İNSANLARI SÖZLERLE İNCİTMENİN NASIL SAYISIZ ŞEKLİ VARSA KANSERİN DE BÖYLE PEK ÇOK ŞEKLİ VARDIR.

 

İNSANLARI SÖZLERLE İNCİTMENİN NASIL SAYISIZ ŞEKLİ VARSA

KANSERİN DE BÖYLE PEK ÇOK ŞEKLİ VARDIR.

 

“Tıpkı kıyıyı döven dalgalar gibi, düşüncelerimiz de bedenimiz üzerinde çok tesirlidir. Dalgalar her bir kum tanesine temas ederek yerinden oynattığı gibi, düşüncelerimiz de birer burgu gibi hücrelerimizin etrafını sararak ve onların içine girerek, taşıdıkları enerjiyi hücrelere yüklerler.  

Düşüncelerimiz fiziksel gerçekliğe yanıt olarak ortaya çıkıyormuş gibi görünseler de HAKİKAT yaşanılan gerçekleri düşüncelerimizin yarattığıdır. İnsan formu dahilindeyken, her bir hücre zihinden gelen seslere yanıt veren bireysel birer BİLİNÇTİR. Bu sesler kayalık bir vadideki haykırışlar gibi bedenlerimiz içinde yankılanır, hücreler ise onları önemser ve dikkatle dinler.

 

Hayatlarımızı planlarken, düşüncelerimizin ikamet edeceğimiz beden üzerindeki tesirinin farkındayızdır. Önceden planlanmış zorlu deneyimlere verdiğimiz reaksiyonların hastalık yaratan düşünce formlarına dönüşebileceğini de biliriz. Bu nedenden dolayı hayat planlarımızı yaparken muazzam bir cesaret gösteririz. Bir insanın bir diğerini mahcup edebileceği pek çok kırıcı söz ve davranış şekli vardır. Aile bireylerinden işitebileceğimiz ağır sözler, şiddet dolu kırıcı ve ezici davranışları duymanın çok ızdırap verici olacağını, doğum öncesi planlamalardan dolayı zaten biliyoruzdur. Ayrıca bunlara vereceğimiz karşılıkların da çeşitli KANSER rahatsızlıklarına yol açacağının da farkındayızdır. Ruhsal bedenlerimizin cesareti ve kendini iyileştirme arzusu o kadar muazzamdır ki, bu hayat planını tüm zorluklara rağmen değil, bilakis o zorluklar için seçmiştir.

 

İNSANLARI SÖZLERLE İNCİTMENİN NASIL SAYISIZ ŞEKLİ VARSA

KANSERİN DE BÖYLE PEK ÇOK ŞEKLİ VARDIR.

Kanser, bir başarısızlık ya da bir ceza değildir.

Kişilik açısından bakıldığında IZDIRAP ÇEKMEK çok kötüdür ve çabucak öğrenmek yavaş öğrenmekten çok daha iyidir. Ruhsal açıdan ise, yaşanan deneyimlerde herhangi bir KÖTÜLÜK yoktur ve ÖZ-SEVGİ gibi şeyleri öğrenmenin ne kadar zaman alacağı hiç önemli değildir. RUH her zaman kendi SONSUZ DOĞASININ farkındadır ve faaliyetlerini doğrusal zamanın olmadığı boyutlar dahilinde idare etmektedir.

DOLAYISIYLA RUHUN İHTİYACI OLAN ŞEY TEKAMÜLDÜR.

BUNUN NE KADAR ZAMAN ALACAĞI ÖNEMLİ DEĞİLDİR.

 

Dünyada gördüğümüz ikilik hali, yani DOĞRU-YANLIŞ, İYİ-KÖTÜ vb. ruhun nötr hali ile belirgin bir tezat oluşturmaktadır. Kişilik, hayat nehri üzerinde akan her şeyi YARGILAMA eğilimindeyken, ruh sessizce nehir kenarında oturup dikkatle etrafı seyretmekte ve ÖNYARGISIZ, NÖTR BİR ŞEFKATLE YARGILAMADAN hayatı gözlemlemektedir. Derin bi içsel huzur hali bu nötraliteyi hatırladığımız zaman ortaya çıkmaktadır.

Sizlere her vesileyle önerdiğimiz

LEVH-İ MAHFUZ kitabının amacı da,

sizlere kişilik bilincinden RUH BİLİNCİNE yönelik

bir açılıma yardımcı olmasıdır.

Böyle bir açılım ise, hayatın getirdiği acı verici durumlara karşı koruyucu bir objektiflik, bir nevi tarafsızlık sağlamaktır. Bu tarafsızlık hali söz konusu hadiseleri ortadan kaldırmaz, bununla beraber yol açtıkları ızdırabı azaltabilir.

BİREY AÇISINDAN YARGI VE ELEŞTİRİ

IZDIRABIN BİR SONUCUDUR.

RUH AÇISINDAN İSE IZDIRAP

YARGILAYICI VE ELEŞTİREL YAKLAŞIMIN BİR SONUCUDUR.

Uyanıp da asla zarar görmeyen

ÖLÜMSÜZ RUHLAR olduğumuzu hatıladığımız zaman,

hayatın zorlu deneyimlerine yönelik

YARGILARIMIZ da son bulmuş olur.

Tüm bu hüküm ve yargıların yerine,

ızdırab azaltan ve MUTLULUĞU mıknatıs gibi çeken

bir tarafsızlığı kucaklarız.

 

Benlik algımızı kişilikten RUHA doğru genişlettiğimizde, kendimizi daha gerçekçi bir BENLİK-ANLAYIŞI ile kabul ve takdir ederiz. Aynı zamanda dikkatimizi de zorlu deneyimlerin yol açtığı ızdıraplardan uzaklaştırarak onların getirmiş olduğu BİLGELİK ve TEKAMÜLE yöneltmiş oluruz.

Bize anlamsız ve saçma gelen durumlardaki AMACI görürüz.

Ceza olarak algıladığımız şeylerin ARMAĞAN olduğunu fark ederiz.

Yük olarak gördüğümüz şeylerin FIRSAT olduğunu idrak ederiz.

Bir daha asla hayat kurbanı olduğumuz hissine kapılmaz,

Bilakis hayatın getirdiği tüm kutsamaların ve nimetlerin alıcısı haline geliriz.

Ruhsal açıdan bakarsak KANSER durumu da hastalık değil, bir ŞİFADIR. İsterseniz, UTANÇ ve KENDİNDEN NEFRET hislerinizi serbest bırakıp KENDİNİZİ SEVMEYİ seçerek, kendinizi yargılayan düşünceleriniz yerine de ÖZ SEVGİ anlayışını koyarak yeryüzündeki tüm insanlık için ruhsallaşmayı daha kolay bir hale getirebilirsiniz. Bu, kendi yakın çevrenizden çok daha uzaklara ulaşan bir SEVGİ VİBRASYONU yarattığınız anlamına gelir. Kelebek kanadındaki küçük bir titreşimin yerkürenin öbür ucunda fırtınalar yaratabileceğini duymuşsunuzdur. Kişisel bakış açısından ruhun perspektifine geçiş yaparak, doğmadan önce bildiğimiz bir gerçeği hatırlamış oluruz. LEVH-İ MAHFUZ’un size kazandıracakları tbiki bununla sınırlı değildir. Hareketlerimiz, söylediklerimiz ve düşüncelerimiz tüm dünyayı etkilemektedir. Dünyaya gelmeden önce planlamış olduğumuz zorlu deneyimlerin üstesinden gelerek ŞİFALANDIRAN BİR REZONANS yaratmış oluruz.

 

Hayatlarımızı planlarken çok sevdiğimiz ve bizi çok seven ruhlarla birlikte çalışmayı seçeriz. Dolayısıyla bize en çok acı çektirenler, ruhsal alemdeyken en büyük SEVGİ, ŞEFKAT, MERHAMET VE AŞK alış verişinde olduğumuz varlıklardır her seferinde.

BİZİ EN ÇOK ZORLAYANLARA, DOLAYISIYLA

GELİŞİMİMİZE EN FAZLA KATKIDA  BULUNMUŞ OLANLARA

ŞÜKRAN DUYMAK, BEDENLERİMİZ İÇİNDEYKEN DE

BENİMSEYEBİLECEĞİMİZ RUH MERTEBESİNDE BİR YAKLAŞIMDIR.

BU SEÇİMİ YAPTIĞIMIZDA

SUÇLAMA KONUSUNU HAYATIMIZDAN ÇIKARMIŞ OLURUZ.

SUÇLAMA OLMADIĞINDA BAĞIŞLAYICILIK MÜMKÜN HALE GELİR,

BAĞIŞLAYICILIĞIN BERABERİNDE İSE İYİLEŞME TEZAHÜR EDER.

Diğerlerine hizmet etmek için kendi TEKAMÜLÜNÜ askıya almak ruhlar arasında sık rastlanan bir durumdur. Kşik seviyesinden bakıldığında, bize kötü muamele edenlerin aslında bir nevi hizmet içinde olduklarını tasavvur etmek oldukça zordur. Bu sözde kötü muamelenin onlar açısından büyük bir fedakarlık olduğunu görmek ise daha da zordur. Doğumdan önceki dönemde son derece aşina olduğumuz bu konular ENKARNE olduğumuzda unutulur. BUNLARI YENİDEN HATIRLAMAK İNSANIN KENDİNİ BİLMESİ DEMEKTİR. Böylesi derin bir İDRAK hali ise fiziksel enkarnasyon haricindeki yollarla mümkün olmamaktadır.

 

Hayatta önemsiz gibi görünen şeyler aslında hiç de öyle değildir. Her tür hastalık aslında ŞİFADIR. Hayatlarımızı planlama ve arayışında olduğumuz TEKAMÜL DENEYİMLERİNİ yaratma gücümüz muazzamdır. Bu gücün menzili fiziksel hastalıklar yaratabilecek kadar geniştir. Ruh olarak BİZLER bu gerçeğin farkındayızdır. İnsan formunda ise bunu BİLİNÇLİ OLARAK unuturuz, ta ki hastalıklar veya başka zorlu deneyimler bizleri hatırlamaya sevk edene kadar. Dahilinde kendimizi güçsüz kuvvetsizmiş gibi hissedeceğimiz, bununla beraber kendimizi yeniden keşfetmek ve gücümüzü geri istemek için harikulade fırsatlar sunan bir dünyayı da sadece EN KUDRETLİ YARATICILARIN meydana getirebileceğini işte o zaman hatırlarız.

 www.izmirliahmetkaya.com

 

www.tanrinindogumgunu.com

 

 

 

 

 

 

İNDİGO 2012

 

İNDİGO 2012

 

“Maya Takviminin 2012 de bitmesinin Kur’an-ı Devrim anlamı var:

2012’DEN SONRA OLACAKLAR KONUSUNDA

ESKİ İNSANLARIN, ESKİ JENERASYONLARIN

HİÇ BİR FİKRİ YOK.

2012 VE SONRASI, İNDİGOLARIN BİN YILI.

2012 VE SONRASINDA DÜNYADA

YENİ BİR İNDİGO NESİL MAYA-LANACAK.

2012 VE SONRASININ YENİ TAKVİMİ

İNDİGO TAKVİMİ.

Böylesi bir faz değişikliği, zamanların tarihinde bir kere daha görülmüştü. Sıfır noktasındaki İNDİGO İSA’nın doğumu Milat kabul edilmiş ve yıl numeratörü sıfırlanmıştı dünyanın.

2012 dünyanın yeni sıfırıdır. 2. SIFIR.

ZAMANLAR TARİHİNİN FAZ DEĞİŞİMİNE HOŞGELDİNİZ.

2012’den sonraki tüm yılların başında bundan böyle İ.S. yazacak. İslam’la İsa’nın buluştuğu, Ashab-ı Kehf kehanetinin bin yılı:

İ.S. 1 :

İNDİGOLARDAN SONRA BİRİNCİ YIL.”

 

KUR’ANTUM KUR’AN-I DEVRİM’den

LEVH-İ MAHFUZ

www.tanrinindogumgunu.com

 buRAK özDEMİR

 

 

 

 

 
 

 

 

İNDİGOLAR MODERN DİZÜSTÜ BİLGİSAYARLARI GİBİDİR

 

İNDİGOLAR MODERN DİZÜSTÜ BİLGİSAYARLARI GİBİDİR

 

Dünyadaki enkarne ruhlar çok farklı yaşlardadır. Genel kural olarak genç ruhlar güç, iktidar ve hayatı idame etmek gibi üçüncü boyuta ait kavramları keşfedebilecekleri hayat planları yaparlar. Yaşlı ruhlar ise aksine, dünya üzerinde bir şeyleri elde etmekten ziyade daha çok DUYGULARLA alakadar olurlar. Tekamülün duygular vasıtasıyla meydana geldiğini sezgisel olarak bilir onlar.

Bize çeşitli akrabalık bağları veya ilişkiler vesilesiyle refakat eden ve bizi çok iyi tanıyan bir ruh varsa eğer, bu durum RUH EŞİ olmak gibidir. Zira EŞ-RUH sadece aşık olduğumuz ve evlendiğimiz biri değildir. EŞ-RUH ilişkisi köklü bir takım beraberliğidir. Dolayısıyla bu tür ilişkilerde ruhlar anne baba- çocuk, kardeş, karı-koca, öğretmen-öğrenci gibi beraberlikleri seçerler.

 

Yeryüzündeki son enkarnosyonunu yaşayan bir ruh, edinmiş olduğu tüm bilgi ve bilgeliği diğer insanlara aktarabileceği bir hayat planı yapar; aslında bunu yapmak DÜNYA okulundan mezun olmanın da bir gereğidir aynı zamanda.

 

RUH kavramını biraz daha netleştirelim sizin için. Parmaklarınız var. Avucunuz var. Kollarınız var. Enkarnasyonlarınız parmaklar gibidir, ruhumuzun özünden çıkış yapar ve bir yaşam olarak tezahür ederler. Avucumuz ruhumuzdur, enkarnasyonlarımız yani parmaklarımız avucumuza bağlıdır. Ruhumuz bizim tamlığımızdır ve o da TANRI’ya, yani kolumuza bağlıdır.

 

KARMA, karmaya gelince; evrenin düzeni korumaya hizmet eden bir kuralıdır ve işleyişi hiçbir şekilde şahsi değildir. Karma olmasa KAOS hüküm sürerdi. Dünyevi şartlar ise bize genellikle kaotik görünür çünkü pek çok yaşam dönemi boyunca süregelen karmik dengelenmeyi göremeyiz. Perdenin arkasında harikulade ve mükemmel bir dengeleyici akış vardır. Ruhlar pek çok enkarnasyonla beraber bilgelik içinde gelişip tekamül ettikçe olumsuz davranışların, sözlerin ve düşüncelerin mutlaka DENGEYE kavuşturulması gereken etkileri olduğunu idrak ederler, dolayısıyla ilave karmalar biriktirmeyecek yollarla yaşamayı seçerler.

 

Ruhsal bedenlenmenin dikkat çekici bir yönü de

DİŞİ-ERKEK ENERJİSİNİN DENGELENMESİDİR.

Erkek enkarnasyonlarında baskın olanlar kadın olarak geçirdikleri hayatlarında zorlanmalarıdır. Kadın enkarnasyonlarında baskın olanlar ise erkek olarak geçirdikleri hayatlarda çok zorlanırlar. Ruhlar TEKAMÜL ederken DİŞİ/ERKEK yönlerinde bir denge arayışına girerler ve daha az aşina oldukları enerjiyi ifade etmeyi öğrenecekleri bir hayat seçerler. Dolayısıyla bizler kimi erkeklerde kadınsı bir tavır, kimi kadınlarda da erkeksi bir davranışı rahatlıkla gözlemleyebiliriz.

 

Artık 21. Yüzyıldayız.

Bu dönemde dünyaya gelen çocukların büyük bölümü İNDİGO, kalanı ise KRİSTAL denilen ÇOCUKLARDIR.

İNDİGO ÇOCUKLAR – KRİSTAL ÇOCUKLAR

İndigo ve kristal çocuklar, Homo Sapien’lerin bir sonraki versiyonudur. Diğer boyutlara erişim anlamında bizden daha donanımlıdır onlar. Bizim yapamıyacağımız anlamına gelmez bu fakat sanki eski bir bilgisayarda çalışmak gibidir.

İNDİGO ve KRİSTALLER MODERN DİZÜSTÜ BİLGİSAYARLARI GİBİDİR. TÜM DONANIMA SAHİPTİRLER ve BU SAYEDE ERİŞİMLERİ ÇOK DAHA KOLAY OLUR.

 

Anne ve babalar,

ÇOCUKLARINIZI ONURLANDIRIN.

ONLAR BU YÜZYILDA SİZLERİN ÖĞRETMENLERİDİR. YAPTIKLARI YA DA YAPACAKLARI TÜM SEÇİMLERİNDE ONLARI ONURLANDIRIN. Neden ben? DİYE SORMAYIN TANRI’YA. BU BİR CEZA DEĞİLDİR. O ÇOCUĞUN İÇİNDE KONUŞMA SORUNU OLMAYAN, GÖREN, DUYAN, DÜŞÜNEN HER ŞEYİYLE TAM BİR RUH OLDUĞUNU UNUTMAYIN. ÜZERLERİNDE ÇOK UYGUNSUZ DURAN VE YANLIŞ DİKİLDİĞİ İZLENİMİ UYANDIRAN BİR ELBİSEYİ SEÇMİŞ OLSALAR BİLE, ONUN DA BİR AMACI OLDUĞUNUN BİLİNCİNDE OLUN.

 

 www.izmirliahmetkaya.com

 www.tanrinindogumgunu.com

 

 

KENDİNİ SUÇLAMAK ASLINDA KENDİNE ACIMAKTIR

 

KENDİNİ SUÇLAMAK ASLINDA KENDİNE ACIMAKTIR

 

Ana baba, engelli bir çocuk sahibi olduğunda genellikle kendilerini KUSURLU hissederler, kendilerini veya genlerini suçlarlar. Bu durumdaki insanlara söyleyeceklerimiz var.

Sakatlıklar ve engeller ruhsal bedenleriniz tarafından tercih edilirler; çünkü bu çeşit durumlar onlara başka türlü sahip olamayacakları imkanları sunar. Bazen de bu durum ruhsal bedene daha önceki yaşamlarında da üzerinde çalışmış olduğu aynı dersi öğrenmek için farklı bir yol sunar. Genellikle ŞEVGİ, ŞEFKAT, MERHAMET ve AŞK göstermek, bakıcı konumundaki kişi için zorlayıcı bir durumdur.

Ruhsal bedenler kendilerini diğer ruhların da dünyaya gelebileceği bir vasıta haline getirerek onları ONURLANDIRMAYI seçerler. Engelli çocuklara değer vermeyi ve bakımlarını üstlenmeyi de kendileri seçerler ve o çocukların hayatın gündelik, sıradan akışına fazla dahil olmadan diledikleri şekilde yaşamalarına imkan tanıyarak seçimlerini hayata geçirirler. Engelli çocuk için emsalsiz bir imkandır bu ve ebeveynler için de sevgilerini göstermek için bir fırsattır.

Tüm bu karşılıklı anlaşmalar, tamamen SEVGİ ifadesidir.

 

Kendini suçlamak aslında kendine acımaktır.

Dikkat verilmesi gereken nokta bu değildir. Dikkat çocuğun üzerinde olmalıdır. Her şeyin bir amacı vardır. Sizin dezavantaj olarak gördüğünüz şey genellikle avantaja dönüşen ZORLAYICI BİR DENEYİMDİR sadece.  Unutmayın. Bu önceden planlanmıştı. Böyle bir bakış açısı sizin olaya yaklaşımınızı değiştirecektir. Ya da böyle bir yaklaşım bakış açınızı değiştirecektir.

Suçluluk hissetmek, kabahat bulmak ve utanç gibi hisler hiçbir amaca hizmet etmez. Bilakis sizlere ket vurur. Bunların yerine, durumu bir fırsat olarak görün. Hem çocuğa hem de kendinize daha yüksek bir perspektiften bakın.

Engelli olan çocuklarımızla, ÖZ-DEĞER ve ÖZ-SAYGI hisleri olmaksızın açık, anlaşılır ve yalın bir şekilde iletişim kurmak mümkün değildir. Ebeveyler kendi aralarında iletişim içindeyken de birbirinin değerini ve duygularını kabul edip saygı gösterdikleri takdirde başkalarıyla olan ilişkileri de çok daha iyi gitmektedir. Çocuklar büyüyüp de kendi öz-değerlerini keşfettikçe, aynı şeyi yapmaları için anne babalarını zorlarlar.

Çocuklarınızla olan iletişiminizde ağzınızdan çıkacak her bir sözcüğe çok dikkat etmeli hatta genel olarak dikkatli davranmanız gerekmektedir, zira bu konuda kendinizi geliştirmeniz için çocuklar size çok yardımcı olurlar. Biraz toparlayalım konuyu; dünyaya engelli bir çocuk getirmenin kabahatle, suçla, cezayla bir ilgisi olmadığını bilmelisiniz. Çocuklar, sahip olacakları engelleri kendilerine sağlayacağı RUHSAL GELİŞİM nedeniyle doğmadan önce seçerler. Aynı şekilde onlara ebeveyn olmayı planlayan ruhlar da bu deneyimi kendi gelişimleri için seçerler.

KORKULAR ebedi birer ruh olduğumuz gerçeğinin önüne perde çekerler. Eğer bu korkuları geçiştirir ve onlardan kaçınırsak, PERDE DAHA DA KALINLAŞIR. Eğer kabul eder ve onlarla yüzleşirsek, korkuların ortadan kalkması için fırsatlar planlamış olan o CESUR RUHU ortaya çıkaracak şekilde perdeyi açmış oluruz.

ENGELLİ OLSUN VEYA OLMASIN,

ÇOCUKLAR ANNE VE BABALARININ ÖĞRETMENLERİDİR.

Anne babalar çocuklarının sayesinde çok daha sabırlı bir yapı kazanmaktadırlar. Kendi değerlerinin idrakına varırlar ve düzenli bir hayat sürme kabiliyetini attırırlar. Dengelerini korumak ve ayaklarını yere sağlam basmak konusundaki becerileri de bu sebeple ayrıca gelişir. Direkt olarak öğrettikleri pek çok şeyin yanı sıra çocuklar anne ve babalarının pek çok başka insanla tanışmasına vesile olarak da bu gelişime katkıda bulunurlar. Bu durum da planların bir parçasıdır. Hayatlarımızı planlarken birlikte çalışmak istediğimiz ruhları hayatımıza dahil edecek koşullar yaratırız.

 

Ruhlarımız gelecek için zemin hazırlayan arzular yaratarak, içimizde çeşitli meraklar uyandırıp, bizi farklı ilgi alanlarına yönelterek bizimle salt SEVGİYE dayanan daimi bir iletişim halindedirler. Eğer dikkatle dinlersek ruhlarımızın önceden planlamış olduğumuz deneyimleri bize fısıldadıklarını işitebiliriz.

BU SENORYALAR DA KÖTÜ ADAMLAR

YA DA ZAVALLI İNSANLAR YOKTUR;

SEVG, ŞEFKAT, MERHAMET VE AŞK İLE HAREKET EDEN,

SEVGİDEN YOLA ÇIKAN

BİLGE RUHLAR VARDIR SADECE.

 

SEVGİ, VERİLDİKÇE KENDİSİNİ ÇOĞALTIR.

Ruhlar da SEVGİ oldukları için sevdikçe büyüyüp gelişirler. Engelli çocuklara anne baba olmak gibi adeta meydan okuyan bir hayat deneyimi sevgi için fırsattır. Bugün milyonlarca engelli çocuk ve onların anne babaları rekabet ve mülkiyet dünyasının uzağında şan, şöhret, ödül beklentisi ya da arayışı içinde olmadan; CESARETLERİNİN, ASALET ve MERHAMETLERİNİN her gün sınanıp her gün yeniden onay gördüğü bir hayat sürmektedirler.

Bunlar sessiz bir ihtişamın hayatlarıdır.

 

www.izmirliahmetkaya.com

 www.tanrinindogumgunu.com

 

 

SADECE KENDİMİZ KENDİMİZİ YARGILARIZ

  

SADECE KENDİMİZ KENDİMİZİ YARGILARIZ

  

Kişinin içsel deneyimleri dış dünyadakilere nazaran çok daha gerçekçidir. Mesela, sağırlık bazı insanların kendi hedeflerine odaklanmalarını kolaylaştırır. Sağırlık bir engel değildir. Bir fırsattır. Kişisel ve ruhsal gelişim için gerekli olduğu üzere, dikkatin ince bir şekilde içe yönelmesini ve odaklanmayı sağlar. Sağır olmak kimsenin suçu değildir. O bir tercihtir. Diğer tüm seçimler gibi, hayatın amacına uygun bir şekilde deneyimlenmesi için kişiye imkan tanır. Ve kimi zaman daha önce ruh tarafından yapılmış bazı şeylerin dengelenmesine de ihtiyaç vardır. Başkalarının kulaklarını, kollarını, bacaklarını kesmiş olan ruhlar vardır. Bunlar sağırlığı veya herhangi bir uzvun kaybını ya da biçimsel bozuklukların yol açtığı sakatlıkları deneyimlemek üzere enkarne olarak kendilerini cezalandırmaya ihtiyaç duyarlar.

Diğer zamanlarda ruhun ihtiyacı İÇSEL AHENGİ deneyimlemektir.

Ruh, hassas ve duyarlı olduğu zaman dış etmenler, sesler ve enerjiler içsel ahengin yakalanmasına engel teşkil edebilirler. Korkuyu bertaraf etmek, sizlerin insan olarak en çok zorlandığınız konudur.

 

Şefkat, empati, kendinize ve başkalarına duyduğunuz koşulsuz sevgi; bu kavramlar ruhsal boyutta üzerinde en fazla durulan hayat dersleridir. Ebedi ruhlar olarak bizler kendimizi ŞEFKAT, MERHAMET, AŞK ve SEVGİ olarak bilmenin arayışı içindeyizdir. Asıl itibariyle ŞEFKAT, MERHAMET, AŞK ve SEVGİ’yi, verilen ve alınan bir armağan olarak hissetmekten ibaret olan bu KENDİNİ BİLME HALİ, fiziksel plandaki her ifadesiyle daha da köklü bir hal alır.

 

Bizler ruhsal boyutta birbirimizi asla yargılamayız. Ruhsal alemdeki tek yargılayıcı yaklaşım, hayatların gözden geçirildiği seanslarda ortaya çıkabilen ÖZ-YARGILAR’dır. KENDİMİZİ YARGILARIZ ve bunu yapan tek kişi BİZ oluruz. Ruhsal rehberimiz de yanımızdadır ve hayatlarımızın değerlendirilmesini birlikte yaparız, ŞEFKATLE yaklaşabileceğimiz halde bunu hakkıyla yapamadığımız durumları değerlendiririz. Fakat bu değerlendirmeler de YARGILAMADAN ve SEVGİ ile yapılır.

YARGILAYICI OLMAKTAN KURTULMAK VE AYIRIM GÖZETMEKSİZİN ŞEFKATLE, MERHAMETLE, AŞKLA SEVMEK GERÇEKTE KİM OLDUĞUMUZU HATIRLAMAK DEMEKTİR.

 

Hayat planlarımızı birlikte yaptığımız ruhları severiz. Bu ruhlar dünyevi VAROLUŞUMUZ sırasında bize sorun çıkaran, stres ve sıkıntı yaratan kişiler haline gelebilirler ve hatta DÜŞMANIMIZ dahi olabilirler. Araları bozuk olan eşler, çocuklarına kötü davranan anne ve babalar, ihmal edilen çocuklar, mahkemelik olan iş ortakları ENKARNE OLMAMIŞ HALLERİYLE BİRBİRİNİ SONSUZ AŞK İLE SEVEN DOSTLARDIR ASLINDA. Birbirini derinden sever, gözetir ve önceki hayatların tamamlanmamış derslerinde ustalık kazanmak için daha ziyade birlikte ENKARNE olurlar.

Fiziksel planda hizmet etmek için ruhların mutlaka enkarne olmaları gerekmez. Fiziksel olmayan alemdeki ruhlar SEVGİ göndererek ve İLHAM vererek bizlere olağanüstü ölçüde hizmet ederler. Uykudayken bizimle rüyalarımız vasıtasıyla iletişim kurar onlar ve uyanık zamanlarımızda da hislerimiz vasıtasıyla bizimle birlikte enkarne olsunlar veya olmasınlar, her zaman beraberimizdedirler.

 

SEVGİ, ŞEFKAT, MERHAMET VE AŞKI kabul etmeyi öğrenmek, onları ifade etmeyi öğrenmek kadar önemlidir. Ruhlar kazaları, hastalıkları, fiziksel ve zihinsel engelleri –örneğin kişiyi tekerlekli sandalyeye mahkum eden bir hastalık halini– SEVGİ gösteren bir kimseye yakın olacak koşulları oluşturmak amacıyla planlarlar. Bu ruhlar önceki hayatlarında birbirinden alaka ve itimam görmek konusunda zorluklar yaşamış olabilirler. Dolayısıyla bu dersleri öğrenmelerini gerektirecek yeni hayat planları yaparlar.

 

Ruhlar KORKUNUN üstesinden gelmelerini sağlayacak deneyimleri de seçerler. Hayat planlarımızı yaparken korku gibi negatif hisler de dahil olmak üzere pek çok şeyi iyileştirmenin arayışı içinde oluruz. Günlük hayatımızla o kadar bütünleşmiştir ki çoğu kez onu farketmeyiz bile. Geçmişteki yüzlerce enkarnasyonun beraberinde bu günlere taşınan ŞİFA bulmamış korkular bireysel ve kolektif bilinç dahilinde iyice yer etmişlerdir. Korkuyu şifalandırmak için onu deneyimlememiz gerekir, zira bir enerjiye direnç gösterilmesi onu sadece güçlendirilmiş olur; sonrasında ise onu aşmayı, ondan ileriye gitmeyi seçmemiz icap eder. Hayatın getirdiği ZORLAYICI DENEYİMLER hem bilinçaltındaki hem de bilinç üstündeki bu korkuları şifalandırmamız için bize çeşitli fırsatlar sunar. Korku ve diğer NEGATİF duygular gibi, BATIL İNANIŞLARINDA şifa bulmaları gerekir.

 

Şükran duymanın yani ŞÜKRETMENİN değeri her türlü takdirin ötesinde birşeydir.  Öyleki bu değeri abartmak imkansızdır. Benzer frekansa sahip iki diyapozon olumlu bir tını yayarlar, çünkü ahenk içinde titreşirler. Şükran hisside benzer bir işleyişle, kişinin frekansını TANRISAL ZEKA ile uyumlu bir hale getirerek o mertebeye yükseltir. SEVGİ, ŞEFKAT, MERHAMET, AŞK, MUTLULUK ve BAĞIŞLAYICILIK  aynı şekilde ŞÜKRAN duygusu da son derece yüksek ve hatta kutsal bir vibrasyondur. Şükran duymak ızdırap çektiğimiz için MEMNUN olduğumuz anlamına gelmez. Bizi zorlayan bir hayat deneyiminin takdire değer bir yönünü veya neticesini bulmak anlamına gelir.

Çoğumuz kulaklarımızla işitiriz. Kalbin tamamen kendine özgü bir lisanı vardır. Kalp dilinde ustalaşmak için SAĞIRLIĞI deneyimlememiz gerekir. Çoğumuz dışarıdan gelen sesleri dinler, kim olduğumuzu, ne yapmamız, nasıl olmamız ve ne düşünmemiz gerektiğini söyleyen insanların seslerine kulak veririz. Sağır olmayı deneyimleyerek iç sesimize kısaca ruh bedenimizden gelen sese kulak verebilsek ve onunla iç dünyamızı zenginleştirsek, bu tip yolculuktan daha derin bir KENDİNİ-İDRAK haliyle çıkmış oluruz. SUKUT ORUCU tutuyorsanız eğer, aynı an da bunu da deneyimleyebilirsiniz. Mucizeler yaşanılır, bunu unutmayın.

 

Kainat, en küçük mikroskobik canlıya kadar muazzam bir şekilde düzenlenmiştir ve BİZLER de bir seviyede –bazen bilinçli olarak bazen de bilinçsizce– deneyimlediğimiz her şeyin ortak yaratıcıları oluruz. Bazı kazaları senorya gibi dünyaya gelmeden önce planlarız, bazılarını ise enkarne olduktan sonra hep beraber yaratırız;

Dolayısıyla bunların hiçbiri RASTLANTISAL OLAYLAR değildir.

 

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com