NE BİR GRUP NE DE BİR CEMAAT – BİREY

NE BİR GRUP NE DE BİR CEMAAT – BİREY

“Bizler O kitabın okuyucusu bir grup arkadaş  …. Adlı bir Levh-i Mahfuz paylaşım ve araştırma grubu oluşturduk. Burada kitabı yaşamımıza geçirmek için neler yapmamız gerektiğini araştırıyoruz. Bu konuda yol gösterici fikirlerinizi bizimle paylaşmanız bizleri çok mutlu eder. … “

El cevap:

Duyarlılığınız için, sorumluluk duygunuz ve aceleniz için hepinize, ayrı ayrı teşekkür ederim. Levh-i Mahfuz’a verebileceğiniz en büyük katkı, grup değil BİREY olmanızdır.

Güçlü, değişimci, devrimci, yepyeni birer BİREY…

Gruplara isimler aramak ve bulmak, idealist tanımlamalar yapmak da güzel birer beyin jimlastiğidir. Ancak, Levh-i Mahfuz’a alt başlık olabilecek yegane başlık kişisel isimlerimizdir.

Bir Levh-i Mahfuz bireyi olan, buRAK özDEMİR alt başlıklı kişi olarak, kendi hayatımdan örnek vermem gerekirse; herhangi bir grubun parçası olmadan, sadece bir fert olarak, 4 yıl boyunca İSLAM isimli olguya buradan verilen katkı, Türkiye’deki yüzlerce cemaatin, onyıllar boyunca verdiğinin toplamından daha fazladır. Buna, okuyucu ailemizin fertlerinin, kendi coğrafyalarından verdiği tekil katkıları da eklersek, LEVH-İ MAHFUZ dip dalgasının tılsımının köklerinde, hiçbir çemberin içine şıkışmayan, aksiyona dayalı değil sonsuz sınırsız bir bilinç hareketi olmanın yattığını görürüz.

LEVHİ MAHFUZ SADECE VE SADECE BİR BİLİNÇ HAREKETİDİR.

Gerçek bilinç pasiflik getirmez. Doğru bir Levh-i Mahfuz okuması, harekete geçirici bir Levh-i Mahfuz okuması olduğu için, ayrıca bir aksiyon düşünmemiz gerekmez.

‘harekete geçelim’ refleksi, insana atıllık getiren, ağır, oturaklı diğer ve eski öğretilerin refleksidir.

Bizim ilmimizin kendisi başlı başına bir harekettir ve insanda uyandırılması gereken tek refleks derinleşerek değişmek üzerinedir.”

Kur’antum Kur’an-I Devrim 154.s 

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

Levh-i Mahfuz

 

KAFANA GÖRE TAKIL, BİLİNÇ HAREKETİ OLMAK

KAFANA GÖRE TAKIL – BİLİNÇ HAREKETİ OLMAK

“Hatırlarsınız, her zaman söylediğimiz şey şu olmuştu:

Tanrı’nın doğum günü ( LEVH-İ MAHFUZ ) bir bilinç hareketi. Bir grup değil.

Gelgelelim kimi insanlara bunu anlatmak hiç kolay olmuyor.

İçinde İslam olan herşeyi olarak grup olarak görüyor. Okuyucularımızı benim müridim olmakla suçlayanlar bile çıkabiliyor. Böyle bir özgürlük hareketine böyle bir yakıştırmada bulunmak, buna da insan dehası deniyor efendim.

Sigarayla savaş için dernek kuruyorsun. Adam senin sigara tiryakisi olduğunu zannediyor mesela. Biliyorum sen Marlboro’nun adamısın diyen, yada seni sigara içerken gördüğüne yemin eden bile çıkıyor. Bizimki de böyle birşey işte. Zannettiğiniz tam aksi. Hani isbetsizlik olur da, bu kadar olur. Dart atıyosun. Tutturamayabilirsin 12′yi. Hatta tahtayı bile. Benim merak ettiğim, tahtaya atacağın o iğneyi popona saplamayı nasıl başardın : )

İnsan yanılır da yani bu kadarına pes. Bizim için hava hoş. Olan senin popona oluyor. Tanrı’nın doğum günü’nü, LEVH-İ MAHFUZ’u bir cemaat, bir topluluk olarak gördükçe, sen kaybediyorsun. Bizde senin işine yarayabilecek çok şey var. Ahhh şu İslam’ı cemaatlerle sınırlayan Rayban marka atgözlüklerin yok mu… Ah sen, ah sen. Neyse. Mustafa Kemal 1925′te Tekke ve Zaviyeleri kapatmıştı. Anlaşılan birileri içeride kilitli kalmış. Diyelim ve konumuza devam edelim.

Bize düşen sabır efendim. O “topluluğun” bütün dünyayı sardığını görene kadar, o yüksek IQ bunları söylemeye devam edecek.

Bilinç hareketi olmak…

Cümle olarak yazmak kolay fakat uygulamada bunun ayrımını yapmak hiç de kolay olmayabiliyor. Herşeye karşın anlayışla karşılamak lazım. Fakat sen de kendini bağlayıcı ahkam kesmelerden uzak duracaksın. Sana zarar verir.

Bazen tükürdüğünü yalamamanın en kesin çözümü yerlere tükürmemektir. Olguları soğukkanlılıkla analiz etmektir. Zaten mesele Tanrı’nın doğum günü’yse, Levh-I Mahfuz’sa  kafanı çok iyi çalıştıracaksın. Bu kitabın etrafında olan biteni anlamak istiyorsun, beynini televizyon izleme modundan çıkarıcaksın. Başka bir modda çalıştıracaksın. Mesela matematik problemi çözme modu. Mesela çengel bulmaca çözme modu. Ödüllü olanından o da.

Hani var ya televizyonda yarışma. O kutuyu mu açayım bu kutuyu mu açayım. Efendim sen bundan önceki ayın gene ilk perşembe günü böyle kutu açmıştın da büyük çıkmıştı. Sen açma o yüzden. Yani işin içine para girince, her Türk bir istatistik dehası olabiliyor 🙂 Heh işte, yargılanmak için o dehayı bekliyoruz biz.

İlk günden beri hedef, bu kitabın etrafında kenetlenmiş onbinlerce insandan bir grup yaratmak olsaydı, bu geçtiğimiz bir yıl böyle sessiz geçmezdi en basitinden. E çünkü dağılır insanlar. Sürekli tempolu olmalısın. Böyle uzun sessizlikler, bir tür intihardır. Elhamdülillah Hayvanım gibi bir bağımsız bir kitap hiç çıkarmazsın. Eğer maksat, kitabın sevenlerinden bir güç odağı yaratmaksa.

Bir grup olsaydık, geçen sene yaptığımız gibi, her sene K-D-R’ye doğru geri sayardık. Kendimize bir lider sıfatı yakıştırsaydık,  her sene bu işi düzenler, şöyle şöyle yapın, bunlara bunlara dikkat edin gibisinden tavsiye görüntüsü altında baskılar yapardık birbirimize.

Fakat ilk gün de söylediğimiz gibi bizim görevimiz liderlik değil öncülük etmek. Öncülük de kelime olarak anlaması kolay, fakat kavram olarak idrak etmesi hiç de kolay olmayan bir hadise.

Biz sadece öncüyüz.  O da kendi konumuzun öncüsü. O kadar.

K-D-R gecesine dair paylaştığımız yeni ve kadim bilgilerle, bin senelik İslam tarihinde tahmin ediyorum en aşkla dolu Kadir Gecesi’ni geçen yıl bizim okuyucularımız yaşadılar. Hep beraber yaşadık. Tanrı’nın doğum günü teorisinin, pratiğini hep birlikte uyguladık. Ve benim buRAK olarak işim bitti K-D-R ile. Paylaşmam gerekeni paylaştım göstermem gerekeni gösterdim bu konudaki görevimi tamamladım.

Artık kendi K-D-R’mi bireysel olarak yaşayabilirim. Kendi hayatımda çok sık kullandığım bir laftır. Artık huzur içinde ölebilirim : ) Aynen öyle.

K-D-R tamamdır ve en önemlisi, yukarıdaki mesajdan anlaşılacağı gibi hayata geçmiştir.

Geçen yıl 1000 tane öncüsü vardı Kader gecesinin. Bu yıl 150 bin öncüsü var. 2012′da 5 milyon öncüsü olacak, böyle gidecek.

Ancak yeni bir bilgi, yeni bir açılım olursa ki bizde sürprizler hiç bitmez biliyorsunuz, her zaman anında görev başına elbette. Hangi konuda olursa olsun, yeni birşey söylemeyeceksem, söyleyeceğim en güzel sözüm susmaktır. Eski yazılarımız zaten elimizde. Onların linkini çıkartıp, burada tekrar yayına koyalım hatırlamak isteyenler için, güzel fikir. Fakat burada gündeme koymuyoruz diye kimse kendi K-D-R’sine doğru geri saymayı ihmal etmesin.
Bu sene, K-D-R’yi bir adım daha ilerletiyoruz, K-D-K’larımızı bu sisteme entegre ediyoruz. Hemen şunu da söylemeliyim. Bunlar sonuçta birer ürün. Kartlardan bahsediyorum. Ürünlerle manevi olguları denkleştirmek konusu oldukça da hassas bir konu benim için. İnsanlara ürünler üzerinden ulaşmaktan başka şansımız var mı? Kapı kapı dolaşıp, her akşam bir eve misafir olup, kişilerin hayatını mercek altına alıp, devrim yollarını böyle çıkarmak da bir fikir. Senede 365 haneye devrimi soksak. Eh bana müsade. Yolum uzun. Bu gece başlasak, 41 bin gecede tüm Türkiye’ye kişisel devrimi yaşatmış oluyoruz. O da doğmamak şartıyla. Çıkarken tembihleriz mutlaka. “Sakın üremeyin güzel kardeşim” deriz 🙂

Yazıların dışında somut mekanizmaların yeri elbette ki ayrı. “Ding dong biz geldiiiik” diyemeyeceğimiz için bu yüzden KDK dedik. Gene söylüyorum, alırsın eline kitabı, açarsın rasgele bir sayfayı. O da senin soruna cevap olur. Kendi KDK’nı kendin de geliştirebilirsin. Bizim geliştirdiğimizden de yararlanabilirsin. Seçim tamamıyla senin. Değişmek, gelişmek isteyen, sinyalini taştan bile çıkarabilir.

Bir de kendimle ilgili paylaşmam gereken birşey daha bulunuyor. Önemli birşey. Lüzum üzerine. Öncülük etmek, örnek olmak demek anlamına gelmiyor. Yani. Karıştırmayalım diye söylüyorum.

Ben, örnek bir insan falan değilim efendim. Şükür kere şükür, dosdoğru bir insanım. Fakat bu, kimseye örnek olmam gibi bir noktaya getirmiyor bizi. Çünkü sistem olarak yanlış. Dünyada hiçbir insan örnek alınmamalıdır.

Ben benim, sen sensin.

Herkes kendi özgün gerçekliğini yaratmak zorundadır. Kimsenin yaşantısı kimseye örnek olamaz, benim yaşantım da olamaz. Fazlasıyla uçtur.

Bu kadar hareketlilik herkese mutluluk getirmeyebilir. Yazılarımın arkaplanında kimseyi, kendimleştirmeye çalışmadığımın altını çizerim. Bakın şimdi bu nokta bizi nereye götürecek…

Bendeniz, son günlerin sitesini aksatan haylaz keratası olarak ben, Tanrı’nın doğum günü’nün sadece bir modeliyim. Milyonlarca modeli olacak bu kitabın. Ben ilkiyim. Belki sen ikincisisin. Öbürü üçüncüdür. Herkes 1′dir. 2, 3, 4 bunlardan dışarıdan bakanların seni sayabilmek için geliştirdiği bir sistemdir. 1,2,3,4… Bunların hepsi 1′dir. 1′e 1 eklersin 2 olur. 2′ye 1 eklersin 3 olur. 4 de 3′ün 1 eklenmiş halidir. Bütün rakamlar birdir. Sıralama sadece bir organizasyon, bir tertipdir. Benim birinci model olmamdan bundan ibarettir.

Nasıl buldunuz “Hepimiz 1′iz-in matematiksel formülünü ?

Şimdi. Önemli noktaya geliyoruz efendim. Boyama kitabı’na…

Hayat gerçekten resim yapmaksa, Tanrı’nın doğum günü ressamların elindeki paletteki renklerden sadece biri. Belki ana renk. Belki de ana renklerin toplamı. Beyaz. Sonuçta bir renk. Paletin kendisi değil. Tanrı’nın doğum günü, ne zaman ihtiyaç duyarsan o zaman dönebileceğin yuvandır. Biz hep buradayız. Bizimle olursun. Sonra uzaklaşırsın bizden. 1 sene kitaba elini sürmezsin, sitenin yakınından geçmezsin. Fakat ne zaman ki bize ihtiyaç duyarsın, döner gelirsin biz gene burada oluruz. Sadakat istemeyiz kimseden. Bağlılık da. Sevgi bağlarıyla örülmenin olmanın mutluluğunu elbette ki yaşarız. Fakat kimseden hani masonik yeminlerle, Tanrı indinde verilmiş ahitlerle bağlı olmasını falan talep etmeyiz. Bilakis. Biz hayatının her anını yüzde yüz özgür olarak yaşamanı isteriz. Bağlılık sıkar adamı. Zincirlerin hiç olmasın, özgürlüğün rüzgarı getirsin seni buraya. Hani Mevlana güzel birşey söylemişti. Kim olursan gel diye. Hadi ona bi ekleme yapiim ben de. Güzel canın ne zaman isterse o zaman gel 🙂

Zaten ben o uzaklaşmaları asla Tanrı’nın doğum günü sürecinin dışında görmem. Hayatın her anı, ne şekilde yaşanırsa yaşansın bu sürecin bir parçasıdır.

Tanrı’nın doğum günü, LEVH-İ MAHFUZ  bir tekamül kolejidir. Açık öğretim, yeni adıyla uzaktan eğitim ilkesi altındadır. Fiziksel bir binası yoktur. Sömestirleri yoktur. Vizeleri, dönemleri, finalleri yoktur. Öğretmenleri yoktur, burası en önemlisi. Müfredat, kendi başına rafine edebildiğin kadardır. Kendi takvimini kendin belirler, kendi notunu kendin verirsin.

Burası bir kaynaktır. Ne zaman lüzum olursa o zaman başvurursun. Yada aramızda bir düşünce bağının
ötesinde, sevgi bağı vardır, sen, ben ve biz dostuzdur. Dostlarım napıyor diye gelir bakarsın.

www.tanrinindogumgunu.com

Tanrı’nın doğum günü 5. yaşına basacak, az birşey kaldı.

Az zaman değil. Bu kadar yoğun duygularla geçen beş koca yıl.

Uzaklaşan oluyor, yakınlaşan oluyor. Ben bunları sadece izliyorum.
Lakin uzaklaşma noktasında bendenizi bişeylerle itham etme durumu olabiliyor zaman zaman. Cevap yazmıyorum zaten malum. Ben gidiyorum diyor. Kızacağımı mı düşünüyorum bilmiyorum, ben sevgiyle el sallıyorum. Fakat aynı kişi geri döndüğünde kendi kendine bir mahcupluk içinde oluyor. Ne zaman ihtiyaç duyarsın, ne zaman istersin o zaman buluşursun bizim düşüncemizle. Devamsızlıktan sınıfta kalmak yok bizim kolejde 🙂 Kıyafet serbest, geliş serbest, gidiş serbest, herşey serbest. O yüzden, kimseye, vay sen bu yoldan döndün gibisinden kızgınlığımız olmaz, olamaz haberi olsun herkesin 🙂
Resmini çizerken ne zaman ihtiyaç duyarsan ancak o zaman bulaşırız fırçana 🙂 Yani ben mavi rengi çok fena
severim. E ne yani şimdi masmaviye mi boyuyuciim tuvalimi? Olur mu öyle şey efendim. Buna sanat değil, badana boya denir. Bi sürü renk vardır çizdiğin resminde. Fakat bakıldığında mavi bir başka çarpar insanı. Biz o tablodaki küçük çocuğun gözlerinin mavisi olmak isteriz. Boydan boya mavi duvarların
mavisi değil 🙂

Peki, nedir bizim rengin hayattaki karşılığı? Özgürlük için devrim.
Ne zaman özgürlüğün için devrim yapmaya ihtiyaç duyarsın o zaman gelirsin. LEVH-İ MAHFUZ’u okursun, günlüğü, yazıları, eğilimleri analiz edersin. Devrimini yaptın mı ya da yapmaya karar verdin mi ya da yapmamaya mı karar verdin ya da herneye karar verdin kendi yolunu çizersin.

Sitede zaten isim yok. Bu yüzden yok. Güvercinlerin buluşup yıkandığı su birikintisi burası. Serinledin
mi, gökyüzü senindir. Kanadın kırık mı, başımızın üstündedir yerin. Uçtun, dolaştın, geldin, gene başımızla berabersin. Hava sıcak, küre ısınık, tahmin ederim gene gelirsin 🙂 Biz dostuz unutmayın. Sadece arkadaşlık görüşmeye odaklı ilişki bir ilişki tipidir. Dostlukta, görüşme-görüşmeme değil hissedişler esastır. Gitmeler, gelmeler, yakınlaşmalar, uzaklaşmalar konusunda ben çok rahatım, lütfen siz de rahat olun. Sokak bilgeliği vakt-i zamanında çok güzel bir kavram türetmiş efendim.

Aynen öyle onu söylüyoruz biz de.

“Kafana göre takıl”.

Herkes kafasına göre takılsın efendim. Sevgiyle….”

buRAK özDEMİR

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

Levh-i Mahfuz

Levh-i Mahfuz

BİZİM DÜNYAMIZDA AÇILIM DEMEK, FİKİR DEMEKTİR

BİZİM DÜNYAMIZDA AÇILIM DEMEK, FİKİR DEMEKTİR

“Her aydınlık yolun, karanlık bazı yolcuları vardır.

Biri bir tez atmış ortaya. Kırk akıllı çıkaramıyormuş.

Çıkaramayanların içinde master kademesinde, son derece değerli spiritual kimlikler bile varmış. Hayret kere hayret. Ailenle diyormuş.

Sendeki kusurlar, mutlaka ailenle bağlantılıdır.

Diyelim ki sende kleptomani var. bi yere girdiğinde araklamaktan alamıyorsun kendini. Kim olduğunu bilmediğim beybaba şöyle diyormuş:

“Ailende hırsız var, o yüzden böylesin” diyormuş. Ekliyormuş sonra da; “Git ve onu bul.”
Ya da başka bir konu olduğunda ‘ailende bu sorundan müzdarip bir ölü olmalı, git ve o ölüyü bul’ diyormuş.

Ciddiye almadınız haliyle, gülüyorsunuz belki. Fakat ben gülmüyorum.

Kişi başı 250 TL diyorum. 60 kişilik tıkış tıkış sınıflar diyorum. Ve bilmem kaçıncı aya kadar yer yok diyorum. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Psiko-drama tekniklerine, mistik bir sos katılarak oluşturulmuş yeni ve geçici bir salgınla karşı karşıyayız;

Aile Dizimi.

Kur’antum, Levh-i Mahfuz, bu yüzden çok önemli.

Islam ve Kur’an, bu yüzden, binyıldan fazladır çok ama çok değerli. Biri böyle birşey mi attı ortaya, alacaksın Kur’an’I bakacaksın. Ne demiş? Hımmmm.

Tanrı katı, “Kimse kimsenin günahını yüklenmez” mi demiş. Bitti.

Bu kadar. 48 saniyeden fazla vaktini almamalı böyle birşey. Kur’an, kimse kimsenin günah yükünü yüklenmez demiş. Peki, sana göre, evrensel akla göre hangisi daha mantıklı? Herkesin birbirinin günah yükünü yüklenmesi mi?? Değilse, bitti işte bu kadar. Çöküverdi.

Bunun üstüne “Aileleri olmayanlar nasıl arınacak? Bu sadece mutlu çocuklarda çalışan bir öğreti mi? kimsesiz çocuklar ‘aile dizimini’ nasıl yapacak?” diye soralım mı? sormayalım. Gerek yok. Kur’an bu inanışın üstünü  çizmiş. Ben de hep bu ayete neden gerek duyulduğunu merak ederdim. Bunun aksini düşünenler varmış o çağlarda, şu işe bak derdim.

Meğer “günah devretme” ye bugün bile inananlar varmış.

Aile dizimi,  ilk insan Adem’in hayatını nasıl açıklar acaba? Ailede hırsız mı vardı acaba, Adem neden yedi o elmayı? Adem’in ailesi mi vardı? Onun yoktu ama oğlunun atası vardı elbette. Dünyanın ilk katili Adem’in oğluydu. Adem’in oğlunun ailesinde kim katildi? Adem’in oğlunun daha önceden cinayet işlemiş bir akrabası olduğunu, fantastik ve absurd bir şekilde bir anlığına kabul edelim. Bu durumda, Kabil’in değil o akrabanın insanlığın ilk katili olarak kabul edilmesi gerekmez mi?

Dünyanın birinci insanı (Adem), dünyanın ikinci insanı (Havva), Üçüncü ve dördüncü insanı (oğulları: Habil ve Kabil) Bu çekirdek ailenin ‘aile dizimini’ rica ediyoruz bu ekolden.

Sanıyoruz beklemeye de devam edeceğiz.

Az once televizyonda izledim. Çocukları iple bağlayıp bir yerin etrafında çekiştire çekiştire dolaştırıyorlar. Anadolu’muzdaki köylerimizin birinde…

Neden dolaştırıyorlar? Huyu değişsin diye. Bu bile daha komplike, tek bir cümleyle deviremeyeceğin, anlamaya çalışman gereken bir tez. Ama diğeri öyle mi? hadi buna inanan saf yürekli bir köylümüz. Diğerine ne demeli?

Eğitimli, dünya görmüş kariyerli insanlar batıl inançlara kapılısa,

“vatandaş” ne yapsın?

Burada bitmiyor söylenilenler. Kürtaja cinayet diyor, eyvallah hiç de yanlış değil. Bunu önleyici olarak mı söylüyor, suçlayıcı olarak mı bunun üzerinde duruyorum. Suçlayıcı olmadıktan sonra bunu dile getirmekte bir yanlışlık yok.

Fakat düşük yapmaya da cinayet diyor adı geçen aile dizimciliği.

“Kimbilir ne yaptın da geçmişte, kendine çektin böylesi bir deneyimi”

Hadi çık işin içinden.

Karma felsefesinin İslam felsefesine ihtiyacı var dememiz, gerçekten boşuna değil.

Senin bilinçaltına dönük, topluluk önünde toplu çalışmalar yapılıyormuş ki burası çok fena işte. Hiç tanımadığın insanların önünde hafızanın en mahrem köşeleri paylaşıma açılıyor. Krize giren mi istersin, fenalık geçiren mi? Tüm bu tantana, kişilerde “bak ne kadar etkili oldu” algısı yaratıyormuş haliyle.

Post-modern şeytan çıkarma ayinleri… “şeytan çıkarken ses çıkarır” anlayışı eşliğinde.

Karanlık enerji boş durmuyor, kendini geliştiriyor anlaşılan.

Travmatik deneyimlerin bulaşma özelliği vardır. Bir terapi yapalım, o insanların yaptığı gibi. Geçmişte tecavüze uğramış bir kadını sahneye alalım ve psiko-drama teknikleriyle “o güne” götürelim ve anlattıralım olayı. Şundan emin olun.

O meşum olayı anlattırdığımız gün, kadın-erkek hepimiz “tecavüze uğrarız”. O travma bize de sıçrar ve bizde iz bırakır. Böyle
çalışmalar aynı zamanda tehlike de içerirler. Bilinçarkasını serbest bıraktıran çalışmalarda kişi cinnet de geçirebilir.

250 TL’sini ödemiştir, sen ne bilirsin ki içindeki potansiyeli. Bu işler bu eğitimleri düzenleyenlere (250×60) güzel paralar
kazandırır kazandırmasına da yarın bir gün “ailesinde katil olan biri”nin kurbanı oluverirsin. Aman dikkat.

Tanrı bazı bilinçlerin, arkada kalmasını boşuna istemiş olamaz.

Tanrı unutturuyor, arkaya ittiriyor, sen öne çıkarmaya çalışıyorsun. Geçmişi bırak bugüne bak. Eğer,
içinde kalanları orada dışavurmak iyi geldiyse sana bil ki, bizim tercihimiz bunları onun yüzüne karşı doğrudan takır takır anlatacak cesarete kavuşmandır. Bulacağın şifa, dizimin 20 katıdır. Ölüyse hayali similasyonla buluş, alacağın şifa 30 katıdır.

Insanlarımız arınmaya fazlasıyla istekli. Ben bu tarz oluşumlara olan “hücum”dan bunu anlıyorum. Arınmanın çok basit birşey olması hiç beklenmedik birşey. Kendi içinde herşeyin cevabını bulabilirsin. Kişisel Devrim’le ilgili iki temel şey, bunlar elinde oldu mu, volkanlar gibi patlasın kimse tutamaz seni…

1-    AÇILIM. (teori)

2-    ARINMA. (pratik)

Insan bir beyindir. Ve bir yere kilitlendiyse, tıpkı bilgisayarların kitlenmesi gibi, arınamaz. Doğrudur. Arınmanın ön koşulu açılımdır. Bize birşeylerin yolu açılmalıdır ki ilerleyelim. Bir haritamız olmalıdır, bir şekilde önümüzü arkamızı görmemiz gereklidir. Bunda herkesle hemfikiriz. Ayrıldığımız nokta şu ki, onlar “açılım”ın tekniklerle mümkün olabileceğini söylemekteler.

