-
SORUNLARI,
ne kadar çok, istemeyebileceğimiz ama ihtiyacımız olan,
potansiyel olarak çok değerli dersler olarak görürsek,
yaşamımızın iniş çıkışlarını da o kadar çok SÜKUNET, VAKAR
ve hatta ŞÜKRAN ile karşılarız.Bir an durup, yaşam yolunuzun sorunlarıyla karşı karşıya gelmenize olanak veren mükemmel durumları YAŞAMINIZIN size nasıl sağlamış olduğunu düşünmenizi öneririz.
AN içinde bizlere kulak veriyorsanız,
sizlere KADİR GECESİNE
hazır olmanız gerektiğini fısıldarız.KADİR GECESİNE HAZIRLANIN.
Her şey ama herşeyin
sizlerin özgür iradenizle nasıl gerçekleştirildiğinin
FARKINDALIĞINI yaşayın.
http://www.izmirliahmetkaya.com/kadir-gecesine-hazir-misiniz/LEVH-İ MAHFUZ
sizleri KADİR GECESİNE hazırlayacak tek kitaptır.
FARKINDA OLUN.Gözlemleyin,
hayatın öğrenmemiz gereken bazı dersleri bize
bir verme biçimi vardır.
Bu bedenlenmesinde,
ŞİFACILIĞI öğrenmek için bulunan
ama kendilerine olan GÜVENSİZLİK nedeniyle
bundan kaçınan insanlar,
sonuçta onları bir dizi
şifa yöntemini araştırmaya zorlayacak
hastalıklara yakalanabilirler.
Hatta daha büyük özgürlüğe
ulaşmalarını sağlayacak disiplini
kazanmaya zorlayacak
bir bedensel hastalığa yakalanabilirler.
Ya da dürüstlüğü ve paylaşımı öğrenirken,
bir mahkeme salonunda geçirecekleri bir günde
sahip oldukları mal ve paralarının
değerinden daha çok şey alabilirler.
Kaderinizi kendi ellerinize alma olanağı varken,
bunu değerlendirin.
Levh-i Mahfuz ile buluşun.
Sorunlarının farkında ol
Tekamül yolculuğunda yalnız değiliz
Kendimizle yüzleşemediğimiz şeyler,
kader olarak karşımıza çıkar.
Levh-i Mahfuz’ daki sunulan bilgi bize epey zaman kazandırabilir ve bazı zor derslerden koruyabilir. Ayrıca bize bu tekamül yolculuğunda yalnız olmadığımızı da hatırlatır.
Eğer Levh-i Mahfuz’daki bilgiler size uymaz gözüküyorsa, kendi kendinize, “Eğer uysaydı, eğer bu okuduklarım gerçekten HAKİKATSA, değişimim hayatımı nasıl etkileyecekti?” diye sorun. Sonra bilgileri, okuduklarınızı bir kenara bırakın ve onların içinizde ağır ağır kaynamalarına izin verin. Sonra Levh-i Mahfuz’u bir kez daha okuyun. İkinci ya da üçüncü kez okuduğunuzda çok daha fazla anlam ifade edecektir.
Unutmayalım, zaman içerisinde hepimiz çocukluk devresinde bastırdığımız yanlarımızı keşfederiz. O dönemimiz inanç duvarlarımızı oluşturmaya başladığımız dönemlerdir. Sınırlandırılmamışlığa ve sonsuzluğa susamış ruhsal bedenimizin yetenek ve becerilerini hatırlar, hisseder, daha önce reddetmek zorunda bırakıldığımız o yanlarımızı, dürtülerimizi ve özelliklerimizi kabul ederek ve yeniden bütünleştirerek muhteşem IŞIK BEDENİMİZİ eski konumuna getirerek, hapsolmuş içsel-ruhsal enerjimizi serbest hale geçirip yepyeni bir güç ve yaratıcılığa ulaşabiliriz.
Levh-i Mahfuz, kendimizi olduğumuz gibi, bütünlüğümüz içinde kabullenmemize yardımcı olur. Kendi hakkımızda zengin bilgiler de keşfetmiş olsak, ruhsal bedenimiz bu bilgileri daha iyi işleme tabi tutabilmek için, her seferinde ancak birazının bilincinize girmesine izin verebilir. Bu mekanizma bizleri aşırı yüklenmekten korur. Levh-i Mahfuz’u her gözden geçirdiğinizde YENİ bir şeyler keşfettiğinizi görebilirsiniz.
Kaderinizin yazılacağı o geceye,
KADİR GECESİNE hazır olmalısıız.
http://www.izmirliahmetkaya.com/kadir-gecesine-hazir-misiniz/
T D G
Tanrı’nın doğum günü’nün T’si…
“Yeni Tanrı’nın doğum günü’nün arka kapağındaki, görselliğiyle melek kanadına atıfta bulunan o kocaman T, Tanrı’nın ve onun şaşmaz AdaleT Terazisinin T’sidir. Bu T harfine baktığında örneğin Takva değil de H A Ç görenlerimiz için söylenebilecek tek şey kesin ve nettir: Yatkın olduğunuz din Hıristiyanlık olabilir.
Darılmaca, gücenmece olmasın çünkü bu bir fikir değil çağrışım denilen sistematiğin ilgi alanlarıyla bağlantısından kaynaklanan bir durum. Ayrıca, kişinin Hıristiyanlığa daha yatkın olması öyle kötü birşey de değildir herhalde. Zira dünyada böyle 2 milyar insan var. 2 milyar 1 olmuş ne farkeder? Dünyada çok saygın, samimi inançlı pekçok Hıristiyan da var üstelik. Sözün özü, bu halinle İslam’a pek yatkın olduğun söylenemez güzel kardeş. Domates yemeyin ey cemaat, kesince içinden HAÇ çıkıyor diyen arkadaşlarınızla birlikte topluca yeni arayışlara girmenizde hayır var. İslam’a yatkın olmadığın halde Müslüman olarak kalmandansa, Haçlılığa yatkınlığını samimi bir Hıristiyanlıkla taçlandırmak isteyebilirsin.
Bu konuyu daha önce, bu kitap şeytanın işi diyenlerimiz için de konuşmuştuk. Müslüman, baktığı yerde Allah’ın tezahürlerini gören kişiyse eğer, iyiyi ve doğruluğu anlatmaktan başka hiçbir gayreti olmayan bir kitap için ‘şeytan işi’ şeklinde özetlenebilecek bu ‘bilimsel’ tespitin sahiplerinin de satanizmi soruşturmalarında yarar olabilir. Zira dışarıdan bakınca onlar da bu inanç mekanizmasına yatkın görünüyorlar. Şeytan’a örtülü de olsa ciddi bir inanç var. Baktığı her yerde sevgilisini gören aşıklar gibi, her olayın arkasında şeytanın parmağını görmek satanist eğilim değildir de nedir?
Bu ekolün, İslam’ın içinde olmasını istemediği şeyler için ağzında şişirdiği ciklet baloncuğu 5 harften oluşmakta:
‘FİTNE!!’Ve biz artık Levh-i Mahfuz’la ortaya çıkan orijinal, öz İslam’dan dolayı biliyoruz ki, İslamiyete yaşatılmış en büyük FİTNE, ona buna fitne yaftası yakıştıran saldırgan Müslümanlık’tan başkası değil…
Nereden biliyorsun arkadaşım? Kendinin doğru, ötekinin yanlış olduğunu nereden biliyorsun? Aslında bilmen çok doğal. Çünkü, ‘sizde’ Papa’lar kişilere ‘Bu kişinin inançları doğrudur’ logolu cennet sertifikaları dağıtıyordu, senin bu engin ‘bilgin’ muhtemelen o günlerden kaynaklanıyor olmalı. Biz Müslümanlara gelince, bizler bilgisiz fanileriz. Bize kimin doğru olduğunun Ahiret gününde açıklanacağı öğretildi. Bizim peygamberimiz, kimseye hiddetlenen biri de değildi, aksine ‘sizin dininiz size bizim bize’ diyen birisiydi. Ama sizi bilemem. Yoksa, Ahiret sınavının da mı soruları dışarı sızdırıldı? Vay canına. Emniyetti, mahkemelerdi derken ‘oralara’ kadar adamlarınızı yerleştirdiniz demek… Pes.
Müslümanlık, yargılamaların tümünün Ahiret’e havale edildiği bir dinsel mekanizmadır. Bu, çok temel bir ilkokul bilgisi olsa da zaman zaman tekrarlamakta fayda olabilir. Öteki inançları bu dünyada yargılayıp cezalandırabileceğine inanan ilahi hukuk ise engizisyon adını taşır ve gene gayet saygın bir topluluk olan Hıristiyanlığa aittir. Bize değil. Bunun bir ileri derecesi de Yahudiliğin bir parçasıdır. Yahudiler, bir insanın peygamber olup olmadığına ve hatta o peygamberin uygun bir peygamber olup olmadığına Ahirette değil bu dünyada hükmedebilen ve adı İSA dahi olsa, yargıladığı ‘yanlış’ inanç sahiplerini linç etmeyi, hem de dinî fetva referanslarıyla yapabilen bir dinî gelenektir.
Müslümanlığın savunucusu gibi görünerek internet forumlarının dört bir yanına dağılmış bu dostların, İslam’la zerre paralellikleri yazık ki yok. Namaz kılmak için abdest almayı farz bilmiş bir din konseptini savunduğun halde, Allah, din, Muhammed, İslam, Kur’an gibi konuları konuşacağın zaman üslubuna ve bakış açına zihinsel bir abdest aldırman gerekmez mi? Tek tek analiz edecek vaktimiz olsa kimin aslında hangi din ve öğretinin parçası olduğunu ortaya birer birer çıkartabiliriz. Bu muhafazakâr görüntülerin içinden ne Şamanistler, ne Budistler gizlidir, şaşarsın ya neyse. Bütün dinler kardeştir.
