Yaratıcı akıl sevdiği objelerle oyun oynar

Oyun oynamak, cevap verme zenginliğimizi güçlendirmektir.
Oyun oynamak, gerçekliği yeniden yorumlamaktır.
Oyun oynamak, hayatı görülmemiş açılardan deneyimlemektir.
Saf oyun, kuralları ve belirli bir amacı olan futbol veya basketbol gibi bir oyundan başka bir şeydir.

OYUN RUHU,
egonun ihtiyaçlarına hizmet etmek üzere yönlendirildiğinde bozulabilir ve yok olabilir. Oyun, belli bir aktiviteden öte, her şeye katabileceğiniz ilahi bir kalite, bir tavır ve bir varoluştur. Oyun özgürken ve bazı kurallar ve düzenlemeler doğrultusunda koreografiye tabi tutulmamışken, muğlak, heyecan verici, risklidir ve olasılıklara açıktır.Ruhsal beden bilincini, yaşın ne olursa olsun, etkin tutmak için yaşamdaki olumlu ya da olumsuz deneyimlerimizle oynamayı yeniden öğrenmemiz gerekir. İmgelerle çalışmaya, zorunluklara ve görevlere gömülmeden önce keşfetmenin keyfini canlandırın. Hareket canlıdır, atalet ise ölü. Öngörülebilir ve değişmez şeylere yapıştığımız müddetçe daha cansız hale geliriz. Coşku, oyun ruhuyla yakından ilişkilidir. Coşkulu olmak için bize ilahi yardımın yol göstermesine izin vermeliyiz, böylelikle egoların görevleri tek başına yüklenmesine gerek kalmaz.
İlahi yol yardımını LEVH-İ MAHFUZ ile buluşarak sağlayabilirsin. HAKİKATE ihtiyacın var sadece.

Bilginiz olsun, 
COŞKU, 
Yunancada TANRI anlamına gelen 
THEOS sözcüğünden türemiştir.

www.izmirliahmetkaya.com

KOŞULSUZ SEVGİ


Hastalıklar bize, 
insanlara KOŞULSUZ SEVGİYİ 
öğretme şansını sunar. 
Sırf sevmeyi seçtiği için 

hiçbir beklenti olmadan vermek. 
Konuya ruhsal beden bilinciyle yaklaşalım 
ve devam edelim. 
Bizi hastalığa götüren, 
aslında çoğumuzun büyürken öğrendiği 
KOŞULLU SEVGİDİR. 

Hiçbir zaman istediğimiz teşekkür ve takdiri alamamışızdır. Verebileceğimiz ŞEY koşulsuz SEVGİ olduğunda, verebilecek bir şeyimizin olması, bizi iyileştirir ve yaşamak için bir neden sunar. Fiziksel sakatlık veya hastalık sevgi verme yetisiyle çatışmaz. Verdiğimiz SEVGİ, değişmez bir biçimde, bize sormaksızın geri döner. Çünkü insanlar değişimi görür ve bu yeni ulaşılmış HUZURA daha yakın olmak isterler.
Doktorlarımız isterlerse hastaları için ruhsal bir lider olabilirler ve insanların yeniden doğmalarına yardımcı olabilirler. O zaman hastalar, onları fiziksel olarak iyileştiremediğiniz için size kızmazlar, hatta tam tersine sahip oldukları yeni yaşam içinde sevgi, şefkat, merhamet, aşk ve sevme yeteneği için size gerçekten teşekkür ederler. Evet, bu şekilde hissederler, çünkü onları, mümkün olabilecek yegane şekilde ebedi kılmışsınızdır.

Ebedi olmanın sırrı SEVGİDİR. 
ÖLMEK FAKAT YOK OLMAMAK, 
İŞTE BU EBEDİYETTİR. 
SEVGİ BİZE YOK OLMAMAYI ÖĞRETİR. 

Sevgi sayesinde sonsuz yaşam vardır. 

SEVGİ KANALI

Dünyada oluşan bağların en güçlüsü SEVGİ bağıdır. 
Anne ve babanın çocuklarıyla, eşlerin ve sevgililerin birbirleriyle arasındaki bu bağ sayesinde, bedenini terk eden varlıkların dünyaya yönelmesini sağlayan bir SEVGİ kanalı oluşmaktadır. O ruhsal bedenler, gerekirse bu SEVGİ kanalından, aşağıdaki anne-baba, eş, sevgili ve çocuklarının ihtiyaç duydukları tesiri, teselli dolu mesajları aktarmaya çalışırlar. 