Levh-I Mahfuz’a, Kur’antum’a böyle eleştiriler gelmişti hatta.

“Kardeşim o kadar şey anlatıyorsun, kitapta bi tane bile teknik yok” diyenlerimiz olmuştu. Evet yok.  Yok çünkü biz kendi tekniklerini yaratabilecek teknolojiyi kuruyoruz insanların beynine. Bizde;

TEKNİK YOK, TEKNOLOJİ VAR.

Bizim dünyamızda açılım demek, fikir demektir. Ben sana ihtiyaç duyduğun fikirleri verirsem, sen dünyayı yerinden oynatabilirsin. Oynatabilirsin çünkü biz sana inanıyoruz. Biz insana inanıyoruz.

Onlar ise sen dur tek başına yapamazsın, başında bir eğitmen dursun demekteler. Onların ne dediği önemli değil. Sen ne diyorsun bu işe? Bu önemli. Onların dediği gibi yetersiz misin?

Kendi ayakların üstünde duramaz mısın? Biri başında durmazsa, şöyle yap, böyle yap demedikçe arınamaz
mısın gerçekten?

Yılın 365 günü çarpı günün beş vakti…

1 yılda 1825 kere namaz kılan Müslümanların, biri göstermeden doğru namaz kılamayacaklarına hükmeden ve cemaat namaz kılarken başlarında ‘doğru namaz kılan eğitimli’ birini tutma ihtiyacındaki gerilikçi dincilikle, ne farkı kaldı spiritüalizmin, NLP’nin?

Insanların ruhsal bağımsızlığının kazanmasının önündeki tek engel, İncil’de İsa’yı çoban, insanları da sürü olarak değiştiren, kalem oynatan Kabalistler değil. Şekilde görüldüğü gibi buna hevesli pek çok spiritual aydın, ezoterik ulema bulunmakta. Bu adamları, bu kadınları gördükçe gidip Kabalistlerin ellerinden öpmek geliyor insanın içinden. Onlar, inandıkları ideoloji için bunu böyle yapıyorlar.

Bu zifiritüeller gibi paranın peşinde değiller hiç değilse…”

buRAK özDEMİR

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

Şimdilerde camiler hep gömüyor

Şimdilerde camiler hep gömüyor.

“Levh-i Mahfuz’da İslam, entegre bir spiritual tesistir. Islam, multi-disipliner, entegre bir öğretidir. One stop shoppingdir. Tek noktadan alışveriş… Içeride her ihtiyacın olan vardır. Islam kendi yogasına sahip bir mistik felsefedir.

Kendi ŞİFA öğretisi, LEVH-İ MAHFUZ TIBBI vardır. Bu yolculukta ihtiyaç duyduğun herşey içeride bulunur. Islam kendi yogası olan bir REİKİdir.

Spiritual yolda ihtiyacın olanları bulmak için o kadar çok dükkana girersin ki, yolculuğa vaktin kalmaz. Bir insan, hem spiritual yolculuğa çıkıp hem de aynı anda hırslı bir kariyer izleyemez. Ikisini aynı anda yapacak mecalin kalmaz.

Mistik yol senden ömrünü ister. Islam ise sana ömrünü verir.

Hakikatin gerçek İslamı, araçların amaçlaşmasına asla izin vermediği için, hem arayışı, hem de “hırslardan arınmış” hedeflerle dolu bir kariyer sahibi olabilirsin.
Islam, mevcut ortamında, mevcut dünya düzeninin içine kadim bir dünyayı inşa etmenin yoludur.

Bir gün İslam için Maserati’ni satacak ve kendini dağlara vurmak üzere şehirden kopup ayrıldığında, çaldığın o kapıdan duyacağın ses seni şaşırtmamalıdır:-     hayrola?

Islam-ı Kur’antum-Levh-i Mahfuz, kentli bilgeler yetiştirir. Devrimler
için bütün imkanlarını sana seferber kılar.
Buna karşın kaçışlarını asla desteklemez.

Islam’ın entegre spiritual bir tesis olmasının bir tezahürü de, caminin orjin-al varlığıdır. Cemaa’nın camisi, “buluşturan”dır. Sadece Müslümanları değil. Cami, aynı zamanda disiplinleri de buluşturandır.
Ölülerin neden camilerde yıkandığını merak ederdin.

İnsanlar eskilerde camilerde ŞİFA bulurdu. Orada ağlar, orada gülerdi. İslam, camilerini bugünün AVM konseptinde hazırlamıştı. Içinde tuvaleti, çeşmeleri, meditasyon köşeleri, sohbet ortamları, ŞİFA dizilişleriyle cami, gerçek anlamda buluştururdu.

Müslümanlığın içindeki SEVGİ, gün geldi ve akmaz oldu ve ŞİFA kanalları kesildi. Eskilerde İslam çok büyük oranda yaşatır, sadece başaramadığı az sayıdaki vaka, aşağıda yıkanır ve kişi gömülürdü.

Şimdilerde camiler hep gömüyor…

Camilerin, cemaa ruhu, artık evlere Levh-i Mahfuz’la, Kur’an-ı Devrim’le ulaşıyor.”

buRAK özDEMİR

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

SAKLI KALMIŞ HADİSLER

SAKLI KALMIŞ HADİSLER

“Din adamı değil hikaye anlatıcısı onlar. Sürekli hikayeler anlatırlar. İçlerinden
birini söylemişti babam: “inad ettim yıllardır bakıyorum ne zaman
söyleyecek diye.
Adamın ağzından bir kere bile Kur’an kelimesi çıkmadı” demişti.

Evet varsa yoksa hadis. Madem bu kadar düşkünler hadislere, bizim de nakledeceğimiz hadisler var elbette. Dibine kadar sahih hem de. Hafızanızı şöyle bir tarayın bakalım, bahsetmişler miydi size bu hadisten?

“CEMAATİN İNANCI ZAYIF, İBADETİ TAKLİT OLACAK. HAFIZLAR ÇOK OLACAK, AMA ALİM BULUNMAYACAK. ALİMLER, PARA VE DÜNYALIK KARŞILIĞINDA İLİM ÖĞRETECEK, AHİRET AMELİ İLE DÜNYALIK TALEP EDECEKLER.”

Bu saklı kalmış hadislerden belki de daha ilginç olan, İncil’in hakiki kalmayı başarabilmiş az sayıdaki ayetinden birinde tarif edilen din adamı tiplemesidir. Kutsal kitaplar kronolojisine bakıldığında görüleceği gibi, İNCİL, eliyle işaret ediyorsa, bunlar Yahudi din adamları olmak durumunda. Hiristiyanlık henüz inşa edilmediği için. Bakalım aşağıda deşifre edilen, rating’e düşkün Yahudi dinadamları size de bugünün pek Müslüman televizyon ulemasını çağrıştıracak mı?

“KIYAMET GÜNÜ İNSANLAR ARASINDA EN ŞİDDETLİ AZABA UĞRAYACAKLAR, İLMİ KENDİSİNE VE BAŞKALARINA FAYDA VERMEYEN ALİMLERDİR.”

“UZUN KAFTANLAR İÇİNDE DOLAŞMAKTAN HOŞLANAN, MEYDANLARDA SELAMLANMAYA, HAVRALARDA EN SEÇKİN YERLERE, ŞÖLENLERDE BAŞ KÖŞELERE KURULMAYA BAYILAN DİN BİLGİNLERİNDEN SAKININ. DUL KADINLARIN MALINI MÜLKÜNÜ SÖMÜREN, GÖSTERİŞ İÇİN UZUN UZUN DUA EDEN BU KİŞİLERİN CEZASI DAHA DA AĞIR OLACAKTIR.”

KUR’AN-I DEVRİM LEVH-İ MAHFUZ’ un anlattığı gibi…

Müslüman dinadamlığı müessesesi, tümüyle Yahudilik dininden devşirilmiş bir meslektir. Müslüman dinadamlarının meslekleri, yaptıkların İŞ’in içeriği Yahudilik dininden copy/paste edilmiştir. Copy/paste’ den sonra bir başka bilgisayar komutu daha çalıştırılmıştır.

Find/Replace…

Şu kelimeyi bul: YAHUDİLİK. Şununla değiştir: MÜSLÜMANLIK.

Muhammed peygamber öldükten sonra KABALA.DOC dosyasının adı değiştirilip İSLAM.DOC yapılmıştır. Son isim değişikliği ile vurulmuştur öldürücü darbe:

Şu kelimeyi bul: HAHAM. Şununla değiştir: İSLAM ALİMİ.”

buRAK özDEMİR

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/