Yeni bir ruhsal çağ sürecindeyiz.

Yeni bir ruhsal çağ sürecindeyiz.

Enerjetik seviyede çok şeyler OL-makta

ve pek çok insan DEĞİŞ-imleri FARK ET-mekte;

hiçbir şey GİZLİ kalmamakta,

OL-an biten her şey ortaya saçılmakta,

baş ağrıları, huzursuzluk, kalp çarpıntıları,

aşırı kulak çınlamaları, gece 04:00 lerde UYAN-malar vb.

ŞİMDİ YAP-ılacak en iyi şey,

Levh-i Mahfuz ile BULUŞ-mak ve ortamda/orada

ne OL-duğunu KEŞFET-mektir.

HAKİKAT ile yüzleşmektir.

HAKİKAT, Levh-i Mahfuz da saklanan,

BİL-meniz gereken her şeydir:

Korku, endişe, vesvese içinde; korkularla, inançlarla,

 programlanmayla, toplumsal baskıyla yaşamanın değil de

ŞİMDİYİ keyifle YAŞA-manın zamanı.

Levh-i Mahfuz da ne OL-duğunu keşfedin

ve gösterdiği HAKİKAT yolunu izleyin.

Bu BUL-uşma, YAŞA-mınızda YAPABİL-eceğimiz en ZOR

kişisel DEVRİMİNİZ İÇİN bir bilinç sıçraması OL-acaktır.

Levh-i Mahfuz, bir YARAT-ım/YARAT-ılış kitabıdır.

Bilmeye gerek duyduğunuz her şeyi,

hatta aklınızdan geçecek her sorunun

bilgisini bile içinde barındırır.

Levh-i Mahfuz’u ÖZÜMSE-diğinizde

atacağımız her adımla BİRLİK-te Kendinizin benlikten öte

CANINIZIN daha çok FARKINA VAR-acaksınız.

Adım adım, basamak basamak İLERLE-yeceğiniz bu yolculukta

önce kendi içsel EVREN-inize ardından da MİRAC-ınız OL-abilecek

o kutsal kabul ettiğiniz KATA ÇIK-abileceksiniz.

Artık MEDİTASYON-larınızda, kendi KAYNAĞIN-ıza BAĞLAN-abilirsiniz.

 O-rada, kendi ENERJİ-nizin MERKEZİ-ndesiniz

ve göklere ve yeryüzüne, yüksek benliğinize

veya dilediğiniz başka bir dünyaya BAĞLAN-abilirsiniz.

Yeryüzünde, SİYASİ ve EKONOMİK olan bitenlerin bir üst BİLİNÇ düzeyinden ANLAT-ımı, GERÇEK-ten kim OL-duğunuzu, KADERİN-ize nasıl KADİR OL-abileceğinizi, Dünya’ya neden gelmiş OL-duğunuzu, bu bedende üstlendiğiniz ROLÜNÜ-zü ve AL-acağınız DERS konularının neler OL-duğunun bilinciyle, RUH-sal hedefinizi HATIRLA-yabilir ve YAP-makta, YAP-mış ve YAP-maya ihtiyacınız OL-abilecek bütün BAĞLAN-tılara ilişkin ANLA-yış edineBİLirsiniz.

 Artık KADERİN-iz yazılı bir SENARYO değil,

YAZ-ılacak bir boş DEFTER-dir.

Levh-i Mahfuz da ne ol-duğunu KEŞFED-in

ve GÖSTER-diği HAKİKAT YOLU-nu izleyin.

Güzel Kur-an’ın Hakka s 41-42-43. Ayet

“O, şair sözü değildir; ne az İNAN-ıyorsunuz!”

“Kâhin sözü de değildir; ne az DÜŞÜN-üyorsunuz!”

“Kur’an, âlemlerin Rabbinden indirilmedir.”

www.izmirliahmetkaya.com

.

BİR KİTAP HAYAL EDİN

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

 .

KOLTUK-larına, MAKAM-larına, RANT-larına yapışanlar anlayacaklardır

KOLTUK-larına, MAKAM-larına, RANT-larına yapışanlar anlayacaklardır

 

“Dervişe yanlış yapmak…

Kabağın Sahibi Vardır Elbet!

Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir.

Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir…

Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden.

Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.

– Vur usturayı berber efendi, der.

Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:

– Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.

Dervişlik bu… Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz. Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar. Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder:

‘Kabak aşağı, kabak yukarı.’

Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar. Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:

– Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?

Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:

– Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!

Hikâye böyle… Ama hayat da böyle…

Ensemize, kafamıza vurup vurup dalga geçen sahte KABADAYI-ların, kabağın da bir sahibi olduğunu, bu sahibin de en affetmeyeceği şeyin KİBİR ve KUL HAKKI yemek olduğunu unutmaya başlayanlar, KOLTUK-larına, MAKAM-larına, RANT-larına yapışanlar anlayacaklardır.

Gününüz , ömrünüz güzel olsun.

PAYLAŞ-mayı SEV-en yanımızdan SEVGİ-lerle.”

http://www.burakozdemir.org/page/34/ ‘dan ALINTIDIR.

www.izmirliahmetkaya.com

.

BİR KİTAP HAYAL EDİN

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com

.

Ya bu KAFAYI DEĞİŞTİR-eceğiz…

Ya bu KAFAYI DEĞİŞTİR-eceğiz…

“Zeytin

En sonda söyleyeceğimi, en başta söyleyeyim. Yeşilliği sadece çiğ köftenin yanında marul olarak seven bi milletin, zeytin ağaçlarını keserler kardeşim!

*

Çünkü, mesele sırf zeytin değildir.

*

Rahmetli annaneniz ovalaya ovalaya TARHANA YAP-arken, amaaan boşver deyip, tarifini bi kenara yazmadınız ve marketten hazır çorba aldınız ya… İşte maalesef o nedenle gdo’dan kurtulamazsınız. Ne verirlerse, onu yiyeceksiniz. Zahmet edip SÜTLAÇ YAP-madığınız için, katkı maddeleri belirsiz, mısır şuruplu gofretleri kemiriyor sizin oğlan… Mis gibi ISPANAKLI BÖREĞE hamur tutmayı ÖĞREN-mediğimiz için, burger bağımlısı oldular, sanırsın bonzai’dir, yemezlerse kriz geçiriyorlar. Ambalajlı ürünü şehirleşme, tahin-pekmezi köylülük, vıcık vıcık yağ fışkıran kremayı modernite zannettiğimiz için, sumo güreşçilerine döndü çocuklarımız… İlkokul çağında merdiven çıkarken tıkanıyorlar.

Mutfağımızı abuk sabuk şeyler istila ettiği için, memleket komple kabız…

Tonla para verip, meyveli yoğurt saçmalıklarından medet umacağımıza, zor mudur evde KABAK TATLISI YAP-mak?

*

Akılsızlık…

Beyin’den değil, mide’den başlar.

Düzgün yersen kafan çalışır.

*

Saman olmadığı için, inek ithal etmiyoruz mesela…

Et yemediğimiz için, saman ithal ediyoruz.

*

KENDİ KENDİNE YET-en yedi ülkeden biri’nin KIYMET BİL-mediğimiz için, artık kendi kendimize ineklerimizi bile doyuramıyoruz.

*

Bakın…

Birleşmiş Milletler, 2014’ü, yani bu seneyi “Aile Çiftçiliği Yılı” ilan etti.

*

Nedir BİZİM aile çiftçiliğimizin hali?

*

ABD’den BUĞDAY ithal ediyoruz, Kanada’dan MERCİMEK, Sudan’dan SUSAM, Çin’den SARIMSAK ithal ediyoruz. İtalya’dan BAKLA, Meksika’dan NOHUT, Şili’den ELMA, Almanya’dan VİŞNE, Panama’dan MUZ, Bulgaristan’dan NAR getiriyoruz. Milli yemeğimiz FASULYE-yi İran’dan ithal ediyoruz, MARUL İspanya’dan, ISPANAK İtalya’dan, KABAK Almanya’dan… Üniversite sınavına giren çocuklarımıza, Allah zihin açıklığı versin diye yutturduğumuz üç adet okunmuş PİRİNÇ tanesini, Avustralya’dan ithal ediyoruz. Memlekette inek kalmadı, Uruguay’dan İNEK getiriyoruz, Yeni Zelanda’dan KOYUN getiriyoruz, peki niye Arjantin’den BAL getiriyoruz, memlekette arı da mı kalmadı? DOMATES-in tohumunu Fransa’dan İsrail’den, LAHANA-nın tohumunu Almanya’dan, KARNABAHAR-ın tohumunu Hollanda’dan, turşuluk HIYAR’ın tohumunu ABD’den alıyoruz. Karnımızı doyurabilmek için, Burkina Faso, Angola, Eritre, Namibya, Zimbabwe, Uganda gibi gelişmiş(!) ülkeler dahil, 103 ülkeden tarım ithalatı yapıyoruz.

*

Çiğ SÜT, su’dan UCUZ.

SAMAN, ekmekten PAHALI.

*

E nihayet sıranın, hiç ithalat yapmadığımız ZEYTİNE GEL-mesi tuhaf mı?

*

Çocuklarımıza öğrettiğimiz, henüz bebekken ezberlettiğimiz şarkı bile “baltalar elimizde” uzun ip belimizde “biz gideriz ormana, hey ormana” diyorsa… Ormanımıza termik santral dikmeleri anormal mi?

*

Ya bu KAFAYI DEĞİŞTİR-eceğiz…

Ya da salataya sızma linyit gezdirip, kahvaltı ederken kok kömürü yeriz gari!”

Yılmaz Özdil

Facebook: yozdilsozcu

Twitter: yilmazsozcu

E-mail: yozdil@sozcu.com.tr

.

ELİ ÖPÜLESİ İNSANLAR

ELİ ÖPÜLESİ İNSANLAR

Bir köpeğin mutlu son ile biten hikayesi…

www.izmirliahmetkaya.com

DEHA VE YALNIZLIK…

DEHA VE YALNIZLIK…

“DEHA VE YALNIZLIK…

Bu iki kelime yan yana gelmemelidir.

DAHİ OLAN, KENDİNİ YALNIZ HİSSETTİĞİNDE TANRISAL YANI,

İÇİNİ YAKMAYA BAŞLAR.

Mustafa Kemal’in DEHA YALNIZLIĞI beraberinde İÇ isyanı getirir…

İSYAN İSE KUTSAL SAYILABİLECEK BU METNİ…

Onu, kavuştuğun yeni BİLİNÇ ışığında yeniden okumanı öneririm.”

İndigo Mehdilere Hitabe

“Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa ET-mektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, SENİN, en kıymetli HAZİNE-ndir. İstikbalde dahi, SENİ bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti MÜDAFAA mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, İKTİDARA SAHİP OLANLAR gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu İKTİDAR SAHİPLERİ şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. MİLLET, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş OL-abilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, VAZİFEN; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk”

DONA – LEVH-İ MAHFUZ’dan.

www.izmirliahmetkaya.com

.

BİR KİTAP HAYAL EDİN

www.dogumgunu.com.tr

www.kur-an.com

www.tanrinindogumgunu.com