“Pek rüya görmem ben. Ezelden beri. Dalgaya vururdum eskiden.
Gündüz zaten hayal alemindeyim, geceleri gerçekçi oluyorum… Derdim.İnsanın önsezileriyle başa çıkması hiç de kolay olmuyor. 3 sene önceydi herhalde. Beyoğlunda, ofise doğru yürüyordum. Her gün önünden geçtiğim yer. O gün farklı göründü gözüme. Gösterişli o binanın ne binası olduğunu da bilmiyorum. Kafamı hiç kaldırmamışım, ilk defa o gün merak ettim. Neden o gün? Bilmiyorum. Pastane vardı binanın dibinde, ilk defa girdim. Poğaça alasım tuttu. Sevmem öyle yerlerinkini. Vıcık vıcık yağ içindedir çünkü.
Girdim, huzursuzluktan perişan vaziyetteyim. Çocuklar bu ne binası dedim. İngiliz Konsolosluğu abi dediler… Patlama sesleri, çığlıkların arasında zor duydum çocuğun sesini. Hemen sarın, acelem var benim dedim. Tamam abi dediler, yağı kağıdına bulaşmış paketimi. Aceleyle çıktım dükkandan. Araya bir laf sıkıştırarak:
Çocuklar nolur çok dikkat edin, burası çok tehlikeli bir yer.
– Sağol abi…O bina, o pastane, o sokak, hepsi havaya uçmuştu ertesi gün… İğrenç bir duyguydu. Önsezilerimle gene başa çıkamamıştım. Patlama sırasında nerede ne yapıyor olduğum, o başlı başına bir konu. Başka bir yazının konusu…
Yeni yaşımın ilk gününe güzel bir rüyayla adım atmak isterdim. Olmadı…
Boğaz köprüsünü gördüm. Gökyüzünden. Ne beyin varmış bende, tepeden birebir perspektif yaratıvermişim koca köprüye. Fotoğraf kalitesinde… Fotoğraf da değil. Video. Görüntü hareketliydi çünkü…
Dün gece rüyamda Boğaz köprüsü’nü gördüm. Kumdan bir kale gibi yıkılıyordu.
İğrenç bir gün geçirdim. Bu kabus yüzünden. Boş boş bakındım durdum dünyaya. Önsezi miydi, zihnimin saçmalığı mı… Saçmalamış olmak için yalvardım ilk defa Rahman olana.
Gündüz aval aval baktığım televizyonda, gene gördüm Boğaz köprüsünü. Tepesinden aşağı pankart sallandırmışlar. Büyük ihmal diyordu, haberlerin dışsesi. Pankartta yazanı görünce iyice irkildim;
Yurtta Sulh, Cihan Sulh…
“Birileri” barış çağrısı yapıyordu sanki.
Hemen kaçtım, kendime sığındım.En büyük darbeyi de orada aldım zaten;
Kadir gecesi, Kader gecesi olacak…Tek tek kararlar vereceğiz ve galiba bunların bir de toplamı alınacak. Issız ada değil üzerinde yaşadığımız. Akibetlerimiz birbirine zincirli… Onu gördüm gündüz gözüyle.
Son yılların en berbat gününü geçirdim dünya barış gününde.
Kızdım insanoğluna.
Ciddiye almadığı için söylenenleri.
Görmezden geliyoruz, dalgaya vuruyoruz herşeyi.
Bunlar şaka değil.
Yemin ederim ki değil.Rahman’ın merhametinin bir de soğuk yüzü var.
Rahmet… Ama soğuk rahmet…Olabilecek en yüksek tatlılıkta anlatıyor sana birşeyleri.
Bugüne kadar onun korku dolu yüzünden yakınan sen,
tatlı tatlı konuşunca seninle,
müjdelerini birbiri ardınca sununca sana,
bu sefer de ciddiye almıyorsun onu.Sonsuza kadar, buralarda böyle yuvarlanıp gideceğine inandırmışsın kendini.
Gerçek dünyanın ta orta yerinde, kafana göre yeni bir dünya dayayıp döşemişsin kendine.
Gerçekliğin ortasında, alabildiğine sahte…
Ölümlülerin ölümsüz zaaflarına boyamışın duvarlarını…
Hırslarının kör karanlık rengine…
Tanrı’yı imtihana tabi tutmuşsun.
Oradaysan göster kendini diye diye…
Buradayım derse ne yapacağını bilemediğin halde.Bu berbat günün sonunda bir kanaate vardım kendimce, naçizane.
