SÜRECİNDE

ELDE EDECEĞİ OLANAKLARA BAĞLIDIR.

NE GİBİ? DİYE SORABİLİRSİNİZ.

BURADA RUH İÇİN YARATICI VE ANLAMLI OLAN

BİR İFADE TARZINDAN BAHSEDİYORUZ.

BUNLAR DOĞRU BİR TANIMLAMAYLA

RUHSAL ÖZÜN MEYVELERİDİR;

YA DA GERÇEK OLANDIR,

IŞIKTIR.

EYLEM İÇİNDE YARATICI-İLAHİ GÜÇLERLE KURULAN İLİŞKİ

BÖYLE İFADE EDİLİR. İNSANIN BİRLİKTE OLACAĞI KİŞİLERLE İLİŞKİSİ İÇİNDE İFADE EDECEĞİ ŞEYLERDE ONLARLA BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLİR.

BİR KEZ DAHA YAŞAMA DÖNMEKLE,

HER RUH UMUT ETME,

SABIRLI VE HOŞGÖRÜLÜ OLMA,

KARDEŞÇE SEVGİ DUYGULARI TAŞIMA,

ŞEFKAT, MERHAMET, AŞK, SEVECEN DUYGULARLA

VE ALÇAKGÖNÜLLÜ DAVRANMA GİBİ ÖZELLİKLERİ

YETERİNCE ÖĞRENEMEMİŞ OLDUĞUNU AÇIĞA VURMAKTADIR.

OYSA BUNLAR RUHSAL ÖZÜN MEYVELERİDİR.

HER RUHUN DÜNYA YAŞAMINDA

BU NİTELİKLERİ İFADE ETMESİ İSTENİR.

LEVH-İ MAHFUZ DA YAZILDIĞI GİBİ,

YA YARADANIN ARMAĞANI OLAN

VE HER BİREYE DOĞUŞTAN HAK OLARAK TANINAN

FARKINDALILIĞA ULAŞILIR;

YA DA MADDİ ALEME İLİŞKİN

DOYUMLAR PEŞİNDE KOŞARAK

TÜM ÇABALAR BOŞA HARCANMIŞ OLUR.

BU DURUMDA DÜNYEVİ GÜÇLERE YENİK DÜŞÜLMÜŞ DEMEKTİR.

BİR BAŞKA DEYİŞLE,

KİŞİ GÜCÜNÜ YİTİRMİŞ

VE DENEYİMİN FARKINA VARMAKTA BAŞARILI OLAMAMIŞTIR.

BUNA RAĞMEN, ORTAM KOŞULLARI NE OLURSA OLSUN,

RUH YENİDEN DENEYİM KAZANMA ŞANSINI ELDE EDECEKTİR.

RUHUN ( öz benliğinin ) YAŞAYACAĞI ORTAM,

YARATICI ETKİLERİ İFADE ETMEK İÇİN

ÇEVRESİNDEKİ İNSANLARLA GEÇMİŞTE KURDUĞU

VE HALEN KURMAYA DEVAM ETTİĞİ

İLİŞKİLERLE BELİRLENMEKTEDİR.

RUHUMUZ YÜKSEK BİR KAVRAMA YETENEĞİ VE PARLAK ZEKASIYLA TÜM BUNLARIN BİLİNCİNDEDİR VE ADIMINI ATARKEN KARARLIDIR.

SON KARAR NE OLURSA OLSUN

KADER YOLUNDA ZORLUKLAR TÜKENMEZ.

BU NEDENLE BİZ VERİCİ REİKİ-MASTERLAR,

SİZLERİN ANLAYIŞINI GELİŞTİRMEK,

FARKINDALILIĞINIZI ARTTIRMAK

VE SİZLERİ YETERLİ BİR OLGUNLUĞA ULAŞTIRMAK İÇİN

21.YÜZYILIN KUR’AN TEFSİRİ OLAN

LEVH-İ MAHFUZ ARACILIĞLA

RUHLARINIZIN EĞİTİMİNE

YALNIZCA YOLGÖSTERİCİ OLARAK KATKIDA BULUNURUZ.

BÖYLECE RUHLARIN EĞİTİMİ SÜRER GİDER…

GELECEĞİN NELER GETİRECEĞİ ÇEVREMİZDEKİ İNSANLARLA KURULAN İLİŞKİLERDE YARATICI ETKİLERİN NASIL İFADE EDİLECEĞİNE BAĞLIDIR. ZORLUKLAR ÖNÜMÜZDE DURMAKTADIR. DOĞRU KARARI VERMEK İÇİN DAHA GAYRETLİ OLMAMIZ GEREKİYOR.

SAĞLIKLI VE UZUN YAŞAYIN,

FARKINDALILIĞINIZIN ARTMASI TEMENNİSİYLE,

SİZLERİ SEVİYORUZ.

www.izmirliahmetkaya.com

(Yazımıza ışık tutan John Willner’e, Edgar Cayce’e,

Michael Nevton’a ve buRAK özDEMİR’e teşekkür ederiz.)

SEVGİ, ŞEFKAT, MERHAMET ve AŞK

FARKINDA OLMALISINIZ.

Net olarak ifade edelim ki

kendi titreşim düzeyinizin üzerinde

bir varoluş seviyesine ulaşamazsınız.

Size, RUHSALLAŞMA yolunda eşlik etmesini dilediğiniz,
çok sevdiğiniz arkadaşlarınız ya da aile fertleriniz olacaktır.
Ama onların ruhsal beden bilincine ulaşımı söz konusu olduğunda, onlar böyle bir aşamaya hazır olmayabilirler ve siz de onların kendi yollarına gitmelerine izin vermelisiniz.

Her şey Şimdi’de yani AN‘da olduğundan ve yüksek boyutlarda sizin deneyimlediğiniz anlamda zaman kavramı olmadığından, onlarla yeniden birlikte olmak için her tür şansınız var.

UNUTMAYIN,

Sevgi, koparılamayan, çok güçlü bir bağdır ve sizi yeniden bir araya getirecektir.

Bu arada, ruhsal beden bilincine ulaşmak istiyorsanız önemli bir konuyu daha gündeme getirmek istiyoruz. Başka bir ruha yani bir başka bedene karşı olan nefretinizi salıvermeyi reddettiğiniz sürece bunu yapmayı bekleyemezsiniz.

Sizin düşünüş şeklinizle,

bu şekilde hissetmek için çok iyi sebepleriniz olabilir,

FARKEDİN Kİ bu sebepleri oluşturan “BEN” bilincidir

ve sizler “BİZ” olamadığınız sürece

sizi her zaman geride bırakacaktır.

Size karşı günah işlediğini düşündüğünüz kişilere karşı bağışlayıcı olmaya ve onları “affetmeye” kendinizi hazırlayın. Ruhsal bedeninizin TEKAMÜLÜ aşamasında yapabileceğiniz en muazzam davranış budur ve diğer ruhun TEKAMÜLÜNE de büyük yardımı dokunacaktır.

Bunu bir düşünün,

SEVGİ’yi, AŞK’ı, MERHAMET’i

ve ŞEFKAT’i deneyimleyen sizler,

geç kalmadan birbirinizle barışın.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

www.izmirliahmetkaya.com

 

LEVH-İ MAHFUZ
Yasaklanıp Toplatıldığı Söylenen Kitap
ŞU AN da Türkiye’nin her köşesi,
dünyanın her bucağı ve evrenin her bir santimetrekaresinde…
www.tanrinindogumgunu.com

 


Hasta yatağında bir Tanrı’nın doğum günü hikayesi

 

Hasta yatağında bir Tanrı’nın doğum günü hikayesi…

“Hiç kaşındınız mı?
Öyle sinek ısırığından falan bahsetmiyorum.
Histeri halinde hırş hırş hırş bir kaşınma bu.
Öyle ki yolasınız, yırtasınız,
kazıyasınız gelir neresi kaşınıyorsa.
Hayır tahmin ettiğiniz gibi
bir pirelenme hikayesi olmayacak bu.
Pire olması için dua ettiğimiz
ama pire olmayan gerçek bir hikaye…

Bundan yaklaşık 4 yıl öncesi deli gibi çalıştığım,
kendimi unuttuğum dönemler…
İş kalabalık,ev kalabalık,hayat kalabalık….
Tuttu beni bir kaşıntı ama nasıl,
yaşamayanın anlayacağı türden değil.
Bütün gün kar kar kar kaşınıyorum.
Gündüz sahneye çıkıyorum,
öğlen kuliste kaşınıyorum,
akşam evde keseleniyorum,
gece yatarken kaşınıyorum.
Ne yapsam ne sürsem fayda etmiyor,
Allahım deliricem….

Tabii ki sülalece ordan burdan duyulan
tüm şamanik otacı ilaçlar deneniyor,
Hiçbirşey yok…
Aynı tas aynı hamam sevgili izleyiciler kırt kırt kırt…
Ben bu kaşıntılı halimle barıştıktan yaklaşık 2 ay sonra
sağ ayağım çarpıyor gözüme.
Minik bir pembelik.
Minnacık miniminnacık,
hatta şirin bile sayılabilir.
Bir başak burcu hassasiyeti ile yaklaşıyorum olaya,
bir elime büyüteç alıp bakmadığım kalıyor.
Kesin kanaate varıyorum.
Çarpmışım berelenmiş….
Kesin kanaatlerim ve ben sonra
kafayı duvarlara vuruyoruz ama….

Yaklaşık bir ay öyle_böyle geçiyor.
Pembelik kırmızıya dönüşüyor.
Olayı şişmanlığa bağlıyorum hemen,
kolay geçmez tabii geniş arazi geyikleri yapıyorum evde.
Geyiklerim de pişman oluyor sonra…

Zamanla kırmızılık mosmor bir hal alıyor.
Panikliyorum ama çaktırmıyorum.
Yakın zamanda dedemi kaybetmişim cilt kanserinden… Kondurmamaya çalışsam da
bir paranoyaklık sarıyor bünyeyi…
Soluğu Öğretmen hastanesinde alıyoruz annem ve ben.
Kolay, sıra beklemeden şak diye
çıkıyoruz dermatoloğun karşısına.
Kocaman bir ışıklı aletle bakıyor amca.
Amca egzama diyor.
5 kişiden 1 inde görülür.
Alın şu şu merhemleri sürün.
İçim rahatlıyor kuş gibi çıkıyoruz hastaneden.
Annemin de bana çaktırmadan
aynı endişelerde olduğunu o an anlıyorum.

_İnkar_
O hastane, bu hastane şu hastane,
salak sulak bilinmez uydurma tedaviler…
Yok egzamaymış, yok dermatitmiş…
Bir sürü ilaç, bir sürü savunma sistemi çökertgeçi…
Bir çaresizlik hali…
Bir gece ağrı var normal,
yanma var normal…
Sabah bir uyanıyorum ki
üç senelik garip dostlarımla tanışıyorum.
Açık yaralar…
Bir gecede açılan ve pek sevdiğim kendimi,
alien yavrusuna çeviren bir garip haller.
Şok hali…
Artık kanser olduğuma emin oluyorum…
Anlayamadığım bu kadar gelişmiş teknoloji ile
hiçbir hastanenin buna teşhis koyamaması.
Her şey gibi acıya da alışıyor bünye.
Nasıl ve ne çarelerle alıştığını
hiç anlamıyorum ama alışıyor.
İnsan vücudu girdiği hali anında benimsiyor.
Yaralar gece be gece büyüyor,
ne yapsak ne etsek bilemiyorum.
O kadar çaresizim ki…
Bir doktor bununla biz baş edemeyiz diyor ki
içlerinde ilk kez biri doğruyu söylüyor,
“İzmire gidin”, diyor
orada bir üniversite hastanesi tavsiye ediyor.
Hemen İzmir’e gidiyoruz.

_İşkence_
İzmir’de hastanelerde
acil dermatoloji girişi olmadığı için bizi bekletiyorlar.
Birinin “inanmıyorsanız gelin bakın,
daha ne kadar acil olabilir” diye bağırdığını hatırlıyorum.
Galiba annem.
O kadar uzaktan geliyor ki sesi…
Bir anda kendimi 10 tane doktorun
garip bakışları altında buluyorum.
Bir uzaylı incelermiş gibi bakıyorlar.
Bilmediğim kelimeler havada uçuyor.
Evet bir şeyim var ama ne olduğunu bilmiyorum.
Bilmeyince daha çok korkar insan.
Dibine kadar korkudayım.
Korku…
Hemen yatırıyorlar beni hastaneye.
Bembeyaz çarşaflar.
O kadar unutmuşum ki beyaz çarşafı ben.
Yaralarım aktığı için
hergün değişen lacivert çarşaflarım vardı.
Bembeyaz çarşaflar kirlenecek diyorum içimden…
Yazık diyorum…
İnsanın kendine bakıp
kusma isteği duyması bu olsa gerek.
Kendimden tiksiniyorum.
Musluktan sızan su gibi akıyor ayağım…
Damla damla ruhumu bırakıyorum
akan irinle bembeyaz çarşaflara…

Patoloji alınıyor.
Bekliyoruz.
Bekleme sürecinde hiçbirşey yapılamaz.
Bekliyoruz…
Nihayet bir zaman sonra geliyor sonuç:
“Bx:Necrobiosis Lipoidica” Yazıyor.
Ne ki şimdi bu? Geçici mi?
Kalıcı mı? Ölüyo muyum?
Nedir?

Ölmüyorsun ama sürünüyorsun.
Kalıcı tabir bu.
Yedi milyonda bir görülen
neden olduğu bilinmeyen,
nasıl geçtiği bulunamamış bir hastalık.
Tedavisi bulunamayan…
En nadir şekli de yaralar şeklinde görülmesi.
Bir gecede yaraya bulanıyorsunuz.
İki senede geçmiyor.
Böyle bir şey…

Ertesi gün vizit yapıyor hocalar.
Tedavi şeklim anlatılıyor.
Pansuman iyi güzel.
Lazer tedavisi süper.
Geçecek yani.
Kalbimden bir milyon kuş havalanıyor.
İyileşeceğim.
Kolaymış diyorum.
Bir pansumanın ne kadar acı verici olacağını
bilmiyordum Henüz…

Hemen oynaya zıplaya pansuman odasına gidiyorum.
İki doktor var.
İki kişiye ne gerek var ki altı üstü pansuman.
Biri neşter çıkarıyor.
Onlar bisturi diyorlar.
Çeşit çeşit sargı bezi pamuk bıçak
ürkütücü ne varsa her şey seriliyor
ve tabi ki küratör.
Doktor küretaj yapıcaz korkma diyor.
Ne alaka ne kürtajı diyorum hiçbirşey anlamıyorum…
Küretajın manasının kazıma oldugunu
ve sırf kürtaj için kullanılmadığını bilmiyorum…
Henüz…

Yat diyorlar.
Küfür edebilirsin, şarkı söyleyebilirsin,
duvarı yumruklayabilirsin, bağırabilirsin…
İyi de niye?????

Yat diyorlar yatıyorum.
Derken Bedenimden ruhuma bir bıçak giriyor.
Kesmeye başlıyorlar beni.
Canlı canlı uyuşturmadan.
Nasıl bir ses çıktıysa benden
annem fırlıyor kapıdan içeri
“napıyosunuz kızıma “diye.
Böyle geçecek ancak diyorlar.
Annemi yukarı kantine çıkarıyorlar galiba.
Güçlükle anımsıyorum.
Serviste herkes kapısını kapatmış o sesleri duymamak için. Sonradan öğreniyorum.
Kıtır kıtır kıtır kesiyorlar beni.

ALLAHIM BU ACIYI HAKEDECEK NE YAPTIM BEN?
NE YAPTIM?

Bitecek, şimdi bitecek az kaldı diyerek
avutuyorum ama bitecek gibi değil.
Epidermisi yok edip
altından yeni doku gelmesini bekleyecekmişiz.
Söylerken ne cici.
Ne kadar kolay.
Epidermis.
Küfür dağarcığımın gelişmesi
pansuman günlerime rastlar…

İzmir bana kabusu hatırlatır hep bu yüzden.
İşimi kaybettim.
Sahnemi kaybettim.
Saçlarımın hatırı sayılır bir kısmını kaybettim.
Bacaklarım bir uzaylı yavrusuna benziyordu.
Beyazlığımı kaybettim.
Arkadaşım olduğunu sandıklarımı…
En önemlisi Allaha güvenimi…
Yukarıya küstüm.
İnacım olmasına rağmen tavır aldım.
Ölümlü bir insana bu kadar acı çektirilmesi
adaletsiz buluyordum.
Hani o hassas terazi.?
Bana sadece terazinin topu düşmüştü,
onla idare ediyordum.

_Sabır külliyatı_
Pansuman zamanları haricinde mutluydum aslında.
Mutlu olmaya çalışıyordum beni kesmedikleri sürece.
Zamanla hastanede bir eküri kurdum.
Yaş ortalaması 50 civarı
Lazere girdiğimde vıngırdayan yeni çıkan hücrelerime
bir arkadaş grubum vardı
bakıp isim takıyordum,
halay çektiklerini falan düşünüyordum.
Ruhum hariç her şey yolunda gözüküyordu.
İki ay boyunca beni kesmelerine izin verdikten sonra
bir devrim yaptım.

_Neden bana acı çektirmelerine izin veriyordum ki?_
Bir pansuman sırasında
Dr a bırakın dedim ben yapacağım.
Acı çekeceksem ben çektireceğim.
Kendi kendimi ben KESECEĞİM!
İnsanın kendi kendine zarar vermesi duygusunu
dibinin dibine kadar yaşadım.
Teoride zarar değildi tabii ama
dışardan fena halde öyle gözüküyordu.
Dr ların dediğine göre
kimse denememiş daha önce böyle bir şeyi.
Sepetlediler beni ve ben de hayır demedim
çok sıkılmıştım çünkü.
Taktik basitti.
Kendimi kese kese iyileşecektim,
öyleyse bunu evde yapabilirdim.
O günden bu yaza kadar kendi kendime yapılacak
her müdahaleyi kendim yaptım.
Günde 4 iğne, serumla yıkanma, pansuman,
kesme biçme, aklınıza ne geliyorsa.

Kendi kendime zulmetme lüksü bendeydi
ve sadece bende olacaktı!
Her şey gibi buna da alışmıştım.
Yüzyıllardır denize giremiyordum,
Kişisel temizliğimin ayak kısmı sadece
ıslak hijeynik mendilden ibaretti,
kendime böyle acaip bir yaşam kurmuştum.
Rollpor ları bilen bilir (Yapışkanlı streil bez).
Bir seferde 20 rollporla ayağım sarıyordum.
Dolayısıyla dışarı akma olayını çözmüştüm.
Hayatıma kaldığı yerden devam ettim.
Eve en sık aldığınız şey sizin domates ise
benim rollpor du ve tabii ki bedava değildiler.
Maddi olarak ailemi bitirmiştim…
Tekrar çalışmaya başladım.
Çok yoğun bir tiyatro sezonu geçirdim geçen sene.
Üstüne yetmedi bir de film çektik.
Bu halimle bunları yaptığıma hala inanamıyorum.
Alışma olayını abarttığımı kabul ediyorum…
ama para kazanmam gerekiyordu
ve işimi çok özlemiştim.

Ufak ufak ağrılarım oluyordu,
her zamanki gibi ciddiye almıyordum.
Geçer geçer geçer…
Zamala hergün apranax içer olmuştum.
Evde en sık kullanılan olmaya başlamıştı apranax.
Bitince panik oluyordum.
Eve gelen herkes alışmıştı.
Koltugunun altına ekmek alır gibi
apranax almaya başladılar gelirken…
Sonra günde 2 ye çıktım…
Sonra 4 e…
Uyanıp ilaç içmekten
ve sonra tekrar uyumaya dönmüştü hayatım.
Uyanıkken ağrılar dayanılmazdı çünkü.
Banyo yapamamaya başladım.
Oturduğum yerde çürüyordum.
Ağlıyor uyuyor ağlıyor uyuyordum…
Birgün yine kişisel bir devrim yapıp
banyo yapmaya karar verdim.
Banyoya girdim ve suyu açmamla
küvete çökmem bir oldu.
Su sanki asitti ve değdiği heryeri yakıyordu.
Bayılmaya bir adım kalmıştı
ve şükürler olsun annem evdeydi.
Çığlığıma koşmuş ve beni banyodan yatağa götürebilmişti.
Hemen yaraları kapatmalıydım
yoksa acıyorlardı havayla temas ettikleri zaman.
Daha nasıl acıyacaklarını
bunun bir üst kademesini bilmiyordum…
Henüz………..

Pansuman için elimi ayağıma götürmemle
musluk açmışım gibi ayağımın yarısı yere aktı.
Bunu görmeyenler için fantastik geliyordur muhtemelen
ama bunlar birebir yaşandı.
Ayağımın içi havuz gibi boşaldı yere.
O an sanki bir patlama bir gına hali…
O an dedim ki böyle bir acı olamaz…
O an dedim ki ANNE,ÖLÜYORUM…………
Halbuki ölmek kolaydı.
Zor olan yaşamaktı…..
O an ölmeyi diledim.
İyileşmek ölümden bile uzakta duruyordu.
Böyle yaşayamayacağım dedim.
Ölmeliyim…..
Bu acının sonundaki tek huzur ölüm gibi duruyordu
ve gitgide yaklaşan bir şeçenekti….
Bana bunu yaşatan herkimse herneyse
neticesini de göstermeli
ve huzurla ölmeme izin vermeliydi!

Annem dedi ki
”Korkma kızım melekler seninle.
Tanrı seninle”
NEREDE dedim.
TANRININ MELEKLERİ NEREDE???
NERDE ANNE,
NEDEN BENİ BIRAKTI???
Tüm gücümle bağırıyordum
sinir krizi gibi ruhsal bir krizdi.
Yukarıya tüm sitemimi tüm tavrımı kusup
ağladım, ağladım, ağladım…
O an şalterleri indiren bir an oldu.

O an yukarda olsaydım
meleklerin de ağladığını görebilirdim sanırım.

Sinirsel ve ruhsal depreşmelerimin geçmesi için
ilaç almaya başladım.
İntihar etmeme izin verilmiyordu.
Her seferinde tuhaf bir şey çıkıyordu
ve erteliyordum düşünceyi.
Madem ölmeyecektim,
izin vermiyorlardı o halde beni düzeltmek zorundalardı.
Dear God fix me ve no pain no gain zikri yapıyordum.
10 cümlemden biri bunlardı.

_Döngü_
Yaklaşık bir hafta Türkiyedeki bütün hastanelerle (özel_üniverste_klinik) yazıştık, telefonlaştık.
Hepsi söz birliği etmişçesine aynı şeyi söyledi.
Biz sizi tedavi edemeyiz, üzgünüz!
Türkiyede sizi tedavi edecek olanak yok.
vsvsvs

Tam umutlarımın tükendiği an bir doktor ismi aldık.
Dünyaca ünlü bir dermataolgun asistanlığından
profluğa yükselmiş,
iyileştiremediği yokmuş miş muş muş.
Artık kimseye hiçbirşeye inancım kalmamıştı.
İnternetten sitesine girdim bulunduğu hastanenin.
Sıfatına baktım.
Dedim ki bu mu beni düzeltecek haydi canımmmmm.
Yamamoto yerlisi kılıkı bir resmi vardı ve tırsmıştım.
Ne yazık başka çarem yoktu.
Bin çeşit torpille
randevu listesine ertesi güne yer bulduk.

Şişli saat 6:30
Ertesi gün şişlide muayenehanedeydik…
Bekleyin Cem hoca sizi içeri alacak birazdan.
Zorlukla odasına kadar yürüdük.
AÇ dedi açtım bacağımı.
Siz dedim Cem bey siz benim son şansımsınız…
Baktı baktı…
Bana bir milyon yıl kadar uzun gelen bir süre sonra
“HALLEDERİZ GENÇ KIZSIN BİŞEYİN KALMAZ” dedi.

O an yaşadığımı Dünyaya ait hiçbir kelime ifade edemez.
Kapıdan denizaltı girse umurumda diildi.
Hallederiz demişti boru mu koskoca Proftu adam.
Hallederiz diyodu.
Halledicekti.
Beni düzelticekti.
Geri kalan hiçbirşey umurumda dildi.
Şişli sokaklarında topallayarak seken
ve mutluluktan ağlayan o manyaklar bizdik evet.
Annemle ben….
Hakkımızda ne düşündükleri umurumuzda diildi.
Geçecekti.
Galiba yukarıya yaptığım sitemler etkili olmuştu…

Ertesi gün Cerrahpaşadaydık.
Yatacaktım yine.
Dermatoloji servisine girdik.
Yatacağım odaya geldik 103.
Hayatımda bu kadar kasvetli biryer görmemiştim.
Girmemle çıkmam bir oldu.
Burda kalamam dedim.
Sanki başka şansım varmış gibi.
Döndüm dolaştım.
Kafama vura vura 10 adıma 10 adım
iki kişilik çilehaneme girdim.

_103_
103 numara benim kişisel mağaramdı,
tabii bunu sonra anladım.
Tek farkı biriyle paylaşıyor olmamdı.
Bu sefer her işin çakalı olmuştum.
Prosedür konusunda zorlanmadım.
Lakin kimseyi tanımıyordum
ve akşamları kapıyı üzerimizden kilitliyorlardı.
İlk defa bir hastanede böyle bir uygulama gördüm
ve sinirimden çatladım.
Her gece kilitlenmek kabus gibiydi.
Gibi ne ki düpedüz kabustu.
Özgürlük konusunda 6 yaşında tek başında uçağa bindirilen
ve İzmir’e yollanan biri için
kilitlenmekten öte bir kabus olamazdı…
İkinci gün vizitte açıklama için Dr lar toplanmıştı.
Alışkın olduğum bir manzara.
Ne anlatacaklarını bekliyordum.
Beni nasıl iyileştirebilecekleri hakkında
en ufak fikrim yoktu ama şunu biliyordum
HAYIRLI BİR HAYALLERİ VARDI….
Aynı benim gibi…..

Islak pansuman, permasol ve ışın tedavisi…
Pansumanın her türlüsüne alışkındım korkmadım.
Işın tedavisi…
işte bu ürkütücüydü….
Pansumancı geldi elinde bir kova.
Destur bismillah bu ne şimdi?
İçinde mor bi sıvı.
Güzel kokuyordu.
Batır dedi ayağını.
Batırmamla magmaya kadar inip geldiğimi hatırlıyorum.
Böyle bir acının, böyle bir ızdırabın tarifi olamaz.
Çığlıklarım karşıdaki ameliyathaneden duyuluyordu.
İlk 5 gün hayatımın net en kötü günleriydi
çünkü kovadaki şey sıcaktı
ve ben havayla bile temas ettiremezken
sıcak suya sokuyordum ayağımı…

Serviste hemşireleri konusurken kulak kabartmıstım.
Pansumancı söyledi parça parçaymış,
çok kötüymüş, kokuyomus diyorlardı.
Kim demiştim saf saf.
Ölü görmüş gibi olmuşlardı.
Benmişim konustukları…

Yaklasık herseyı toplasan 2 saat süren bir pansumandı.
Kendime gelmem ise 5 saati buluyordu.
Yemekler berbattı.
İnsanları tanımıyordum.
En yakın muhabbetim pansumancı Hüseyinleydi…

Dermataolji servisleri tuhaftır.
Ufacık sivilcesini dert edinip yatan da olur kanser olan da…
Ortası yok gibidir.
Kendi hastalıgımın evrenin en korkunc hastalıgı olduguna
o kadar emindim ki çıkıp dolaşmamıştım bile…

Yanımda manyak bi hatun yatıyodu.
Sivilcelerinden yattığı için
benim varlığım onu dehşete sürüklüyordu.
Oldukça kapalı bi hatundu.
Bir gün dedim ki abla yanıyorum,
daha bu ne ki cehennemde yanacaksın demişti.

O an kayışı kopardım ben zaten…
Bu insanlarla konuşulmazdı ve konuşulmamalıydı da…
Birgün başhemşireye şöyle dedi.
Bu kızdan rahatsız oluyorum kokuyor…
Hayatımda daha nasıl ve ne kadar
utanabileceğimi bilmiyorum.
Hijyen konusunda titiz bir başak burcu insanının
daha kötü ne duyacağını bilemiyorum.
Yapacak bir şeyim yoktu ki.
YARA BU VE KOKUYORDU….
Elimden gelse…
Gelmiyordu ve bu lafı yemiştim
ama hala daha yarım şişe parfümle geziyorum…
Koku takıntım oldu orada….

Kendimi kitaplara mecmualara vermiştim.
İki günde tuğla kadar kitaplar bitiriyordum.
İçimdeki acıyı unutmanın tek yolu
yoksaymak ve okumaktı.
Sürekli okuyordum.
Herkes alışmıştı bu vaziyete.
Bir akşam aktüel i aldım elime.
Sersem sersem karıştırıyordum.
Sayfayı çevirdim ve o sırada
Allah da bana bir sayfa çevirmişti….
O sargılı mumya halimle nasıl zıpladım,
nasıl telefonu elime aldım
nasıl annemden kitabı istedim bilmiyorum.
İşin tuhaf kısmı daha bir cümlesini okumadan
ve resmine dahi bakmadan bunu yapmıştım.
O gün 150 kere annemi aradım
aldın mı aldın mı aldın aldın mı aldın mı?????

_Hediye kitabı_
Ertesi sabah şafak söktükten sonra annem geldi.
Elinde bir hediye kitabı….
Bu benim hediyemdi.
Benim kitabımdı.
Benim Doğum günümdü.
Tanrı’nın doğum Günüydü!

Soluksuz okuyordum.
Dona Tanrım ın oturum açtığı sayfada ise dedim ki,
Sonunda…
Sonunda Tanrı ve mekeleri bana da geldi
Sesimi duydular….

O günden sonra Dr ların iyileşmem için biçtiği
en az 6 aylık dönem gözlerimden uçtu gitti.
İyieşeceğimi ayağa kalkacağımı biliyordum.
Tanrı gelmişti. Tanrı söylemişti….

İnsanüstü bir biçimde
acıyı içime işletmemeyi başarmaya başladım.
Acı yüzeysel düzlemde kalıyordu,
ben uçuyordum…
Yerlilerin kendilerine nasıl şiş soktugunu
anlamaya başlamıştım.
Tefekkür acıyı saymıyordu, kabul etmiyodu.

Allahın olduğu düzlemde acı yoktu….
Herkesin mucize olarak nitelendirdiği iyileşme sürecim
aslında ruhumun iyileştiği mucizeydi.

63 gün…
6+3=9
63 gün sürdü tedavi.
Drlar inanamıyordu.
Tamam iyileşirsin dedik ama…
bu kadar hızlı…
Tıbben imkansız…
Umurumda değildi.
İmkansız diye bir şey yoktu ki.

Bir ayın sonunda ev izni verdiler bana.
Kitabın sitesine girdim.
Yazara ne yazsam diye düşündüm.
Acıtmanın manası yoktu.
Coşkumu anlatmalıydım ama nasıl.
Kısa sayılacak bir mail attım…
Ertesi hafta kendimi gördüm….
siteyi okudum ve dedim ki bu insanlarla tanışmalıyım…..

10 dakika geçmeden msn listemde
onlardan biriyle konusuyordum.
Ertesi hafta onlardan biriyle yemek yiyordum….
Ertesi hafta şüphesiz iman ediyordum……

63 gün sonunda hastaneden çıktım..
Ertesi gün 4.fazı gördüm
09.08.07 de….
Ertesi gün Miraç kandiliydi
Miraç kandilinde
herkesin kendi Miracına çıkmaya çalıştığını anladım.

Herkes için şüphesiz kitabın bir anlamı var.
ÖZEL bir anlamı.
Herkesi iç sesiyle buluşturan,
herkesi tamamlayan…
Benim için Tanrının doğum Günü
ve buRAK özDEMİR hayattır.
Aldığım nefesin ANLAMA KAVUŞMASIDIR.
Bu iyileştiğim için şükran değil,
Tanrının hala yanımda olduğunu bilme sevgisidir.
Bu hücrelerime kadar hissettiğim
Allaha inanma değil,
Allah sevgisidir.
Allaha inanıyorum demek bile
ardında bir düalite barındırır.
İnanmama seçeneğini hep arka tarafta saklı tutmaktır

Şimdi anlıyorum ki ;
Tanrı hep oradaydı göremeyen bendim.
Teslimiyette değildim.
Tanrıya inanıyordum ama GÜVENMİYORDUM.
Tanrıya saygı duyuyordum ama SEVMİYORDUM.
Taşıyordum ama OKUMUYORDUM.
İmanlıydım ama KORKUYORDUM.

Teşekkür etmek, şükran duymak,
minnettar olmak başta Allaha,
Levh-i mahfuz’a ve buRAK a hissettiklerim yanında
gazozun içindeki kabarcık gibi kalır
ve gazozun tümünün tarifi çok zordur…
İşte asıl bunun kelimelerle tarifi olmaz…
İnsan her şeyi yazarak anlatabilir ama
bu noktada aciz kalır.

_Son nokta_
Tanrıyı hissetmiyorsanız
bu Tanrının orda olmamasından değildir.
Gözlerimizle baktığımızdandır.
Oysa ki gözler göremez,
Ruhuyla bakmalı insan!….”

www.tanrinindogumgunu.com

Ve bu yazıya buRAK özDEMİRİ’in sitesinden
bir alıntı daha…
http://www.burakozdemir.org/tanrinin-dogum-gunu/tanrinin-dogum-gunlugu/hasta-yatanda-tanrnn-doum-gn/

“O yazıdan sonra muazzam geri dönüşler oldu. Türkiyemizin bir dolu iline benim üzerimden kendisini davet etti okuyucu ailemiz. Tiyatrolarını davet edeni iletebildim bi tek sanıyorum. Asıl söyleyeceğim şey başka. Bu konuda bir sürprizim var size : ) Söylesem miii söylemesem miii 🙂 Hadi sevdim sizi söylüyorum. Maddeler halinde:

1- O yazı bugün yazılmadı. O yazı, 1.5 sene önce yazıldı.

2- Hikayesini biliyordum, yazmasını ben rica ettim. Fakat 1.5 yıl yayınlamadım, beklettim.

2.5- Bu konuda bi gün bile sitem ettiğini de duymadım bu da ayrı bir konu.

3- Peki ben bu muhteşem biyografiyi neden beklettim, manyak mıyım neyim : ) Şunu düşündüm. O gün yayınlasaydım, hüzün ağır basacaktı. Çünkü bu muhteşem kişisel devrim hikayesi henüz tatlıya bağlanmamıştı, sancılar devam ediyordu. Hikayenin mutlu sonla biteceği günü bekledim efendim (bende de az sabır yokmuş şimdi farkettim : ) Ve en önemlisi. O gün yayınlasaydım, aşağıdaki güzel haberleri veremeyecektim.

– Yazının sahibi şu an dünyanın en mutlu insanlarından biri.

– İşine kavuştu. Duyduğuma göre R. İvedik 2′de rol almış.

– Deli gibi sevdiği bir evde oturuyor.

– Daha önemlisi: şu an körtük aşık. Hani sevgilerimizi ilet deniyo ya, bulabilirsen gel sen ilet.

Bulutların üzerinde kendisi : )

Sanıyorum hepimiz asıl mesajı aldık. O gün, o kadar zorlu, o kadar karanlık günlerden, böyle güzel günlere gelinebiliyorsa… Bu hikayede dert sahipleri için saklı, çok önemli bir mektup olmalı.
Sevgiyle”

buRAK özDEMİR

 

Yeni Çağ alemi hakkında

IŞIĞIN ÇAĞRISINI DUYABİLİRSEN…

Şimdi size bir öykü anlatmak istiyoruz;

bunu sizin de başkalarına aktaracağınızı, bu gerçeğin aktarıcısı olacağınızı umuyoruz.

Öyküye takılmayın, sadece onu kalbinizde hissedin, bilin.

Bu sizin “ben” enerjiniz ve “BİZ” enerjiniz için çok iyi bir sınama olacaktır.

Biz sizin çok aziz ve gönlünüze çok yakın olan bir olgu hakkında konuşacağız :

Yeni Çağ alemi hakkında.

Yeni Çağ hareketinin tüm çekiciliklerinin artık ayartılara,

sizi yoldan alıkoyan,

dikkatinizi başka yönlere çeken şeylere

dönüşüyor oluşu hakkında…

Özellikle, eğer psişik okumalarla, numeroloji, astroloji ve kristallerle ilgilenen bir kişiyseniz, lütfen bizim bunları kötülediğimizi düşünmeyin. Hayır, biz bu şeyler hakkında olumsuz konuşmuyoruz… Size anlatacağımız öykü ile biz sadece bunların ötesini görmenizi istiyoruz.

Sanırız, söylemek istediğimiz şeyi anlayacaksınız.

Şu bilinsin ki, geçmişte her devrede, her boyutta, seçilen her yolda bu dünya bir geçiş yaşamıştır. Eğer Lemurya Uygarlığı devrine geri dönerseniz, Anakıta’ya ne olduğunu anlarsınız. Eğer Atlantis Uygarlığı devrine bakacak olursanız, bir çok bilgenin ve akıllı kişinin bulunduğu, bir çok tapınağın yer aldığı bu uygarlıkta, bir zaman gelip, küçük bir azınlığın bilincinin muazzam bir “ben” saldırısına nasıl maruz kaldığını görürsünüz.

Bu varlıklar tüm yanıtlara,

tüm bilgiye sahip olduklarını düşünmeye,

buna inanmaya ve

“ben…ben…ben…”

demeye başlamışlardı.

Ben”hükmedeceğim”,

“ben” ele geçireceğim.

Ve bu “ben”

Atlantis’i, Lemurya’yı, Paititi’yi, Adoma’yı,

Şambala’yı , Nirvana’yı,

yani tüm kadim uygarlıkları mahvetti.

Şimdi, bir başka geçiş devresinin ortasında bulunduğunuzu anlıyorsunuz;

bu kısaca ,

“ben” enerjisinin sizi ele geçirmeye kalkışacağı

ve bunu gözler, kulaklar, duyular ve karanlık güçler olarak

bildiğiniz güçlerin eylemleri vasıtasıyla yapmakta olduğu anlamına gelir.

Bir çok Işık çocuğunun sözde “güçleri” konusunda

çok kendini beğenmiş, bencil, hırslı,

açgözlü davranmaya başladığını göreceksiniz.

Onlar, size şifa verebileceklerini,

içinizdeki kötü ruhları çıkarabileceklerini,

sizi olumsuz enerjilerden kurtarabileceklerini,

size ruhsal bilgiler verebileceklerini

söyleyecekler, söylüyorlar.


Görüyorsunuz ki “ben” enerjisi içinize sızmaya başlıyor.

Bu, Lemurya’yı, Atalntis’i, kadim Mısır’ı

ve bizim aranızda bulunduğumuz devreyi vuran aynı enerjidir.

Aynı enerji şimdi Işık için çalışanların dünyasına nüfuz ediyor.

Eğer kendinizi bir mücadele içinde bulursanız,

Işık’ın tarafında olduklarını iddia eden bazı varlıklar tarafından

“sahtekar” gibi ya da benzeri yakışıksız isimlerle anılırsanız şaşırmayın.

Şimdi gözünüzün önünde,

büyük bir toplantı salonuna giden

uzun ve geniş bir hol canlandırın ;

ve Yeni Çağ hareketi içinde bulunan herkesin burada gerçekleşecek bir toplantıya katılmasını sağlayacak bir bilete sahip olduğunuzu düşünün. Bu hole giren herkes bu toplantının gerçekleşeceğinden haberdar, ama çoğunun dikkatini ve ilgisini toplantı salonuna uzanan yol boyunca yer alan bir çok satış pavyonu çekiyor.

Bir satış pavyonunda insanlar,

“Bu piramitleri başınıza takın,

o zaman büyük varlıkların sırrına ereceksiniz;

İsis’in salonlarına ulaşabilecek ve onun kim olduğunu keşfedeceksiniz…”

diyorlar.

Çocuklar birer piramit alıp başlarına geçirmek için birbirleriyle yarışıyorlar.

Holün karşı tarafında bir kadın,

size astroloji konusunu en iyi kendisinin öğretebileceğini ilan ediyor ;

böylece hemen o tarafa yönelip astrolojik harita çıkarma işine dalıyorsunuz.

Diğerleri ise bir oda da oturmuş, “Om” sesini dinlemektedirler;

onlara, eğer bunu teganni ederlerse onun kendilerini uyandıracağı,

hatta altıncı, yedinci yoğunluk derecesine (boyuta)

yükseltebileceği söylenmiştir !

Böylece bir Işık işçisi olacak

ve tüm geçmiş karma’larından kurtulacaklardır !

Nereye varmaya çalıştığımızı anlıyor musunuz ?

Bir çok satış pavyonu ve bir çok garip şey vardır.

Sonra, gerçekten ilginizi çeken pavyonlar vardır.

Kristal pavyonları vardır ve buralardaki insanlar,

“Sadece bu kristalleri elinizde tutun

ve sizinle işbirliği yapmalarına izin verin…”

demektedirler.

Biz,

“ONLARA GÜCÜNÜZÜ TESLİM ETMEYİN,

SADECE ONLARIN SİZİN ÖĞRENME DENEYİMİNİZDE

YER ALMALARINA İZİN VERİN“

diyoruz.

Yolun karşısındaki bir başka pavyonda oturan kadının

uzmanlık alanı ise ruhsal danışmanlıktır.

Kadın Mary Magdelene’ye benzemektedir !

Ve sizi özel bir işlemden geçirebileceğini,

kendisinin bir ruhsal şifacı olduğunu iddia etmektedir.

O size gücün sizin içinizde olduğunu söylerken ilgiyle dinlersiniz.

Kadın size,

“bana kendini layık görmediğini hissettiğin şeyleri anlat bakalım“

demektedir !

Kendi kendinize burasının gerçekten ilginç bir pavyon olduğunu,

burada biraz zaman harcamaya değeceğini düşünürsünüz.

Ama bu arada bazı çocuklar,

katılmaları beklenen ana toplantıyı

kaçırmak üzere olduklarını fark ederler.

Oysa bu toplantıda önemli bilgiler

ve mesajlar verileceği tahmin edilmektedir.

Hol boyunca dikilerek insanları toplantı salonuna yönlendiren

teşrifatçılar vardır. Bunlar insanlara,

“Devam edin, doğru yönde ilerliyorsunuz,

devam edin,

toplantı az sonra başlayacak…”

demektedirler.

Ancak , çocukların çoğu hala satış pavyonlarının önünde duraklamakta, dikkat ve ilgileri burada gördükleri şeylere çekilmektedir. Birden bir borazan sesi duyulur ve bu ses toplantı salonunun her yanında, çınlar.

SUR‘a üfürülmüştür.

Oraya bir toplantı için geldiğini hatırlayanlarınız, bu güzelim konferans salonuna doğru yönelirsiniz.

TEŞRİFATÇILAR insanlara,

doğru yolda olduklarını,

doğru yönde ilerlediklerini

söylemeye devam etmektedirler.

Toplantı salonuna doğru ilerlerken bir an dönüp arkanıza bakar ve arkadaşınız Ayten’in hala bir pavyonda durmuş, bir piramidi denemekte olduğunu görürsünüz. Ona seslenirsiniz:

“Ayten, toplantıyı kaçıracaksın !”

Ama o sizi duyamaz, çünkü siz artık toplantı salonuna girmişsinizdir;

artık üçüncü yoğunluk derecesinden dördüncü yoğunluk derecesine,

yani daha hafif bir aleme geçmektesinizdir

ve Ayten hala yoğun üçüncü boyut dünyasında durmaktadır.

Tek bir sözcük bile duymaz.

Salona adım attığınız anda bir şeyi hatırlarsınız.

Bu enkarnasyona bir görevi,

bir misyonu yerine getirmek ,

Işığı yukarı kaldırarak taşımak için geldiğinizi

ve dünyanın bir geçiş devresinde olduğunu hatırlarsınız.


Salonda göz gezdirir ve bir çok kişinin içeri girdiğini görürsünüz.

Onlar da aynı şeyi yaşamakta,

hepsi bu dünyaya ne yapmak için geldiğini

“hatırlamaktadır.”

Gidip bir koltuğa oturursunuz,

dönüp arkanıza bakarsınız

ve Ayten’i görürsünüz!

“Tanrım başardı” diye düşünürsünüz.

Ayten durup, diğerleri gibi

kendi iç sesini dinlemeye başlar;

sonra gelip size katılır.

İlginç olan şu ki,

yanınıza oturduğunda ona bakar

ve onun tanıdığınız Ayten olmadığını fark edersiniz.

O sizin bütünüyle başka bir zaman

ve uzaydan anımsadığınız bir ışık varlıktır.

Birbirinize ,

“Onun (bu hayattaki o varlığın) sen olduğunu bilmiyordum; hatırlıyor musun seninle nasıl kavga etmiştik ? Kaç kez birbirimize küsüp surat asmıştık ? Oysa kardeşmişiz…”

dersiniz.


Salona bakar ve başka insanların da

aynı Ayten ve sizin gibi

birbirlerini tanıdıklarını görürsünüz.

Bakar ve tüm bu insanları hatırlarsınız.

Peki bu toplantı nedir, niçin yapılmaktadır ?

Kalkıp kapıya doğru yürür ve dışarıya, hole bakarsınız.

Hala bir çok kişi alışveriş etmekte,

pazarlıkları sürdürmekte

ve bu Yeni Çağ mağazasındaki satışlardan yararlanmaya çalışmaktadır…

Siz var olan her şeyin veçhesisiniz,

siz bir çağrı,

bir uyanış hali içindesiniz.

Şimdi yaşadığınız şey var olan her şey ile

tanrısal ilişkinizin bir fragmanıdır.

Siz bu bedendesiniz ama

siz aynı zamanda

bir çok paralel yaşam içindesiniz de.

Siz bu hayata yaşamak,

derslerinizi öğrenmek,

karmanızı temizlemek

ve dönüşüme uğratmak,

böylece ışık alemlerine yeniden katılabilmek için geldiniz.


Satış pavyonlarına takılıp kalmayın !

Onların ne olduklarını hatırlayın.

Size bu gerçeği söylüyoruz,

çünkü biz de daha önce bu yoldan geçtik.

Yeni Çağ’ın çekici ve büyüleyici unsurları olarak

size sunulan şeyler artık bir çok insanı yolundan alıkoyan,

ayartıcı, dikkat dağıtıcı şeylere dönüşmüşlerdir.

Siz insanları toplantı salonuna yönlendiren

TEŞRİFATÇILAR olun.

Onlara, toplantı salonuna doğru

ilerlemelerini söylemeye devam edin

ama şşşttt…

Bunu bağırarak söylemeyin.

Çünkü içlerinde çoğu henüz uyanmamıştır,

onları korkutmak istemezsiniz,

çünkü o zaman onları tekrar uyku haline sokarsınız.

Bilginizi toparlayın, bilginizi idrak edin

ve kim olduğunuzu bilin ki dünya sallanmaya

ve fırtınalar esmeye başladığında,

sistemler çökmeye başladığında

ve sizlerin üzerinize yeni bir yasayı uygulamaya çalıştıklarında,

bir melekler ordusu sizi kuşatırken,

siz ortada ışıktan bir kalkan ve kılıçla dikilebilir

ve ışık olduğunuzu

ve size sizden daha aşağı bir şeyin

dokunamayacağı gerçeğini haykırabilirsiniz.

BUNU ŞİMDİ

LEVH-İ MAHFUZ’U OKUYARAK YAPABİLİRSİN

www.izmirliahmetkaya.com

.

www.tanrinindogumgunu.com


Levh-i Mahfuz artık Elektro-Şok

 

Yeni Çağın Kitap Kurtları

Artık biraz da Elektronik Meraklısı.

“Elektro kitap ile Kağıttan kitap birbirine rakip değildir.

Elektonik kitaplara başlamak için kağıttan kitaplarınızı bırakmanız gerekmez. Kağıttan kitaplarınızla Elektro kitaplarınız arasında bir seçim yapmak zorunda da değilsiniz. 3 boyutlu televizyonunuzu alırken, size radyonuzu çöpe atmanız şart koşulmadığını unutmayın. Yeni teknolojiler, çeşitlilik yaratmak içindir. İnsanlara ‘Bu mu? Yoksa bu mu?’ diye sorarak bir tercih yaptırmak için değil.

Dünyanızda bir elektro-kitap sayfası açabilmeniz için tek yapmanız gereken, biraz gayret göstermek ve kendinize bir şans vermektir. Alıştığınızda göreceksiniz… Elektro-Kitap kullanmak televizyonun kumandasını kontrol etmekten daha zor değildir.

Kitapları ne için okuruz? Eğer cevaplarınızın arasında ‘Gelişmek’ sözcüğü varsa, Elektro-kitap aradığınız yeni gelişim fırsatı. Özellikle ‘Ben elektronik kitap hiç okuyamam…’ gibi sözlerle kitap okuma macerasını daha en başından koşullu ve yeniliğe kapalı hale getirenlerimiz için.

Gazeteler ekrandan okunabiliyorsa, Kitaplar neden olmasın?

Biz, Doğumgünü Kitapçısı’nda yaptığımız çalışmalarda şu gerçeğe ulaştık. Kağıt + Elektronik… Bir kitap kurdunun her iki kitap formatı ile arasının iyi olmasında büyük yarar var. Hele ki konu Levh-i Mahfuz‘sa…

Doğumgünü Kitapçısı, Doğumgünü Elektro Kitapçısı adını alarak bugün bu büyük devrimi başlatıyor. Artık, tüm dünyaya öncülük edecek yeniliklerimizle, yeni projelerimizle bu alanda var olacağız. Doğumgünü Kitapçısı’nda biz, elektonik kitabı bir mecra olarak görmüyoruz. Elektronik kitap basımcılığı, matbaaya gönderilen pdf dosyasını download edilebilir hale getirmek DEĞİLDİR. Bize göre elektronik kitap, o kitabı daha en başından yeniden düşünmek ve yeniden tasarlamaktır.

Levh-i Mahfuz’un elektronik versiyonunun dizaynı bu yüzden 7 ay sürmüştür.

Yakında Apple Appstore’da günışığına çıkacak satın alınabilir uygulamamızla, dünyada yepyeni bir çağın startını daha vereceğiz. Türkçe ve İngilizce… Yayınlandığı ilk yıl bir kült halini alan bir eser, yazarı eliyle elektronik dünyanın gerçeklerine göre yeniden doğuyor. Ve bu yolun sonunda, elinizde size özel yazılmış KİŞİSEL BİR LEVH-İ MAHFUZ olacak. Elektro-kitaplar için çaba göstermeye değer, bunu göreceksiniz.”

http://www.tanrinindogumgunu.com/

http://www.dogumgunu.com.tr/

 

 

http://www.tanrinindogumgunu.com/

http://www.dogumgunu.com.tr/