21 Aralık 2012 Cuma günü

Dikkat! Foton Kuşağı Etkisindeyiz!

“Son günlerde, aylarda, hatta son 3 yıldır limon gibi sıkıldığınızı mı hissediyorsunuz? Geçmişte yaşayıp, hallettiğinizi düşündüğünüz sorunlar farklı şekillere bürünüp dikildi mi karşınıza yine? Halsizlikten konuşmaya mecaliniz mi yok? Kalabalık ortamlara girmekten kaçınıyor, yalnızlığı mı tercih ediyorsunuz? Meditasyonlarınız sırasında odaklanmakta ve düşüncelerinizi yönlendirmekte zorluk mu çekiyorsunuz? Korkmayın! Depresyonda değilsiniz. Bedeniniz ve ruhunuz yeni bir boyuta uyarlanıyor.

Dünyada hiçbir şeyin insanoğlu kadar acelesi yoktur. Her şey bir süreç içerisinde gerçekleşir. Evrenin, Dünya’nın yaratılışı, ilk hayvanların, bitkilerin var oluşu, ilk insan, insanın beden yapısındaki değişimler ve insan bilincindeki değişimler, bugüne gelene kadar milyonlarca yılı ve tecrübeyi sırtına yüklemiştir. Teknolojinin gelişim tarihine bir göz atarsak, her şeyin adım adım ilerlediğini ve her adımın ne kadar önemli olduğunu görürüz. Çünkü 234. adım 235. adımın ilham kaynağı, tetikleyici gücüdür. Tekerlek icat edilmeseydi, şimdiki son model otomobilleri kim hayal edebilirdi?

Anne rahminde bebeğin oluşum ve gelişim süreci, bir sperm ve yumurta hücresinin buluşmasıyla başlar. Doğumla biter. Doğumla birlikte biten anne rahmi yolculuğu, yaşam adı verilen uzun bir sürecin de başlangıcıdır. Ve yaşamın sonu ölüm, bedenin kaynağına, toprağa dönüşü, ruhun yeni serüvenlere yelken açışının başlangıcıdır. Her son bir başlangıca gebedir ve her başlangıç bir sona doğru atılan adımların ilkidir.

Dünya’da insanoğlunun tekamülünün 
bir başlangıcı varsa, 
yolun sonunda insanlığı bekleyen 
bir Kamil İnsan, 
Aydınlanmış insan, 
Bir gerçek ve gerçek Bir, 
adına ne derseniz deyin işte ondan olmalı.

Dünya’mızın enerjisi var olduğundan beri güzelleşerek büyüyor. Ve annenin bebeğine süt vermesi gibi bu enerjiyi insanoğluna aktararak, nazlı bir bebek misali büyütüyor insanoğlunu Dünya anası. Bebekleri büyüdükçe, güzelleştikçe güzelleşiyor Dünya ananın enerjisi yeniden. Yaramaz çocuklarına kızarak öfke yansıtsa da depremle, savaşla, selle, sevgiden vazgeçmeyen neslinin hatırına mücadeleyi bırakmıyor.
Dünya’nın enerjisi de insanoğlunun tekamül sürecine bağlı olarak yükseliyor. Her bir bireyin bilincindeki açılımlar, toplu bilinçte artışa sebep olduğu için Dünya’nın tekamülüne hizmet ediyor. Ve dünya insanı birliğe ulaşmak için artık son dönemeçte. Uzmanların foton kuşağı dediği bir enerji alanına giriyoruz. Her şeyde olduğu gibi Dünya’nın bu enerji kuşağına girişi de yavaş yavaş gerçekleşiyor. Bu süreç birkaç yıl önce başladı ve hala devam ediyor.

21 Aralık 2012 Cuma günü 
saat 11:11’de 
Dünya’mızın enerji seviyesinin yükseleceği, 
Dünya insanının 5. boyuta taşınacağı 
artık bir sır değil. 

Bu taşınma evresinin öncesinde bedenlerimizin ve bilinçlerimizin yeni enerjiyi kabul etmesi için bir temizlik evresinden geçmesi gerekiyor. Biz farkında olalım yada olmayalım bu zorlayıcı adaptasyon sürecinden geçiyoruz.
Farkında olursak, bedenimize ve ruhumuza ilahi sistem tarafından format atılırken ve DNA’larımıza daha üst düzey bir program yüklenirken sakinliğimizi koruyup, sükunetle bekleyebiliriz.

Eğer siz sevginin elinden tutmuş, 
ilahi sisteme güvenen 
ve farkında olmaya çalışan biriyseniz 
ve son zamanlarda 
aşağıdaki sorunları sıkça yaşıyorsanız. 
Endişelenmeyin! 
Depresyonda değilsiniz. 
İlahi el tarafından 5. boyuta uyarlanıyorsunuz.

1- Özellikle başınızın üzerinde, tepe çakranızın olduğu bölgede yoğunlaşan, sebebi bulunamayan baş ağrıları, aynı bölgede uyuşma ve karıncalanma hissi. Üçüncü göz çakranızın olduğu iki kaşınızın arasında karıncalanma, kaşınma (Bu belirtilerin bir sağlık probleminden kaynaklanmadığından emin olmalısınız)

2- Halsizlik, yorgunluk ve isteksizlik. Uzun saatler uyuma isteği (Hücresel düzeyde uyarlama daha çok uyurken yapılır)

3- Yalnızlık duygusu ve dahası yalnız kalma isteği. Kalabalık ortamlara girmek istememe. Fakat yalnız olmadığımız hissi. (Biraz karışık gelebilir bu durum. Zıt duyguları peş peşe yaşarsınız. Bu arada rehber melekleriniz yalnız olmadığınızı bilin diye size varlıklarını çeşitli yollarla hissettirirler)

4- Vücudun enerji ihtiyacı arttığı için özellikle karbonhidrat içeren besinlere karşı isteğin artması.

5- Dengesiz duygu durumu. Ani öfke patlamaları, ağlama krizleri.

6- Kronik hastalıklarda atak yaşanması.

7- Gece yarısı ani uyanmalar. Özellikle 2:00- 4:00 saatleri arası.

8- Kalbinizde genişleme hissi, bütün bedende seyirmeler ve zaman zaman nabız atışında ve vücut sıcaklığında artış. (Bir sağlık sorunundan kaynaklanmadığından emin olmalıyız!)

Hayat akışımızda da çarpıcı zorlanmalar yaşanır. 
Örneğin;
1- Bütün korkularımızla yüzleşmemizi gerektirecek olaylar
2- Geçmişte yaşadığımız ve öğrendiğimizi düşündüğümüz derslerin tekrarı niteliğinde tecrübeler
3- İlişkilerde yaşanan sorunların artması, ayrılıkların yaşanması
4- İlerleyememe duygusu, tıkanan ve alternatif yollar aramaya iten durumlar

Bu zorlu süreci rahat geçirmemiz için öneriler;
1- Bu durumun geçici olduğunu, yeni bir çağa hazırladığımızı bilirsek, bu sürecin getirdiği zorlukları, bebeğini kucağına almayı bekleyen bir annenin doğum sancısını kabulu gibi sevgiyle ve heyecanla kabul edebiliriz.
2- Hafif ve basit bir beslenme tarzı seçerek, bol su içerek, spor yaparak bedenimizi rahatlatabiliriz. Yediğimiz her şeye ve yaptığımız her işe sevgimizi katabiliriz ki, bize daha çok sevgi olarak geri dönsün.
3- Her gün en az yarım saatimizi dua ve meditasyona ayırabiliriz. Dua ve meditasyon bize sadece bedenden ibaret olmadığımızı hatırlatacak mucizeler yaşamamıza, hücrelerimizin bu süreçte ihtiyacı olan ruhsal enerjiyi depolamasına imkan tanıyacağı için gereklidir.
4- Mümkün olduğunca doğada zaman geçirebiliriz. Haftada en az iki kere toprakta yalınayak yürüyüp, topraklama meditasyonu yapabiliriz ki negatif enerji yüklerimizi nötrleyelim.

En önemlisi;
Affedelim: 
Bu güne kadar yaşadığımız her deneyimin tekamül yolculuğumuzun önemli mihenk taşları olduğunu hatırlayıp, affedemediğimiz her şeyi ve herkesi affedelim.

Şükredelim: 
Sahip olduğumuz her şey için, yaşadığımız her olayın bize verdiği hediyeler için, bugünü yaşadığımız için şükredelim.