Dualarında bencil olmamalı insan.
Sevdikleri için, sevmedikleri için,
ülkesi için, milleti için, yaşadığı kent için de dua etmeli.
Kötü rüyaların olmadığı geceler diliyorum herkese.
Ama önce kendime…”
Dualarında bencil olmamalı insan
İslam, Müslümanlar’dan bu şekilde korunmuştur
“Ne zamandır düşündüklerimi, hissettiklerimi buldum” heyecanıyla okumuş ve her uygun gördüğüm, sevdiğim insana önerirken Tanrının Doğum Günü’nü – Levh-i Mahfuz’u, yine bir tanıdıkla yaşamdan konuşurken kitaptan bahsettiğimde kendisinin tespiti çok acıttı canımı. İki gündür bunun sıkıntısı var içimde: “Kur’an-ı Kerim öyle Allah’la msn’de konuştuğunu yazan bir adamın kitabını okuyarak açılmaz insana”, “cehennem inananlar için, inanmayanlar sadece cehennem ateşinin sürekliliği için gerekli” keskin cümlelerin yanına benzeri cümleler ekledi. Kötü hissettim kendimi. Çok kötü. Hala da öyle. Paylaşayım istedim seninle.”
“Bizim Kur’an dediğimizle onların Kur’an dedikleri farklı kitaplar…
Bizim Kur’an dediğimiz kitap felsefe ansiklopedisi, Onların Kur’an dedikleri ise yemek tarifleri kitabı. Bu kadar uzaklar birbirine…Seni bilmem ama ben, arkadaşının dediğine yüzdeyüz katılıyorum. Onların Kur’an’ı benim gibi birine açılmaz. Bunun için şükrederim. Benim Kur’an’ım da onlara açılmaz. Oturduğu yerden gözlerini kapayıp kitapların içini, insanların beynini okuyabildiğine inanan ekol. Sevginin Kur’an’ı da alabildiğine onlara uzaktır . İtiraf edeyim, bunun için daha fazla şükrederim.Bak sana birşey söyliim. Mesela ben, bu kadar peşin hükümlü bir insandan bana “Harikasın. Herkese kitabını tavsiye ediyorum” şeklinde bir mektup gelmesini asla istemezdim. Ben bu ekoldeki insanlarla, ne pahasına olursa olsun karşıt olmaya devam edeceğim. Levh-i Mahfuz-Tanrı’nın doğum günü’nü ait olmadığı ellere asla teslim etmeyeceğiz, bunu herkes böyle olsun.Halat iğnenin deliğinden geçse bile, ben bu insanlarla asla aynı yörüngeye girmeyeceğim.Geçen gün “Ah be abicim, sadece adı yüzünden birçok insan bu kitabı almıyor. Nolurdu şunun adını başka birşey koysaydın?” diyen bir dostumuz vardı. Bu vesileyle de onunbu samimi serzenişine yanıt verelim.Hani bu peygamberden daha çok peygamberci olan kesim var ya. Bizi topa tutan dostlar, evet işte onlar. Bu insanların binyıllık bir rüyası var. Sabah akşam bunun hayaliyle yaşamaktalar. Nedir o hayal?
– İslam’ın “hakimiyeti”…O hayal var ya, işte o hayal, gerçekte bu hayal.
Dünyadan haberleri yok. Bırakın olmasın da : ) Tanrı’nın doğum günü, gerçekte İslam aleminin en büyük hayalini gerçek kılacak olayın ta kendisidir. Onları istedikleri yere, bilmedikleri ve beklemedikleri bir yoldan götürüyoruz. Bütün olay budur. Onlar İslam’ın ülkeleri fethedeceğini düşündüler. Biz öyle düşünmüyoruz.
İSLAM DEVLETLERİN YÖNETİMLERİNİ DEĞİL,
BİREYLERİN GÖNÜLLERİNİ FETHEDECEKTİR.
Bitti-nokta. Bütün olay budur. Herkes bilsin ki bu planı ben yapmadım. Bu şekilde uygun görülmüş. Ben planın üzerime düşen kısmını uyguluyorum. Okuyan dostlarımız da planın üzerine düşen kısmını yapıyorlar. Okumayanlar da onlara verilen rolü oynuyorlar. Bütün olay budur.Gökte ararken yerde bulma sendromu… Bırakalım bu dostlarımız, beyaz atının sırtında mitolojik bir kahramanın İstanbul’u fethetmesini bekleyedursunlar. Tanrı’nın doğum günü Levh-i Mahfuz atı da aldı, Üsküdar’ı da geçti… Seven dostlara selam olsun, kinle dolu dostlara da geçmiş olsun. Bütün olay budur. Herşey olmuştur, bitmiştir.Şimdi anladın mı sevgili dostum kitabımızın adının neden bu kadar “itici” olduğunu?
Bu “zaferi” hakedecek birşeyler yapmadan onlara sevinme fırsatı vermiyoruz bütün olay budur. Peşin hükümlülerle, sevgisiz Müslümanlarla karşıtlaşmasaydık, onlar Tanrı’nın doğum günün’den daha çok Tanrı’nın doğum günün’cü ya da LEVH-İ MAHFUZ‘cu olurlardı bundan kimsenin şüphesi olmasın. Bu kitabı da insanlara “Bakın biz haklı çıktık” demek için kullanırlardı. Onlarla aramıza mesafe koyduk, çünkü bunu yapmak zorundaydık. Arınmayan, böylesine kinle dolu, hurafelerle kaplı insanlara tarihin en büyük devrim kıvılcımını, Tanrı’nın doğum günü onurunu vermemiz dünyanın sonu olurdu.Bir düşün. Batının her alanda üstün olduğu bu dünyada, tüm bu komplekse karşın insanlığa neler çektirdiler… Bir de bu insanların muzaffer kumandan edasıyla sokaklarda gezindiğini bir düşün. Nasıl bir kibir gelir geçerdi yanı başından…Buradan yırtınmak zorunda kalırdık. Hayır, öyle değil. Bu kitap başka bişey. O İslam’la bu İslam farklı şeyler diye bağrınmak durumunda olurduk. Bunun tedbirini ilk günden aldık. Hepsi budur. MSN gibi chatleşme gibi “İslami” olmayan, batılı görünen kavramlar bizi o insanlardan korudu. Hepsi budur. İslam, “Müslümanlar” dan bu şekilde korunmuştur. Hepsi budur.Hiçbir fanatik, ileride bu çorbada benim de tuzum var diyemeyecek.
Tarihin seyir defteri, bu web site, burada herşeyi gün gün kaydediyor.
Bunu asla söyleyemeyecekler, çünkü biz buna asla izin vermeyeceğiz.
Önce kibirden arınacaklar, ondan sonra bu zaferi yaşayacaklar.Şimdi, senin üzüntüne geri dönelim. Bazıları “sıcak” sever. Seni iki gündür üzen şeyin ne olduğunu ben söyliim sana. Sen o arkadaşının kişisel cehenneminin duvarlarına dokundun. Bu yaktı senin canını. Bir an önce kendi dünyanı kurmanı öneririm sana. Dokunduğun tek duvar, kendi seçimlerin olsun. Bol bol LEVH-İ MAHFUZ, Tanrı’nın doğum günü, Bol bol Metallica… Bol bol Nothing Else Matters*…* Gerisi boşÇok yakın, ne kadar uzak olsa da…
Kalbimden daha uzakta değil ya
Güvenelim her zaman kim olduğumuza
Gerisi boş bunun dışında…Hiç açmamıştım kendimi bu kadar…
Hayat bizimdir ve biz onu kendimizce yaşarız
Bütün bu kelimeler ağzımdan çıkmasa da…
Gerisi boş bunun dışında…Seni arıyordum ve buldum, inan bana
Hergün yeni bir başlangıç bize nasıl olsa
Aç zihnini farklı bakış açılarına…
Gerisi boş bunun dışında…Ne yaptıklarını asla takmadım!
Ne bildikleri asla umrumda olmadı
Ama ben biliyorum…Çok yakın, ne kadar uzak olsa da…
Kalbimden daha uzakta değil ya
Güvenelim her zaman kim olduğumuza
Gerisi boş bunun dışında…Ne yaptıklarını asla takmadım!
Ne bildikleri asla umrumda olmadı
Ama ben biliyorum…Hiç açmamıştım kendimi bu kadar…
Hayat bizimdir ve biz onu kendimizce yaşarız
Bütün bu kelimeler ağzımdan çıkmasa da…
Gerisi boş bunun dışında…Seni arıyordum ve buldum, inan bana
Bize yeni gün yeni bir başlangıç nasıl olsa
Aç zihnini farklı bakış açılarına…
Gerisi boş bunun dışında…Ne dediklerine asla kulak asmadım
Ne oyunlar oynadıklarına asla bakmadım
Dediklerine asla kafa sallamadım
Ne bildikleri asla umrumda olmadı
Ve ben biliyorum…Çok yakın, ne kadar uzak olsa da…
Kalbimden daha uzakta değil ya
Güvenelim her zaman kim olduğumuza
Gerisi boş bunun dışında…Nothing Else Matters / James HetfieldAmerikalardan dönelim Anadolumuza… Bir selam da Pir Sultan Abdal’a…Koyun beni Hak aşkına yanayımKoyun beni Hak aşkına yanayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdanBenim pirim gayet ulu kişidir
Yediler ulusu Kırklar eşidir
On İki İmamın server başıdır
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdanKadılar müftüler fetva yazarsa
İşte kemend işte boynum asarsa
İşte hançer işte boynum keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdanUlu mahşer olur divan kurulur
Suçlu suçsuz gelir anda derilir
Piri olmayanlar anda dirilir
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdanPir Sultan’ım arşa çıkar ünümüz
O da bizim ulumuzdur pirimiz
Hakka teslim olsun garip canımız
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan”
Sevmesini de bileceksin, elinin tersiyle itmesini de bileceksin
Kaderimizi belirleyen vazgeçtiklerimizdir.
“Tekamülün önündeki en büyük engel eskilerin “ülfet” dediği şey. Herşeye fazlasıyla
alışma, hiçbirşeye şaşırmama hali… Geldik gidiyoruz yılmışlığı… Kurulu
düzenlerimizin içinde yattığımız müebbet hapsimiz… Sabah kaçta kalktığın
bellidir… Gece de kaçta yattığın… O akşam TeVe’de ne izleyeceğin belli… Kahvaltıda
ne yiyeceğin… Gece yatarken ne giyeceğin… İşe hangi yoldan gideceğin… Gelirken de
nerede sıkışıp bekleyeceğin… Yuvarlanıp gittiğin bu dünyada; Aynı bu şekilde; Pijamalarının nerede durduğu gibi nettir, neye inandığın, hayatı nasıl algıladığın…Bana sorarsanız dünyanın en zor kararı;
Alabildiğine monoton bir hayatın içinde kişisel devrimlere imza atabilmektir. Olsun.
En zor olan, aynı zamanda en tatlı olandır. Birşeyi, herhangi birşeyi güçlükleri aşarak haketmek gibisi yoktur şu hayatta. Suyun lezzeti değişmez. Ama senin ondan aldığın lezzet değişebilir. Terli terliyken içtiğin buzzz gibi su mesela…Hatırlatırım;
Tanrı’nın doğum günü kişisel gelişim kitabı değil, kişisel DEVRİM kitabıdır. Herkes bilsin ve sonradan şaşırmasın. Neler oluyor bana demesin. Bu bir gelişim yolculuğu falan değildir. Bu radikal bir devrimin ilk istasyonudur. Sizi bilmiyorum ama benim sallana sallana, ay acaba böyle mi, ay acaba şöyle mi’ lere ayıracak vaktim hiç yok.
Çat, çat, çat. Bitti.Birşey ya doğrudur ya yanlıştır. “Hele bi dur da sonra bakalım”larla vakit kaybetmenin
manası yok. Yapacaksan, hemen yap. Yapamayacaksan da yapamıyorum de, en azından
kendine yalan söyleme. Bu bile bir adımdır.Mutlu olmak istiyorsan, devrim yapmaya gönüllü olacaksın. Devrim yapmak istiyorsan,
kılıcını kınından çıkartmaktan korkmayacaksın. Kendini mi gerçekleştireceksin? Bu mudur kararın? O zaman bu yolda karşına çıkan kimsenin gözünün yaşına bakmayacaksın. Hem devrim yapiim, hem kimseyi kırmiim. Üzgünüm, böyle hibrit bir devrim modeli yok. Ardımızda kırgınlarımız, muhtaç kalanlarımız hatta kötü konuşanlarımız olacaktır. Herkesi memnun ediim, bu sırada da kendimi gerçekleştiriim… Herkes bilsin, böyle bir tekamül yolu da yok.Kaderimizi belirleyen, seçtiklerimiz değildir.
Kaderimizi belirleyen vazgeçtiklerimizdir.
Neleri geride bırakacağını, kimlerle vedalaşacağını biliyorsan artık, tamamdır bu iş,
yolun açık olsun. Vazgeçmen gerekenden hele bir vazgeç… Yerine gelecek olan seni bulacaktır zaten.Evet bu yol, kişisel bir devrim yoludur. Bir düşün…
Ruhunun ormanları tutuşmuş. Çatır çatır yanıyor herşey birer birer. Ne yapacaksın? Tabi ki su sıkacak, alevleri suda boğacaksın. Mümkün olan en tazyikli suya ihtiyacın var. Sonuna kadar açacaksın muslukları. Unutma, bahçe sulamıyorsun sen. Tutuşturulmuş ağaçlarını hayata döndürmeye çalışıyorsun. Ya üzerime su sıçrarsa, ya ıslanırsam…? Geç bunları. Üzerine ateşin sıçramasından iyidir.Sevgiyi hayatımızda hakim kılmaya çalışıyoruz ya. Bu bazen bizi yanıltıyor.
Hayatımızda korkuyu hakim kılmaya çalışanları bağrımıza basacağımız anlamına gelmiyor bunlar. Sevmesini de bileceksin, elinin tersiyle itmesini de bileceksin. Erkeksen, erkeklik adına duyarsız hanzonun teki olmayacaksın. Dişi karakterin sevgi renklerini de barındıracaksın üzerinde. Kadınsan, dişilik adına çıtkırıldım hanfendinin teki de olmayacaksın. Erkek karakterin delikanlı renklerini de barındıracaksın üzerinde. Senden iyi seven olmayacak. Yeri geldi mi senden iyi çifte atanı da olmayacak. Dikkatli olacaklar konu sen olduğunda. Çok iyidir ama tersi de çok fecidir diyecekler.Devrimci olmak isteyen herkes biraz kedi gibi olacak. Esnek, sevgi dolu, dertsiz,
tasasız belki uyuşuk ama da yeri geldiğinde alabildiğinde tırmıklı…Bir arkadaşımın Petshop’u var. Çok hayvansever biridir, hayvanseverler derneği
gibidir dükkanı. Köpekbalığı yavruları vardı deniz akvaryumunda bir önceki
gidişimde. İlk defa kızdım ona içimden ama hayran hayran da izledim, muhteşemlerdi. En ilginci de köpekbalıklarıyla ilgili anlattıklarıydı. Özgürlüğüne en düşkün hayvanmış köpekbalığı. Denizde yakalanıp, akvaryuma alındıklarında yemekten içmekten kesilirlermiş. Eliyle besliyordu bu yüzden… Havuzdan sıçrayıp, 15-20 metre sürünerek denize ulaşanları varmış. Bunları anlatmıştı geçen gidişimde. Bugün gene uğradım. Köpek balığın nerede? dedim.
Gece intihar etmiş dedi…Akvaryumun tepesindeki ağaç kaplamanın birkaç santimlik aralığından kendini dışarı atmayı başarmış. Belli ki bunu denize ulaşmak için yapmış. Kilitli ve sahilden çok uzakta bir dükkanın içinde… Ama en azından denemiş köpekbalığı. Denemiş ve kendini gerçekleştirerek can vermiş…
Herkes biraz da köpekbalığı olmalı şu hayatta. Kendini kabul ettirmeli onun gibi. Aynı
onun gibi; “Bunlar akvaryumda beslemeye gelmiyor” dedirtebilmeli. Akvaryumları japon balıklarına bırakmalı, özgür sulara atmalı kendini. Herşeyi yaptım, elimden geleni yaptım diyebilmeli. Denemenin şerefini yaşamalı doya doya, kana kana…Şu kurulu düzen hapishanesinden kaçmanın bir yolunu bulmalı insan. Kaçabildiği kadar uzağa gidebilmeli. Sen dene, cesaret et bak Tanrı seni arkadan nasıl ittiriyor. Ama önce sen dene ve cesaret et.
Hiçbirşey yapamıyorsan evinin şeklini değiştir. İşe farklı yollardan git. Dolmuşla
gidiyorsan minibüse bin. Minibüsle gidiyorsan da otobüsü bir dene. Duvarlarının
rengini değiştir. Okuduğun gazeteyi değiştir. Hatta okumamayı, başka kanallarla
hayatı gözlemeyi dene. Birşeyler yap, hayatın sabit birşey olmadığını göster kendine. Bak o zaman devrim yapman çok daha kolay olacak.Hareketli bir hayatın içinde, Soracağın soru;
“Herşey değişiyorsa, sen niye duruyorsun?”dur.Herşey mezarlık gibi durağansa, sabitse; “Sen ne halt ediyorsun, otur oturduğun yerde” dersin kendine. Halılarını kaldır ve silkele biraz. Bak bakalım gerçekteki rengi neymiş?
