VESVESE

DÜŞÜNCE, konuşmanın sesi kısık olanı değildir.

“Beynimizde yaptığımız her faliyetin adı düşünme değildir.

Bu konuyu örneklemek gerekli.

Birşey yaşarsın. Birşey olur ve çok incinirsin. Evine kapanırsın günlerce. Kendi kendini doldurursun. Bunu bana nasıl yapar dersin. Doldukça dolar, kabından taşmaya başlarsın. Işte bu zamanlarda yaptığımız, düşünmek değil

Kendi-Kendine-Konuşmak’tır.

Düşünce, konuşmanın sesi kısık olanı değildir.

Düşünmek çıkış yolu bulmaktır.

K-K-K ise sürekli dert yanmaktır. Içinden konuşmakla düşünmenin ayırdına varmadan, felsefe dünyasında kendimize yer bulamayız.

Bahsi geçen olayda:

“Artık kendine gel de bir ara, sor bakalım, gerçekten onu mu demek istemiş, kendi kendini dolduruyor olmayasın sakın?”

cümlesidir düşünmek.

“Bunu bana nasıl yapar?” cümlelerinin topu saplantıdır.

Vosvostur bu. Vesveseye bulduğum yeni karşılık.

Aslına bakarsanız bu durum sadece Kader günü-KADİR GECESİ değil her gün için geçerlidir. Düşüncelerin dünyasında bir çamura saplanıp patinaj çekmeyeceksin, hepsi bu. Elinde bir bulmaca, 35 senedir öylece duruyorsun…

Şimdi bu, 35 senedir devam eden eylem, bulmaca çözme eylemi midir yoksa elinde gazetenin bulmaca ekini elinde öylece tutma eylemi midir?

“Görmüyor musun bulmaca çözüyorum”larla kandırma istersen kendini.

Sen bir bulmacanın içinde patinaj çekiyorsun.

Düşünmüyor, kendi kendine kısık sesle konuşuyorsun.

“Ay akşama ne pişirsem,

Benim herif gene geç gelir,

Sofrada yemekler de soğur,

O kadar uğraş didin,

Caaanım patlıcan musakka,

Buzz gibi olsun, bak gördün mü kim için çalışıyorum ki ben…”

Demeler yok K-D-R Gününde 🙂

Eğer, sorun hazırlanan aile sofrasının efektif bir şekilde değerlendirilmemesi için şöyle şeyler  d ü ş ü n m e k  var mesela.

“Sofra, kent yaşam yaşamında doğmuş bir gelenek değil aslına bakarsan. Kimselerin trafikte kalmadığı,

herkesin hep birarada yaşadığı kırsal kültürden gelme.

Acaba sofra kültürünü yaşatayım derken

kendimi ve sevdiklerimi gereksiz yere huzursuz mu ediyorum? Televizyonun önündeki sehpaya Amerikan servis açarım,

herkes istediği zaman yer.

Ancak bir neden, bir davet üzerine

topluca yemek yemek yeme düzeni mi acaba bize daha uygun?

Peki, aile sofrasını hafta sonları kurarız biz de.”

Demeler var, çözüm bulmalar var, çatışmaları sonlandıracak barış yolları bulmalar var…

Özetle; Vosvosluk-VESVESE yapmak yok.

Hepimiz 4×4 Porsche Cayenne’iz.”

buRAK özDEMİR

Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

 

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

 

Mucizelere inanmayan küçükler tribune geçsin

 

Mucizelere inanmayan küçükler tribune geçsin

“Kur’an’ı Devrim, Levh’i Mahfuz tarihin akışını değiştirecek.

Hepimizin çoluğu çocuğu, o minik indigolar ileride

“baba, anne, tüm bunlar oluyorken siz neler yapıyordunuz?”

Diye soracak.

O yüzden, bana “YOL” göstermek, yargılamak, ithamda bulunmak, beni yolumdan geri çevirme teşebbüsünde bulunmakta olan herkesedir lafım:

Beni düşünmeyin siz.

Çocuğunuza ya da torununuza o gün vereceğiniz cevabı düşünmeye başlayın şimdiden.  Ben o devrimin bir parçasıydım yavrum mu diyeceksiniz, o devrim bana rağmen gerçekleşti mi diyeceksiniz. Ya da…

Göğsü madalyalarla dolu bir İstiklal savaşı gazimizin dramını hatırlatmayı bir borç bilirim herkese. Savaş günlerini, cephede yaşadıklarını anlatır dururmuş herkese. Çok saygı gösterirmiş herkes haliyle. Genelkurmay maaşıyla ilgili bir konudan ötürü bir araştırma yapmış, kimdir bu asker diye.

Sonuç gelmiş:

Kurtuluş Savaş sırasında asker kaçağıymış…

“Yavrularım ben cepheden kaçmış korkağın tekiydim, kazanacağımıza inanmıyordum, Mustafa Kemal’I hayalci buluyordum”

diyememiş belli ki. Aslına bakarsanız, kendini affedememiş o gazi. Ve bana sorarsanız Kurtuluş savaşının kazanıldığı gün, o kendine olan inancını kaybetmiş. Bir daha hiç geri almamak üzere.

Kur’antum Levh’i Mahfuz bugün bir ‘roman’, ama yarın destan olacak.

Herkes, geleceğin cepheden kaçan “gazi”leri olmamak adına

tedbirini şimdiden almalı…

Mucizelere inanmayan küçükler tribune geçsin,

B1Z büyük düşünenlerle sahaya iniyoruz çünkü…

Kur’antum Levh’i Mahfuz’a bugünlerde çılgınlık deniyor.

Ve insan, İslam dininin bu kadar SEVGİ, ÖZGÜRLÜK ve YARATICILIKLA dolu olduğuna inanamıyor. Gelecekte de, dinin bugünlerde olduğu şeklini anlattığımızda inanamayacak hiçkimse. Dünyada 500 milyon, Türkiye’de 20 milyon facebook kullanıcısının olduğu bir devirde insanların dini halen ULEM-AĞALARINA itaat ederek yaşıyor oluşuna inanamayacaklar. Bugünleri hatırlayamayacağı ileride…

Din ezelden beridir Kur’an’ı Devrim Levh’i Mahfuz’muş gibi gelecek hepimize. Dünyanın ezelden beridir “YUVARLAK” olduğuna inanmamız gibi. Inkar edenler, zamanın ruhuna ve müspet değişime direnenler. Onlar da hatırlayamayacaklar dünyanın yuvarlak öncesi günlerini.

O TEPSİDE YUVARLANANLAR ONLAR DEĞİLDİKİ ÇÜNKÜ…”

buRAK özDEMİR

 Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

 

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

 

Bunu ancak kediciler bilir

 

BUNU ANCAK KEDİCİLER BİLİR – ÇAPKIN’IN ÖLÜMÜ

“Kediler, koşturmaktan yorulup bi de kucağına yatmıyolar mı. Tarifi olmayan bir mutluluk. Ve aynı zamanda stres. İnsanız efendim hepimiz ve sabit olarak durabileceğin vakitler sınırlı. Onun uyuyabileceği saatler sınırsız halbuki. Kalkıcaksın, tuvalete gitmen lazım, patlıycan artık, ayaklarının üzerinde sırtüstü bi post gibi uyuyan, kendinden geçmiş, dünya şekeri bi tablo var. Hadi gel de boz bu mutluluğun resmini. Kedi uyandıramamak… Bunu ancak kediciler bilir.

Hazreti Muhammed’in kedi uyandırmamak için

hırkasını kesmesini hiç basite almıyorum o yüzden.

Sempati duyan falan değil.

Bu, kedici bir insanın hareketi.

Elçi olduğu için mi bu kadar sevgi dolu,

yoksa bu kadar sevgi dolu olduğu için mi elçi seçildi…

Bence insanlık bunu iyi tahlil etmeli.

Sadece kedi değil elbet, hayvanların her cinsi sevgiyi hakediyor. Hep kedi kedi diyoruz, köpekleri harcamış olmayalım. Çocukluğuma Çapkın, gençliğime de Fıstık, damga vurmuş iki kişiliktir benim için. Fıstık konusuna girmiycem, kendimi iyi hissetmiyorum öyle yapınca. Fakat Çapkın… O en kötü günlerimde beni o kadar çok dinlemişti ki. Eşsiz bir dosttu. O günlerde hakkını ödeyemem, halam da çok dinlemiştir beni. Çalıştığı bankadan hergün arardı, konuşurduk, dertleşirdik. Çapkın’ı da bize o bulmuştu zaten.

Sirkteki atlar gibi, zıplaya zıplaya yürüyen bir köpekti Çapkın.

Gözünü alamıyorsun hayvan yürürken. Neden öyle yürüyor, nereden öğrenmiş bilinmiyor. Yürümesi ilginç, durması da öyle. Ön-ayaklarından biri mutlaka havadadır. Dört ayakla yere bastığı görülmemiştir. Ya sağ, ya sol elini kendine doğru çekerek durur mesela, sabah sana gelip beni çişe götür dediğinde. Böyle bi Terrier işte… 15 sene kadar yaşadı. En son dönemlerinde iki büklüm olmuştu. Ve daha da önemlisi en büyük sırdaşım beni tanımaz olmuştu.

Ve Ölüm…

Babamlarla yazlıktalar. Çapkın artık tuvaletini bile yardım olmadan yapamaz halde. Yük olduğunu düşündü herhalde. Almış başını gitmiş. Hayat arkadaşlarının önünde ölüp, onları üzmemek için. Bir komşu görmüş. O iki büklüm haliyle kararlı bir şekilde bi yere doğru gidiyormuş. Bir ara durmuş. Geriye dönüp eve şöyle bi bakmış. Bi süre bakmış öylece… Ve sonra yoluna devam etmiş. Canını vereceği yere doğru yol almış. Bir daha da sevenleri dahil onu gören olmamış…

“Köpekler gibi gebermelisin”

 demiş ya hani bir okumayanımız.

Vatandaşımızın gönderdiği köpekli, gebermeli mesaj, bana Çapkın’ın ölümünü hatırlattı. Bir dostumuz da yanlışlıkla mı koydun siteye o mesajı diye sormuş. Hayır efendim, yanlışlıkla değil doğrulukla yayınladım o mesajı ben. Tuhaf gelebilir fakat o mesajdan çok büyük onur duydum. Bugüne kadar gelmiş-geçmiş tüm tepkilerden onur duydum ama bu farklıydı. Köpekler gibi geber…

Ben AMİN demek için koydum onu siteye.

 Köpekler, Çapkın gibi onurlarıyla “geberiyor” çünkü. Geldikleri kadar masum gidiyorlar. Dost olma vazifelerini, bir dolu insana hep bir ağızdan

HELAL OLSUN

dedirterek ayrılıyorlar aramızdan.

İnsan cenazelerinde çoğunluk, ayıp olmasın diye helal ediyorken hakkını.

Ama köpekler öyle değil. Bin kere helal olsun diyo herkes hep birden. Tüm içtenliğinle. Ölülerini bile göstermiyolar, cenazelerinde üzülmeyelim diye.

Varını yoğunu ortaya koyarak yaşıyor ve ölüyorlar.

E, şimdi böyle mukaddes varlıklara benzetilmek bir insan için onur değildir de nedir? Hepimiz ölümlüyüz. Onun terimiyle geberimli varlıklarız.

Tanrı, her geberimliye köpek gibi alnı açık bir şekilde geberebilmeyi nasip etsin derim ben. Gerçek dostluğa, sevgiye ölümüne bağlı kalabilmeyi, hayatını insanlığa hizmete adayabilmeyi nasip etsin.

Şahsen ben bu temenniye layık olmak için elimden gelen herşeyi yapıcam.

Bir gün köpek gibi geberebilme dileklerimle…”

buRAK özDEMİR

 Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

 

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

 

İSLAM ALEMİNE, İNSANLIĞA ve CANLILIĞA

 

“SADECE İNSANLARLA KOMŞULUK ETMEDİĞİMİZ İÇİN

Birinci cildin kapak mesajındaki tüm

İSLAM ALEMİNE, İNSANLIĞA ve CANLILIĞA

vurgusu rastgele bir kelime seçimi değil.

Levh-i Mahfuz’daki bu cümle de öyle:

“insanlar hayvanların içinde kimlerin saklı olduğunu bilselerdi, sokak hayvanlarının yanından önlerini ilikleyerek geçerlerdi…”

Bir okuyucu mesajı:

“İçerisinde ayetler yer alan bir kitabı köpeğin önüne koymak kışkırtıcı gerçekten. Şeytanı etkilemek için kitabı kötü, pis ortamlara koymayı çağrıştırıyor. Bilirmisin bilmiyorum kara anlaşma yapanların yolu bu .Hoşnutsuzluğumu dile getirmek istedim. Sevgiler.”

Bu mesaj için teşekkür ediyorum.

 İyi bir fırsat. Birazdan söyleyeceklerim için. Bu dürüst mesaj için önce teşekkür ettikten şunu söylemek istiyorum: Bunları duymamış oluyım.

Okuyucumuz hayvansever biri. Buna karşın karşın, eski dinin eski algılarını zihnimizden atamayacağımız için zaman zaman böyle tabu temizliği yapmakta yarar var.

Kedili resimlerin değil, köpekli resmin okuyucumuza kışkırtıcı gelmesi tesadüf değil. İçerisinde ayetler yer alan bir kitabı köpeğin önüne koymak tümcesindeki köpek, dilimizdeki ‘pis köpek’teki köpek. Hani melek olan eve girmeyen ‘köpek’.

Hepimiz şehir şebekesine bağlı birer musluğuz dostlarım. Hepimiz aynı şebekeye bağlıyız. Özümüz su. Biz insanlar, sıcağı ayrı soğuğu ayrı ayarlayabildiğin modern banyo musluklarıyız. Su akıtıyoruz. Hayvanlar da şehir şebekesine bağlılar. Onlar eski sokak çeşmelerinin sarı muslukları. Onlar da su akıtıyorlar.

Musluk vardır yenidir, ama içinden akan pis bir sudur.

Musluk vardır eski bir çeşmedir

ama içinden akan KAYNAK SUYU’dur.

Bizim köpekten anladığımızla eskilerin köpekten anladıkları aynı şey değiller. Bizim Kur-an’dan anladığımızla eskilerin Kur-an’dan anladıklarının aynı olmaması gibi. Söz konusu olan süslemeli, Arapça, klasik bir kur-an cildinin resmi olsaydı, kışkırtıcılık konusunda bir parça haklılık payı olabilirdi. Fakat bu bilindik kur-an değil. Bu Kur’antum Levh-i Mahfuz Kur-an’ı. Onu istediğin gibi resimleyebilirsin. İstediğin gibi okuyabilirsin. Kur’antum Levh-i Mahfuz Kur-an’ını tuvalette bile okuyabilirsin. Çünkü sen tuvalette utanılacak birşey yapmıyorsun. Zaten, utanılacak birşey yaparken de Kur’antum Levh-i Mahfuz Kur-an’ını okuyabilirsin.

Seni yanlışından döndürebileceği için belki de bu en doğru zamandır.

 

Her anını kuşatmışsa TANRI,

onun kitapları da kuşatır senin her anını, her yanını.

Kutsal kitaplara sedece abdestli olanların dokunması,

Doğasına aykırıdır O kitapların.

Sen süm-süper müp-mümin biri misin?

Sen aşmış olduğuna göre kutsal kitap onundur, senin değil.

Yoksa sen de mi GÜNAHKARSIN?

Bu durumda ne hakla ve hangi bilinçle küçük görürsün onu?

İlla bir tercih yapılacaksa,

Asıl günahkarların kitaplarıdır kutsal kitaplar.

 O kitaplara en çok dokunması gereken abdesti olanlar değil,

Kirlenmiş olanlardır.

Tanrı temizlerin olduğundan daha çok,

Kirlenmişlerin Tanrı’sıdır.

Çalışkan öğrencilerine düşkün bir öğretmen gibi,

Hayal etme rabbını.

Hayal kırıklığına uğrarsın.

Bütün öğrencilerini sever, ama onları bir başka sever.

Rab asıl tembellerin,

Dersleri kafasına bir türlü girmeyenlerin,

Okulu asanların,

Ve okula gidiyor olmaya isyan eden asilerin RABBIDIR.

Muhammed Peygamberin;

“Komşusu açken kendisi tok uyuyanlar..”

Sözünün kapsamı sandığından çok geniş.

SADECE İNSANLARLA KOMŞULUK ETMEDİĞİMİZ İÇİN

Sokaktaki hayvan kardeşler, onlar komşu değil mi?

Ve işte Birleşik Yemek Kapları Kanunu…

Yediğinin birazını onlarla paylaş ki, tadı çıksın boğazından geçenin. Senin yemek kabının sadece kalanlarını onun yemek kabına dökmene de tamamız. Yeter ki yemek yaplarını başkalarının yemek kaplarıyla birleşik hisset. Onun ki azsa, seninki de azalsın. Seninki bolsa, onunki de biraz bollaşsın.”

buRAK özDEMİR

 Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

 

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

 

YERYÜZÜ

 

YERYÜZÜ

“Kuzeykutbun’da yukarı uzaya bakanlarla,

Güneykutbu’nda aşağı uzaya bakanları,

aynı düz tepsinin üzerinde yaşadığına inandıran

mucizenin adıdır.

İNCEBELLİ İKİ ÇAY BARDAĞI…

BİRİ TEPSİNİN ALTINDA, DİĞERİ TEPSİNİN ÜZERİNDE.

Buna rağmen ikisi de YUKARI doğru bakmakta.

350 derecenin her bir derecesinin yüzünü yukarı baktıran mucizenin adı

YERYÜZÜDÜR.

360 derece, TANRI’nın herkesin göğe bakabilmesi için yarattığı

geometrik mucizesidir.

Ve her yeryüzü mucizesinin arkasında,

sessiz ve muzip bir GÖKYÜZÜ gizlidir.”

buRAK özDEMİR

 Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

 

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/