Sevelim: 
Dünyanın varoluş sebebinden, sevgiden vazgeçmeyelim. Sevelim. Yunus gibi yaratılanı yaratandan ötürü sevip, hoş görelim.

21 Aralık 2012 Cuma saat 11:11 den sonra olacaklarla ilgili birçok öngörü var.

İlk iki gün tüm enerji kaynaklarının kesileceği, iletişimin biteceği, dünyanın tam bir karanlığa gömüleceği, daha sonra 24 saatlik zayıf bir tanyeri gibi başlayan bir gündüz sürecinden sonra 6. günün sonunda yavaş yavaş enerji kaynaklarının normale döneceği söyleniyor.
Tabi bu süreç öngörüldüğü şekilde yaşanacağı gibi, 2000 yılındaki eşiği geçtiğimiz sırada olduğu gibi, görünenin ardında bir enerji yüklemesiyle de yaşanabilir. 2000 yılından sonra iletişimde, bilim, teknoloji ve tıptaki sıçramayı ve insan bilincindeki gelişmelerin kişisel gelişim ve kuantum fiziğine ilgiyi nasıl arttırdığını ve indigo çocukların bizleri ne kadar şaşırttığını düşünürsek, o zaman da yani 2000 yılına girerken de insanlığın ve Dünya’mızın önemli bir köşeyi döndüğüne kanaat getirebiliriz.
Fakat bu sefer ki köşe çok keskin olduğu için ve belki son köşe olduğu için, görünenin ardında yaşansa bile görünen aleme yansıması da keskin olacak gibi görünüyor.

Öngörüler şöyle;
1- Yüklenecek yeni enerjilerin insanların telepati, telekinezi, şifa gibi yeteneklerinde artışa sebep olacağı

2-DNA’larımızın aktive edilmemiş kısımlarının aktive edileceği (Dna’mızın biyolojimizi ifade eden kısmının dışında, çöp dna dedikleri % 96 lık kısmın işlevinin ortaya çıkacağı söyleniyor)

3-Yeni gelen kristal çocukların tam donanımlı olarak dünyaya geleceği

4-Tıp alanında, bilim ve teknolojide, özellikle uzay bilimlerinde büyük gelişmelerin yaşanacağı

5-Büyük felaketler, savaşlar ve hastalıkların sebep olduğu toplu ölümlerin olacağı da öngörülen olayların içinde

6-Nefret ve korkudan beslenen negatif enerji yüklü insanların bedenleri foton kuşağının getirdiği yeni ve sevgi dolu enerjileri kaldıramayacağı için, hücresel düzeyde dünyadan gitmeyi seçecekler ve bedenleri ölüme yenilerek toprağa geri dönecek.

Kutsal kitapların işaret ettiği, 
mayaların zamanın sonu dediği, 
beklenen kıyamet buysa eğer, 
nefretin, 
kinin, 
korkunun kıyameti olacak. 
Buyursun gelsin!

Birlik’te, 
sevgiyle bir olmak isteyen, 
yaratanın parçası olduğuna iman edip, 
bütününü arzulayanların, 
enkarnasyonlar boyunca 
kucağında büyüdüğü Dünya anasını 
bırakmaya hiç niyeti yok.
Dünya ananın kucağında 
cennete erişenlerden olmak dileğiyle.”
indigodergisi

FARKINDA OLMALISINIZ.

LEVH-İ MAHFUZ İLE BULUŞUN.

www.izmirliahmetkaya.com

 

HEP YAPMAK İSTEMİŞİZDİR

Cennet krallığı,

En yaygın oyun oynama şekli aslında hepimizin tam farkında olmadan yaptığımız sıradan KONUŞMA’dır. 
Kültürümüzden gelen yapıları, sözcükleri ve gramerleri kullanırız, ancak kurduğumuz sözcük dizeleri tamamen kendimize aittir.

Yabancı dildeki bir konuşmayı dinleyin ya da İngilizce bir konuşmanın içeriğini tamamen göz ardı edin ve bunun işleyişine dikkat edin. Ritim, durma, başlama, sesin yükselmesi ve alçalması, dönüş yaparken ki ritim. Evet, her konuşma ve sarf ettiğimiz her sözcük, oyun dolu ve yaratıcı bir aktiviteye çevrilebilir. Yazmak, boyamak, ameliyat yapmak, bilgisayar programı yazmak, bir şeyler icat etmek, sanat, spor bunların bazıları ciddi olan yaratıcı etkinliklerdir. Bunların tümü bizlerin oyun oynama kapasitemizi kullanır.
Gerçekte, gizemli ve ilahi olanı, çabalarımızda bir ÇOCUK gibi kaygısız olmadıkça bir şeyleri keşfedemeyeceğimizdir.

Önemlidir, çocukça değil, 
ÇOCUK gibi kaygısız, 
sınırlandırılmamış, 
gelişiminin ve sağduyusunun zirvesinde 
tam bir bilinçlilik hali.
Bazı gelenekler Cennet krallığına girişi, 
yalnızca çocuk kadar küçülebilenlerin 
gireceğini öğretir.

İçinizdeki çocuğu bulun, dinleyin onu, çocuklaşın, oynayın, gülün, kahkahalar atın, başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüklerinin hiç mi ama hiç önemi yok, çocuk gibi sevin beklentisiz sınırsız.
Levh-i Mahfuz ile buluşun, 
içinizdeki çocuğu tanıyın, 
size fısıltıları var o kitapta.

www.izmirliahmetkaya.com

 
 
 

DOĞAYA RÜŞVET VEREMEZSİN

Doğa aldatılamaz veya doğaya rüşvet verilemez; 
doğa ancak çalışmasına ait bir işbirliğini hoş karşılar. 

Hayattaki her şey gibi, sağlık da temel karma kurallarına uymaktadır. İnsanın bu kurallara karşı çıkıp da sonradan bazı yeni şifa yöntemleri veya mucize ilaçlar sayesinde çabucak sağlığına kavuşacağını ve sorunun kökeninde yatan hatalarıyla uğraşmaktan kurtulacağını düşünmesi imkansızdır.

Kozmik olarak bakıldığında bundan çıkarılacak sonuç, tüm hastalıkların psikosomatik olduğudur; fakat bu her zaman çok açık değildir. Çünkü insanın yaşam akışının, karmaşık varlığının hangi boyutunda engellendiğini ve belirli bir hastalığın ortaya çıkmasına sebep olduğunu anlamak bazen çok güçtür. Buna rağmen, insanın ruhu ile rahatsızlıklarının arasındaki ilişki netleştikçe, geleneksel tıp tarafından psikosomatik olarak tanınan fiziksel rahatsızlıkların listesi de her geçen gün uzamaktadır.Bu genel şikayetlerin bazılarını sıralamak gerekirse;

uzun süreli endişenin sebep olduğu MİDE ve BAĞIRSAK ülserleri, belki de listenin başında gelir.
ASTIM ve EGZAMA, genelde yaşamın bir yönü hakkındaki bilinçdışı korkudan kaynaklanır.
İkincil kötü etkileri olan kanama ve felçle birlikte YÜKSEK TANSİYON, bilinçli düzeyde uzun süreli endişe ve kaygı nedeniyle oluşur.
Dahası en basitinden OBEZİTEbile hayatta eksik olan bir mutluluğu fazla yiyerek telafi etme arayışından kaynaklanır.İnsanın, yaşamın zorluklarının tam olarak göğüs gerilemeyecek kadar büyük olduğunu düşündüğü ve bilinçdışı bir biçimde dayanabileceğinden fazlasıyla uğraşma sorumluluğundan kaçışın yollarını aradığı zamanlarda olur. Yaşam yükünün yarattığı bu korku, zihinsel ve duygusal boyuttaki yaşamsal akışı etkileyerek insanın günlük sorumluluklarını azaltan veya onu daha derinde yatan korkularından özgürleştiren kronik fiziksel bir rahatsızlığı ortaya çıkabilir. Bu tür bir hastalık, ancak hayatın problemleriyle bütünüyle yüzleşebilme gücü geliştiği zaman tedavi olur. O zaman gelene kadar, bir dereceye kadar rahatlama sağlansa da hiçbir tedavi yöntemi kesin sonuca ulaşamaz.

Artık 2012 yılındayız. 
Bizler bu yüzyıla LEVH-İ MAHFUZ yüzyılı diyoruz. 
Farkında olmalısınız, hayatın problemleriyle 
bütünüyle yüzleşebileceğiniz gücü 
size Levh-i Mahfuz, sizi size tanıtarak öğretecektir.

www.izmirliahmetkaya.com

 
 

Sadece SEVİN

Sadece SEVİN,

Zaman kısıtlaması hissiyle yaşayın ve bu nedenle kendinizi SUÇLU hissetmeden hayır diyebilme özgürlüğünü hissedin.
SEVİN, sadece kendinizi değil başkalarını da düşünün, çocuk gibi olun ve sevginin size geri döndüğünü görün.

Bir Kızılderili deyişini sizlerle paylaşmalıyız.

“DOĞDUĞUNDA, AĞLADIN VE TÜM DÜNYA SEVİNDİ. 
ÖYLE BİR HAYAT YAŞA Kİ, SEN ÖLDÜĞÜNDE 
TÜM DÜNYA AĞLASIN VE SEN SEVİN.”

Bunu başarmak, fazla zaman almayacaktır.
LEVH-İ MAHFUZ ile buluşmanız ve Ruhsal Beden Bilincine ulaşmanız AN meselesidir. Yaşadığınız sürede bunu başarabilirsiniz. Değişimi gerçekleştirir ve kişisel devriminizi tamamlayabilirsiniz.

www.izmirliahmetkaya.com

Bilim, inanmak için bize görmeyi öğretir

Bilim, inanmak için bize görmeyi öğretir.

Sevgi, şefkat, aşk, müzik, gülme, kahkaha, affetme, bunların hepsi kızgınlık, öfke, nefret, kin, çatışma ve umutsuzluğun hafiflemesi sonucu ortaya çıkar. Bundan sonra, vücuttaki her hücre ŞİFA sürecine katılır. Güldüğünüzde her hücreniz güler. Sevdiğinizde ve aşık olduğunuzda, bağışıklık sisteminiz alabileceği en canlı mesajı hisseder ve hayatınız için savaşır. Ruhsal beden bilincine ulaşmayı dolayısıyla LEVH-İ Mahfuz ile buluşmanızı, sonsuza kadar yaşamaya çalışmak için değil de, hayatınıza getireceği güzellikler ve mucizeler için istiyoruz. Bu Tanrı’nın eseridir. SEVGİYİ seçersiniz, HAKİKATİ seçmiş olursunuz. Bu güne kadar yeteri kadar sevmediğiniz ve farkında olamadığınız için kendinizi hayal kırıklığına uğrattığınız günleriniz olmuştur, fakat öncelikle kendinizi sevin, affedin ve devam edin. Önemli olan Tekamül yolculuğu ve bu yolda size rehber olacak, sizi sevgi, şefkat, merhamet ve aşk ile tanıştıracak bir kitap, LEVH-İ MAHFUZ. 

Farkında olmalısınız, yeterli miktardaki sevginin fethedemeyeceği hiçbir zorluk yoktur, yeteri kadar sevginin iyileştiremeyeceği hastalık, açamayacağı kapı, köprü kuramayacağı ayrılık, yıkamayacağı duvar, affedemeyeceği günah yoktur. Sorunun ne kadar derinde, geleceğin ne kadar ümitsiz, karışıklığın ne kadar bulanık, yanlışın ne kadar büyük olduğu önemli değildir, sevgini verebiliyor ve seviyorsan. Yeterli bir SEVGİ anlayışı hepsini yok edecektir. Keşke yeteri kadar SEVEBİLSENİZ, o zaman dünyadaki en mutlu, en huzurlu ve en güçlü varlık olurdunuz.

SEVGİYİ SEÇMEK, 
RUHSAL ŞİFA GÜCÜNÜ 
VE YAŞAMIN KAYNAĞINI HAREKETE GEÇİRİR. 

Levh-i Mahfuz ile buluşun, Hayatınızda oluşan değişime inanın ve onu görün ya da ömrünüzün geri kalanını ikna edilmiş olarak ve asla görmeden geçirin.

Bilim, inanmak için bize görmeyi öğretir. 
Ruhsal bedeniniz ise size “İNAN VE GÖRECEKSİN” der. 

www.izmirliahmetkaya.com