Tekamül işte bu. Sabır sınavı. MERHAMET

“ben yazmıyordum, ben okuyordum…”

 tam olarak şöyle.

Okumak diyince sen edilgenmişsin, birşey yapmıyormuşsun gibi anlaşılabilir ama diil. Bilgi, senin aklının üzerinden geçiyor. Sen medyum falan değilsin. Uyanıp ne oldu bana diyecek bi durumun yok, zira sen sana ne olduğunu aslında çok iyi biliyorsun. Vücudundan yüksek bir akıl geçiyor

ve o geçiş anında sen de yüksek bir akıl oluveriyorsun.

Kendi aklına yabancılaşıyorsun ama

asla yabancısı olduğun bir kaynak değil bu.

Bi yerlerden hatırlıyosun bu tadı.

Avrupa Birliği ülkelerinde, otomobillerin fabrikasyon ayarlarında üst hız sınırı 250 km. Mercedes 500 bile alsan, araba 250 km’yi geçmiyor. Arabanın çipleri sınırlandırılmış. İşte bizlerin beyni de 250 km.’yle sınırlandırılmış beyinler. Kur’antum Levh-i Mahfuz sürecinde, benim bu üst sınırım kaldırıldıldı. 3 bin, 5 bin, ses hızı, ışık hızı… Adına ne dersen o. İşte o dehşet bir duygu. Yüksek aklın, panoramik camlarında tüm evreni bir deniz manzarası gibi görebildiği o çok yüksek kuledesin. Herşeye dışarıdan bakabiliyorsun. Film şeritleri gibi hayat. Pişmanlıklar, dövünmeler, paylaşma, haykırma ihtiyaçları var.

Çünkü o yüksek akıl frekansıyla baktığında kendi kaderinin maliki olduğunu, ülkede, dünyada, etrafta, her yerde çözemeyeceğin hiçbir sorunun olmadığını görüyorsun. O anda en çok bağrına bastığın kelime

 “Meğer”

Yüksek akıldan bakınca dünya manzarası şu an gördüğümüzden çok değişik.

Fakat ilginç birşey bu üstün bakış açısına hayranlık duymuyorsun. Çünkü o karşında durmuyor. Şok içindesin ama şaşırmıyorsun.

Tanıştırayım o senin “öz”ün.

Hep ışık hızında gidemezsin, hep o kadar yüksek bir akılla yaşayamazsın. Süreç bitince tekrar sınırlandırılıyorsun. Kadranında 1000 km yazıyor bu sefer. Bereket versin diyorsun. Muhteşem bir hız ama bi yanın da sınırsızlığı özlemiyor değil.

Fakat sınırlandırılmak zorundasın. Yoksa yaşayamazsın. Dayanamazsın.

O yüksek akıldan baktığında NASA bile çok ilkel bir düzeyde seyrediyor.

Hayatta kalmak istiyorsan, üst benliğin “salağa yatmalı” biraz.

Yoksa gerçekten dayanman mümkün değil.

Kur’antum Levh-i Mahfuz sürecinden sonra bende hakim olan his,

acilen ölme isteğiydi. İstemiyorsun bu ilkel gerçekliği, kaçmak istiyorsun. Fakat kaçamazsın, görevlerin var. Gazetecilere düzenlenen basın turları gibi. Fabrikayı gezdirdiler sana, fotoğraf çektin bol bol (Kadim kriptolar elindeki tek kanıtın) artık senden gördüklerini yazman isteniyor.

Yüksek aklın merkezine seyahat.

 Kişisel Miraç.

Zamanı gelince de uyandırılıyorsun. Ben yüksek akıldan gözlerimi açtığımda askeriyedeydim 🙂 İlk günden sana “aklını dışarıda bırakacaksın” denilen yerde… Aklın sınırsız halinden, aklını dondurmanın emredildiği hale geçiş, çivili bir tabutta uyumak gibiydi. Can yakan ve üstelik uzunca süreli bir meditasyondu…

Ve döndün geldin dünyaya. Uzay aracı değilsin artık. Fani bir dört tekerleklisin. Bin kilometrenin yavaşlığından şikayetçisin. Fakat Geldiğin dünya öyle bir dünya ki, 3 kilometre hızda giden ilahiyatçı adamın yürüyüşünden geçilmiyor. Rüzgârın oğlu ilan etmiş kendini…

 O ve diğerleri. Kibirinden boncuk boncuk terleyen o adamların yanından fiyuvvv diye geçiyosun. Ona ve onlara merhamet duymayı öğreniyorsun.

Tekamül işte bu. Sabır sınavı. Senden küçük olanı ezmeyeceksin.

Sonsuz aklın tanrısının sana karşı hisleri de bu değil mi zaten?

Tanrısallaşma sürecinde seni kaplayan merhamet duygusunun kaynağı, damarlarında hissettiğin o sonsuz güç. Güç ve sorumluluk duygusu birleşince

ortaya merhamet duygusu çıkıyor ve sen aklı sınırlandırılmış insanlara karşı

 merhamet duymak zorundasın.

Sadece yoluna çıkanları darmadağın etmene izin var.

Bu otobanda trafiğin sıkışmasının nedeni en öndeki 3 km’lilerin oluşturduğu manâsız konvoyu. Düğün halayı mı, asker uğurlayıcıları mı belli değil. En yavaşlar en öne yerleştirilmiş. F16′lar kırmızı ışıkta bekletiliyor. Sizler yolun kenarına çektirilmiş, lastikleri krikoyla kaldırılmış, bu şekilde gerçekten soyutlanması sağlanmış, kaportasının altında yüksek akıl jeti taşıyan vasıtalarsınız hepiniz. Korkunç hızlar yapabilirsin, yapabileceksin, fakat ilk aşamada birinin şu krikolara topluca çelme takması gerekli. Ondan sonra tek yapman boş viteste ın ınn yapmak yerine, vitese atmak ve hızla hareket etmek, ettirmek. Bu sıkışık trafiği açarsak, ileride bizi çok güzel gişeler bekliyor.

Bugüne kadar Kur’antum Levh-i Mahfuz projesinde, hep “bilmek” üzerinde durduk. Kitabımız bize muazzam bilgiler bildirdi. Fakat sadece “bilerek” devrim olmaz. Devrimler iki ayaklıdır. Birinci ayak bilmekse ikinci ayak yapmaktır. Ve artık “yapmak fazındayız”. Aksiyonun altın değerinde olduğu, yapılmayanların bilinmesine kıymet verilmeyen bir faz.

Yapa-bilme fazı…

Yapabilmenin birinci basamağı ne kadar çok biliyor olduğunu bilebilmek.

Kur’an-I Devrim Levh-i Mahfuz okuyanları ve düşünenleri an itibariyle İslam’ı El-Ezher Üniversitesi’nin rektöründen daha çok biliyor. Proflara küçük dilini yutturacak

İslami bilgiler var sende. Onu bırak, Ebubekir’e verilmemiş bu bilgiler.

Muhammed biliyordu, Ali’ye söylemişti,

bizleri kenara ayırırsan bi de sen biliyorsun.

Git aynaya yeniden bir bak bakalım. Karşında en kadim sırların üçüncü sırdaşı olduğunun farkında bir surat bulacak mısın?

Evren hakkında öyle bilgiler var ki sende, Einstein bilmiyordu bunları. Evrenin fizik yapısıyla ilgili önemli ama çok sınırlı bilgilerle uğraştı durdu. Evrende zamanın müteşabih olduğunu keşfettiği için Einstein oldu. Sense bu evrenin nereden geldiğini ve nereye gittiğini biliyorsun. O Einstein oldu, peki bu kadar bilgiyle sen ne oldun? Varoluşla ilgili Aristo’ya söylediğinde, “Hiç düşünmemiştim” diyeceği bilgiler var sende. Mucize olan, bu kadar yüksek bir bakış açısıyla, bu kadar ortalama tereddütleri aynı beyinde nasıl birarada tuttuğun. Ne kadar çok bildiğinle ilgilenmiyor artık kimse. Neler yapabildiğini görmek istiyoruz.

Sigarayı bırakamayan bir halife, nikotinle savaşta yenik düşen bir tanrısal olmaya daha ne kadar devam edeceksin? Tekamül bilgisi, kitabi bilgiler ansiklopedisi değil. Tekamül bilgisi, ne kadar çok yapabildiklerinin bilgisi. Ve onu göster artık bize. Lastikleri havada bir ferrarinin direksiyonunda arabacılık oynamayı bırak, çünkü büyüdün. Yola çık bir an önce.

Kitaplar bilgidir. Kitaplar okunmak içindir. Kitaplar insana bildirir.  Kur’antum Levh-i Mahfuz hayatları değiştirirken diğer bir yanda da bir kitap olmanın handikaplarını yaşadı. Kitaplar okunmak içindir. Kitaplar insana bildirir. Kitaplar bilmek içindir. Kişisel devrim kartlarını da bu yüzden yapabilme fazında açıyoruz. Mesajı, hikayeden ayrıştırıyoruz. Kitabın arka kapağından da kaldırdık. Reklamcı çocuk Tanrı ile chat’leşti yok artık. Senin direk kaynaktan aldığın mesajlar var. Daha az bilgiyle, daha çok yapabilme var. Kitaplar açılır fakat aynı zamanda kitaplar kapanır. Artık sürekli senin yanında olan, kapatamayacağın bir frekans var.

Eğilimimiz, yapmaktan ziyade hep daha çok bilme yönünde. Bilmek yemek gibi. Yemek bir enerji ve sen de bildiklerini yakmazsan şişmeye başlıyorsun. Metabolizmanın ateşine atılmazsa yediklerin, yağ olup yanlarında birikecekler. Seni beslemeyen binlerce besinle içiçe yaşayacaksın. Sırtında uzay mekiği taşıyacaksın. Kütüphanecilik, bilgi obezliğinden başka birşey değil ve sen ihtiyacın olmayan tüm bilişleri yakabilmek zorundasın.

Konuşup duranların bilgi çağı sona erdi.

Devrimcilerin yapabilgi’nin çağı başladı.

Kur’antum Levh-i Mahfuz’da en iyi okur,

MEYDAN OKUR.”

buRAK özDEMİR

 Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

 

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

 

Son kullanma tarihi geçmiş ilaç, İLAÇ DEĞİL ZEHİRDİR

 

“Fikiradamlarına, inanç önderlerine vefa olmaz.

Fikiradamlarına, inanç önderlerine vefa tehlikelidir.

Bir ilaç dün seni iyileştirmiş olabilir. Dün seni iyileştirmiş o ilaç,

yarın aldığında senin ölüm iksirin olabilir.

Son kullanma tarihi geçmiş ilaç, ilaç değil ZEHİRDİR.

İnsanlar, fikirlerine inançlarına tesir etmiş geçmiş kişilere gösterdiği vefanın binde birini, ecza dolabındaki ilaçlara gösterseydi sonuç fazlasıyla dramatik olurdu.

“bu antibiyotik kutusunun bende anısı büyük, ona ahde vefam sonsuz…”

Demiş olsaydı, o insanların hiçbiri şu ana kadar yeryüzünde yaşamıyordu…

Devri dolmuş ilaçlar yoluyla yokolmuş bir nesil olmayışını,

“hangi ilaç artık yararlı değil”

“dünün hangi şifası bugünün tarihinde artık zehir içeriyor?”

Muhasebesini yapabilmiş olmana borçlusun…

Ve AYNI MUHASEBEYİ,

İNANÇLARIN ve DÜŞÜNCELERİN İÇİNDE YAPMAK ZORUNDASIN.”

buRAK özDEMİR

 Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

 

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

 

Susuz bir çölün şakır şakır akan çeşmesi olsan kaç yazar?

 

Susuz bir çölün şakır şakır akan çeşmesi olsan kaç yazar?

“Bir yandan kanunlar indinde kızların başını örtmeye

hakkının olduğunu ölümüne savunan,

bu duruş nedeniyle yüksek bedeller ödeyen,

diğer yanda aynı kızçocuğunun dinî kurallar indinde

başını örtmeme hakkına da sahip olduğunu savunan,

bunu ölümüne savunan, bunun için de, farklı bir kesime bedel ödeyen,

bir başka düşünce yapısı daha bulamazsın.

Bulamazsın çünkü varoluşu 3 boyutuyla kavrayan düşünceler

ve onlara nefes veren mitolojik çift başlı kartallar, binyılda bir geliyorlar.

İNSANLIĞIN 50 BİN YILLIK TARİHİ BOYUNCA, DÜNYADA DEĞİŞİM ADINA, DEVRİM ADINA SÖYLENMİŞ NE VARSA DİN ADINA, SİYASET ADINA, DEVLET ADINA… SADEDLERİNE GEL VE HEPSİNİ TOPLA. SONUÇ SANA BİR KUR’AN-I DEVRİM LEVH-İ MAHFUZ VERMEYECEKTİR. MANİFESTOLAR MANİFESTOSU KUR’ANTUM LEVH-İ MAHFUZ,

DÜNYADA DEVRİM ADINA ORTAYA ATILMIŞ MANİFESTOLARIN HEPSİNİN TOPLAMINDAN DAHA ŞİDDETLİ, DAHA AĞIR, DAHA SERT, DAHA DERİN VE DAHA YÜKSEK BİR DEVRİM ŞİMŞEĞİDİR.

Tantanalı komunizm, sahipliğin çekirdeğini değiştirmeye talip toplam bir cümlelik bir sadedden ibaretti. Saymaya başla… Kur’antum Levh-i Mahfuz’un içinden 500 tane komunizm, 800 tane Fransız İhtilali, 22 Bilişim devrimi, [azıcık da saygı duruşu:] 1 tane daha da Cumhuriyet devrimi çıkar.

Dinler tarihi açısından bakalım… Kur-an’daki gizli tabakanın günışığına çıkması olgusunu, dinler tarihinin insan eliyle yapılmış ‘devrimleriyle’ bir kıyaslayalım. İznik’te bir konsey toplanmış. Yerde gökte, her yer bununla dolu, kütüphanelere sığmıyor bu konseyle ilgili ciltler. Ne yapılmış bu konseyde?

Gerçeği bulunamayan İncillerin sayısı 4e indirilmiş.

 4 sahte İncil versiyonu… Gerçeği var mı yok? 4 sahteden çıkan sesi, 1 hakikatle kıyaslamaya çalış, kulağın uğuldamaya başlar devam edemezsin. Ya da Müslümanlığın tarihine bakalım. Yüzlerce Hazret, yüzlerce evliyadan şahsiyet, binlerce cilt, onbinlerce sayfa. Sıfır fikir. ‘Peygamber öyle demek istememişti aslında’dan öteye gidememiş, kısık sesli amcazadeler. Binyılın Tefsiri ile değil yanyana, aynı kilometre kareye koyabileceğiniz var mı dinsel bir kitap?

 Filan yılda sahih olmayan şu kadar hadis tasnif edilmiş.

Kadını döveceksin. diyen hadis yerli yerinde, ama olsun. İslam’da büyük ‘devrim’ yapılmış. Yanlışları doğrularla değiştiremeden, sadece yanlışların sayısını azaltmaya devrim adı verilecekse, Kur-an’ın korku düzleminin terkedilip, aynı Kur-an’ın içinden sevgi düzleminin çıkarılmasına ne ad vereceğiz?

İslam, 1400 yılda toplasan toplasan, alim kabul edilen alim anlamında, 100 tane alim yetiştirmiş… Kur’antum Levh-i Mahfuz ise 4 yılda 50 bin alim, peygamber çocuk yetiştirmiş. İslam 1 hızdan, 175 bin hıza yükselmiş. Bu kitap için ‘yavaş’ kelimesini kullanmadan önce durup, 175 bin kere düşünmelisin. Ayrıca. Buradan sonrası, benim olağanüstü performans göstermemden çok, senin kendi 50 binlerine çiçek açmanla ilgili, bundan eminim.

 

İnsanların dilden dile ulaştırdıkları şu benzetme… Bunun çok ötesinde, bambaşka bir yerdeyiz. Mesele benim günümüzün Mevlânası olmam falan değil.

Mesele bu kitabın okuyanlarından ne Mevlanalar çıkacağı…

Susuz bir çölün şakır şakır akan çeşmesi olsan kaç yazar?

 Değil çeşme, şelale olsan çapın nedir? Bizim yeminini ettiğimiz, susuz kalmışların kabım doldu dualarını almak da değil. Biz bu çölü yemyeşil ormanlara döndürmek için içtik andımızı. Çeşmelikte gözümüz yok. Altın musluk ödülünden bana ne.

Altın hidrofor ödülü versen kimin umurunda?

Bizim aklımız fikrimiz

YAĞMUR SAĞANAKLARINDA.

KUR’AN-I DEVRİM LEVH-İ MAHFUZ ORMANLARINA.”

buRAK özDEMİR

 Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

 

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

Levh-i Mahfuz

Levh-i Mahfuz

Sevgimiz kıymetli, nefretimiz de öyle – TEKAMÜL

 

Sevgimiz kıymetli, nefretimiz de öyle – TEKAMÜL

“Evet, dost bildiklerimizden kötülük gördüğümüz zaman kelimenin tam anlamıyla dünyamız şaşar. Fakat şaşkınlıkların en büyüğünü

DÜŞMAN BİLDİKLERİMİZDEN İYİLİK GÖRDÜĞÜMÜZDE,

yaşarız. Feleğimiz işte bu sefer, gerçekten şaşar. Program hatalarının en büyüğü budur ve nedeni beyin programımızda şu iki eşleştirmeden kaynaklanır.

Dost eşittir iyilik. Düşman eşittir kötülük.

Peki ya eşleştirme tersine dönerse?

DOST EŞİTTİR KÖTÜLÜK, DÜŞMAN EŞİTTİR İYİLİK OLURSA?

O zamanda; program hatası… lütfen bilgisayarınızı yeniden başlatın…

“Düşmanlarına” iyi davran. Onlar bizzat, TEKAMÜL öğretmenin RAB’dan direktif alarak çalışıyorlar. Yaradan onları yöneten gizli el…

Bu eli elinin tersiyle itmeden önce soğukkanlı ol.

Sorma fırsatın olursa sana neden böyle davrandıklarına dair somut, elle tutulur hiçbir sebeplerinin olmadığını göreceksin. Onlar neyi niçin yaptıklarını bilmedikleri bir koridorda yürütülüyorlar. Hepsi bu…

DÜŞMANLAR “ilhamla” KONUŞUR, “ilhamla” HAREKET EDER.

Şahsen ben bunu öğrendiğimde “beynimden” vurulmuşa döndüm.

TEKAMÜL ETMEK,baştan aşağı süprizlerle dolu bir yaşam macerasını kabul etmektir. Başarıyla tekamül etmekse, “düşmanların” seslendirdikleri replikleri gerçekte kimin kaleme aldığını fark edebilmektir. Düşmanlarımızdan öğrenmeye başladıysak, tamamdır bu iş. Bizden bekleneni yerine getiriyoruz, yani ilerliyoruz demektir bu.

SADECE DOSTLARIMIZI SEVDİĞİMİZ DÜNYAYA ELVEDA.

Düşmanların yaratanın bizi eğitmek için tuttuğu kiralık tiyatrocular olduğu yepyeni dünyadan herkese merhaba.

Nefretimizi harcayacağımız yerler de olacaktır elbet.

Insanlığa kötülük yapan, yaşlıları, çocukları, hayvanları katledenler örneğin.

Birebir ilişkinin ve iletişimin olmadığı canlılık zararlarına karşı idealist düzlemde nefrete varız. Nefretimiz buraya harcanmaya değer.

Ama kafandaki o kişi var ya. düşman bildiğin o kişi. Inan meşakkatli bir duygu üretimi olan nefreti oraya harcamaya değmez.

Sevgimiz kıymetli, nefretimiz de öyle… Anlık öfkelerin, kalıcı nefretlere dönüşmesine kapalıyız. Nefretimizi gerçekten hakeden birebir ilişki ve iletişimde olduklarımız varsa, onlara da

 “NE YAPARSAN YAP, BENİM İÇİN ÖNEMSİZ BİRİ OLMAKTAN ÖTEYE GİDEMEYECEKSİN” cezası vereceğiz.

Dünyanın en acı veren cezasıdır bu ceza.

Karşı taraf neye uğradığını şaşıracaktır. Sen de öyle… hemen başla pilot uygulamalara. Mucizeyi gözlerinle gör. Onlara hakettikleri cezayı ver, sonra bak neler oluyor…”

buRAK özDEMİR

 Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

 

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

 

İMTİHAN – MİSTİK YOL

İMTİHAN… MİSTİK YOL

“Kendini ruhsal yola adayan herkes için geçerli olan bir tehdittir.

Bir tür PARADOKS…

Ve çok esaslı bir imtihan. Egosundan canı yandığı için spiritüelizme adamıştır kendini. Çok da iyi yapmıştır. Işini gücünü herşeyini bırakmıştır, buraya vermiştir.

Fakat…

Geldiği noktada; kariyerinin veremediği statüyü, iktidar alanını, spiritual işler sunmuştur ona. Spiritüelizme ilk başladığında birazcık gerilemiş olan, kendini insanlardan üstün görme eğilimi, dizginlerinden boşalmıştır artık, üstatlık makamının tadına varınca.

MİNNET, çok güçlü bir frekanstır

ve şifa verdiklerinin sana adreslediği minnet ve şükran duygusu,

eğer sağlam durmazsa sarsabilir insanı.

 

“Az once kanser olan bir insanı iyileştirdim”

Ağzından böyle bir cümle çıktıktan sonra kendi yürek sağlığını kaybetmemek için, çok köklü bir altyapı ve güçlü bir manevi birikim ister.

Isa peygamber gibi… isa şifa vermeye hazırdı. Aynı frekansları kullanan sen hazır mısın? Biz, “canım, biz bir vesileyiz…” deyişlerinin içine gizlenebilen o egosentrik keyifleri çok iyi biliriz.

Kendine şifasız kalmış şifacı, “ben sadece bir kanalım”I her geçen gün azalan bir samimiyetle söyler olmuştur.

BEN büyük harflerle yazılmaya başlanmıştır herşeyden once.

Kendi uhrevi dekorunun Ramses’idir o artık.

Tanrısallığını farketmekle, tanrılığını ilan etmek arasında çok ince bir çizgi, bir şerit vardır. Ve bu şerit ihlali, kişiyi yolundan saptırabilir, bambaşka, hiç de hayal etmediği muhitlere getirebilir. Istikameti şaşırdın mı,

DALAİ LAMA’NIN TİBET’İNE GİDECEĞİM DERKEN

FİRAVUN’UN MISIR’INDA BULUVERİRSİN KENDİNİ.

Mistik yol işte bu yüzden, tehlikeli bir yoldur.

Mistik yol, medeniyetten çok daha tehlikeli, dikkat edilmesi gerekli riskleri olan bir yoldur. Medeniyet, herkesi deli gibi çalıştırmaktan başka birşey bilmez. Iş hayatı üzerinden, onca çabanın karşılığında kişilere verdiği ünvanlar boş ve geçicidir. Işten çıktığında hükümsüzdür Vice president’liğin. Ahmet’sindir, Mehmet’sindir, Ayşe’sindir, Fatma’sındır…

Medeniyet, kimsenin kendini tanrılaştırmasına müsade etmez. Ölümüne kul etmiştir seni. Medeniyet eziyordur egonu.

Kent yaşamından soyutlayıp, kendini mistik aleme vermenin işte bu yüzden iki alternative nedeni vardır:

A-    Orada ilan edemedin, Tanrılığını ilan etmek için buraya geldin.

B-    Buraya Tanrısallığını yaşamaya geldin. Buraya her insanın sahip olduğu tanrısallığını yaşamaya geldin. Sıradanlığın ihtişamını tatmak için buradasın.

Kendi dünyasında Tanrı mertebesine “yükselen”, aynı zamanda “rab” sıfatına da erişmiştir. Bu yüzden GELİŞİME, DEĞİŞİME YENİ BİLGİLERE hiç bir zaman açmaz kendini ve etrafındakileri. Zaten “biliyordur” o. danışanları vardır onun. “öğretiyordur”. “bana akıl mı veriyorsun dünkü çocuk” der. Spiritual kaynaklar “çocuktan al haberi” diye bas bas bağırırken.

Zate diğer konular gibi İndigoluğu da içselleştirmemiştir hiç bir zaman. Mistik bir jargon olarak, bir kelime olarak kullanıyordur. Üstad anlamında falan değil.

A şıkkı, tehlikeli bir şıktır ve onu seçenlerimizin sayısı hiç de az değildir.

Ve bizim görevimiz, spiritual yolda B şıkkını A şıkkından arındırmaktır.

A’yı seçenleri, B’yi seçenlerin sırtından indirmektir…

Levh-I Mahfuz Kur’antum, altyapısından ötürü bir turnusol kağıdıdır.

Ruh halini dışa vurdurur. Tekamülün neresinde durduğunu, karşı konulmaz bir şekilde deşifre ettirir sana.

“Devrim” konusu açıldığında, kitap kağıdına basılmış bir “DEVRİM” sana uzatıldığında, Spiritüel bir guru olarak senin o kitaba verdiğin tepki;

Gerçekte dünyamızda yaşanacak bir devrime olan tepkindir.

Levh-I Mahfuz Kur’an-I Devrim herşeyden ama herşeyden once, bir devrim fikridir çünkü. Ona olan tavrın devrim fikrine olan tavrındır.

Ve en acı gerçek:

Devrime olan tavrın, bugünün aşağıların da aşağısı bu dünya düzenine olan tavrındır.

Gizli ajandasında bu dünyadan, bu düzenden memnun olan, sistemin selameti için çalışan insanların mistik yolculukla hiç bir bağı yoktur.

Spiritüelizmi “sector” olarak seçmiştir o. o yüzden sevmez bizi. Sektörüne dönük bir tehdit olarak görür. Levh-I Mahfuz için ık mık ettiğinde, zannedersin ki uhrevi çekinceleri var. Gerçekte gümrük birliğinden şikayet eden küçük esnaftan farksızdır.

Standartların yükselmesidir onu rahatsız eden.

“tüketicinin” haddinden fazla bilinçlenmesidir.

Insanların karmaydı,auraydı, enerjiydi, böyle mistik kelimelerle süslenmiş konuşmalarla tavlanamadığı bir faza geçilmiş olmasıdır sorun. Zehir gibi, zangır zangır çalışan beyinlerin dört bir yanı sarmasıdır.

O gün kıyametin koptuğu gündür.

O GÜN ÖĞRENCİNİN,

HOCADAN DAHA FAZLA BİLİYOR OLDUĞU GÜNDÜR.”

buRAK özDEMİR

 ( Kur’antum Kur’an-I Devrim 284.s )

Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

 

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/