Çağrışım ile kişinin ruh hali arasındaki ilişki konusunda sevdiğim bir ‘sanat filminden’ bir adet kesitle noktalıyorum sözlerimi. Baştan itibaren 1.33′e kadar olan bölümdür kastettiğim. Sonrasına karışmam 🙂
Sevgiyle”
burak Özdemir
Mirage Kandili
Mirage Kandili…
“Otoriteye ancak taş atabilen isyancı…
Bu, senin de manifeston.
Marifet başkaldırmakta değil
başını kaldırıp bir çözüm bulabilmekte…
Hayallerinin efendisi mi olmak istiyorsun?
Buna gerçekten ihtiyacın var.
Miraç özü nedir küçüğüm bilir misin?…
Batı dillerine Fransızca üzerinde giren Mirage,
gerçekte Hazret-i Muhammed’in
buRAK’la yükseldiği MİRAÇ kelimesinden gelir.
Mirage, Muhammed’in mekiğidir.
Mirage, Miraç’tır.
Seraptır.
Hayalle karşılaşmadır.
Dünyada herkes aç ve susuz kalabilir.
Aç ve susuz kalan herkes
tokluğun ve sulanmışlığın hologramını görebilir.
Hal böyleyken, serap görmek
neden Arap çölleriyle özdeştir bilir misin?
İSLAM, MÜSLÜMANA
HAYAL GÖRDÜRMEK İSTER.
Hakikat, gerçeklikten rüyalı perdeye geçtiğin
o beyaz koridorda bekler seni.
Gerçek her ne ise,
durduğun yerde olmayandır.
Ve Miraç, kandildir bugün.
Ve bugün hayallerinin sana göründüğü gündür.
Tanrı’nın çağrısı çok açıktır bugün:
AYAĞA KALK, EFENDİSİ OL HAYALLERİNİN.
Lüks tüketim olarak görme hayallerini.
Aç insanın ekmeğin,
susuz olanın ırmağın peşinde olduğu
kudret ve iradeyle peşine düş hayallerinin.
Serap sana göründüyse,
ayaklanışının, yükselişinin vakti gelmiş demektir.
Levh-i Mahfuz,
yükselişin bu kutlu gününde
yerinde sayan tüm Müslümanlara
hareket ve devinim diler.
Olumlu Kandiller.”
Levh-i Mahfuz Güncellemesi 15 Haziran 2012
buRAK özDEMİR
SUKUT ORUCU – 11 Haziran – 15 temmuz
SESSİZ BİR GÜN, SESSİZ BİR GECE
“SUKUT ORUCU
Bu arada Kur’antum Levh-i Mahfuz’un iletişim orucu kavramını biraz detaylandırmakta yarar var.
Evet, konuşmuyorsun. Aynı zamanda kimseyi de konuşturmuyorsun.
Televizyon yok,
çünkü birileri konuşuyor.
Cep telefonu yok,
SMS de yok.
İnternet yok,
gazete yok.
Kendi kendine konuşmak da yok.
Çıt yok.
Mümkünse evinde,
cayır cayır ışık da yok,
mumlar var.
Müzik? Enstrümantal olursa neden olmasın. Yada en azından bilmediğin bir dilde. Sesli müzik neden yok, çünkü birileri konuşuyor 🙂
Hiç kolay iş değil…
Çevreye bu durumu kabul ettirmek de ayrı bir konu. Ben kendi çevreme, ben 26 Ağustos günü yokum, ölüyüm diyeceğim. Maillere otomatik yanıt mekanizması kurulabilir. Cep telefonlarına Kadir günü sessizliğiyle ilgili bir mesaj bırakılabilir. Gerçekten istersen bir yolunu bulursun. Televizyonlarda yarışmalar var ya hani. İnsanların basit ödülleri kazanmak için neler yaptıklarını, ne taklalar attığını düşünürsek, bir gün sessiz kalabilmek için gerekli koşulları oluşturmakta çok da zorlanmayız diye düşünmekteyim efendim.
Peki neden sessizlik konusunda bu kadar kesin çizgiler çizdi
Kur’antum Levh-i Mahfuz?
Şöyle düşünün. O gün, o gece…
Çok derinlerden gelecek bir sesi bekliyor olacağız. Çok uzaklardan fakat aslında çok ama çok yakınlardan gelecek bir ses. Daha açık konuşmak gerekirse;
Yaradanın sana,
senin adınla hitap edecek o gün,
o gece.
Bir zamanlar Ey Musa diyen, o gün buRAK diyecek, Zeynep diyecek, Mehmet diyecek. Kulak versen iyi edersin…
Rab hatta, seni bekliyorken televizyon seyrediyordum duymadım, alışveriş yapıyordum farketmedim, demek istemez herhalde kimse…
Heh, işte bu yüzden. Sessiz bir gün, sessiz bir gece.
K-D-R sessizliği… Ve mucize , alfabemizin 23. harfinde…
şşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşş”
buRAK özDEMİR
(Kur’antum Kur’an-ı Devrim’den )


Categories:
Etiketler:




