EĞER KAPIN ÇALINIYORSA, AÇ AĞZINI KAPA GÖZÜNÜ

BİR AN İÇİN SEN SU OLDUĞUNU DÜŞÜN;
“Su denli özel, su denli yararlı ve su denli çok, tükenmez…
İnanıyorum ki gerçekten de öylesin.
Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.
Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın.
Unutma daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin, gürültünün parçası olursun yalnızca!
Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir.
Çünkü”Su nasılsa burada, gerek yok ki suyu kana kana içmeye” diye düşünürler..
Tıpkı, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!
Ormandaki hiçbir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye dek.
Hepsi, hep sabahın en sakin anini bekledi; suyun durgun yerlerini bulabilmek için.
Gittiler ve sakin sakin gereksinimlerini giderdiler.
Onlar için en uygun olan kendi istedikleri zamandı.
Sen hep bir su olduğunu düşün.
Su gibi güzel, su gibi vazgeçilmez…
Ve su gibi yasam kaynağı olduğunu düşün.
Ama su gibi yaşatıcı ol.Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!..
Suysan tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme; sana “felaket” denmesin!
Suysan bir bardağa sığabil ki damarlara girebilesin!..
Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi gerekli ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu da unutma.
Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de “kıyametler” koparıcı olabileceğini unutma…
Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, yasam verirsin çevrene.
Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun seller, afetler gibi.

Tercih elindeydi hep ve hep “senin” ellerinde olacak…

Ya tutmayı öğreneceksin dilini ya da hiç durmadan konuştuğun için, yalnızca bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!

Ama yapman gereken su değil mi?
Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini.
Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını.
Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini…
Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin…
Konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun sözcükleri seçmeye çalışacaksın…Yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, zaman yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin ” kıyıya yanaşmasını” bekleyeceksin!..Demeyeceksin ” Ben canim isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!..”

Demeyeceksin” Ben aklıma geleni geldiği biçimde söylerim.

Karsımdaki de değil duymak değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda..”
Keşke öyle olsaydı.

Keşke hakli olsaydın, ama maalesef değil…
Ağzını açıp “Şelaleden dökülen suyu” içmeye çalışan bir tavsan gördün mü hiç?…

Ya da önüne çıkan ağaçları bile sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğrasan bir ceylan gördün mü?
Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler; beyni olan her canlı gibi!
Haydi… Sen simdi ” su olduğunu” düşün ve kendini ” su gibi ” hisset…
Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı…
Su gibi yaşam kaynağı ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu anımsa…

Ama yine su gibi ” küçük bir bardağın içine” sığdır ki kendini girebilmeyi öğren insanların damarlarına.

Yaşam ver… vazgeçilmez ol!”
(Dillendirenlerden bir alıntı, paylaşmak istedik.)

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

 

Kendini Koşulsuzca Sev, Öğretiler ve Sen

Kendini Koşulsuzca Sev

 

Kendini Sevmek…

Yüz kiloluk bir kalbim vardı

ve minicik bedenim…

O minicik bedende binlerce anının,

olayın durumun ve insan hallerinin

özünü sevgimle taşıyorum…

Hayal kırıklıkları, bozulmuşluklar ve yapılmışlıklar, en mutlu ve en üzüntülü anlarımın coşkuları… Kalbimden bedenimi aştığım huşu dolu haller… Ve derin bir kavrayışla bir kez daha bir kez daha uyanıvermelerim… Hepsi benim içimde ve hepsi bana dair. Sizdeyken kendimi gördüm siyah, beyaz, gri…

Sevgi.

Tüm duygular hayal kırıklıkları

ve şükürler olsun mutluluklarım,

sevinç çığlıklarım arasında hep aynı mesaj vardı…

Sev Kendini

Daha Çok Sev…

Daha Çok…

Evet, kendimi seviyorum

ve kendime aşığım…

Yansımalar arasında gidip gelir ve yalpalarken… Yatay gittiğimi sanırken oysa en karanlık hallerimde dâhi kalbimin sesi aynı çığlığa uzanıyor…

Sev kendini…

Kendini sevmek her şeyi sevmek demektir.

Her şeyi.

Hayatın her yönüyle hayatına giren

binlerce sevgili arasında kendini bulmak…

Çok sevdiğim insanların

beni inanılmaz kırdıkları

ve incittikleri oldu.

Bunu istemeden de yaptılar…

Bir başka bakışta beni en çok incitenler

beni en çok sevenlerdi…

Beni ben yapmak için

aldığım kararlarda öncü oldular…

Ben oldular…

Benim yaratımım oldular…

Bunu fark edemediğim pek çok an

onlara kızdım ya da yaptıklarım için kendime…

Neden böyle yaptı?

Neden böyle oldu? 

Neden böyle yaptım sorusu…

Sonra kocaman bir idrak kapımı açtı…

Yalnız değilsin…

Oyunu Fark Et!

Hiçbir şey Göründüğü Gibi Değildir.

İdrakini Aç ve Uyan.

Yarattığın Oyunun Esiri Değilsin…

 Kurban Ya Da Katil Değilsin…

Sadece Sevgisin!

 

Burcu Özgeçen

http://indigodergisi.com/52/bo001.htm

 

Bütün öğretiler bizim talebimiz üzerine gelmiştir.

Bunu bilen kişi yargılama dürtüsünü yitirmelidir. İşte bu nedenle yargıladığı bu öğretilerin içine girmelidir, ön yargısızca. Bu kendini altüst etmek ve egoyu ben yaparak yükselmektir. Yani yargıladığınız şey olduğunuzu gördüğünüzde ve onu sevdiğinizde, artık ego(zihin) ve yargı ortadan kaybolur…

Bu tüm öğretilerin birleştiği ve tüm varlığın bir olduğunu tattığımız andır.

‘Biz’ dediğimizde kendi gücümüzün herkese dair olduğunu,

varlığımızın efendisi olduğumuzu biliriz.

Yaratırken ‘Biz’ için yaratmışızdır.

O, kendi içimizdir. Dışarısı değil…

Bu nedenle, bize öğretilenler dışında ‘yeni’ diye tanımlanan bilgiler ‘Ben’ merkezlidir… Çünkü ‘Ben’ kelimesi farkındalıkla söylendiğinde ‘Biz’ demektir, bir demektir.  Kendi bilginizi seçerken ve uygularken kendinizi koşulsuzca sevmek ve varlığınızdan memnun olmak en güzeli.  Kocaman bir varlığın bir parçası olduğunuzu, mozaik taşlardan biri olarak öteki dediğinizin en az sizin kadar gerekli ve yeterli ve değerli olduğunu, en önemlisi sevgi olduğunu bilemeniz gerekir. Kendinizin efendisi olmak istiyorsanız hiçbir öğreti ve yolu ve de yaşayışı yargılamadan kendinize en uygun olanı bulmalısınız. Bunun tek yolu deneyimdir. Koşulsuzca, ön yargısızca hiçbir şey bilmediğinizi ve diğerleri sandıklarınızın da sizle aynı olduğunu bilerek; binlerce biçimi deneyimlemenizdir. Bunun sonrası,  kendi özünüzü yaratmakla,  kendi yolunuzu bularak bu yolda üstatlığınızı ilan etmekle sonuçlanır. Bu en keyifli an, yolunuza çıkan binlerce deneyimle değerlidir. Bu an ve sonuç deneyim, gidilen yollarla keyiflidir. Gücümüz bize baştan verilseydi, burada, bu deneyim denizinde, binlerce parçaya bölünmüş olarak durmazdık.

Bu oyuna siz evet dediniz, kabul edin ve oynayın.

Kendi üstatlığınızı ilan edin, mürit de sizsiniz tanrı da…

Tüm bu sonsuzluk sizi destekliyor.

Biz Bir’iz.

 

  Burcu Özgeçen

http://indigodergisi.com/arsiv/ozgecen33.htm

TEŞEKKÜR EDERİZ

Ahmet Kaya

www.izmirliahmetkaya.com

 

 

BİR KİMSE İÇİN HER ŞEY OLAMAYIZ

 

BİR KİMSE İÇİN HER ŞEY OLAMAYIZ

 

İlişki kurma ihtiyacımız doğamız gereğidir. Sevgi ve şefkat vermek ve sevgi ile şefkati almak, yani bir enerji alışverişi ihtiyacı insan deneyiminin bir parçasıdır. Sevgi de şefkat de enerjidir. Bu parçamızı inkar ettiğimizde, bu kendimizi besinden mahrum etmek gibidir, AÇLIK artar. Önemsenmemiş açlık artmaya devam eder, ta ki bir gün gelip de kontrol altına alınamayıncaya dek. Sonrasında, bu açlığı doyurma arzusu kişinin en büyük SORUNU haline gelir. Bu karşılanmamış ihtiyaç, daha sonraları bu hayatta yükselebilir veya başka bir ömüre dek yüzeye çıkmayabilir.

AYRICA BEDENDE HASTALIK VEYA

RAHATSIZLIK OLARAK DA ORTAYA ÇIKABİLİR.

Bir eksiklik çocukken SEVGİ ve ŞEFKAT alamamaktan kaynaklanabilir. Bu kalıp yerleştiyse, kişi sevgiyi ve şefkati, sürekli inkar etmeyi öğrenir. Sevgiye izin vermeyecektir çünkü bunu haketmediğine dair şuuraltı bir inancı vardır. Sevgiyi kendine çekebilir ve sonra onu geri itebilir. Ancak CİNSEL BİRLEŞME yoluyla tamamlanma arayabilir ama duygular yükseldiğinde, hisleriyle baş etmekte zorluk çekebilir.

Sevgi ve şefkat birlikteliliğinde veya ilişkisindeki bir eksiklik ise MUHTAÇLIK yaratabilir. Bu muhtaçlığın şiddeti kişinin nasıl bir ilişki kuracağını belirleyecektir. Muhtaçlık o kadar güçlü olabilir ki kişi, asla platonik bir ilişkiye sahip olamayacaktır. İlişkileri hep, “İŞTE ARADIĞIM BU OLMALI” gibi aşırı uca doğru yönelecektir.

Pek çok insan, başlangıçtaki bu sinerjik deneyimle evlenir.

“O BENİM BİR TANEM; BAY/BAYAN DOĞRU’YU BULDUM”

Duygusuna kapılmışlardır ve birkaç yıl sonra ise fark ettikleri şu olur:

“BUNA DAHA FAZLA DEVAM EDEMEM, BU DOĞRU DEĞİL” veya,

“EVLENDİM, ÖYLEYSE BUNU YÜRÜTMELİYİM”

Sevgiye ve şefkate karşı nasıl açık kalırız? Sevgiyi ve şefkati o kişiye yapışmaksızın ve gerçeklik olmayan bir şey dilemeksizin nasıl açık tutabiliriz?

Bu zihinsel bir karar aracılığıyla yapılamaz. Duygularımıza açık kalarak ve temas halinde kalma süreciyle; duyguların YAZMA, DANIŞMA, arkadaşlarımızla KONUŞMA aracılığıyla ifade edilmesiyle olur. Bu süreçte, kendimizi aşırı duygusallıktan özgürleştiririz. Talepler ve beklentiler bu aşırı duygusallığın içinde yaşar. BİZ bunu salıverdiğimizde, BAKIŞ AÇIMIZ değişmeye başlar ve o kişiyi daha net görebiliriz. SEVGİ çok gerçek olabilir ama duygusal katmanda yapışıp kalan BEKLENTİLERİ BIRAKMAYA İHTİYACIMIZ VARDIR.

Bunun için AYNA ile ÖZELEŞTİRİMİZİ yapmış ya da yapabilir durumda olmamız gerekir. Özür dilrim,beni affet, teşekkür ederim, seni seviyorum…

Sevgi ve şefkate kapıyı kapamaktan nasıl kaçınabiliriz?

Bir kişi bize duymak istemediğimiz bir şey söylediğinde, zihinsel olarak kendinize, “ONUN NE DEDİĞİNİ DİNLEMEK İSTİYORUM ÇÜNKÜ ONUN BAKIŞ AÇILARINA VE DUYGULARINA SAYGI DUYUYORUM. DİNLEYEMEZSEM, ENGELLENMİŞ HALE GELİP KENDİNİ KAPATACAK VE BU DA İLİŞKİMİZDE BİR UÇURUM OLUŞTURABİLİR.” Demeye gayret edin. Açık olun ki böylece, o da tıpkı yakın bir arkadaşı ile konuşuyormuş gibi düşüncelerini paylaşabilsin. Durumunuzu kelimelere dökmeye gayret edin: “SENİN YANINDA OLABİLMEYİ İSTİYORUM AMA İÇİMDE ŞU AN YAŞANILMASI GEREKENLERİ DENEYİMLEMEKTEYİM. HAYDİ BUNUN ÜZERİNDE ÇALIŞALIM, LÜTFEN KENDİNİ BANA KARŞI KAPAMA, BEN DE SANA KARŞI KAPANMAMAYA GAYRET EDECEĞİM.” Unutmayın, diğer kişi için her şey olabileceğinizi düşünmeniz gerçekçi değildir. Sınırlamalarımız vardır.

Bir kimse için HER ŞEY olamayız.

Ne yazık ki bir ilişki bittiğinde verilen en genel tepki, KIZGINLIK ve ÖÇ ALMA arzusu hissetmektir. Bir ilişkinin değişimi sırasında İNCİNMİŞLİK ve KIZGINLIK deneyimlemek normaldir. Bu hisler kabul edilmeli ve onlarla başa çıkılmalıdır ama korunup büyütülmeleri gerekmez. Ayna ile özeleştiri bu konuda sizin en büyük yardımcınızdır.

Bir insana karşı patlamaktan kaçınmak için zekamızı kullanabiliriz ve bunun yerine bir durum hakkında hırsla veryansın edebiliriz. “TAMAM ŞİMDİ SİNİRLENMEYE DEĞMEZ” veya “BUNU AŞAYIM” diyorsak kızgınlığımızı bastırıyor olabiliriz. Sanki kızgınlık geçmiş gibi hissedebilmemize rağmen, dikkat gösterilmedikçe dağılmayacaktır. Bu kızgınlık başka bir zaman DEPRESYON olarak ortaya çıkabilir.

KORKUYU TANIDIĞIMIZDA, ONUN ÖTESİNE GEÇİP BÜYÜMEK İÇİN ONUNLA YÜZLEŞİLMELİDİR. HİÇBİR ŞEY SEVGİYLE KORKU KADAR ÇATIŞMADA DEĞİLDİR VEYA SEVGİYİ KORKU KADAR ENGELLEMEZ. SEVGİYE AÇIK KALABİLMEK İÇİN KORKUYLA YÜZLEŞMELİYİZ. KORKU, KALBİ DİĞER BÜTÜN DUYGULARDAN DAHA ÇOK KAPATIR VE

RUH VARLIĞINI FELÇ EDER.

İlişkilerde tıkanmış enerjiyi iletişim yoluyla dağıtmak her zaman kolay değildir. Tıkanmış enerjiyi salıvermede diğer bir aracın ve yardımın ise kişinin YARATICILIĞINI kullanmasıdır. En derin DUYGUSAL tepkilerimiz RUH EŞLERİMİZ tarafından tetiklenir, başka hiçbir kimse bizi bu şekilde zorlamaz. Mesele ne olursa olsun, önemli olan nokta KENDİ üzerimizde çalışmak ve varlığımızın tüm katmanlarını bütünleştirmektir.

“Michael Ranucci’ye sohbeti için teşekkür ederiz”

 

BİZLER SADECE KENDİMİZİ DEĞİŞTİREBİLİRİZ,

BAŞKA BİR KİŞİYİ ASLA DEĞİŞTİREMEYİZ.

www.izmirliahmetkaya.com

 

www.tanrinindogumgunu.com

 

 

SUÇLAMAK, sağlıklı bir ilişkide uygun bir davranış değildir

SUÇLAMAK, sağlıklı bir ilişkide uygun bir davranış değildir

 

Danışanlarımızdan sık sık, “bir ilişki istiyorum, hayatımın değişmesini istiyorum, hayatımda birini istiyorum”gibi sözler duyarız ve onlar, başka insanlarla tanışmak için kendilerini dışarı atarlar, genelde sosyal toplantılara giderler. Kendimiz üzerinde Reiki ile meditasyon çalışması yaptığımızda, kısaca içsel açıdan çalıştığımızda, titreşimlerimizi değiştiririz. Bir hazır olma noktasına gelindiğinde, bu yeni titreşime uyan birilerini hayatımıza çekeriz.

Şu an bir ilişkiniz yoksa, belki de KENDİMİZLE bir ilişki kurmaya ihtiyacımız vardır. Farkında olalım. Doğru zaman geldiğinde ve iç dünyamızda hazır olduğumuzda, bir ilişkiyi mutlaka kendimize çekeriz. Bu ilişkiler, ÖĞRETME ilişkisi de olabilir, bir MÜCADELE ya da TUTKU ilişkisi olabilir veya bir HUZUR ilişkisi. Sonuçta bu ilişkilerin hepside değerlidir. Burada önemli olan ÖNYARGILAR’dan arınma becerisini gösterebilmektir.

Her bir ruhsal bağlanma kendine has bir deneyime yol açmakla birlikte, söz konusu deneyimin amacı aynıdır:

BİZLERİ DAHA BÜYÜK BİR SEVGİYE GÖTÜRMEK.

Ruh sonsuzdur. Sevgi sonsuzdur. Bedenlerimizde fiziksel sevgi sonsuza kadar var olamaz. Fiziksel yaşamın kesin bir sonu vardır. Bu son bulma korkusu, sevgiye yönelik bir güven eksikliği yaratmaktadır. Ego az biraz da ön planda ise:

O kişi ölecektir veya bir diğeri için onu terk edecektir. Böylece sevgiye güvenmeyi keseriz. Ta ki farkındalıkla ,bakış açımızı değiştirerek, BİZ bilinciyle farklı bir açı yakalayıp tekamülümüz için gerekli dersleri alabiliriz. Sevgi titreşimlerini daha da güçlendirebiliriz.

Derin bir kayıptan sonra, kalbimizi yeniden açmak kolay değildir. Ruh eşi ilişkilerine şifa vermek, daima kopmak veya alıp başını gitmek anlamına gelmez. Özümüzü sevmeyi hak ettiğimizi FARK ettiğimizde, bilinç olarak yükseliriz ve geçmiş yaşam meselelerinin sınırlamalarından uzaklaşırız. Adeta IZDIRAP çektiğimizi hissettiğimiz bir durumda, değişim yapma potansiyelimiz vardır. DEĞİŞİRİZ.

Bir ilişkinin sona ermesinin ardından hayatımıza bir başka SEVGİNİN girmesine izin verdiğimizde, içsel değişim meydana gelmiştir. DEĞİŞMİŞİZDİR.

SEN DEĞİŞMİŞSİNDİR, HER ŞEY DEĞİŞMİŞTİR ARTIK.

Ruh eşi ilişkileri, ille de sandığımız gibi MUTLU , ROMANTİK, İDEAL durumlar olarak oluşmayabilir. Hayatımıza bir ruh eşi ilişkisi sokmuşsak, demek ki hedefimiz SEVGİ’yi genişletmektir ki bu, söz konusu ilişkinin, sürekli mutlu gideceği anlamına gelmez.

İlişkilerle ilgili olarak içsel ŞİFA ve HUZUR bulmaya ihtiyacımız vardır. Bu tarz bir şifa, KENDİNE VERDİĞİN SEVGİDİR. Diğer kişinin durumla ilgili olarak hangi noktada olduğundan sorumlu olamayız ve sorumlu da değilizdir. Diğer kişi şifa bulmaya hazır değilse, biz yinede şifa bulabiliriz. Bunun için AYNA KARŞISINDA KENDİ GÖZLERİMİZİN İÇİNE BAKARAK öz eleştirimizi yapabilmemiz yeterlidir. Şifa bulmak denildiğinde, aklımıza diğer kişiyle aktif, sağlıklı bir ilişki gelebilir ama gerçek şifanın, illede bu anlama gelmesi şart değildir.

İçsel açıdan, şifa bulma sürecinin neresindesiniz?

Diğer kişiyi düşündüğünüzde, o kişinin adı anıldığında, içiniz burkulmakta, hala incindiğinizi mi düşünmektesiniz?

Durum buysa, siz hala bu süreçten ders almaya devam etmektesinizdir. Siz siz olun hiçbir şeye takılı kalmayın, beklentilerinizi salıverin gitsin. Tekamülünüz için buna ihtiyacınız var, yargılamayın, beklenti içinde olmayın ve hükmetmeyin. İlişkilerinizde hiçbir zaman talep zincirleri oluşturmayın. Karşınızdaki kişiye “şunu ya da bunu yaparsan çeker giderim” veya “onunla gidecek olursan, benden bir daha haber alamazsın” gibi ve benzeri tehditlerde bulunmayın. Böylesine tutum ve davranışlar SEVGİ, ŞEFKAT, MERHAMET VE AŞKA zıttır.

Bir ilişkinin sağlıklı olabilmesi için dürüst bir enerji hareketini sürdürmek çok önemlidir. Bizler dürüstlüğü sözel ifadeler olarak görürüz ve bu doğrudur. Ancak HİSLERDE ve bunların ifade edilişinde de dürüst olmak önemlidir. Bir ilişkide canlılığı devam ettirmenin en sağlıklı yolu budur. Dürüstlük sağlıklı bir ilişkinin ayrılmaz bir parçasıdır.

“Davranışın ya da sözlerinle BENİ altüst etmeyi başardıysan, bu konuda konuşacağım kişi tabiî ki sensindir.” Söz konusu kişiyle KONUŞARAK enerjiyi hareketlendirirsek, bu konuşma GÜCENİKLİK veya TIKANIKLIK eklemeyişimiz bakımından ilişkilerimizi ilerletir. Bir şeyi oturup tartıştığınızda, gücü negatif birikmeden çekip alırız ve enerjiyi akıp giden, iletişimde olan bir duruma doğru yönlendiririz.

Ruh eşi ilişkilerine ŞİFA vermek kendimizi SEVGİ, ŞEFKAT, MERHAMET ve AŞK enerjisiyle doldurmak demektir. Bu enerjilerle dolamamışsak, başkalarına da bu enerjileri aktaramayız.

Gerçek iletişime sahip olmak için sadece diğer kişiye dürüst olmakla kalmayıp kendi duygularımızın da sorumluluğunu almalıyız. SUÇLAMAK, sağlıklı bir ilişkide uygun bir davranış değildir. Negatif duygular beslediğimizde –“ona gününü göstereceğim”- onlara kuvvet veririz.Ve bir zamanlar düğünlerinde evlilik yemini eden bir çift, gün gelir boşanmaları sırasında sehpayı kimin alacağı konusunda atışırlarken de olan budur. “şeyler-masalar, porselen takımlar, vb” yani eşya uğruna saç saça baş başa kavgalar, aslında bu şeyler için yapılmaz, ASIL MESELEYLE DÜRÜSTÇE BAŞA ÇIKILAMADIĞINDAN CANSIZ NESNELER ODAK HALİNE GELMİŞTİR.

Kendimizle yaşarız, yalnızca kendi VARLIĞIMIZLA. Kendimizden asla uzaklaşamayız. Sürekli negatif düşünceleri ve duyguları olan bu kişiyle beraber mi birlikte yaşayacağız? Yoksa daha çok sevgi enerjisine yer açan bir varlık mı yaratacağız? Pek çok insan, “KENDİMİZİ DEĞİŞTİRMELİYİZ” bir bakış açısına sahip gibidir ama başka birini değiştirmek için hiç tereddüt etmez. Hep kendimizin dışına odaklanma eğilimindeyizdir.

BİZLER SADECE KENDİMİZİ DEĞİŞTİREBİLİRİZ,

BAŞKA BİR KİŞİYİ ASLA DEĞİŞTİREMEYİZ.

 

www.izmirliahmetkaya.com

 

IŞIK YOLU, ŞEFKATLE, AŞKLA VE ŞİFA VEREN BİR SEVGİ İLE DÖŞELİDİR

 

IŞIK YOLU, ŞEFKATLE, AŞKLA  VE ŞİFA VEREN BİR SEVGİ İLE DÖŞELİDİR

 

NEDEN ENKARNE OLURUZ?

Enkarne olmak gerçek anlamda bizi ebedi EV’imizden ayırmaz, sadece onun fiziksel olmayan boyutunu görme kapasitemizi kısıtlar. Dolayısıyla ÖLÜM, fiziksel olmayan alemi bizden ayrı tutan perdenin ortadan kalkmasıdır.

Ruh formundayken, diğer varlıklarla olan ayrılmaz bağımızın hep farkındayızdır. Birbirimizle, dahası tüm bir yaradılışla BİR olduğumuzu biliriz. Şefkat ve empati bizim gerçek doğamızdır. Bireysel kimliklere sahip olmamız ise, diğer bireylerden ayrı olduğumuz  anlamında yorumlayamayız. Bu temel kavram, insan beyni için çelişkilidir çünkü beyin yaradılış itibariyle, BİRLİK değil, AYRILIK yanılsamasını benimsemiş bir yapıdadır.

Birer ruh olarak enerjimizin bir kısmını fiziksel bedenlere aktardığımız zaman, BİR’lik algımızı bloke etmek suretiyle, dikkatimizi bilinçli olarak beden üzerinde yoğunlaştırırız. Algısal menzilimizi daraltmaya muktedir oluşumuz, metinleri önceden yazılmış rolleri oynayabileceğimiz çeşitli yaşam planları hazırlamamıza ve birbirimizin gelişimi için, çeşitli zorluklar veya mücadele gerektiren durumlar yaratmamıza imkan tanır. Bu durumlara SEVGİ, ŞEFKAT, MERHAMET VE AŞK ile karşılık vermeyi umarız. Eğer bunu başarabilirsek, geçici bir süre için sanki bir nevi perdeyle farkındalığımızın dışında kalmış olan BİRLİK kavramına, ayrıca empati, ŞEFKAT, MERHAMET, AŞK ve SEVGİ hislerine yönelik çok daha derin bir anlayış kazanırız. Bir yaşam dönemi sona erince de ruhsal aleme, kazanmış olduğumuz bu derin anlayışla geri döneriz.

 

Dünyaya gelmeden önce yaptığımız planlar detaylı ve geniş kapsamlıdır.

Anne ve babamızı biz seçeriz. Tabi ki onlarda bizi seçerler. Ne zaman ve nerede enkarne olacağımızı yani DOĞACAĞIMIZI seçeriz. Hangi okullara devam edeceğimizi, yaşayacağımız evleri, karşılaşacağımız kişileri ve hayatımızdaki tüm ilişkileri biz seçeriz.

İlk kez karşılaştığınız birini önceden tanıdığınız hissine kapıldığınız olduysa eğer, bu hissiniz pekala doğru da olabilir. O kişi büyük ihtimalle, doğum öncesi planlarınızın bir parçasıdır. İlk kez gördüğünüz ya da duyduğunuz bir mekan, bir isim, bir imge veya söylenen bir söz size tuhaf derecede tanıdık geliyorsa eğer, bu his enkarnasyon öncesinde yapılan tartışmaların hatırlanan bir hatırası da olabilir. Planlama ortamında, dünyaya geldikten sonra taşıyacağımız isim ve fiziksel sureti kullanırız. Bu uygulama bize, birbirimizi fiziksel boyutta da tanıma imkanı sunar. DEJAVU hissi genellikle önceki yaşamlara atfedilir ya da paralel evrenlerdeki yaşanşlarla ilişkilendirilir, halbuki pek çoğu doğum öncesi planlarının hatırlanmasıdır.

Dünya yaşamında bedenlendiğimizde ruhsal kökenimizi unuturuz. Böylesi bir hafıza kaybı yaşayacağımızı ruhsal beden olarak biliriz. ÖBÜR DÜNYA ifadesi bu hafıza kaybına bir göndermedir. SONSUZ YAŞAM SAHİBİ RUHLAR olarak gerçek kimliğimizi kaybetme isteği, sonradan HATIRLAMAK için bize çok daha derin bir kendini bilme hali kazandırır. Bu farkındalığı kazanmak için SEVGİ, ŞEFKAT MERHAMET ve AŞK ALEMİ olan ruhsal boyuttan ayrılırız. Çünkü deneyimleyebileceğimiz tezatlar ve kendimize zıt kavramlar ruhsal alemde mevcut değildir. Tezatlar ve zıt kavramlar olmadan kendimizi bütünüyle idrak edemeyiz.

İsterseniz, içinde sadece ışık olan bir dünya hayal edin. Karanlığı eğer hiç deneyimleyemediyseniz, böyle bir dünyada ışığı nereye kadar anlayabilir ya da takdir edebilirsiniz. Daha derin bir anlayışa ve nihayetinde de hatırlamamıza sebep olan unsur, aydınlık ve karanlık arasındaki tezattır, zıtlıktır. Fiziksel plan bize bu tezatı temin eder, zira o ikiliğin BİR olma unsurudur. Tıpkı aşağı-yukarı, sıcak-soğuk, iyi-kötü gibi. Bu ikiliğin içindeki KEDER, MUTLULUĞU daha iyi idrak etmemizi sağlar. Dünyadaki KAOS, BARIŞ ve HUZURUN değerini daha çok takdir etmemizi sağlar. Maruz kaldığımız ANLAYIŞSIZLIK, SEVGİYE yönelik idrakımızı daha derin kılar.

Eğer insanlığın bu yönlerini deneyimlememiş olursak

Kendi TANRISALLIĞIMIZI nasıl bilebiliriz?