Bilgelik ve olgunluk, dünyasal ölçütlerle belirlenemez. 
Farkında olmak için Levh-i Mahfuz ile buluşun.

 

Ölümsüzlük

Ölümsüzlük,
Şifalı sulara ilişkin hikayeler eski çağlara kadar uzanır. 
Herkes en eski çağlardan bu yana Lokman Hekim’in ölümsüzlük iksirini aramış durmuşlardır.
Ölümsüzlük: felsefe taşı, evrensel deva ve hayat iksiri gibi Mitsel hikayelerde sıkça anılan bir hediyedir.

Modern ekonomimiz, maddiyat içeren şu an ki kapitalist sistem, bizlere GENÇLİK vaat eden sayısız ürün satarak gençlik yalanından çok yüksek karlar ederken, yaşımız ilerledikçe aslında ihtiyaç duyduğumuz şey, sonsuz RUHSAL BEDEN ENERJİSİ, REİKİ ENERJİSİ ya da evrensel enerji kaynağıdır ki, bu kaynak bizim içimizdedir.
Bu enerji ücretsizdir, tazeleyici ve her zaman mevcuttur.
7/24.
Ona ulaşmak için yalnızca 
LEVH-İ MAHFUZ ile buluşmanız yeterlidir. 
Ruhsal beden bilincine sıçradığınız anda 
artık sadece o enerjiyi deneyin, keşfedin 
ve o enerjiyle oyun oynamayı elden bırakmayın. 
Umarız sonraları deneyimlerinizi bizlerle paylaşırsınız.

www.izmirliahmetkaya.com

 
 

LİLA ?


OYUN, bir çocuk için belki de en basit şeydir.
Çocuklar sürekli değişim ve gelişim halindedirler.
Çocuklar günlük hayattan fantezi dünyasına
kolayca ve hızla gider gelirler.
Sınırlandırılmamışlardır, özgürdürler.
Diledikleri gibi oynarlar, içgüdüsel davranırlar.
İç sesleriyle çok iyi anlaşırlar.
Bilinç büyüdükçe ve yaşamın karmaşıklığıyla
karşı karşıya kalındıkça,
oyun oynamak çocuklar için zor bir hal alır.

İçinizdeki çocuğu bulun,
dinleyin onu, çocuklaşın,
oynayın, gülün, kahkahalar atın,
başkalarının sizin hakkınızda
ne düşündüklerinin hiç mi ama hiç önemi yok,
çocuk gibi sevin beklentisiz sınırsız.

Levh-i Mahfuz ile buluşun, 
içinizdeki çocuğu tanıyın, 
size fısıltıları var o kitapta.

Sanskritçe LİLA,
evrenin yaratılması,
yıkımı ve yeniden oluşumu hakkında
bir KUTSAL OYUN anlamına gelir.
Unutmayın ki,
Evreni açıklayan en derin gizem,
kutsal bir oyun olarak açıklanır.
LİLA: TANRI’NIN EĞLENCESİ.

www.izmirliahmetkaya.com

 

TIP EĞİTİMİ ve ŞİFACI


Öncelikle, Tüm şifanın BİLİMSEL olduğunu anlamalıyız.
Sorun, bilimin olan biteni ölçme veya belgeleme konusundaki yetersizliğidir. Bir annenin dokunuşu, özlemi çekilen bir sevgilinin öpücüğü veya bir doktorun telefonu insanda birdenbire RAHATLAMA yaratabilir. Tedavisi olmayan bir kanserin, sözde kendiliğinden gerçekleşen şifası, buna tipik bir örnektir. Bu kendiliğinden ŞİFAvakalarını, yaratıcı şifa ya da kendini ikna yoluyla şifa olarak adlandırabiliriz ya da gerçekleşmesi güç bir mucize olarak nitelendirilebilir. Zira bu iyileşmelerin kendiliğinden olduğunu düşünmek, doktorlarımızın bilimsel bilgisine veya inanç sistemlerine uymadığı için merakını da köreltir.

Ruhsal Beden Bilincini ya da RUHSALLIĞI şifa sürecine yerleştirmek veya ruhsallığın şifa sürecindeki yerini tanımak için, mevcut doktor adaylarımızın tıp eğitimine bir göz atmamız gerekecektir. 
Ülkemizde, lise eğitimini bitirmiş olan gençler, test çözme ve bilgi biriktirme yeteneklerine göre tıp fakültelerine kabul edilirler, böylece üniversite ortamına girerler. İnsanlara olan ilgilerimi yoksa doktorluğun cazip olan maddi olanakları mıdır bilinmez ama, özlerinde başlangıçta şifacı olma gibi bir arzuları kesinlikle yoktur. Okul eğitimlerinde artık, onlara hastalıklar ve hastalıkların tedavileri öğretilecektir. Kendi duygularının incelenmesine ve insanlarla nasıl ilgilenileceğine çok az zaman ayırılır bu eğitimde. Artık başarısız bir sisteme yönlendirilmişlerdir. Bir başka deyişle, zamanımızı, muayenehanelerimizi, hastanelerimizi başarılı olamayacak insanlarla doldurur ve uyguladıkları tedavileri başarısız olduğunda, hastalara daha başka şeyler yaparlar.
HASTALIKLA, SANKİ ZAVALLI HASTA 
BİR SAVAŞ MEYDANIYMIŞ GİBİ SAVAŞIRLAR. 

Eğer bir hasta iyileşirse, onu bir daha görmezler. Eğer iyileşmemesi gerektiği halde iyileşirse, ona geri gelmesinin gerekmediğini söyler veya şifasının gizemini görmezden gelirler. Herhangi bir meslek başarıyı incelerken tıp başarıyı göz ardı etmektedir.
Oysa ki hayatta kalanların kapılarını çalarak,
“NEDEN ÖLMEN GEREKTİĞİ HALDE ÖLMEDİN?” 
sorusunu sormaları gerekmektedir.
Hayatta kalanlardan kastımız hastalık, özellikle ölümcül kanserden kurtulanlar, trajik yaşam vakaları veya diğer felaketlerden sonra yaşamaya devam edenlerdir. Bunlar günlük yaşamlarımızda çevremizde izlediğimiz ve duyduğumuz mucizevi olaylardır.
Tıp fakültesinde okuyan bu öğrencilere, hastalara ne yapılması gerektiği öğretilirken NEDEN hasta oldukları konusuna pek yer verilmez. Onlara adı konmamış bir hayat kurtarıcısı rolü biçilmektedir. Öğrenciler, birer şifacıdan çok teknisyen olarak yetiştirilmektedir. İnsanoğlunun ölümlü olması, sonuçta doktorlarımızı başarısızlığa sürükleyecektir. Bundan dolayıdır ki, sağlıkçılar, sonuçtaki başarısızlığın daha az üzücü olması için hastadan uzaklaşırlar. Bu yüzden de hastalıkla mücadele edilirken gerçekte ne olduğunun farkına varamazlar. Şifa sürecinin varlığı veya yokluğu ile çok az temasları olacaktır.
Doktor teknisyenlerimiz, hastalığı tedavi eder 
ve kimin hasta olduğuna bakmaz. 
Şifacı ise “kim olduğunuzun farkında mısınız?” 
ve “sizi bu noktaya NE getirdi?” sorularını sorar. 
Böylece insanlara yeniden doğuşlarında 
yardımcı olmak üzere onları 
yeni yollara yönlendirme fırsat yakalar. 
Zira HASTALIK ve AĞRI değişim için bir mesajdır. 
Dolayısıyla, ya değişim ve şifayı destekleme 
ya da onu bir felaket veya 
ölüm olarak görmeyi seçebiliriz. 
TIP mesleği, başarısızlığa odaklı olduğundan 
insanın, her şeyin kendi suçu olduğunu 
ve başarısız olduğunu hissetmesine yol açar; 
hastaya “NEDEN hasta olduğunu sorma” fırsatı tanımaz. 
Oysa HASTALIKLAR, 
yaşamın yönünü değiştirmek üzere 
bir mesaj olarak görülmelidir. 
ŞİFA DA BU DEĞİŞİM İÇİNDE OLACAKTIR. 

Kalifiye bir teknisyen olmak çok önemlidir. Zihin, beden ve ruh bir bütündür. Ne var ki gerçek şifaya ancak psişe, beden ve ruhun bütünleştirilmesiyle ulaşılabilir. Bu yaklaşımı kullandığınızda, hastalarınız hayatlarında hasta olmadan önce gerçekleşen olayları, sizlerle paylaşmaya başlayacaklardır. Hastalarınızın farkındalığı artacak, dolayısıyla yaşamlarında dönüşüm istenmeden de olsa başlayacaktır.
Reiki ve Meditasyon sadece hastalarınızın değil 
siz doktorlarında şifa bulup 
dönüşümlerine yardımcı olacaktır.

www.izmirliahmetkaya.com