LEVH-İ MAHFUZ’un Farkında olmak

LEVH-İ MAHFUZ’un Farkında olmak, 

Bilgelik geliştikçe, 
sonunda gerçekten 
kim olduğumuz hakkında 

çok az şey bildiğimizin 
daha çok farkına varırız.

Kendimizi ne olmadığımızla
tanımlamak yerine,
tekliğimizi bütünüyle hissederiz.

Diğer tüm insanlarla ve şeylerle
bağlantımızı hissetmeye başlarız.
BİZ’i Tanrı’nın adıyla algılamaya başlarız.

Bu başarı, yaşamımızda,
yaşanan deneyimlerin
kendi zıddına dönüşmesi değildir.
Hayata karşı zıt görünen tavırların
birliğinin farkına varılmasının şafağıdır.
Her şeyde Tanrı’nın varlığını görmek üzere
yeni bir bakış açısı edinmeye başlarız.

TAM ZIDDI YAKINIMIZDA OLMAKSIZIN 
HİÇBİR ŞEY İNSANİ BOYUTLARIMIZDA 
VAR OLAMAZ.

www.izmirliahmetkaya.com

KURBAN

KURBAN

“Bu ibadetin aslı 
kurban ‘etmektir’ küçüğüm.
Kurban ‘kesmek’ değil.”

“Kurban, feda etmeden gelir. 
Hayvansever olmayan bir Müslümanın 
kurban kesmesinin manası yoktur. 
Kurban sevdiğin bir şeyin fedasıdır.”

“GÖZDEN ÇIKARILMIŞ OLAN, 
FEDA EDİLEMEZ.”

“Hayvanlarla ilgili 
en ufak bir merhamet duygusu 
taşımayan kişilerin, 
yılın belli periyodlarına sıkıştırdığı 
otomatik hayvan kesimleri, 
sevilen bir vazgeçilmezin değil 
450 Türk lirasının fedasıdır.”

“ Onların etleri ve kanları kesin olarak Allaha ulaşmaz,

O’na sizden ancak takva ulaşır.”

Güzel Kur’an’ın Hac Suresi 37. Ayeti.

– çok güzel de hayvana merhamet duyan birisi onu nasıl keser ki?

Konuyu düğüm haline getiren nokta, işte tam burası.

Kurban geleneği, çıkış noktasını Hz. İbrahim’in Tanrı ile arasındaki bir diyalogdan alır. İbrahim Tanrıdan güzel gönüllü bir evlat ister. Ve istediği güzellikteki evlat kendisine verilir. En büyük hayali gerçek olan İbrahim’in sistemin ilkeleri gereği bir bedel ödemesi gerekiyordur. Sistem, İbrahim’e rüyasında oğlunun boğazını kestiğini gösterir durur. İbrahim, bunu Tanrının bir isteği olarak yorumlar. Rüyada kendisine gösterileni oğlunun da onayını alarak yapmayı göze alır. En büyük hayalini iade etmekten sakınmaması, sistemin takdirini kazanır. İbrahim sınavdan geçer. Fakat ‘kesim’ işlemi gerçekleşmez. Çünkü evlat da bir özgür iradedir. Babasının karmasından dolayı onun kendi kaderinin göz ardı edilmesi sistemle çatışır.

Her insan, kendi hayatının başrol oyuncusu olmak üzere gelmiştir.

Kimse kimsenin hayatının figuran kadrosunda olmak için doğmamıştır. Bu nedenle evladın kurban edilmesi verilen yeni bir ilhamla durdurulur. Bunun yerine, ondan evladı kadar sevdiği bir başka şey fidye olarak istenir.

İbrahim’in bir hayvanı kesmesinde ki amaç, hayvanın etinin ve kanının Tanrıya ulaştırılması değildir. İbrahim’in kurbanı, İbrahim’in evlat sevgisine yakın bir sevgiyle bağlı olduğu bir başka varlığın fedasıdır. Dinler mitolojisinde İbrahim oğlu İsmail’in hayatını kurtardığı için mutlu bir biçimde kurban keserken resmedilir. Oysa İbrahim’in hayvanın fedası aşamasında, yüreğinden parçalar kopmuştur. İbrahim, çok sevdiği koyununu gözyaşları içinde feda eder.

İSLAMIN FİDYE KAVRAMI, EN SEVDİĞİN ŞEYİ KORUMAK ADINA,

ONDAN BİR SONRAKİ EN SEVDİĞİ ŞEYİN FEDASIDIR.

Oğlunun hayatı bağışlanan İbrahim’in hayvanını fidye olarak vermesi, ilgili ayette aziym ile altı çizilerek verilmiştir. Oğlunun hayatı bağışlansa da İbrahim, azametli bir kurban vermekten kaçamamıştır. Bu öykünün sonunda İbrahim, hiç de anlatıldığı gibi mutluluktan uçan biri olamamıştır. Bedel tahsilatının yarattığı travmayı yaşamaktan kaçmamış, kaçamamıştır.

Elbette ki insan hayatında bir koyunun kurban edileceği günler de olabilir. Fakat bunun için o koyunun insanın kıymetlilerinden, onun biricik varlıklarından biri olması gerekir.

Yılda 6 milyon keçinin, 10 milyon sığırın ve 25 milyon koyunun yetiştirildiği bir ülkede, hayvansal kurbanların manevi hiçbir değeri yoktur. Bu hayvanlar, hayvancılık sektörünün bir gerçeği olarak kurban bayramı olmasa da zaten kesilecektir.

Bol olan, yokluğunun yaşantıyı değiştirmediği, yerine yenisinin hem de kolaylıkla gelebildiği bir şeyden vazgeçiş asla ve asla ‘FEDA’ değildir.

Geldiğimiz noktada Müslümanların pek haz etmedikleri varlıkları, canlarını yaka yaka kurban etmelerinin onlara manevi bir kazanım getirmek bir yana olumsuz BEDEL yüklediğini söylemeliyim.

SEVMEDİĞİ CANLIYI FEDA EDENLERİN,

SEVDİĞİ CANLAR TEHDİT ALTINDADIR.

ACI FAKAT SONUNA KADAR GERÇEKTİR.”

DONA – Doğrudan Ona
Kur’antum Kur’an-ı Devrim 
Levh-i Mahfuz’dan

www.tanrinindogumgunu.com

Genellikle hastayı suçlu ve sağlık görevlilerini de masum ilan eden YARGI.

SAĞLIK UZMANI? – RUHSAL BEDEN UZMANI?

İnsanlık tarihinde, ruhsal bedenin sağlık,
hastalık ve şifa konularında
çevresel değil merkezi odak olduğu
zamanlar kesinlikle vardır.

Bilimin ilerlemesiyle bu perspektif değişmiştir.

Ruh alemi, bilimin dışında olan 
DİN ve FELSEFEYE havale edilmiştir. 

Bilim, ölçülebilir, gözlemlenebilir,
kişilik dışı, tarafsız ve mantıklıdır.
Ölçülemez, gözlemlenemez,
tarifsiz, kişisel, öznel
ve sezgisel olanın tam karşıtıdır.
Gelişimin bir aşamasında sağlık, hastalık
ve şifanın ruh aleminden çok
bilimle ilgili olduğuna karar verilmiştir.
Hastaların ruhsal bedenleri
ve gereksinimleri modern sağlık hizmetleri
ve uygulamalarında neredeyse
tamamıyla göz ardı edilmektedir.

Zihin ve beden için sağlık uzmanları varken,
ruhun bakımı genelde DİN adamlarına bırakılır.
Yine, hastaların, uygulamada
ruhsal gereksinmelerinin olduğu kabul edilir.
İlginç bir şekilde, tedavi olasılığı azaldıkça
ruhsal gereksinimlere ilgi de artmaktadır.

Hemşireler, eğitim programlarında yer verildiği için, 
hastaların ruhsal gereksinimlerini 
muhtemelen doktorlardan daha iyi anlamaktadır. 
Ancak, uygulamaya geçildiğinde, 
bu anlayış hastanın dinsel eğilimine saygının 
pek ilerisine gidemez ve uygun DİN adamının 
çağrılması dışında bir şey yapılamaz.

Genellikle hastayı suçlu
ve sağlık görevlilerini de masum ilan eden,
“Bu bizim suçumuz değil,
eğer o yaşamak istemiyorsa,
biz ona yardım edemeyiz” yargısıdır.

Ancak, şifa sanatlarının uygulama oranını 
azaltmaya çalışan yaygın tıbbi modele rağmen, 
gerçekten nadir de olsa karşıt nitelikte 
örneklerin bulunması kutlamaya değerdir. 
Dahası bu örnekler giderek artmaktadır 
ve bu da büyük umutlara yol açmaktadır. 

Lokman Hekim bilincini size LEVH-İ MAHFUZ verecektir.

www.izmirliahmetkaya.com

 

Modern tıp ve TEDAVİ.

Modern tıp ve TEDAVİ.

Tedavi, hastalığın işaret ve belirtilerinin
ortadan kaldırılması olarak düşünülebilir.

Tipik olarak, insanlar sağlık kurumlarına

hastalık göstergelerinin
artık göz ardı edilemeyeceği
bir noktasında başvurur.
İşaret ve belirtiler ilaçla tedavi edilir
veya durum aşırı ciddi ise,
hastanın hastaneye yatması gerekir.

Eğer ameliyat veya ilaç terapisini kapsayan
bir tedavi sürecinden sonra,
hastalıkla ilgili işaret ve belirtiler
yok olmuşsa, hastanın iyileştiği söylenir.
Hem sağlık görevlileri hem de hastalar
bu süreçten büyük memnuniyet duyarlar.
Çünkü sağlık kurumu
olması gerektiği şekilde çalışmıştır.
Modern tıp bilimi,
hastalığı tedavi etmiştir.

Ancak, eğer işaret ve belirtiler yok edilemezse, 
o zaman sağlık kurumu 
başarısız bulunarak YARGILANIR. 

Her şey çok açıktır.
BAŞARI, hastalığın yok edilmesi
ve BAŞARISIZLIK da bunun gerçekleşmemesidir.

Dikkat ederseniz, tedavinin bir başarı
veya başarısızlık olarak yargılanmasında
hasta olan kişiden
söz etmeye bile gerek yoktur.
“Ameliyat başarılıydı ama hastayı kaybettik”
şeklindeki şaka gibi söz,
bu açıdan bakıldığında endişe verici ölçüde
gerçeğe yakın görünmektedir.

Her ne kadar hastalığın tedavi sürecinin 
önemi küçümsenmemeliyse de, 
bu daha geniş bir ŞİFA sürecinin 
küçük bir parçasından ibarettir. 

Modern tıp bazı şeyleri çok iyi yapmaktadır,
fakat bu maalesef yeterli değildir.
Çünkü, hastalığın işaret ve belirtileri
ortadan kaldırılabilse de sağlık kurumlarımız
insanların BÜTÜNLÜĞÜNÜ sağlayacak
çok az şey yapmaktadır.
Hatta modern tıp
zihin, beden ve ruh arasında
ayrılık fikrini geliştirerek
ŞİFA sürecini engellemektedir.

Fiziksel hastalığın kökenlerinde,
zihin ve duyguların rolü sorusu
çok ender yanıtlanmaktadır.
Olası psikolojik etkiler
ancak fiziksel hastalık gerçeğinden sonra
akla gelmekte ve o zaman bile
sadece ikincil bir endişe olarak kalmaktadır.
İlk sorun halen fiziksel hastalığın işaret
ve belirtilerini yok etmek olarak kalmaktadır.

Mide ülseri, 
kalın bağırsak iltihabı 
ve tansiyonla bağlantılı 
baş ağrıları gibi 
bazı fiziksel hastalıkların kökenlerinde 
zihinsel ve duygusal etkenler olduğu 
kabullenilse bile, 
fiziksel rahatsızlık fiziksel müdahale ile tedavi edilir 
ve aynı zamanda da hastaya 
yaşamındaki stresi azaltması tavsiye edilir. 

Bu tavsiyeye, genellikle YATIŞTIRICI
ve SAKİNLEŞTİRİCİLER için verilen
bir reçete eşlik eder.
Böylece, tedavi yine parçalanmış ve bölünmüş olur.

Tüm TIP çalışanlarına,
FARKINDA OLMALISINIZ, 
Levh-i Mahfuz ile buluşun,
yıl 2012, yeni bir BİLİNÇ düzeyi sizi bekliyor.

www.izmirliahmetkaya.com

HAYIR OLSUN, YIL 2012

HAYIR OLSUN, YIL 2012

İnsanlık tarihinin belki de en zor 
ama bir o kadar da kutsal dönemini yaşıyoruz. 

Korkuları büyütmeden; 

olumlu-olumsuz yaşanan her şeyin 
başka bir hayır için 
gerekli olduğunu bilerek yaşamalı 
ve saf bilincimize dönüş yapmalıyız. 

Büyük konuşmayalım bu zamanda, 
kibir ve gurura yenik düşmeyelim. 
Gökyüzü ile yeryüzü birbirine iyice yakınlaştırıldı. 
Her türlü düşüncemiz 
artık gerçeğimiz olup karşımıza dikilivermekte, 
ağzımızdan çıkan sözcüklere dikkat edelim. 
Kader denilen evvelde yazılmış olan 
artık hepimizin önce dilinde 
sonra eyleminde…

Yıldızların enerjisi saftır da, 
yeryüzünde bu enerjilere 
kıyafet giydiren insanın kendi bilincidir.

Tekrar hatırlatayım: 
Yaşanan her şeyin bir hayrı vardır, 
bunu lütfen unutmayalım.

Yıl 2012, 
1000 yılın Kur’an Tefsiri 
LEVH-İ MAHFUZ ile buluşun. 
Farkında olmalısınız.

www.izmirliahmetkaya.com