BİR RÜYA ALGISI

BİR RÜYA ALGISI

Ruh bedenlerimiz bizim rüya olaylarımızı kullanmada oldukça seçicidirler.

Kişisel olarak, pek çok rüyanın çok fazla bilgi taşımadığı sonucuna vardık. Zihin, belirli uyku döngüleri süresince kendini dışa vuruyorsa, bu durumda sinaptik boşluklarımızdaki sinir iletimleri beyni rahatlatacak biçimde boşaltıyor demektir.

Rüyaları çeşitli şekilde sınıflandırabiliriz.

Bunlardan biri ev temizleme halidir. Bazen gece süresince o günden kalan bir çok başıboş düşünce sürüklenir, karışık ve anlamsız şeyler olarak zihinden atılır. Bunlara bir anlam veremeyiz, çünkü gerçekten hiç bir anlamı yoktur.

Diğer yandan, rüyaların daha algısal bir yönü olduğunu hepimiz biliriz.

Bu hali ince bir çizgiyle ikiye ayırabiliriz:

PROBLEM ÇÖZME ve SPİRİTÜEL.

Rüyaların bir sonucu olarak gelecekteki bazı olaylar hakkında

bir önsezide bulunan insanlar vardır.

Zihin halimiz rüyalarla değiştirilebilir.

Yaşamımızın en stresli dönemlerinden biri, sevdiğimiz bir kişinin sevgisinin sonsuza kadar bizden alındığını düşündüğümüz yas dönemlerinde görülür.

Bu büyük üzüntüden neredeyse tek kurtuluş, uyku süresince gerçekleşir. Keder içinde yatmaya gider ve yine acıyla uyanırız, ama bu arada bir bilmece vardır.

Bazı sabahlar, kaybımızla başa çıkma konusunda içimizden yükselen iyi bir fikir ile uyanırız. Rüyalarda görülen imgeler bize ileri doğru gitmenin yollarını öğrettiği için rüyalar yoluyla problem çözme, zihisel bir kuluçka sürecidir.

Peki bu içgörü bizim dışımızda bir yerden geliyor olabilir mi?

Rüyalar ruh hali hakkında bir şeyler açığa vuruyorsa, bu durumda rüyayı dokuyan kişi büyük olasılıkla duygusal sıkıntımız için yardımcı olacak suflörler olarak bize bir çağrı yapmış demektir.

Spiritüel rüyalar, çözüm konusunda bize yardımcı olmak için elçi olarak gelen rehberlerimiz, öğretmen ruhlar, şifacı ruhlar ve ruh eşlerini içerir. Bu şekilde yardım almamız için mutlaka büyük bir üzüntü içinde olmamız gerekmez. Bu spiritüel rüya karışımında, ruh dünyası da dahil olmak üzere, başka fiziksel ve zihinsel dünyalardaki deneyimlerimizle ilgili anıları da hatırlarız.

Kaçınız havada uçabildiğiniz ya da suyun altında kolayca yüzebildiğiniz

rüyalar görmüştür acaba?

Bu mistik anılar, başka gezegenlerdeki ya da başka galaksilerdeki zeka sahibi uçan ya da suda yaşayan varlıklar olarak geçirilen hayatlar hakkında bilgiler içerir. Sıklıkla bu tür rüyalar bize önceki hayatlarımızla şimdiki hayatlarımız arasında karşılaştırmalar yapmak için kapılar açan sembolik ipuçları sağlar.

Ölümsüz ruh karakterimiz misafir olduğu bedende çok büyük değişiklikler göstermez, bu yüzden bu karşılaştırmalar çok da garip değildir.

En önemli farkına varmalarımızdan bazıları şimdiki bedenimizi kazanmadan önceki deneyimlerden kaynaklanan olaylar, yerler ve davranış örüntüleri hakkındaki birbirini takip eden rüyalardan çıkar.

Ruh beden olarak yeniden bedenlenmeye hazırlanırken, rehber ruhumuz yeni yaşam sözleşmemizin önemli yerlerini bizlere pekiştirtir. Yeni yaşamımızda bazı roller alacak olan kendi grubumuz ve diğer kümelerden ruhlarla bir araya gelme ve etkileşim kurma işlemi ruhlar dünyasının olmazsa olmaz bir parçasıdır. Bu bedenlenmeye hazırlık sınıfına dair anılar umutsuzluğun karanlığı içinde, özellikle de hayatta çok önemli bir ruh eşi kaybedildiğinde, bir ışık yakacak şekilde rüyalarımızda pekala tetiklenebilecektir.

Rüyalar bastırılmış istekleri ve korkuları dışa vurur, ama aynı zamanda illüzyon ya da fantazi olmayan kaçınılmaz gerçekleri de ifade edebilir.

Bazen bu gerçekler rüyalarımızda metaforik bulmacalar biçiminde ifade edilir ve arşetipik imgeler olarak gösterilir. Rüya sembolleri kültürel olarak genellenir, rüya tabiri sözlükleri de bu genellemelerden bağımsız değildir.

OYSA BİR RÜYANIN ANLAMINI BETİMLEMEK İÇİN HERKES KENDİ SEZGİSİNİ KULLANMAK DURUMUNDADIR.

Bir rüya algısı genellikle uyanıkken yaşanan bir deneyim kadar gerçektir.

Ruh dünyasındaki ruhlar için zaman daima vardır.

Dolayısıyla fiziksel olarak hayatımızdan ne kadar zaman önce çıkmış olduklarına bakmaksızın, sevdiğiniz kişiler hala şimdiki gerçeklikte olduklarının farkına varmanızı isterler.

HAYATINIZIN HERHANGİ BİR ALANINDA İYİLEŞME İSTİYORSANIZ VE BU ÇALIŞMAYA İSTEKLİYSENİZ, SİZ DE MUCİZELERLE KARŞILAŞACAKSINIZ.

Bizler LEVH-İ MAHFUZ yüzyılında

sizlere bu farkındalılığı yaşatmak için ;

SİZİ ÖZÜNÜZLE tanıştırmak için;

REİKİ uyumlamalarıyla buradayız.

 

Ahmet Kaya 

REİKİMASTER/TEACHER

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

HAYAT DENEYİMLERİ İNANÇLARIMIZI AYNA GİBİ YANSITIR

 

HAYAT DENEYİMLERİ İNANÇLARIMIZI AYNA GİBİ YANSITIR

Küçücük bir bebekken saf neşe ve SEVGİ idiniz.

Ne kadar önemli olduğunuzu biliyor,

kendinizi evrenin merkezi gibi hissediyordunuz.

Arzu ettiğiniz her şeyi isteyecek ve

tüm duygularınızı açıkça ifade edecek kadar yürekliydiniz.

Kendinizi tamamen koşulsuz severdiniz,

dışkınız da dahil olmak üzere bedeninizin her parçasını severdiniz.

Kusursuz olduğunuzu bilirdiniz.

Ve varlığınızın gerçeği de budur.

Geriye kalan her şey sonradan öğrenilmiş saçmalıklardır ve

Yeniden unutulabilir.

Evet, gücümüz şimdi ve burada, yani şu AN’da,

kendi zihnimizde yatmaktadır.

Ne kadar zamandır negatif düşünce kalıplarına ya da bir hastalığa, berbat bir ilişkiye veya para sıkıntısına sahip olduğumuz ya da ne kadar zamandır kendimizden nefret ettiğimiz hiç önemli değildir.

Bu durumu hemen bugün değiştirmeye başlayabiliriz.

TAŞIDIĞIMIZ DÜŞÜNCELER

VE TEKRAR TEKRAR KULLANDIĞIMIZ SÖZCÜKLER

ŞİMDİYE KADARKİ HAYATIMIZI

VE DENEYİMLERİMİZİ YARATTILAR.

Ama bunlar artık eski düşünme biçimleri ve onları gerde bırakmalıyız.

Bu gün, bu anda düşünmeyi ve söylemeyi seçtiğimiz şey

YARINIMIZI, GELECEK HAFTAMIZI, GELECEK AYIMIZI

ve GELECEK YILIMIZI YARATACAKTIR.

GÜCÜMÜZ DAİMA YAŞANAN ANDADIR,

ŞİMDİ ve BURADADIR.

Değişiklikleri yapmaya başladığımız yer burasıdır.

Eski saçmalıkları, önemsiz şeyleri bırakmaya, terk etmeye başlayabiliriz.

Şimdi, bu anda.

Küçücük bir başlangıç bile fark yaratacaktır.

 

“Ben böyleyim işte” ya da “Bu iş böyledir”

gibi sözleri ne denli sık kullanmışızdır. Gerçekte bu sözlerle,

“Bizim için doğru olanın bu olduğuna inandığımızı” söylemekteyizdir.

İnandığımız şey çoğunlukla, sadece bir başkasının fikridir.

Biz bu fikri kabullenip kendi inanç sistemimize katmışızdır.

Bu fikir, inandığımız diğer şeylere uymaktadır. Eğer çocukken bize dünyanın tehlikeli bir yer olduğu öğretilmişse, o zaman işittiğimiz ve bu inanca uyan her şeyi doğru olarak Kabul ederiz.

“Yabancılara güvenme”, “Geceleri dışarı çıkma”, “İnsanlar seni kandırır” vb.

Öte yandan, eğer bize hayatımızın ilk yıllarında dünyanın güvenli ve keyifli bir yer olduğu öğretilmişse, o zaman çok farklı şeylere inanırız. “Sevgi her yerdedir”, “İnsanlar benim dostlarımdır.”, “Para bana kolayca akar” vb.

Hayat deneyimleri inançlarımızı ayna gibi yansıtırlar.

Inançlarımızı nadiren sorgularız.

Örneğin, ben kendime şu soruları sorabilirdim:

“Neden öğrenmenin zor olduğuna inanıyorum? Bu gerçekten doğru mu? Bu inanç benim için şimdide geçerli mi? bu inanç nereden kaynaklanıyor? Ilkokul öğretmenim geçmişte bana sürekli böyle söyleyip durduğu için mi buna hala inanıyorum? Bu inancı terkedersem benim için daha mı iyi olur?”

Şimdi bir an için durup kafanızdan geçen düşünceyi yakalayın.

Şu an ne düşünüyorsunuz? Eğer düşünceler hayatınızı ve deneyimlerinizi biçimlendiriyorlarsa, şu an da zihninizden geçen düşüncenin gerçekleşmesini ister miydiniz? Eğer bu bir endişe ya da öfke, kırgınlık veya intikan düşüncesiyse, bu düşüncenin size nasıl geri döneceğini sanıyorsunuz?

Eğer mutlu bir hayat istiyorsak, o zaman neşeli, keyifli şeyler düşünmeliyiz. Zihinsel ya da sözlü olarak yaydığımız her şey aynı biçimde bize geri dönecektir.

Kendinizi konuşurken dinleyin.

Eğer bir şeyi üç kez söylediğinizi duyarsanız, o şeyi bir yere yazın.

Bu sizin için bir düşünce kalıbı, bir düşünme modeli haline gelmiş demektir.

Bir haftanın sonunda listenizi gözden geçirin, sözlerinizin deneyimlerinize ne kadar uyduğunu göreceksiniz.

SÖZLERİNİZİ VE DÜŞÜNCELERİNİZİ

KISACA İNANÇLARINIZI DEĞİŞTİRMEYE BAŞLAYIN

VE HAYATINIZIN NASIL DEĞİŞTİĞİNİ İZLEYİN.

HAYATINIZI YÖNETMENİN YOLU,

SÖZCÜKLER VE DÜŞÜNCELERLE İLGİLİ

SEÇİMİNİZİ KONTROL ETMENİZDİR.

Hayatımızdaki olumlu ve olumsuz şeyler, deneyimlerimizi biçimlendiren düşünce kalıplarının sonuçlarıdır. Hepimiz güzel, olumlu deneyimler üreten bir çok düşünce kalıbına sahibiz ve bunlardan hoşnutuzdur. Bizi ilgilendiren, rahatsız edici, tatsız, ödüllendirmeyen deneyimler üreten negatif düşünce kalıplarıdır.ve hayatımızdaki rahat-sızlığı kusursuz bir sağlığa dönüştürmek isteriz.

Devamlılık gösteren düşünme kalıplarımız deneyimlerimizi yaratırlar.

Bundan dolayı, düşünme kalıplarımızı değiştirerek

deneyimlerimizi de değiştirebiliriz.

LEVH-İ MAHFUZ ile buluşmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Bu yeni FARKINDALIK, düşüncelerle bedenin değişik bölümleri ve bedensel rahatsızlıklar arasındaki bağlantıyı anlamamı sağladı.

Hastalıklarımı farkında olmadan nasıl yaratmış olduğumu öğrendim

ve bu hayatımda büyük bir fark yarattı.

Şimdi artık hayatımdaki ve bedenimdeki rahatsızlıklar ve kusurlar için hayatı ve diğer insanları suçlamaktan vazgeçip, sağlığım ve deneyimlerim konusunda tüm sorumluluğu üstlenebilirdim.

KENDİMİ KINAMADAN YA DA SUÇLULUK DUYMADAN,

GELECEKTE HASTALIĞA YOL AÇAN

DÜŞÜNCE KALIPLARI YARATMAKTAN

NASIL SAKINABİLECEĞİMİ GÖRMEYE BAŞLADIM.

Örneğin, boynumun neden sık sık tutulduğunu anlayamıyordum. Sonra, boynun meselelere esnek bir biçimde yaklaşmayı, bir sorunun farklı yönlerini görmeye istekli olmayı temsil ettiğini keşfettim. Genelde çok inatçı, eğilmez bükülmez bir insandım, bir sorunun bir başka yönüyle ilgili söylenenleri –belki düşüncelerimi değiştirmekten korktuğum için– dinlemeyi reddederdim. Ama daha esnek düşünmeye ve sevecen bir anlayışla, başkalarının bakış açılarını da görebilmeye başladıkça, boynum da artık bana sıkıntı vermez oldu. Şimdi, eğer boynum biraz tutulsa, hemen nerede katı, inatçı bir biçimde düşünmeye başladığımı araştırırım.

Şunu öğrendim:

Hayatımızdaki her rahatsızlık için BİR İHTİYAÇ vardır.

Yoksa o rahatsızlığı yaşamazdık.

Belirtiler ve arıza sadece dışsal bir sonuçtur.

Zihinsel nedeni çözüp ortadan kaldırmak için içimize yönelmeliyiz.

REİKİ ile MEDİTASYON

içinize yönelme yeteneğinizi size kazandıracaktır.

Bedende en çok rahat-sızlığa neden olan düşünce kalıpları:

ELEŞTİRME, KIZGINLIK,

İÇERLEME, SUÇLULUK.

Örneğin, eleştirme eğer alışkanlık halini alırsa eklem iltihabı gibi hastalıklara yol açabilir. Kızgınlık, bedebde, kabaran ve yanan bir iltihaplanmaya dönüşebilir. Uzun süren bir içerleme insanı zehirler, yavaş yavaş yiyip bitirir ve sonunda urlara ve kansere yol açabilir. Suçluluk duygusu daima cezalandırma peşindedir ve acıya yol açar.

Sağlıklıyken zihinlerimizi bu olumsuz düşünme kalıplarından arındırmak, daha sonrada panic halindeyken ya da bıçak altına yatma tehdidiyle karşı karşıyayken bunları söküp atmaya çalışmaktan çok daha kolaydır.

Bizler LEVH-İ MAHFUZ yüzyılındayız.

Tarihin, herşeyin kolayca olmasını istediğimiz bir noktasındayız. Kolaylığa çok değer veriyoruz. Her şeyi iyileştirip düzeltecek bir HAP istiyoruz. Yaşamımızın ve çocuklarımızın yaşamının acısız geçmesini istiyoruz. Peki, yeni bir diyeti, yeni bir ilacı ya da yeni bir dini denerken gerçekte ne arıyoruz? İşler istediğimiz gibi kolayca ve mükemmel gitmeyince cesaretimizi kaybediyoruz. Meditasyon bir meydan okuma olabilir, fakat bir ağrı kesici değildir. Amacı acılarımızı gizlemek değildir. Meditasyon , acılarımızı iyileştirir.

HAYATINIZIN HERHANGİ BİR ALANINDA İYİLEŞME İSTİYORSANIZ VE BU ÇALIŞMAYA İSTEKLİYSENİZ, SİZ DE MUCİZELERLE KARŞILAŞACAKSINIZ.

Bizler LEVH-İ MAHFUZ yüzyılında

sizlere bu farkındalılığı yaşatmak için ;

SİZİ ÖZÜNÜZLE tanıştırmak için;

REİKİ uyumlamalarıyla buradayız.

Ahmet Kaya 

REİKİMASTER/TEACHER

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

Levh-i Mahfuz

Levh-i Mahfuz

SÖZCÜKLER MANTRALAR NAAD

 

SÖZCÜKLER – MANTRALAR – NAAD

Sözcükler sadece sözcük olmaktan ileri gelen anlamları nedeniyle değil, tam bir açıklamayı aşan bilimsel bir nedenden ötürü seçilmişlerdir. Kulladığımız tüm mantraların-sözcüklerin kökeni “ NAAD “ bilimine yani seslerde saklı olan sırlara dayanmaktadır.

Mantralar, bilincimizde bir değişiklik yaratmak için tekrar tekrar,

hiç durmadan yinelediğimiz seslerdir.

Ağzımızın üst damağı boyunca sıralanmış, seksendört meridyen noktası vardır. Mantralar bizlere verilmiş özel armağanlardır. Uzun zaman önce son derece gelişmiş insanlar, derin bir meditasyon durumuna girdiklerinde, dillerinin ağızdaki bu meridyen noktalarına belirli düzenlerde değmesini sağlayan bazı sesler çıkarıyorlardı. Bu tıpkı piyano çalmaya benzemektedir; nasıl belirli notalara vurarak çok güzel bir şarkı besteleyebiliyorsak, söylediğimiz her sözle ya da söylediğimiz her mantra ile belirli anahtarlara dokunmuş oluruz. Doğru anahtar dizisine vurulursa, beyindeki hipotalamus, thalamus ve hipofiz bezi, zihnimizi meditasyon durumuna, hatta kendinden geçme aşamasına getirecek şekilde uyarılmış olur. Uyuşturucular olmadan böyle bir dünya yaratabilsek nasıl olurdu bir düşünsenize.

İşte bu nedenle,insanların dedikodu yaptıkları, sürekli sövdükleri ya da genel olarak “ALÇAK TİTREŞİMLİ” konuşmalar yaptıkları bir odaya girdiğinizde odanın içinde bunaltıcı ve ağır bir hava olur.

Şarkıların söylendiği ve insanların morali yükseltici türde konuşmaların yapıldığı bir odaya girdiğinizde ise, odanın içerisinde bir hafiflik ve huzur hissedersiniz. Deneyimlediğiniz şeyin NAAD bilimi ile fazlasıyla ilgisi vardır.

Çocuklar ve hayvanlar, çok açık oldukları için,

çevrelerindeki yetişkinlerin bilinçlerinden yani egolarının ürettiği sözcüklerden fazlasıyla etkilenebilirler. Bundan dolayıdır ki, çevrenizdeki çocuklar ya da evcil hayvanlar için sözcüklerle hitap ederken çok ama çok dikkat etmeli ve kullanacağımız sözcük dizinlerini fazlasıyla önemsemeliyiz.

Unutmamalıyız ki,

metafizik nedenlere ulaşmak demek,

fiziksel olanın ardındaki zihinsel nedene ulaşmak demektir.

Örneğin, eğer siz bize kabızlık sorunuyla gelen bir danışanımız olsaydınız, sizin kendi sınırlılığına ve yetersizliğine inanan ve bu yüzden de yeniden yerine koyamayacağı korkusuyla bir şeyleri bırakmaktan, koyuvermekten zihnen korkan bir insan olduğunuzu anlardık. Bu ayrıca sizin eski, acı verici bir anıyı sürekli kafanızda , duygularınızda yaşattığınız, onu bir türlü içinizden çıkarıp atamadığınız anlamına da gelebilir. Ya da artık size katkıda bulunmayan bir ilişkiyi, doyum vermeyen bir işi veya artık işinize yaramayan kimi eşyayı bırakmaktan da korkuyor olabilirsiniz.

Rahatsızlığınız bize, zihinsel tutumunuzla ilgili bir çok ipucu verecektir.

Size sıkılı bir yumruk ve gergin bir tutumla içinize yeni hiçbir şey alamayacağınızı anlatmaya çalışırdık. Evrenin sizi besleyip koruyacağına güvenmenizi sağlamaya çalışırdık. Ki böylece yaşamın ritimleriyle birlikte akabilesiniz. Korku kalıplarından kurtulmanıza yardımcı olur ve size, zihninizi farklı bir biçimde kullanarak yeni bir güzel deneyimler devresini nasıl yaratacağınızı öğretirdik.

Sizden evinize gidip dolaplarınızı boşaltmanızı ve yeni şeylere yer açmak için tüm yararsız eşyayı atmanızı isterdik.  Ve bunu yaparken de, yüksek sesle, “eskiden kurtuluyorum, yeniye yer açıyorum” demenizi isterdik.

Basit, fakat etkili.

Siz bu bırakma eylemini anlamaya-farketmeye başladıkça, bir sıkı tutma ve alıkoyma biçimi olan kabızlık da kendi başının çaresine bakacaktır.

Beden, artık yararlı olmayanı rahatça dışarı atacaktır.

Belki bizlerle tanıştıktan sonra

 SEVGİ, ŞEFKAT, MERHAMET, AŞK,

HUZUR, SEVİNÇ ve KENDİ KENDİNLE YÜZLEŞME

kavramlarını ne kadar sık kullandığımıza dikkat etmişsinizdir.

Gerçekte sevgi dolu bir yürekle yaşayabildiğimiz, kendimizi onayladığımız ve tanrısal gücün tüm ihtiyaçlarımızı sağlayacağına güvendiğimiz zaman, HUZUR ve MUTLULUK hayatımızı doldurur, hastalık ve rahatsızlık verici deneyimler artık bizim deneyimimizde yer almazlar.

Hedefimiz mutlu, sağlıklı yaşamlar sürmek,

kendimizle birlikte olmaktan zevk almaktır.

Sevgi öfkeyi yok eder, sevgi kırgınlığı ortadan kaldırır,

sevgi korkuyu dağıtır, sevgi güvenlik yaratır. Kendinizi bütünüyle sevip kabullenebilirseniz, o zaman hayatımızdaki her şey kolaylık, uyum, sağlık, refah ve mutlulukla akmak zorundadır.

Bedensel bir rahatsızlığınız var ise, zihinsel nedenini arayıp bulun.

Bunun için REİKİ ile MEDİTASYON dan faydalanabilirsiniz.

Iç sesinize ,

“bu rahatsızlığı benim hangi düşüncelerim yaratmış olabilir?”

diye sorun.

 

Hepimiz gün boyunca, sürekli olarak yüksek sesle

ya da sessizce çeşitli mantralar kullanırız; bunlar,

“ BU ZOR “,

 “ YORGUNUM “,

“ NE YAPACAĞIMI BİLMİYORUM “,

“ BU BİR DAHA ASLA OLMAYACAK “,

“ BUNALDIM “,

“ YETERİNCE ZAMAN YOK “,

 “ YETERİNCE PARA YOK “,

 “ BAŞARAMIYACAĞIM “ ya da

 “ YAPABİLECEĞİMİ SANMIYORUM “

gibi cümleler olabilir.

Tekrarlama yoluyla gerçekliğimizin birer parçası olduklarını fark etmeyiz bile. Konuştuğumuz şekilde davranır, düşündüğümüz şekilde yaşarız.

Eğer mantranız “ BUNALDIM “ ise bunalırsınız

veya mantranız “ BU BİR DAHA ASLA OLMAYACAK “ ise

o şey birdaha asla olmaz.

Tanrı için kullandığımız sözcüklerde

kendimiz ve diğer insanlar için son derece güçlüdür.

Gelecekte, günümüzde ortaya çıkan ve giderek artan rahatsızlıklar,

ilaçlar yoluyla iyileştirilmeyecek.

Bizler LEVH-İ MAHFUZ yüzyılında bu farkındalılığı sizlere yaşatmak ve deneyimlendirmek için REİKİ UYUMLAMALARI  ile buradayız.

 

Ahmet KAYA

0555 310 00 70

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

 

 

ATEŞ ve İNSAN

Ateş ve insan… Anlamlı bir ÖYKÜ…

Yüzyıllar önce, dünyanın ücra köşelerinden birinde bulunan bir adaya ateş, geç de olsa gitmişti. Bu adada dört ayrı kabile bulunuyor, adanın dört köşesinde birbirlerinden kopuk yaşamlarını sürdürüyorlardı.
Adaya yakın bir kara parçasında öğrencileriyle birlikte yaşayan bir bilge bu adaya gezi düzenlemeye karar verdi. Bir gemiye bindiler, zor bir yolculuktan sonra adaya ayak bastılar.

Birinci kabileye ulaştılar.
* Bu kabilede ateşi sadece rahipler kullanabiliyordu. Bunun kendilerine verilmiş bir kutsal armağan olduğuna diğerlerini inandırmışlardı. Sadece rahipler ısınıyor ve sıcak yemek yiyordu, diğerleri donuyor ve çiğ et yiyordu. Bilgenin öğrencilerinden biri “ben burada kalacağım ve bütün insanların ateşten faydalanmalarını sağlayacağını” dedi. Bilge ve diğer öğrencileri onu orada bırakıp yollarına devam ettiler,

ikinci kabileye geldiler.
* Bu kabiledeki insanlar ateşin ilahi bir güç olduğuna inanmışlardı ve ateş yakmaya yarayan bütün araçlara tapıyorlardı. Ama ateş yakan yoktu.Bir öğrenci “ben de burada kalıp bunlara ateş yakmayı öğreteceğim” dedi, orada kaldı, diğerleri yola devam edip

 üçüncü kabilenin yaşadığı yere geldi.
* Bu kabilede, bir zamanlar ateşi adaya getiren adamın totemleri yapılmış ve her yere yerleştirilmişti. Halk ona tapıyordu. Birkaç kuşak öncesi ateşi görmüş, getiren adamın tanrı olduğuna karar verilmiş ve bu inanç yerleşmişti. Ama sonra kimse ateş yakmaya teşebbüs etmemişti.Öğrencilerden biri de ben burada kalacağım dedi,

diğerleri dördüncü kabilenin köyüne yöneldi.
* Dördüncü kabile de ateş yakmıyor ama ateş hakkında yayılmış abartılı söylentilere inanıyordu. Ateşin kendisi bir tür tanrı yerine konulmuştu. Ateş yakmayı kimse bilmiyor ama hep ateşin gücü hakkında hikâyeler anlatılıyordu.Başka bir öğrenci de bu köyde kalmak istedi.

Bilge ve öğrencileri adayı biraz daha dolaşıp dört köyde kalan öğrencileri almak için tekrar aynı yolu izleyerek geri döndüler.
Birinci köydeki öğrenci konuşmaya başlar başlamaz rahiplerce suçlanmış, bir yabancıya inanacağına kendi rahiplerine inanan halk da öğrenciyi yakalayıp yakmıştı.

İkinci köydeki öğrenci, halkın tapındığı aletleri kullanarak ateş yakar yakmaz halk korkmuş, tapındıkları nesnelerin böyle kullanılmasına infial göstermiş ve öğrenciyi öldürmüşlerdi.

Üçüncü köydeki öğrenci, bir insanın totemine tapmanın yanlışlığını belirterek söze başlayınca hemen öldürülmüştü.

 

Dördüncü köydeki öğrenci de ateşin gerçekte ne olduğunu anlatmaya başladığı anda öldürülmüştü.
Bilge ve kalan öğrenciler gemiye döndüler, denize açıldılar.

Bilge bu ada gezisinin sonucunu şöyle özetledi:

 

“Öğretmek bilmekten çok daha zordur.

Bilmek istemeyenlere,

bilgiye direnenlere bir şey öğretmek de en zorudur.

Cahiller bildiklerine inanırlar

ve yeni bilgilere direnirler.

Ama aynı zamanda bir huzursuzluk içindedirler,

bu yüzden de gerçekten bilen insanlardan nefret ederler;

onları yakarlar, öldürürler…”

KENDİMİZİ İYİLEŞTİRMEK İSTİYOR MUYUZ ?

  

KENDİMİZİ İYİLEŞTİRMENİN BAŞLICA YOLLARI:

 1. Her şerde daima bir hayır ara

Bilinçteki değişim, herhangi bir çareden daha değerlidir.

2. Kendine acıma

Ruhsal gelişmenin en büyük engelidir.

3. Sorunların için başkalarını suçlama

“Düşmanlar” aydınlanma için araçtır.

Kötülüğe kötülükle karşılık verme, kötülüğü iyilikle yen.

4. Kıymet bilir tutum edin

Bilincimizi olumsuz yönlerden çekip olumlu yönlere yükselten ruhsal bir disiplindir. Panzehir: Hayırlı dilekler, depresyona ve kendine acıma duygusuna karşı.

5. Kendinin veya başkalarının içinde bulunduğu durumu yargılama

Kıyaslamayın. Kendinin ve başkasının resmini tam göremeyeceğin için neyi kıyaslayacaksın.

Burada olmayı seçmek bile kahramanlıktır (cesur ruhlar).

6. Aşırı Duygusallıktan Kaçının

Tüm maddi şeylere sahip olamamanın da sevdiğiniz her şeyi aniden kaybetmek gibi, ruhsal bir sınav olduğunu farketmelisiniz.

7. Hastalık ceza değildir

Hastalıklar eski yaşamlardaki karmanın temizlenmesi için yüksek benliğimiz tarafından seçilir.

Tüm hastalıkların amacı bizi temizleyip arındırmaktır.

Her tür hastalığa tahammül ederken bir derece yükseliriz.

8. Hizmet için fırsat kolla

Dünyadaki hiçbir şey, arzularla lekelenmemiş saf düşünce kadar iyilik doğuramaz. Yüce güçle temas kurarak bizleri yükselten ve rehberlik eden yüksek enerjilerin kanalı olabilirsiniz.

9. Ölümün bir iyileşme olduğunu kabullen

Hayat değil beden kaybedilir.

Yardıma ihitiyacı olanın bizde yarattığı rahatsızlıktan

kurtulmak için duyduğumuz

bencil ihtiyaçtan arınabilirsek,

acı çekene, ancak o zaman sevgi verebiliriz.

SEVGİ bir his ya da duygu değil,

çok derin ve kapsayıcı bir anlayış

ve kabullenmedir.

10. Gereksinimlerinden Arın

Şifacılıkta kişisel beklenti olması,

her şeyi yapabilme yeteneğimize ket vuran bencilliktir.

11. Şifanın Kaynağı değil aracısın

Şifacı olmak için ne kadar az çaba harcarsak o kadar iyi bir aracı oluruz.

İhitiyaç duyulan şifayı bilemeyiz. İyileşmek mi, yoksa bedenden ayrılırken destek mi? Eğer İlahi Olan’ın rehberliğine kendimizi açarsak, insanların gerçek ihtiyaçlarına o kadar iyi hizmet ederiz.

12. Yaptığın görevin ve yeteneğinin ışıltılı cazibesine kapılma

“Çalışma, gözle görünür hale getirilmiş sevgidir.”

13. Yardım etmek istediğin kişiye ‘ruhunu aç’

Başkalarının ıstırabına, ölümüne ya da fiziksel iyileşmesine dahil olduğumuzda biz de farklı şekillerde değişiriz.

14. Aile, grup, ırk ve gezegen karmalarının

işbaşında olabileceklerini unutma

Kişisel kaderi, daha geniş sonuçları olan daha geniş bir bağlam içinde kapsarlar.

Her bireysel yaşam, tüm grubun ilerlemesine hizmet eder.

15. İnsanlar, kendi koşullarının nedenini bilnçaltlarında bilirler.

Ve dönüştürücü amacını tamamlayana dek

bu koşulu “yitirmeye” direnirler.

Kurtarmaya çalıştığımız sorun, onu geliştiren bir durum olabilir.

Yani verdiğimiz şifa, plana müdahale ediyor olabilir.

Bu durumda seyirci kalmak zor geliyorsa bizim de yardım almamız gerekebilir.

16. Dönüşüm zaman alır.

Şiddetli ıstıraplar anlayışa

anlayış mutluluğa yol açar.

 

Bizler LEVH-İ MAHFUZ yüzyılındayız.

Tarihin, herşeyin kolayca olmasını istediğimiz bir noktasındayız. Kolaylığa çok değer veriyoruz. Her şeyi iyileştirip düzeltecek bir HAP istiyoruz. Yaşamımızın ve çocuklarımızın yaşamının acısız geçmesini istiyoruz. Peki, yeni bir diyeti, yeni bir ilacı ya da yeni bir dini denerken gerçekte ne arıyoruz? İşler istediğimiz gibi kolayca ve mükemmel gitmeyince cesaretimizi kaybediyoruz. Meditasyon bir meydan okuma olabilir, fakat bir ağrı kesici değildir. Amacı acılarımızı gizlemek değildir. Meditasyon , acılarımızı iyileştirir.

HAYATINIZIN HERHANGİ BİR ALANINDA İYİLEŞME İSTİYORSANIZ VE BU ÇALIŞMAYA İSTEKLİYSENİZ, SİZ DE MUCİZELERLE KARŞILAŞACAKSINIZ.

Bizler LEVH-İ MAHFUZ yüzyılında

sizlere bu farkındalılığı yaşatmak için ;

SİZİ ÖZÜNÜZLE tanıştırmak için;

REİKİ uyumlamalarıyla buradayız.

Ahmet Kaya 

REİKİMASTER/TEACHER

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

 

Levh-i Mahfuz

Levh-i Mahfuz