Gelmiş geçmiş en güzel bir müziğin çaldığı bir yerde yaşadığınızı hayal edin. Bu müzik, dinleyen her insanı mest eden olağanüstü bir güzellikte ve siz de yaşadığınız sürece hep bu müziği duymuşsunuzdur. Müzik hiç kesilmemiş, hep aynı mükemmellikte devam etmiş. Ve bir gün fark ediyorsun ki onu hep duyduğun için aslında bu müziği gerçek anlamda hiç duymadın. Ve onu gerçekten duymaya karar veriyorsun. Bunu başarabilmek için  öncelikle o müziğin nasıl bir şey olduğunu tamamen unutmanız gerekmektedir.

Böylece, son derece cesur bir yaklaşım sergileyerek o müziğin çalmadığı bir yere gidip, aynı müziği orada yeniden YARATMAK için DÜNYAYA yolculuk edersiniz. Dünyada  hafıza kaybından dolayı hayatınızda duyduğunuz tek melodi olduğunu sandığınız bir müziği dinlemeye başlarsınız. Bazı ezgiler hoştur, bazıları ise kulağınızı tırmalar. Bu bozuk sesler asıl orijinal müziği bestelemeniz için sizde bir arzu yaratırlar ve nihayetinde bunu yapmaya karar verirsiniz.

Bir zaman sonra kendi bestelerinizi yazmaya başlarsınız. En sonunda bir başyapıt bestelemeye koyulursunuz ve eseriniz bittiğinde bir şey hatırlarsınız:

Yarattığınız başyapıt unuttuğunuz o müziğin aynısıdır. Bu anımsama bir diğerini tetikler.

EVET, O MÜZİK SİZSİNİZ.

DIŞARIDAN DUYDUĞUNUZ BİR ŞEY DEĞİLDİR O.

BİLAKİS O SİZ’DİNİZ VE SİZ O’YDUNUZ.

Kendinizi yeni bir yerde yeniden yaratarak, kendinizi tanımış olursunuz ve artık kendinizi bilirsiniz. Kendinizi o yerden hiç ayrılmamış olarak, gerçekten bilirsiniz. Ruhunuzun arzu ettiği deneyim budur.

RUH TANRISAL OLANIN BİR PARÇASIDIR.

İNSAN OLMA HALİ İSE RUHUN,

BEDEN İÇİNDEKİ ENERJİSİNİN CÜZİ BİR KISMIDIR.

Ruh engindir ve herhangi bir kişiliğin çok daha ötesindedir. Lakin her bir kişilik ruh için hayati değer taşımakta ve çok sevilmektedir. En önemlisi, kişiliğin özgür irade sahibi olmasıdır. Bu çerçevede, doğum öncesinde planlanan zorlayıcı durum ve deneyimler ya kabul edilir ya da onlara karşı direnç gösterilir. DÜNYA, kişiliğin, kendisi doğmadan önce yazılan metne sadık kalarak veya bu metnin dışına çıkarak oynadığı bir sahnedir. Nasıl reaksiyon göstereceğimizi biz seçeriz; ÖFKE ve KIGINLIK’la mı, yoksa SEVGİ ve ŞEFKAT ile mi?

BİZİ ZORLAYAN DURUMLARI

KENDİMİZİN PLANLADIĞIMIZI İDRAK ETTİĞİMİZ ZAMAN

SEÇİMİMİZ DAHA NET VE KOLAY OLUR.

Fiziksel bedenlerimizde yaşadığımız sürede ruhumuz bizimle HİSLER , vasıtasıyla iletişim kurar. Huzur, mutluluk, coşku gibi hisler, sevgi dolu birer ruh olarak hakiki doğamızla uyumlu olacak şekilde davrandığımıza ve düşündüğümüze işaret eder. KORKU ve ŞÜPHE gibi hisler ise bunun tersini söyler bize.

Hayat planlarımız gerçekte kim olduğumuzu hatırlamadan önce, Kim olmadığımızı deneyimleyebileceğimiz şekilde oluşturulur. Herhangi bir şeyin değerini ve anlamını en iyi öğreten faktör onun eksikliğidir. Dış dünyadaki ŞEFKAT ve MERHAMET yoksunluğu kişiyi içe dönmeye sevk eder ve kişi burada kendi ŞEFKAT ve MERHAMET’ini keşfeder. Fiziksel dünyadaki şefkat ve merhamet yoksunluğu ile kişinin kendi içsel merhamet ve şefkati arasındaki tezat kişiye çok daha derin bir anlayış kazandıracaktır. Bu anlayış hem kişinin kendisini hem de bu kavramları idrak etmesine sebep olacaktır.

Ruh açısından bakıldığında ise, bu öğrenme sürecinin bünyesinde bulunan IZDIRAP unsuru, kısa süreli ve geçicidir. Lakin sonunda kazanılan BİLGELİK ebedidir. Gerçek kimliğimizi, yani o muhteşem AŞKIN, SEVGİNİN, MERHAMETİN, ŞEFKATİN ve ebedi RUHLAR olduğumuzu idrak etmek, hayatın zorlayıcı deneyimlerini aşmamızın bir yoludur. Hayatın içinde bizi zorlayan durumlar, kendimizi birer ruh olarak hatırlamamıza yönelik çağrılardır. Bu nedenle ilk başta ızdıraba yol açan bir hadisenin etkisi eninde sonunda hafifleyecektir.

Hayatımızdaki zorluklara karşı bir FARKINDALIK kazandığımız ve onlara olumlu yaklaştığımız doğum öncesi planları, diğer insanların da benzer durumlarla daha kolay başa çıkmalarını ve kendi hayat zorluklarından yana şifa bulmalarını sağlayan bir nevi enerji patikası oluştururuz. Dünyayı değiştirme konusunda bu denli etkili bir kabiliyet taşımamız, önemli bir imkan olmakla beraber büyük bir sorumluluk da getirmektedir. Her birimiz kendi dünyamızın vibrasyonları dahiline ekilmiş birer tohumuz. Hayatın içindeki zorlayıcı durumlarla sağlanan gelişim vasıtasıyla kendi frekansımızı yükselttiğimiz zaman, dünyanın frekansını da yükseltmiş oluruz.

Bizler mutluluk hisleri yarattıkça, ki istersek bunu ıssız bir dağ başında tek başımıza yapalım, diğer insanların da mutlu olmalarını kolaylaştıran bir frekans yaymış oluruz. SEVDİKÇE, hem tanıdıklarımız hem de bizi hiç tanımayan diğer insanlar için sevebilmeyi daha kolay bir hale getiririz. Dolayısıyla KİM olduğumuz şimdiye kadar yapmış olabileceğimiz şeylerden çok daha öte bir anlam taşımaktadır.

Zorlayıcı nitelikteki bir hayat deneyimi kabul edildiğinde, kişi daha önce benzer deneyimleri yaşayarak yolu açmış olan diğer insanların iyileştirici enerjisini alabilir. IŞIK YOLU, ŞEFKATLE, AŞKLA  VE ŞİFA VEREN BİR SEVGİ İLE DÖŞELİDİR; BU NİTELİKLER ÖNCEKİLERİN ARDINDAN YOLCULUK EDEN KİŞİNİN FREKANSINI ARTTIRIR.

Izdırap, gerek ruh gerekse bu şifa yolculuğunda o ruha destek olmak üzere seçilenler için çok büyük bir armağandır. Izdırabın lisanı kendi frekansına sahiptir. Orada bulunanların gözlerine, yüreklerine ve zihinlerine yansır. Aynı zamanda hem çok derin, hem de çok aleladedir. Onu görün, ona inanın; İHTİYACI OLANLARA SEVGİ, ŞEFKAT,MERHAMET VE AŞK VERİN. Bilinçle ve nezaketle ifade edilen küçük hareketler iyileşmeyi mümkün kılar. Güzellik ve zerafete yönelik düşünceler dışarı yansıtılabilir ve bundan fayda görecek kişiler tarafından çok uzaklardan dahi hissedebilirler.

Özetle, her şey BİR’dir. Bu nedenle, ister KORKU ister SEVGİ olsun, bizlerin bireysel frekansları hem fiziksel olmayan RUHSAL VARLIKLARI hem de başka yerdeymiş ve bizden çok bağımsızlarmış gibi görünen diğer insanları da etkileyerek sonsuza dek dışa doğru yayılım yaparlar.

 

Birer ruh olarak enkarnasyonlar arasındaki dönemlerde elbette çok şeyler öğreniriz. Ne var ki fiziksel boyutta somutlaştırdığımız takdirde bu dersler bizde daha çok yer eder ve daha öğretici olurlar. RUH formunda öğrenmek sınıf çalışması gibidir; dünya hayatı ise bilgiyi uygulamak, sınamak ve geliştirmektir. Dolayısıyla bu çalışma ruh için çok kuvvetli bir deneyimdir.

Diğer bir ruhun tekamülünü teşvik için negatif bir rol oynamayı kabul etmiş bile olsa, HER RUH SEVGİYİ ÖZGÜR VE KOŞULSUZCA VERMEK ARZUSU İLE YOLA ÇIKMIŞTIR. Pek çok ruh da kendini sevme hissini hatırlamak üzere harekete geçmişlerdir.

ASLINDA BİZLER TAMAMEN SEVGİYİZ.

Bizleri zorlayan hayat deneyimleri kendimizi SEVGİ, ŞEFKAT, MERHAMET ve AŞK olarak daha derinden ifade ve idrak etme fırsatını verir bize. Mesela SEVGİ, empati, bağışlama, sabır, ve yargılamamak gibi pek çok farklı surette de tezahür edebilir. Dünya hayatımızda kendimizi sevgi olarak idrak etme deneyimimiz anlayış, merhamet, sükûnet,inanç, iyi niyet, değer bilirlik, tevazu ve benzer erdemler vasıtasıyla da gerçekleşebilir.

SEVGİ, ŞEFKAT, MERHAMET ve AŞK

doğum öncesinde yapılan planların esasıdır.

 

www.izmirliahmetkaya.com

 

www.tanrinindogumgunu.com