Kedi ol, köpek-balığı ol…
Ne olursan ol, kendin ol…
Bedeli ne olursa olsun kendin ol…Ramazan’ı bu yüzden seviyorum ben. Kurulu düzenin, yemen, içmen, uykun, işten çıkışın herşeyin… Bütün düzenlerini altüst ediyor. Sofraların değişmezi ekmek bile
değişiyor; Pideye dönüşüyor. “Ekmek olmaktan vazgeç biraz da pide ol” diyor sana, dile geliyor yıllardır başına oturduğun o masa.Hoşgeldin;
Ya “Devr-i Ramazan”…
sevgiyle”
buRAK özDEMİR
www.tanrinindogumgunu.com
http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html
http://www.dogumgunu.com.tr/store/

Yaradanı severim ben; yarattıklarından ötürü.

Yaradanı severim ben; yarattıklarından ötürü.
“Yunus Emre’nin bu meşhur sözü, Kur’antum’dan sonra artık miadını doldurdu.
YARATILANI SEVERİM, YARATANDAN ÖTÜRÜ.
İYİ DE NEDEN?
Evet, yaratan güzeldir. Ama yaratılanın kendisi de güzeldir. İnsan güzeldir. İNSAN, kendi başına da sevilmeye layıktır. İNSAN sevmek için TANRI’yı sevme şartı aranamaz. İNSAN, onu bir tanrı yaratmamış olsaydı da, sevilmeye layıktı.
Mevlana her zaman başımın tacı olmuştur. Fakat, çok değerli bir düşünür olmakla birlikte, cennetle ilgili o muhteşem ironinin sahibi Yunus’u genel anlamda biraz marjinal bulurum. “Tanrıya olan aşkının” tekamülünün önüne geçtiğini, onu, hayattan, dünyadan ve insanlardan kopukluk getirdiğini gözlemişimdir.
Şu anda buradayız, bizim dünyamız burası. Evrende bir Tanrı olmasa bile, yaşanmaya ve sevilmeye değer bir yer burası… iyi niyetli bir hayalcilik olsa da Tanrı’yı bu denli arayış, kişiyi hayatın gerçekliğinden koparıcı bir arayıştır. Uçlarda sürülmüş bir yaşam olsa da Yunus’un varlığı saygı uyandırır bizde. Ancak bize örnek oluşturmaz.
Bu sözün, günlük hayattaki kullanımı, insana karşı bir sevgisizliğin ifadesi olmuş halde. İçinde , insan sevgisi göremiyorum.
Bir çocuğa “sana babanın hatırına katlanıyorum” diyorsun aslında.
Çocuğun kendisine karşı sevgin yok.
“Körolmayasıca insana” yaratanın hatırına katlanma var.
Hayvana MAHLUK diyen, sevgiyi unutmuş dünya görüşünün, bir başka çelişkisi bu. Çünkü yaratılanı gerçekten sevse yaratandan ötürü, mahlukat demez, hayvanları da sever. Bu sözü, hep insanlardan bahsederken kullandıklarını gördüm. Nedense, YARATILAN’la hayvanları kastettiklerini hiç görmedim. Yoksa dinciler, hayvanları Tanrı’nın yaratmadığını mı düşünüyorlar? O yüzden mi onları sevmiyor, bu sözün kapsamında görmüyorlar? İyi de, bu EVRİM TEORİSİ’nin bakış açısı değil mi? Hayvanları Tanrı’nın yaratmadığını söylediği için evrimci ateistlere neden kızıyorlar ki o zaman?
RAHİM AYRI GÜZEL,
RAHMAN AYRI GÜZEL,
HAYVAN AYRI GÜZEL,
BİTKİ AYRI GÜZEL.
HEPSİ BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ GÜZEL.
HER BİRİ AYRI AYRI SEVİLMEYE DEĞER.
İŞTE BU YÜZDEN YARADANI SEVERİM BEN; YARATTIKLARINDAN ÖTÜRÜ.”
buRAK özDEMİR
http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html
http://www.dogumgunu.com.tr/store/



Categories:
Etiketler:







