19 MAYIS 1919 RUHU
.
.
19 MAYIS 1919 RUHU
“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler,
müritler ülkesi olmayacak” demiş, Mustafa Kemal.
Hem gerici enerjiyle, hem de dünyanın karanlık yüzüyle aynı anda savaşmış biri o. Her ikisini birden alt etmenin nasip olduğu nadir bir insan. Ve ne yazık ki bi türlü doğru anlayamıyoruz onu.
Mustafa Kemal kahin değil, bu nedenle onun -ecek, -acak, -meyecek, -mayacak’lı sözleri gelecekten haberler bülteni değildir.
Ecek’ler acak’ lar basbayağı bir hedef göstermedir. Yoluna ışık tutmadır.
Sana dikkat et, gayret et şeyhlerin ülkesi olmasın diyor.
Sense, oh be dünya varmış Atatürk söyledi,
gericilerin ülkesi olmayacak burası diyorsun.
Ayağa kalk diyor sana.
Peki diyip oturuyorsun SEN.
Anlamıyorsun onu.
Anlamayınca da emanet bu hale geliyor işte;
Türkiye, şeyhlerin de, dervişlerin de,
müritlerin de ve daha beteri
GURULARIN da ülkesi oluveriyor.
Uzay çağında…
Aslına bakarsanız M. Kemal’in devlet adamı olması yanıltmış BİZİ. Onun işaret ettiği hedeflerin yerine getirilmesini devletten ve onun adamlarından beklemişiz. Sivil bir toplumun, sivil bir ferdi olarak görememişiz onu. Hep üniformalı kalmış. Üniformayı çıkardığında da frak giydirmişiz. Fotoğraflarının belki de yüzde doksanı, sokakta sıradan insanlarla çekilmişken, BİZ sırça köşklere kilitlemişiz onu. İkinci bir Mustafa Kemal olabilmeyi, devletin üst-makamlarına gelmeye koşullandırmışız. Oturduğun yerde olabileceğin biri olamamış hiçbir zaman o. Uzak hedef olmuş sana. O makamlara gelenleri de beğenmemişiz zaten. Atatürk bir çıta olmuş ve o çıtayı siyasetçilerin, devlet adamlarının aşması beklenmiş. Nedense SEN onların akıllarına hiç gelmemişsin.
Her şeyi devletten bekleme!,
lafı oturmuş da
her şeyi devlet adamından bekleme!
lafı bi türlü oturmamış.
Gerçekte Mustafa Kemal,
ne bir makamdır ne de bir mevki…
O bir bakış açısıdır.
O bir gözlüktür.
Gözü olan, bir yere bakabilen herkes onu takabilir.
Onu devam ettirebilir.
Taktım dediğin anda bitmiştir.
Din ve felsefe maskeli gericiliğin, o “olmayacak” dediği halde olmasının nedeni şu ana dek onu tam olarak anlayamayışımızdır.
Bakın çok basit bir örnek.
“Ne mutlu Türküm diyene”nin gerçekte ne demek olduğunu idrak edersen, her yanı Atatürk sembolleriyle dolu Türk Dil Kurumu’nu yerlebir etmen, yeniden inşa etmen gerekir.
“Ne mutlu Türk olana” ile
“Ne mutlu Türküm DİYENE”
arasındaki tek fark,
ikinci lafın soyculuk yapmaması,
kökenle ilgilenmemesi,
“önemli olan bugün, burada, BİZİMLE olman” demesidir.
Bu anlayışı dil alanına uygularsan;
Kökeni Türkçe olmasa da, dilimize girmiş,
“bugün, burada, BİZİMLE olan”,
ben Türkçeyim diyen her kelimeyi
Türkçe olarak kabul edersin.
İçe dönük bir dil yaratma çabasını terk eder,
dilini dünyaya entegre etmenin yollarını ararsın.
Güzel, etkili, dilindeki boşlukları kapatan
“yabancı” kelimelere açarsın kapını.
Kendi güzel kelimelerini de öne çıkartırsın diğer yandan.
Çağdaş bir dil yaratırsın.
Kökene dayalı dilcilik yapmazsın.
Hele bunun adına Atatürkçülük hiç demezsin.
Mustafa Kemal’i doğru anlarsan tabi.
Devlet işleri frekansı üzerinden değil,
felsefe frekansından iz sürersen.
Onu bir makam değil bir bakış açısı olarak görürsen.
Onu Ortadoğu’nun YAZGISINI değiştiren,
doğuyu yeniden doğuran
bakış açısı olarak görürsen eğer.
Ne derlerse desinler.
BİZLER devam edeceğiz onun bıraktığı yerden.
Mustafa Kemal…
O milli alanda başlatmiş DEVRİMİ.
BİZ, manevi alanda devam ettiriyoruz.
Böyle olması da gerekiyor.
Hele bir insan RUHUNU kurtaralım da esaretten.
Ondan sonrası kolay iş.
RUH, şeytandan özgürlüğünü alacak kudreti
bulsun da önce. Ondan sonrası bir gecelik iş.
Bu “bir gecelik iş” lafı Dona’nın biliyorsunuz.
Geçenlerde bi gazete kupürü gördüm.
Hükümet takımından biri,
kitabı taramış herhalde BİZİM.
Dona’nın Ortadoğu tezini cımbızlayıp, diline dolamış;
Bir gecelik iştir falan filan diye demeçler veriyor.
İktidarsın sen.
Bi gecelik bi gecelik diyeceğine yapsana.
Kaç gecedir iktidarsın sen?
Neyse o taraflara söyleyeceğimiz
çifter çifter sözlerimiz olacak.
Zamanı gelince tabi.
Şimdilik tembihliyiz Dona’dan.
Uslu çocuk olalım. İşimize bakalım.
Planlarımızı doğru yapalım.
Cumhuriyet DEVRİMİNİN havada kalmış yanlarından,
dersler çıkararak yapalım planımızı programımızı.
Kendi davamız, kendi idealimiz penceresinden baktığımda, Cumhuriyet Devrimlerinden şahsen aldığım en büyük ders Mustafa Kemal’in yalnız bırakılmasıdır. Tekleştirilmesidir.
Kişiler katına çekilmesidir.
SEVGİ adına, liyakat adına yapılmıştır bu.
O “Bu millet, benim gibi daha binlerce Mustafa Kemaller çıkarır. Beni de bir Türk anası doğurmadı mı?” demiştir. O’nun arkasından “Bir Mustafa Kemal daha gelmez” demiştir onlar. Bunu bir serzeniş olarak değil, “müjde” olarak dillendirmişlerdir.
Yalnız ve tek bıraktılar, çoğalmasına asla izin vermediler.
Mustafa Kemal öncü olmak istedi, ardındakiler onu lider yaptılar.
Oysa ne güzel de öncü bir sıfat seçmişti kendine;
BAŞÖĞRETMEN.
Bu kelimeyi, kendisinden bahseden mütevazi sözleriyle birleştirince, buram buram çoğalmak isteyen, tek olmamak için bir tek yalvarmadığı kalan bir portre çıkıyor ortaya.
Gençlik demiş, gelecek demiş, damarlarındaki kan demiş,
her seferinde başarının adresini kendi dışında alanlara çekmek istemiş.
İzin vermemişler O’na.
Türk toplumu bu gerçeğin en yakın şahididir.
Tek bir kişiye mâl edilen, bir kişinin üzerine yıkılan bir DEVRİM, fazla uzağa gidemez.
Mustafa Kemal bunun en güzel örneğidir.
Bir kişi, herkesi sırtlasın’la olmuyor işte.
Kur’an da bu yüzden
“BİZİ güt demeyin BİZİ gözet deyin” dememiş miydi?
Bir faninin üzerine bırakınca kendini, kalıveriyorsun ortada.
Ben’lere değil BİZ’lere ihtiyacımız bu yüzden var.
Oronos ile Rheanın oğlu Zeus değil hiçbirimiz.
İnsanız ve 21.yüzyılda yaşıyoruz.
Birşey yapmak isteyenlerin teklik değil
birlik içinde olması gereken çağdayız.
Tarihe çok meraklı biri olmuşumdur hep.
Çocukluğumdan beri büyük adamları okumuşumdur.
Hayatıma damgasını vurmuş kitap babamın kitaplarından biridir:
Dünyanın çehresini değiştiren 12 Adam.
Kaç kere okuduğumu bilmem. Tekrar ve tekrar.
Bu adamların doğruları nelerdi ve nerede yanlış yaptılar…
Çok okudum, “lider” portrelerine oldum olası ilgili oldum.
Sayısız hayat hikayesini nefes almadan okuyup, kendimce dersler çıkardım.
Okumak falan da değil, hepsinin üzerinde çalışma şeklinde birer birer.
Neleri yapmasaydı, başlattığı hareket daha çok yol alırdı.
Düşün babam düşün.
Nedense, neye hazırlıksa artık…
Tarihin sayfaları üzerinde bitmek bilmeyen fikir egzersizleri…
Ben, tarihin hiçbir sayfasında
Mustafa Kemal gibi bir devrimci, öncü,
lider başka bir insan görmedim kardeşim.
En büyük eksikliği,
zamanının yedi-sekiz yüzyıl ilerisinde olması…
Buna eksik denirse tabi.
Neyse ki KADERİNİ, asker olarak yazmışlar.
Çok somut, çok gerçek bir alana yerleştirmişler.
Yoksa, filozof olurdu, halâ heyecanla okunan eserlerin sahibi olurdu,
ama bu kadar gerçek olamazdı.
KADER kitabının yazıcıları,
gerçek ve somut dünyanın ortasına yerleştirmişler onu.
Çok da iyi yapmışlar.
Diğer hiçbirinde olmayan birşey var onda.
Nedir nedir… Düşün babam düşün.
(Babam beni andı) Sonunda buldum o şeyi.
Napolyon, BEN Napolyon’um demiş.
Atatürk, hepimiz Mustafa Kemal’iz demiş.
Aradaki FARK burada işte.
Benlik duygusunun esiri olmamış,
BİZ olmanın yollarını aramış durmuş.
İnsanı bu denli allak bullak eden,
Gençliğe Hitabe gibi bir metni
başka hiçbir motivasyonla açıklayamazsın.
Ben işi değil o iş. BİZ işi.
BİZ olmak için yalvarmış sanki.
Nesiller üzerinden çoğalmak istemiş.
Genetik değil manevi bir evladı tercih etmesi de
sanıyorum bu yüzden.
Hazret-i Muhammed’e resmim çizilmeyecek benim dedirten şey her ne ise,
Mustafa Kemal’e geride biyolojik bir akraba bıraktırmayan şey de aynı.
KİŞİLER KATINDAN ÇEKİLMEK.
Arayın tarayın, bi akrabasını bulabiliyor musunuz bakalım.
Kişisel soyunu devam ettirmediği gibi, bütün izlerini de kaybettirmiş.
Olası bir Mustafa Kemal soyculuğuna müsade etmemiş, tedbirlerini fazlasıyla almış.
Hanedanlığa karşı duran adama yakışan da buydu.
Diğer tarihi portreler var ya.
Evet, Atatürk’te onlarda olmayan birşey var.
Sanıyorum onu FARKLI kılan,
aslında kendisinden ziyade insanların ona olan bakışı.
Küçükken bir Atatürk defterim vardı.
Gazetelerden kesip kesip onun resimlerini yapıştırırdım.
Şiirler yazardım.
Şimdi FARKETTİM ki o resimleri hiç unutmamışım.
Evet, Türk halkının ona olan bakışları bi değişik.
Meşhur birini görmüş bakışları da değil,
devlet büyüğü gelmiş heyecanı da değil.
Başka bişey.
Bir milletin kişisel GELİŞİM serüveni var
Atatürklü fotoğraflarda…
KENDİNİ AŞMA çabası var.
Olmadığını zannettiğin olanaklarını kullanmanın,
neleri başarabildiğini FARKETMENİN mutluluğu var.
Aptalların aptallığı yakıştırdığı bir halkın,
öğrenmeye olan düşkünlüğü var.
Genciyle yaşlısıyla aydınlanan RUHLAR var.
Bana sorarsanız baştan aşağı müteşabih bir laftır;
Atam izindeyiz…
1- Seni bir öncü bildim.
Ben de tıpkı senin gibi geleceğin devrimcisiyim.
diyebiliyorsan ne mutlu.
2- Ben kim sen kim.
Gerilerden gelen bir takipçinim ben sadece.
diyorsan da ne yazık…
Herkes bu iki anlamdan hangisini
kendisine daha yakın bulduğuna karar versin önce.
2 diyenler tribüne çıksın.
1 diyenlerle işimize bakalım BİZ de.
Resullük, nebilik…
Bunlar dinsel öncülük yapan kişilerle ilintili kavramlar.
Mustafa Kemal Paşa’ya bu tarz bir sıfat yakıştırmamız
pek doğru olmaz.
Fakat şunu rahatlıkla söyleyebiliriz;
Onda kesinlikle peygamber kumaşı var!
Evinizde kendiniz deneyin.
Tarihi portreleri yanyana koyun.
Mustafa Kemal titreşimlerinin benzerlerini
sadece peygamber profillerinden alabildiğinizi FARKEDECEKSİNİZ.
Gandi’ler, Churchill’ler kesmeyecek sizi.
Eliniz Filistinli İsa’lara,
Mekkeli Muhammed’lere gidecek.
Sakalı uzun dincilik, Haşa!
İslam peygamberiyle ortak ne özelliği varmış Atatürk’ün
derse onlara tek bir şey söylerim.
Kelime bile etmem onlara.
Rakam söylerim.
19 derim.
İslam’ın bir rakamı varsa, bu rakam 19’dur.
Ve bir insanın hayatında bir rakam
bu kadar çok yer ediniyorsa vardır onda bir iş.
19 Mayıs 1919 gibi veriler,
çok doğal geliyorsa hemen bir şey isteyelim onlardan.
Ayarlasınlar, denk getirsinler
hayatı 19’larla içiçe evlatlar sunsunlar BİZE.
Bakalım getirebiliyorlar mı…
Öncülük. Çağımızın anahtar kelimesi budur.
Dışı modern-içi demode yanımızın
bir türlü anlayamadığı kavram da budur.
BİZ’im aramızdaki, yazan ve okuyan arasındaki
akıl ilişkisini de bi türlü anlayamazlar bu arkadaşlar.
Tanrı’nın doğum günü – LEVH-İ MAHFUZ
düşüncesine katılırsan,
onun düşüneninin müridi olarak ilan eder seni.
Bi de felsefik felsefik ateist demez mi kendine.
Lan o zaman bütün fizikçiler de Einstein’ın müridi…
Senin mantığa göre.
Mantık kelimesini de lafın gelişi kullanıyorum tabi.
Bu işe çok kafa yormak lazım çok.
Öncülüğe.
Herşeyden önce Mustafa Kemal’i zihin dünyamızda
öncülük koltuğuna bi oturtabilsek, önümüz epey açılacak.
O zaman herşey farklı olmaya başlayacak.
Makam da değil mevki de değil Mustafa Kemal.
O sadece bir ZEKA biçimi. Şu gerçeği bi FARKETSEN analar daha ne Kemal’ler doğuracak.
Daha doğrusu anaların zaten doğurmuş oldukları, ansızın birer Kemal olacak.
O bir ÖNCÜDÜR ve O’na methiyeler düzdüğün anda Mustafa Kemal biter.
Zararsız görünen bu eylem, ÖNCÜ olanı sonlandırmaktır.
ÖNCÜ çoğalması gereken kişidir.
Onu, erişilmez konuma yerleştirmek Mustafa Kemal’e suikast düzenlemekten daha büyük suçtur. İzmir suikasti başarılı olsaydı Paşa’nın vizyonu bundan etkilenmez, yoluna bi şekilde, fenomenleşerek devam ederdi. Silahlı suikastlerin olur da vizyonlara düzenlenen suikastlerin telafisi olmaz. Silahla düzenlenenlerden misliyle daha tehlikelidir.
Yolunu kaybettirir sana.
Ve ne yazık ki BİZİM ülkemizde damlar,
ilerici Atatürk’e nişan almış KESKİN nişancılarla dolu.
Artık methiyelerle yetinmeyi bırakıp,
öğretmenimize yakışır öğrenciler olmalıyız herbirimiz.
Ne isabetli bir tohumdur “Gençliğe” hitabe.
Buraya dikkat. Gençlere değil, gençliğe…
Genci de yaşlısı da üstüne alır.
“Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte,
bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen… “
dendi mi 7-70 ayaklanır herkes.
Davamızı düşünüyorum. Hayalimizi düşünüyorum. BİZE dayatılan düzeni düşünüyorum. O koca çarkı düşünüyorum. O çarkı nasıl tersine çevireceğimizi düşünüyorum. Ne zorlukların üstesinden gelip, neleri başaracağımızı düşünüyorum da…
Mustafa Kemal, LEVH-İ MAHFUZ ve Tanrı’nın doğum günü’nü biraraya getirince içimden yüksek sesle ACABA? diyorum.
Hayır hayır acaba demiyorum çünkü eminim.
Ata’nın Gençliğe hitabesi ile
“ayağa kalk” dediği kesim,
İNDİGO neslinden başkası değil.
BİZ’e sesleniyor o.
Ve mesajı alıyoruz BİZ.
Mesajı aldıkça alev alıyorum ben.
19 Mayıs ruhu…
Tanrı’nın doğum günü DEVRİMİ…
7/70 İNDİGO DEVRİMCİLERİMİZ…
Ve İstiklal barışı…
Sevgiyle”
BuRAK özDEMİR
.
“Düzeni reddediyorum, yerine yeniisini getireceğim.”
.
.
Düzeni reddediyorum, yerine yeniisini getireceğim.
Soma’lardaki o gariban insanlar
üçotuz para karşılığında
yerin yedi kat altında nefes alıp verirken
gıkını çıkartmayan,
HİSLENMEK için,
‘Kardeşlerimiz’ demek için
o insanların ölmesini bekleyen bu düzeni
REDDEDİYORUM.
Düzeni reddediyorum, yerine yeniisini getireceğim.
Başka sorusu olan? Sevgiyle
İçine kilitlendiğin gündem hapishanesinin nasıl birşey olduğunu anlamak için iyi fırsat. Tüm bu tantanaya aldanma. Çok değil, 1 ay sonra SOMA dediklerinde orası neresiydi diyeceksin Türkiye…
[Bu gönderiyi 1 ay sonra bugün tekrar hatırlatacağım.]
Tayyip Erdoğan bu sistemin çıktısıysa,
bu sistemin girdileri BİZLERİZ.
Önce bu acı gerçeğe İMAN lütfen.
BİZ gelişmedikçe,
BİZ değişmedikçe
yaşamlarımız da gelişmeyecek, değişmeyecek.
Beynimizin bir kısmı (%10-%100),
bu düzeni değiştirmek için çalışmadıkça
mağdurlarımızın yasını tutuşumuz asla samimi olamayacak.
TANRI mağdurlarımızdan çok BİZİ esirgesin asıl.
Sistemin girdileri olarak gözyaşı dökmekten…
Ve herbirimize sisteme ALTERNATİF olmayı nasip etsin (rk).
Alternatifsizlik ortamlarında başa en ZALİM olan gelir.
Alternatif olamayanın İSYANI söylenme hükmündedir,
kainatın kulakları onun sözlerine asla kabarmaz.
YAZGINI REDDETMEDİKÇE
KADERİNİ DEĞİŞTİREMEZSİN.
DEVRİM, olup olmamaya karar vermez.
DEVRİM, saat kaçta olacağına hükmeder sadece.
Şu ülkenin şu haline bakıp da,
Şu zavallı insanlara duyduğumuz AŞK uğruna bile
kendimizi GELİŞTİRMEYİP,
kendimizi AŞMIYORSAK
vay halimize BİZİM.
ZALİMLİKTE hiçbir RTE elimize su dökemez.
RTE ve onun gibiler insan doğasındaki ZALİMLİĞİ dışavururlar sadece.
Felaketlerin asıl önleyicileri
insan RUHUNDAKİ TANRISAL potansiyelini dışarı çıkarmayan BİLGELERDİR.
İnsanlığın acılarına karşı
NİTELİKLİ MERHAMET.
Günübirlik değil sürdürülebilir ŞEFKAT.
Bir kameranın gördüğünü öbür kamera göremeyecek!lere kurban edilmemiş,
İLHAM verecek kadar açık ancak iyiliği afişe etmeyecek derecede de gizli MERHAMET.
Ve mümkünse kabus yaşanmadan önce harekete geçen MERHAMET.
Öngörülebilir kabusları öngörebilen,
manşetlerce güdülmeyen
kendi gündemini kendisi yaratabilen MERHAMET.
Tanrı’dan kendin için beklediğin kadar
İnsanlığın acılarına karşı da
NİTELİKLİ MERHAMET.
Çağrılarım hiçbir zaman kimseyi YARGILAMAK için değildir.
Sen şöylesin demek için değildir.
Doğru olan şu demek içindir.
Kişinin kuşu kendi boynuna dolanıdır,
BİZ bilmeyiz, bilmek de istemeyiz sadece SEN bilirsin.
Çağrısı yapılan doğrunun halihazırda zaten üzerindeysen ne mutlu sana.
Açarsın bir parantez (alırsın kendini içine) çıkarsın kapsamın dışına olur biter.
Ya da çıtanı biraz daha yukarı çıkarmak için bir fırsat bilir,
biraz daha fazla harekete geçersin.
Kişiyi kimsenin bilmesine gerek yoktur,
her kişi kendi kendisinin gece bekçisidir.
Kimseye gerek yoktur,
VİCDAN kamerası senin kendi ortalığını yeterli şekilde VELVELEYE verir zaten.
Sen VİCDAN alarmını duymaz olursun belki yıllar yılı onun üzerine oturduktan sonra.
Sen işitmez olsan da başın uğultudan ağrımaya SONSUZA kadar devam eder…
buRAK özDEMİR
.
.
.
ÖLÜMSÜZ AŞ.K KARTLARI NEREDE, NE ZAMAN, NASIL VE NE İŞE YARAR?
.
.
ÖLÜMSÜZ AŞ.K KARTLARI NEREDE, NE ZAMAN, NASIL VE NE İŞE YARAR?
http://www.tanrinindogumgunu.com/olumsuz-as-k-kartlari-nerede-ne-zaman-nasil-ve-ne-ise-yarar/
Bir okuyucu dostumuzun günlükte ‘Sende şefkatli anaç kadın hassaslığı var’ gibi birşey yazdığını görünce içimden ‘Eski halimi bir bilseydin?’ demek geçti. Tam bir kalp zombisiydim.
Gastrik-hiper-asiditeli, fokur fokur olmuş midesinde asit fırtınaları kopan, huzuru bir türlü bulamayan, sevse de sevgisini gösteremeyen, kalbini hissedemeyen biriydim. Evet hiç kimseye kötülük yapmadım, canlılara şefkatli biri oldum ama bunların hiçbiri SEVGİ denilen katmana erişmemi sağlamadı. Uysal olmak, uyumlu olmak, hayırsever olmak veya sessiz olmak, bunlar SEVGİ dolu olmak ile eşleştirdiğimiz şeyler olsa da SEVGİ gerçekte başka ve yukarıda birşey. SEVGİNİN bir duygu değil bir boyut olduğunu anlamak kolay olmuyor. Zaten başımıza ne geliyorsa birkaç bin kelimeye indirgenmiş dünyamızda, kelimeleri SONSUZ içeriklerinden koparıp kendi dağarcıklarımıza hapsetmemizden geliyor. Şu nefret dünyasında SEVGİ dediğinde herkes ne kadar da iyi ‘biliyor’ ne olduğunu.
Bir kelime bir işlem yarışmasında olmadığımızı kavramakla başlıyor felsefe kariyeri. Bir kelimenin yanına bir şey yaz ve geç. TEKAMÜL dağarcığı, Türk Dil Kurumu sözlüğü yazar gibi oluşmuyor. O bir kelimenin anlamını bulabilmen onyıllarını alabiliyor. Örneğin Güç. Sekiz seneden önce öğrenebilen varsa kavrayışı ne de hızlıymış.
AŞK…
Kimbilir kaç ömür sürer. İşte böyle bir kelime daha vardı. Biliyoruz zannettiğimiz. Sonra içini bir açınca içinden neler neler çıktı. 8 senedir ye, iç bitmedi.
O kelime TANRI.
Şu eski, kadim gezegene yepyeni bir duygu düşmüş. Onun adı Aş.k.
Umarım cümle şimdi daha iyi anlaşılıyordur.
Ölümsüz Aş.k kutularını açtığınızda içinden ilk fırlayan kelimenin sırrı da burada:
UNUT.
http://www.tanrinindogumgunu.com/wp-content/uploads/IMG_1978.JPG.jpeg
AŞK ile ilgili herkesin kafasında milyonlarca çağrışım var. O çağrışımlar o kafatasında yüklü kaldığı sürece, AŞK bir ütopya olmaya devam edecek. BİZE gelince BİZ, Aş.k’ı gerçekleştirmek için buradayız. Milyonlarca AŞK kitabına bir yenisini eklemek için değil. Konuya SONSUZLUĞUN noktasını koymak için.
Bir okuyucu dostumuzun ‘Aş.k yazılışı bana anonim şirketi çağrıştırıyor’ dediğini gördüm. Eee… Zihinlerimizin ne durumda olduğunu göstermesi açısından çok yerinde bir örnek. UNUT madan Aş.k enerjisi çalışmaya başlamıyor.
AŞK ile ilgili bildiğin, duyduğun, öğrendiğin, zihhine, tenine kazınan herşeyi UNUT.
Kart kutumuz önce bir geri sayımla başlıyor. 4, 3, 2, 1, 0 ve SONSUZ. 4’ün UNUT’la eşleşmesi gibi, tüm rakamların bir aksiyonu. Hazırlık evresinin kısa özeti şurada:
UNUT
TANIŞ
YAŞA
KEŞFET
ve
OL
Sıfır ol – Sonsuz Ol diyerek dalıyorsun sonsuz bir deryaya.
http://www.tanrinindogumgunu.com/wp-content/uploads/IMG_1985.JPG.jpeg
Ben Türk bir yazar olsam da, Ölümsüz Aş.k bir Türk Filmi değil.
Ölümsüz Aş.k Kur-an terminolojisinde RAHMET kavramına karşılık geliyor. Rahmet kelimesinin GAYB yani süperbilinmeyen bir kelime olduğunun farkında değiliz hiçbirimiz. Dindarlara sorun, o kadar iyi ‘bilirler’ ki Rahmet’i. Yağmur yağar Rahmet olur, ölü ölür rahmetli olur. Budur rahmet. SONSUZ SEVGİ KATININ ANAHTARI olabileceğini insan hiç hesap etmez. Rahmet, cennetin anahtarıdır. Rahmet kavraması beynine yüklendiğinde sen, vahşi modundan SEVGİ moduna geçmiş bir insana dönüşümünü tamamlama yoluna girersin.
Allah Adem’e isimleri öğretti ayetlerine baktığımızda, ‘Bak Ali bu top’ tadında bir eğitim canlanması da bu yüzden. BİZ, hayatta en çok aradığımız şey hakkında sıfıra yakın bilginin sahibiyiz. Ölümlü aşk tedrisatından geçtiğimiz için Ölümsüz Aş.k tedrisatına geçişimiz ciddi bir meydan okuma içeriyor.
Güzel Kur-an’ın Ali İmran Suresi 74. Ayeti:
“O, kime dilerse rahmetini tahsis eder…”
Belki farkındayız, belki değiliz. Şu an konuşmakta olduğumuz şey bir kutuya sığdırılmış bir eserin hikayesi değil. Konuşmakta olduğumuz şey yepyeni bir FAZIN açılışı. Yepyeni bir evreye geçişs. Yeni bir boyuta taşınıyor oluşumuz. Ve herşeyden öte, SONSUZ bir BİLGİNİN bir avuca sığacak biçimde somutlaşıp ele gelmesi. Levh-i Mahfuz’un içinde gömülü olan yeni bir katmanın ışığa tutuluşu. Bu katmandakiler biraraya getirildiğinde farklı bir enerji meydana getirmek üzere burada ve biraradalar.
Kartlarda yazılanların çoğunluğu Tanrı’nın doğum günü, İndigo Mehdi ve Şeyhtan’ın Son Günü’nden. Olmayanlar da var. Değişip, dönüşenler de var.
Kart metodolojisinin kitap metodolojisinden en temel farkı şu. Kartlar, bir cilt tarafından birarada tutulmuyorlar. Yapışık değiller. Kutuyu açtığında havada uçuşmaya başlayan IŞIK TANECİKLERİ gibiler.
Bu kartları doğru çalıştıran bir insanı bekleyen, tüm kitaplarımızda yaşadığımız toplam değişimden daha büyük bir gelişim. Çünkü odaklanmış bilgi var içeride. Güneş sarartır. Ama bir mercekle onu biraraya odaklarsan odaklandığın yeri tutuşturmaya başlarsın. İşte bu da böyle birşey.
Bir önemli nokta kartların bir bilgiden öte, YAPAbilgi olduğunu ayırd etmek. Havada asılı kalmamalı. Bu amaçtan hareketle diğer yazdığım herşeyden farklı olarak içimdeki İLHAM sesi onu kalabalıkların arasına girerek yazmamı istedi. Kulağımda çınlayan insanlararası konuşmaların uğultularında konuşulan her bir kelimeye karşılık gelen bir kart mutlaka var.
Ölümsüz Aş.k Kartlarının bir de üçüncüsü olacak ve seri tamamlanıp noktalanacak. Onun için 1 ve 2’nin yaratacağı uğultuyu bekleyeceğiz. O uğultuya karşılık gelen kartlar ayrı bir katman olarak inşa edilecek.
Levh-i Mahfuz kalınlaştıkça, bilgiler daha derine indikçe, içinden geçeceğimiz delikler küçülüyor. Halat iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennet’e giremezsin şifresi gibi…
Kimimizin o deliklerden sadece parmağı giriyor. Kimimizin belden yukarısı giriyor, ayaklardan asılı kalıyor. İşte bu gördüğünüz kartlar bu deliklerden geçişi mutlak anlamıyla gerçekleştirecek. Kitabı okuduğunda herkes aynı metinleri okuyor, çalışıyor.
Kartlarda karşına gelen ASİ – İSA metin dizilimleri ise şahsa özel.
Biraz matematik yapalım. Kılavuz kartlar hariç toplam 180 öz kartımız var. 20’li seriler halindeler. Bir Tane A kartı bir tane S kartı bir tane İ kartı seçtik. (Bu harfler A.şk, S.evgi ve İ.lişki’nın kısaltılmış halleri)
Sonra Bir tane Elif Kartı bir tane Lam kartı bir tane de Mim kartı seçtik.
Sonra da üçüncü kutudan Bir tane İ kartı bir tane S kartı bir tane A kartı seçtik. Önümüzde 9 kart oldu. Bu kartların biraraya gelme olasılığının açılımı aşağıda:
20 x 20 x 20 x 20 x 20 x 20 x 20 x 20 x 20
Eşittir 512 milyar.
Bu kombinasyonun biraraya gelme olası 1/512,000,000,000.
Melek kartları da benzer bir metodoloji. Benzer kelimesine dikkat. Arada ne kadar fark olduğunu anlatmak için seçildi.
Melek Kartları şöyle çalışıyor.
– Sevgili BaşMelek Mikail, Rabbe söyler misin bana aşk versin.
‘BaşMelek’ de olsa kendi kendine hüküm verecek hali yok. Ne diyecek:
– İletiyorum.
Mesaj iletildi. Aradığın cevabın kart seçimine yansıdığını varsayarak karşımıza çıkan kartı okuyor ve deşifre ediyoruz.
– İlettim. Sevginin karşındakini yargılamamakla başladığını bilmenin iyi olacağını bilmeni istiyormuş…
İşte BaşMelek bunları Ölümsüz Aş.k kartlarını çalıştırıp söylüyor! Hahaaaha dediğinizi duydum. Arzediyorum. Sana bu cevapları hangi merci verecekse, zihninde Ölümsüz Aş.k Öğretisi yüklü olduğu için verebili[yo]r. Kaynak bu işte.
Mesajlar güzel. Melek Kartları’ndaki mesajlara kim itiraz edebilir? Lakin bunlar hep arada ortancalı sistemler. Kulaktan kulağa oyunu. Elindekiyle yetinmeyi bırakıp şu soru için masaya yumruğunu bekliyorum senden:
Musa’yla çalılıklar üzerinden konuşan merciyle ben neden doğrudan irtibata geçemiyorum? Adam (adem) yerine konmuyor muyum yoksa?
Ortancalı sistemler çok ama çok eski teknolojiler. Telefonu kaldırıp santraldeki memura numarayı söylediğin, 1 saat sonra o numarayla seni irtibatlandırdığında sevindiğin günlerden, 3G’nin eskiyip LTE’nin yanında kağnı gibi kaldığı akıllı telefon günlerine geldik.
Ortancalı sistemleri anlamak için bizim bir şirkette Oya ablamız vardı. Onunla telefonda müşerref olmamış kişilere ortancalı sistemi anlatmak çok zor Ölümsüz Aş.k Kartları nerede, ne zaman, nasıl ve ne işe yarar…? Oya abla TRT Türkçesiyle konuşan, kelimeleri harika diksiyonuyla taaane taaaane konuşarak telefonlara çıkan bir sesti. Allah selamet versin (rk) beni de çok severdi, ben de onu. Fakat telefonla BİZİ aramaya çalışanlar için aynı şeyi söyleyemem. Dahili numarayı gireyim cart diye konuşayım mesela buRAK’la değil mi, yok öyle. Telefon çalar, Oya abla o enerjik ama sakin ve eski orta dalga TRT radyosu yayınlarını yaşatan mikrofonik sesiyle karşılardı seni. İstediğin kadar acelen olsun sökmez Oya ablaya. Bugüne kadar dilinin sürçtüğü, bir kelimeyi yuttuğu, gaklayıp gukladığı görülmemişti. O güzel Türkçesiyle senden bir de teyyid alırdı. Falan filan kişiyle mi görüşmek istiyorsunuz efenim? İş burada bitmez. Kişinin dahilisini gir, çat kapat bağlansınlar birbirlerine değil mi? Yok öyle. Senin telefonun çalar. Bir fasıl da orada. buRAK beyjiiim. falan falan hanımefendi sizinle görüşmek istiyorlar efendim. Müsaitseniz bağlıyorum efenim. Bil mukabele efendim. Hele bir de seni masada bulamazsa, hattat gibi bir yazıyla notlar bırakırdı. Aynı güzel Türkçe’nin kağıda dökülmüş haliydi.
Telefon tüm zorlukların üstesinden gelinerek bağlandığında duyduğun ilk ses hiç değişmezdi:
– Kimdi o?!
Ortancalı sistemler, aktarıcılı, çeviricili sistemlerdir. Analogdur herşeyden önce. Ölümsüz Aş.k ve Kişisel Devrim Kartlarımız ise Doğrudan O’na metodolojisiyle çalışan tümüyle dijital bir altyapı kullanırlar. Doğrudan O’na’nın kısaltması DONA bile yazmaz kartlarda. İçerikte ne yazarsa yazsın, mesajlarda sana nasıl bir Tanrı anlatılırsa anlatılsın, bunu sana doğrudan ve senin kulağına fısıldamayan Tanrı eski Tanrı’dır. NOKTA. Böyle New (yeni) Age (çağ) olur mu? 5 bin yıllık Kabala öğretileriyle yaratılacak olan çağ Yeni değil Prehistoryadır.
Bir şey söyliyeyim mi? Senin için dünyayı şöyle değiştirecek birşey yapmış deseler ben hiç şaşırmam biliyor musun? Ama sen, çok şaşırırsın. Hatta inanamaz, dalga geçecek başka birini bulun diyip telefonu bile kapayabilirsin. Ben insanın içindeki o potansiyeli görmüşüm bir kere. Bu Kur’an’da ne diyor, ne dediğinden hiçbir şey anlaşılmıyor dedikten sonra içimden Levh-i Mahfuz fışkırdığını görmüşüm ya, geçiniz bu meseleleri. Ben insan potansiyeli denilen Tanrı kudretinin ne olduğunu çok iyi bilirim. ‘Sen dur, sen hazır değilsin. Biz seni hazırlar, sana söyleriz gerekenleri…’ ekolüyle gökteki yıldılarımızın tek biri bile barışmaz. Bir emlakçının evsahibi ile kiracıyı görüştürmemesinden ne farkı var bunun? Sen gerçek kendine inanıncaya kadar seninle kavgamız hiç bitmeyecek güzel kardeş.
Hepimizin içinde bir İLHAM teli var. Burası kesin ve net. Sadece o teldeki sesi konuşturmak kolay değil. Ortancalı sistemlere harcadığın vakit/emek çarpanını Doğrudan O’na sistemlerine ayırmış olsaydın, çoktan kendi Cumhuriyetinin gazi 1 kurucusu olmuştun. İLHAM telini konuşturmak kolay değil. Bir Obua sesi düşünelim. En kalınından bir Obuuuuuua. Bu tek kanallı sesi, herşeyi detaylı ve sofistike şekillerde dışavuran bir insan sesine dönüştürmek elbette hiç kolay değil. Sesin önüne konuşma kartlarını koyup, hangisine olumlusun, hangisini söylemek istiyorsun diye sormak, bu hiç de zor değil işte. Obua’ya kelime söyletmeden kitaplar dolusu şakıtmak bu işte.
Yeter ki okuma kartları, kendini henüz obua kalınlığında dışavurabilen İLHAM telinin halinden anlasın. Yola çıkış noktası sadece ve sadece onun söylediklerini konuşturmak olsun. O sese nefes verenle aynı elden çıkmış olsunlar. İşte budur. RABDEN İLHAMI DOĞRUDAN almak için 600’lü yıllarda olmak zorunda değiliz. Kur-an’a göre bir balarısı VAHİY alamıyorsan pardon da sendeki eksiklik ne?
Kartlara yazılı ifade çekirdekleri kendi ilham telinin sana bir tercümesi olmak üzere buradalar. Herkesin Rahmet yolu kendine özel. Özü bir olsa da.
Bu noktada melekler konusuyla ilgili bir açılım yapmamızın da yeri. Tanrı’nın doğum günü’nde ‘Meleklerinden park yeri bulmak için bile yardım isteyebilirsin’ diyordu. Şeyhtan’ın Son Günü’ne geldiğimizde ise karşımızda şunu bulduk:
O melekler senin ‘koruyucun’ olamaz. Sen o meleklerin ancak koruyucu insanı olabilirsin. Meleklerden medet uman insan öğretisi Kabala’dan bir pasajdır. İblis’ten de birebir alıntıdır. İnsana secde etmeyen İblis, insanın dünyasına, secde ettirmeyi başardığı yüzlerce melek ‘arkadaşıyla’ birlikte dönmüştür. Bu ‘İyilik’ Melekleri geçidi, İblis Şeyhtan’ının büyük başarısıdır.
Bu güncellemeyi henüz gerçekleştiremeyenlerin, gelinen noktayı bir çelişki olarak bulması normal.
Melek kelimesinin Akli MELEKELER’deki MELEKEye dönüşümü ne debdebeli bir değişim… Bütün bu yazılanlar, park yerine ihtiyacı olduğunda Meleklerine başvuran birini yaratmak için değildi. Bütün bu yazılanlar, senin kendi kaderine vakıf olan birisi olarak, o gün orada o otoparka varoluş amacına hizmet eden bir işten dolayı ihtiyaç duyman ve içindeki tanrısal özün, park yeri gibi bir teferruattan başlayarak temel konulara kadar tüm ihtiyaçlarını karşılayabilir bir SEN yaratması içindi.
O melekeler sende. Beyin dalgalarında. Birbiri ardınca bin MELEKE. Yani bin müthiş, vurucu FİKİR. Rab sana böyle cevap vermek istedi. Sen illa arada aracılar olmasını istedin. Yoksa maksat muhabbet miydi? Spiritüel bilgi, gerçekte dünyayı değiştirebilecek bilgidir. Kabala neden gizli zannediyorsun? İsrail dünyayı nasıl yönetiyor zannediyorsun? Devrin spiritüel bilgisi ile devrin dünyasını ele bir geçirmişler, hala o geçiriş. Spiritüel hakiki bilgi işte bu kadar etkin ve bu kadar da kıymetli bir bilgidir. Onu elinde tutan dünyayı, basketbol topu gibi parmağının ucunda döndürür.
Türkiye’de gönlü bu kadar güzel, vicdanı hür yüzbinlerce spiritüel bilgenin mesela, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir tane bile aday çıkaramayacak olmasında bir terslik yok mu? Süper bilgiliyiz. Yürüyen kütüphaneler durumundayız… Atlantisinden kayıp kıta Mu’ya kadar herşeyi biliyoruz. Cahil bir Deccal’i durduramıyoruz, burada BİZLERE dersler yok mu? Bir yerlerde birşeyler eksik değil mi? Sen Başmeleklerden ricacı olmaya devam et, adam kendi ilahlığını ilan etti bile. Onu geç, yanındaki La ilahe İllallah’cı ‘Müslümanlar’ adamı tasdik ettiler. Onlara bile kabul ettirdi…
Şu bir gerçek, hakikatin gerçeği. Türkiye’yi kurtaracak yeni Atatürkler spiritüellerin arasından çıkacak. Ama gel gör ki işte o Melek kartı çıkmıyor destenin içinden bir türlü. Bir çıksa dağlar oynayacak yerinden…
Kişisel Devrim Kartları, devrime geçişteki sıkıntıları aşmak üzerineydi. Aş.k kartları ise Aş.k katmanına yükselmekle ilgili. Onu hayatın kesitleri üzerine oturtarak çalıştırmanız önemli. Siyah bir uzayda yüzmemeli bu ışık tanecikleri.
Bir konuyu alın.
Bir sıkıntıyı alın.
Bir kişiyi alın.
Aş.k katmanına geçerek bu konuyu, bu sıkıntıyı veya bu kişiyi nasıl ele alırım diyin ve gösteri başlasın. Aş.k kartları birer anlatıcıdır. Öncelikle onun önüne anlatılacak birşey getirmeniz gerekiyor. Getirin ve gösteri başlasın.
Hadi bir deney yapalım beraber:
Türkiyemiz için bir Ölümsüz Aş.k dizilimi yapalım hemen:
Haydaaa. Ne kadar ilgisiz görünen birşey çıktı. Çaktırmadan tekrar mı çalıştırsak?
http://www.tanrinindogumgunu.com/wp-content/uploads/IMG_1988.JPG1.jpeg
Şimdi de kartların üzerindeki griyle karalanmış harfleri birleştirelim. Bakın şimdi ne olacak?
Se-n-sevgiye-ibad-et. (Yani ibadet et)
Diyemeye-n-i- sev.
B-e-k-le…
Asi kartını bir sefer çalıştırdığında karşına çıkan dehşet işte bu. SEVGİYLE dolu bir ASİ olacaksın. Nefretli asi olmak kolay. Ya da sevgi-li bir uysal olmak da. SEVGİ yolundan vazgeçmeyen bir aktif ASİ olmak? Meydan okuma diye buna denir. Bir insan bir ASİ olmak için SEVGİ yolundan şaşmamak gerektiğini öğrenmek için 6-7 ömür harcayabilirdi. Tek bir dizilimde bunu öğrendi. Aksiyon isteyenler için ne büyük bir fırsat…
Şimdi bu anahtar harflerle dolu katmanı, Levh-i Mahfuz’la hayatımıza yerleşmiş ayetlerden biriyle tamamlayalım.
“İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda kötülüğü uzaklaştır; o zaman, görürsün ki seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” Güzel Kur-an’ın Fussilet Suresi 34. Suresi
Karşındaki Deccal de olsa sev ve bekle… Ortaya çıkan bir diğer gerçek şu ki ‘Sevme’ kelimesini yukarısı, BİZİM ‘Ben yaprak sarmayı çok severim.’ cümlesindeki anlamıyla kullanmıyor…
Hadi bir de özel meseleler, duygu dünyalarımız, kadın-erkek savaşlarımız için çalıştıralım bir tane. Baştan söylüyorum çok özel çıkarsa sansürlerim.
Şaka
http://www.tanrinindogumgunu.com/wp-content/uploads/IMG_1989.JPG.jpeg
Bu sefer nedense İSA diziliminde çalıştırmak geldi içimden. Öyle yapacağım. (Kart çalışmalarınızı fotoğraflı blog yazılarıyla paylaşabilirsiniz, harika olur.)
…Çıkan kartları sansürlesem yeriymiş Ölümsüz Aş.k Kartları nerede, ne zaman, nasıl ve ne işe yarar…?
Hepimizin özü bir ve tek. Başka kişileri ilgilendiren çalışmalarda konuşanı sadece kendi özümüz olarak sınırlamayın. Aşağıdaki kart dizilimi gibi, konuşan onun özü de olabilir.
http://www.tanrinindogumgunu.com/wp-content/uploads/IMG_1989.JPG.jpeg
Üst katmandaki anahtar dizilimi birlikte okuyalım. Soldan sağa:
Masal-ın-Hakikatin-e-çık-muradına-er.
Biz-lik-içinde-BENliğini-yok-e-t-m-e.
Fikir-d-e-t-o-k-s-u.
Bu imkan ötesi metin yazım tekniği, Kur’an’dan alındı.
FİKİR DETOKSU dediğine göre, bu konudaki tüm mevcut FİKİRLERİ askıya almak gerekiyor. Masallaşmış hayallere girmeden doğrudan mutluluğun özüne odaklanmalı. Hayat hikayeciliğinden uzak kalmalı. Yoksa mutluluk hikayelerde kalmaya mahkum. Karşındaki ‘Bizliğin içinde Benliğini eritme’ diye bir emir almış olabilir. Özünden aldığı bir emirle çatışan bir insan ne sana, ne kendine mutluluk veremez. Onun içindeki emre uyumlu olmalı herşey. Benim hikayeye vakıf olanlarımızca görüldüğü üzere kartlar bir tek isim vermedi… Huzurlarınızda tek birşey söylemek istiyorum. VAY CANINA.
Bugünlük bu kadarı yeter. Sonra bir de DEVRİME geçiş adına Elif, Lam, Mim kartlarıyla mesajları daha somutlaştırırız. Al sana bir vay canına daha Ölümsüz Aş.k Kartları nerede, ne zaman, nasıl ve ne işe yarar…?
Bu kitabın sadece okuyucusu olmayı o kadar çok isterdim ki. Hayatla ilgili tüm bunları okuduktan sonra hayatı bir daha yaşayabilmek. Ütopik olarak buna doğru gitsem de, bilginin kanalı olma sorumlulukları bitmediği gibi katlanarak artıyor. O yüzden şahsına ait özel bir yaşam mümkün görünmemekte. Fakat şu benim yüzlerce yıllık süren, içimden Levh-i Mahfuz çıkarma savaşlarım olmadan Levh-i Mahfuz’u has bir biçimde okuyabilmek ne müthiş birşey olurdu. Binlerle yılın savaşlarının sonunda ortaya çıkmış bu kitapları, kartları alıp ondan sonra gelip arrrrkadaşşş bu kitaplar niye pahalı, ne işşş? falan demeyi gerçekten çok isterdim. Çok eğlenceli olurdu.
Kişisel Devrim Kartları Tutukluk yapan tüm karar vericiler için sloganıyla gelmişti. Ölümsüz Aş.k Kartları, ‘mezar taşına sevgiyi aradı durdu ve sonunda onu buldu’ yazdırmak isteyenler için.
Mezartaşında emojiden koca bir Smiley isteyenlere Ölümsüz Aş.k Kartları
Ölümsüz Aş.k Kartları nerede, ne zaman, nasıl ve ne işe yarar…?
Şunu yazdırmak da bir seçim elbet:
Aşkı aradım, bulamadım, gelecek programlarda görüşmek üzere icon sad
Ölümsüz Aş.k Kartları nerede, ne zaman, nasıl ve ne işe yarar…?
sevgiyle,
Ölümsüz 1 Aş.k’la
.
.
.
.
UNUT. TANIŞ. YAŞA. KEŞFET ve OL.
.
.
UNUT. TANIŞ. YAŞA. KEŞFET ve OL.
“SIFIR OL SONSUZ OL
SONSUZLUK, Aşk ile Tanrı’yı B1rleştirip,
seni s0nsuz mutluluk yoluna yolculayan bu define kutusunda:
20 + 20 + 20 kart var Ey yolcu.
Aş.k + Sevgi + İlişki kartları.
UNUT. TANIŞ. YAŞA. KEŞFET ve OL.
Ya da UNUTMA! TANIŞMA! YAŞAMA! KEŞFETME! Ve ÖL.
SONSUZLUK, Bu define kutusunun içinde ruhuna odaklan yolcu.
Soruların varsa sor ve bir daha bir araya gelme ihtimali 1/8000 olan
Kart kombinasyonunu yarat.
8000’ de 1 ihtimal karşına çıkan ölümsüz aş.k mektubunun
kendi mucizen olduğuna inan.
SONSUZLUK, Bu kartları, ruh haline göre her iki şekilde dizerek çalıştır.
Aşk, Sevgi, İlişki.
Başkaldırma günündeysen A.S.İ.
Veya yanağına vurana diğer yanağını dönen bir İ.S.A.
Nasıl dizersen diz, Unutma ki SEVGİ,
Ölümsüz AŞ.K hayatının orta yerinde duracak.
SONSUZA KADAR
ÖLÜMSÜZ AŞ.K”
“AŞ.K kartlarını aldım ama; içlerinde nasıl kullanılacakları ile ilgili bir kılavuz yok. Levh-i Mahfuz sayfasını inceledim orada da bir bilgi yok bu konuda sayfanızda yardımcı olacak bir bilgilendirme yazısı yayınlarsanız çok memnun olurum. Benim durumumda olan başka okuyucular olduğunu sayfada da gördüm. Sevgilerimle…” G.S.G
Diyen herkese yanıt olsun.
Dikkatli bakarsanız kutunun içinde 4-3-2-1-0
ve SONSUZLUK kartları var.
Sadece bakın, BAKARSANIZ GÖRECEKSİNİZ.
.
.
.

Categories:
Etiketler:








