Kur-an-a neden KUTSAL dendiğini hiç düşündün mü?

 

” Modern insana manevi açlığını farklı birçok şeyle doyurmaya çalıştı.

Bunlardan biri de KİTAP adı verilendi.

Başın ağrıyorsa, uykusuzluk çekiyorsan, kendine uykun bir hap bulayım derken, bütün bir gecen ilaç aramak ve denemekle geçmişse. Ondan sonraki ve ondan sonraki gece derken, geceleri artık senin uğraşın ‘doğru bir ilaç’ aramak olmuşsa, üzgünüm artık sen uykusuzluğun, onun yanında çok masum kaldığı daha büyük bir olumsuzluğun pençesine düşmüşsün. O bitmek bilmez dertman kürü, seni dertlerine daha da bağımlı kılmış. Üzgünüm sen artık, ilaç almadan bir insanın huzuru bulamayacağına inananlardan olmuşsun.

Ve bir gün bir kitap çıkagelmiş ve sana söylemiş bunu:

O KADAR ÇOK ARADIN Kİ,

SONUNDA MUTLULUĞU BULMAYI UNUTTUN.

Bir kitapçıya girdiğinde karşına çıkan tüm kitaplar bir meydan okumadır.

‘İnsan-Tanrı ilişkisini düzeltmeden de senin hayatını değiştirebiliriz’

Meydan okumasıdır bu. Ve bildiğin üzere, olmamıştır işte.

Aşkı bulmanın, Mutluluğu yakalamanın; istediğin o güzel arabayı almanın, işinde yükselmenin, toplumda Kabul görmenin, kendini gerçekleştirmenin, Nirvana’ya ermenin, Egonu terketmenin, özetle olumlu olarak beklediğin her yeni ve güzel şeyin eli TANRI’nın elindedir.

Zihnindeki TANRI konseptini değiştirmeden istediğin kadar sinyal yolla evrene.

Hayatına yeni bir TANRI konseptini çağırmadan istediğin dileğini çağır

ve bak geliyor mu? Geliyorsa da yanında sana başka ‘ne’ getiriyor?

Kur’an’a neden KUTSAL dendiğini hiç düşündün mü?

Hayatına ancak Tanrısal yetkilere sahip sihirli değneklerin yapabileceği değişimleri tek bir dokunuşla yaratabileceği için kutsal KUR’AN.

Doğru tutarsan…

O kitap ve Bu kitap: Kur’an’ı Devrim Levh’i Mahfuz,

Ihtiyacın olan Kur’an’ı sana verebilmek üzere burada.

Okuyanların o coşkusu, yeni bir kitap okumanın değil yeni bir Tanrı’ya kavuşmanın coşkusuydu. Facebook profilinde kitap bölümüne ‘sadece O kitap’ yazanların, bunu yazmalarındaki sebeb-i hikmet de buydu.

Onlar bir kütüphanede bulamadıklarını bir kitapta buldular.

Tanrı ve onun uzantısı olan DİN kelimesinin kapsama alanı, zannettiğinden çok daha geniş. Geniş kelimesinin yetmeyeceği genişlikte. Atomun maddedeki yeri, ağırlığı ve yaygınlığı neyse, Tanrı kelimesinin de bir beyindeki yeri, ağırlığı ve yaygınlığı da o…

www.tanrinindogumgunu.com

Tanrı atomunu parçalamanın zorluğu,

Önyargılarını kırmanın zorluğu kadardır.

Bir şans verdin mi ona ve kendine, olacaklara sen bile inanamazsın.

Gecenin karanlığında içinden bir güneş doğar hücrelerine. Hiçbiri yetmez olur. Işte o gün mutluluğunu anlatacak kelime bulamazsın. Dertmansız bu yeni hayatında tek derdin bu olur.

MUTLULUĞUNU ÜZERİNE DÖKECEK SÖZCÜK BULAMAMAK…”

buRAK özDEMİR

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

 

Öğretiyor olmanın şehvetinden sıyrıl, öğreniyor olmanın tadına var.

 

Öğretiyor olmanın şehvetinden sıyrıl, öğreniyor olmanın tadına var.

Bugün yaşadığımız dünyayı, gözlerimizle görüyoruz, her yönden izliyoruz, hatta ona dokunuyoruz. Ancak gene de nelerin olmakta olduğunu tam olarak bilemiyoruz. Bu durum, tarih için de geçerli, hem de fazlasıyla. Gözlerimizle görmediğimiz, tarihsel olaylardan bahsederken –miştir, -mıştır kesinliğinde konuşmamız, yanılgıya her zaman için açık bir durum. Zihinlerimizdeki bir güvenlik açığı mahiyetinde.

Akademikle bilimsel hep karışır. Bir düşünce üniversitelerde anlatılınca hakikat halini almaz. ‘Üniversitelerde anlatılan bir düşünce’ halini alır. Televizyonda kendini bilimadamı olarak tanıtan akademisyenler görürsün. Çiftçilikle manavlık kadar farklı işlerdir bu ikisi. Bilimadamı, yeni bilgi yaratan kişidir. Akademisyen ise bilimadamının yarattığı bilgiyi nesillere aktarandır.

Her akademisyen, bilimadamı bilimkadını değildir.

Bu durum, felsefe için de geçerlidir. Kant’ın, Sartre’nin felsefelerini öğrencilere aktarıyor olmak seni Kant’ın, Sartre’nin meslektaşı yapmaz. Bu klasik öğretmenliktir ve öğretmenlerle meslektaş olmaktır. Filozof olman için, o düşüncelerin arasında kendi tezlerini, antitezlerini ve sentezlerini de nesillere aktarıyor olman gerekir. Büyük ya da küçük faretmez, kendi keşiflerinin olması gerekir.

Bilim adamı olmak bir mertebedir. Çaba ister, buluş ister, gayret ister, idealist ruh ister. Kafaya takacaksın birşeyleri, çatır çatır makaleler yayınlatacaksın bilimsel çevrelerde. Sarsacaksın o çevreleri, artık ne çevresiyse onlar.

Bilim özünden uzak olan bilim bize uzaktır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yurtdışından alanının en iyileri olmuş bilimadamı, öğretim görevlisi, sanatçı insanları bu ülkeye kazandırmak için gösterdiği çabaya bakıyorum da…

Mustafa Kemal’in hayalini kurduğu üniversite modelinin bu olduğunu hiç sanmıyorum.

Bizim ülkemizde professor olmak, kütüphane olmakla eşdeğer hale gelmiştir ve ben, akademik kariyer yapmakta olan tüm Kur’an’ı Devrimcilerden çok ama çok umutluyum. Öğretmen olan yanımızdan da çok umutluyum ve onların da seçilmiş olduklarına inanıyorum. Kişiler katından çekilmek, kariyerimizi boşlamak anlamına gelmiyor. Bilakis, pürüzsel tiplemelere aldırış etmeden, Johnie Walker edasıyla, kendi çizdiği yolda hiç yılmadan yürümeyi gerektiriyor.

Tarih akademik bir daldır. Fakat birşeyin akademik olması onun bilimsel olduğu anlamına gelmez. Tarih dalının bilimsel olabilmesi için teknolojinin zaman makinası üretmesi gerekir. Basıcaksın düğmeye, gideceksin, raporunu yazıcaksın geleceksin. Fransız İhtilali’ni yerinde inceleyeceksin.

Emin ol, ‘gözlemleyerek’ yansıttığın o bilgi bile kendi içinde subjektif olacaktır.

“sen” yorum getiriyorsun çünkü.

Bugün, dünyamızda yaşayan herkesin tarihçi olduğunu bir düşünsenize. Bugün, yarına kimbilir kaç milyon farklı biçimde yansırdı? Bir düşünün bilgisayar yok. Ve böyle bir ortamda bir adam futbol tarihini yazıyor. Fenerli olan futbol tarihini farklı yazar. Beşiktaşlı olan ayrı.

Tarihi tüm “bilgi”;

1-O kayıtları düşenlerin subjektivisi,

2-O kayıtları inceleyenlerin subjektivitesi.

Bu iki filitreden geçerek elimize ulaşır. Buna bir üçüncü daha eklenir.

3-O kayıtlarla ilgili yazılanları inceleyen sen’in subjektivitesi.

Müziğin tarihiyle ilgili akademik çevrelerde kabul görmüş olan “bilgi”, batılı kaynaklıdır. Fakat dünyanın bir de doğusu vardır…

Tanrı’yı sorgulama cesaretine  sahip olmuş bir zihinsel kudret, öğretilmiş tarih konusunda da pekala sorgulayıcı olabilir. Olmalıdır da. Geçmişte olduğunu zannettiğimiz pekçok şey, aslında bildiklerimizden farklı olabilir. Bunu sorgulamakta hiçbir mahsur yoktur. Bilakis yarar vardır.

Mevcut müzik teorisi, müzikal notaları bundan binyıl önce Guido Arezzo isimli keşişin bulduğunu söylüyor. Dona ise bunun yanlış olduğunu söylüyor. Ve emin olun Dona’yı doğrulayan batılı pek çok kaynak var.  fransız bilgin Laborde’un 1780’lerde, villoteau’nun 1800’lerde yaptığı araştırmalar ve kıyaslamalar, Arezzo’nun 1026’da kendisine mal etmiş olduğu notalama sistemini Müslüman İshak El-Mausili’nin 800’lü yıllarda kullandığını gösteriyor.

Sadece o değil, Arezzo’dan once yaşamış olan El Kindi’nin, Ali İbni Yahya’nın ve Farabi’nin de bu notalama systemi kullandığı tesbit edilmiş durumda. Gel gör ki bellenmiş düşünceleri değiştirmek hiç de kolay olmuyor. Modern tıbbın temelini Yunanlı Hipokrat’tan önce Mısırlı Imhoteb’ın attığı ortaya çıkıyor da, bu konudaki şekillenmiş kanaatleri değiştirmek hiç de kolay olmuyor.

Yani ya bu insanlar zaman makinesi bulup, geleceğe gidip Arezzo’dan kopya çektiler, ya da notalama sistemini onlar buldular.

Her ikisi de büyük keşif diyorum ben.

Bu biraz da baklavaya Rumların sahip çıkması gibi birşey. Yoğurdu sen mi buldun ben mi buldum sendromu. Yer yer ideolojik, yer yer de turizm üzerinden ekonomik. Batı’nın dünyada sesi daha çok çıktığı için herşeyi onlar “bulmuş” durumdalar. Artık birilerininde doğru adına söz alması gerekiyor.

Kur’an’ı Devrim Levh-i Mahfuz, aynı zamanda geçmiş tarihsel bilgilerin de KIYAMETİ…

www.tanrinindogumgunu.com

Yeni bir gelecek yaratmak için yarın yetmez. Düne dair söyleyeceğin yeni şeyler olmalıdır. Kur’an’ı Devrim Levh-i Mahfuz’un bu konuda söyleyeceği çok ama çok şey var.

Life-time education. Yaşam boyu öğrencilik…

Bizim “hayat üniversitesi” sözüyle de çok paralel aslında, şimdi farkettim.

Ve sonsöz:

Öğretiyor olmanın şehvetinden sıyrıl, öğreniyor olmanın tadına var.

Tanrı’nın ilimlerini su gibi içtim bitirdim demene daha çok var…

(buRAK özDEMİR’ e anlatımları ve yaşattığı farkındalıklar için teşekkür ederiz.)

 Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

 

Bizler LEVH-İ MAHFUZ yüzyılında sizlere bu farkındalılığı yaşatmak için ;

SİZİ ÖZÜNÜZLE tanıştırmak için; LEVH-İ MAHFUZ ve

REİKİ uyumlamalarıyla buradayız.

Ahmet Kaya

0555 310 00 70

REİKİMASTER/TEACHER

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

 

Yakınlık bağı, insanlığın başındaki en büyük belalardan biri.

 

“İnsan, bulunduğu çevreyi kolay değiştiremiyor.

Genelde aynı insanlarla çevriliyiz.

Kur’anı Devrim Levh-i Mahfuz’dan sonra birilerine bu yeni dünya bakışını anlatma hevesi, hep aynı kişilere mesai harcamaya dönüşüyor ister istemez.

Bazı insanlar kitabı hiç okumadıkları halde

onlara kitabın satırlarını fısıldayan GÜZEL RUHLAR eliyle yükseliyorlar.

Fakat bazıları ise, bitmek bilmez karşıtlıkların içindeler. Sürekli ilgi görmek, sarhoşluk meydana getirebiliyor.  Ve sonrasında da gelsin şımarı gösterileri.

İnsanoğlu SEVGİ ve MERHAMETİ haketmeli. Haketmeyen ruhların, sevgi ve merhamete verdiği karşılık yazık ki DÜŞMANLIK’tan başkası değil.

Küçük bir test yapalım…

Bugün eline 1 milyon lira geçse ne yaparsın?

“Şunu alırım, bunu alırım…”  al tabi. Allah daha da fazlasını versin.

Amma velakin. Bir yerden sonra, bu ödülü yakınındaki biriyle paylaşma dürtüsü içini kapalayacaktır emin ol.  İşte buna itirazım var sayın hakim.

Sadece sana yakın diye, senin akraban diye, senin çevrende diye

birilerine İYİLİK yapmak doğru birşey mi?

O iyiliği en çok hakedecek kişileri, kendimize uzak olsalar bile,

bulmak daha doğru değil mi?

Yakınındakilere yemek ver, çiçek ver. Ama Amerika’da birilerini okutacak bir bütçen varsa onu, falan akrabanın çocuğuna akıtma. Koyunlarını otlatan, gece kalan vaktinde fırsat bulabildiği ders çalışmalarıyla sınıf birincisi olan o çocuğu bul ve onu gönder Amerika’ya üniversiteye.

Yakınımızdaki insanlar, insanlığın arasına karışmaktan bizi meneden kelepçeler olabilir.

İnsanların dünya görüşüne katkı vermek konusunda da aynı yerdeyim.

O bu kadar direnç içindeyse, bu israr niye?

Ya da bir anne. Çocuğu artık büyümüş, annesinden ilgi görmek istemiyor.

Tepkili. Annesini sevmiyor olduğunu hissettiğimiz türden birisi o.

Bu annenin bu israrı niyedir?

Annelik enerjini, annelik enerjisine bu kadar muhtaç çocuk varken, bu isteksize akıtmak niyedir?

Yakınlık bağı, insanlığın başındaki en büyük belalardan biri.

Irkçılığın DNAsında da bu bağ var. islam cemaatçiliğinin merkezinde bu ‘yakın olanlarla’ kenetlenme dürtüsü var.

Oysa su kitlesinin içinde irili-ufaklı su öbeklerine yer yoktur. Su, toplam ve tek bir kütledir. Hepimiz suysak bunun tadına varmalıyız. SINIRLANMAYA izin vermeden. Eğer varsa, H2O’ların hepsinin arasında akrabalık bağı vardır. Kur’antum Levh-i Mahfuz cildinde tek bir cemaat tanırız biz:

Dünya cemaati.

Tek bir aile tanırız o da: İNSANLIK AİLESİ”

buRAK özDEMİR

 Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

 

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

Levh-i mahfuz – tdg – kdk

Spiritual sokaklar bu yüzden balıkçılarla dolu – İDEALİSTLİK

 

“Spiritüel bir insandan yardım alıyorsun. Ne güzel.

O spiritual insanın mahrem ajandasında,

“bendekinleri anlarsa, kavrarsa bir daha bana uğramaz kaygısı” var.

O yüzden, dolandırıyor da dolandırıyor lafı…

 Tam “anlayacaksın”, anlaşılmaz bir şey atıyor ortaya.

 “Daha önümde çok yol var” dedirtiyor sana.

Kendi gelecek korkularını yenemeyen, aç kalırsam ne yaparım kaygılarını yenemeyen insan senin hangi korkularına merhem olabilecek?

Sorduğunda “Ben gelecekten korkuyorum” dediğinde, sana 28 haftalık seminer verebiliyor. Bu işin kitabını yazmış zira…

Ancak, konu kendi korkularına gelince onların adı mesleki prensip oluyor.

Elindeki ilmi insanlarla paylaşırsa evini nasıl geçindirecek…

Spiritual sokaklar bu yüzden balıkçılarla dolu.

Balık tutma üniversitesini ara ki bulasın.

Iyi ile kötünün, beyaz ile siyahın giderek artan bir şiddette çatışacağı bir dünyadayız. Beyaz olanı nereden tanırız dersen, bunun tek bir ölçütü olsaydı ne olurdu dersen yanıtım şu olur:

İDEALİSTLİK…

Karşındaki insan idealist mi değil mi onu anlamaya çalış yeter.

Idealistse zarar gelmez, en fazla yetersizdir. Gider yeterlisini bulursun, olur biter. Hasar almazsın. Işin hiç de kolay değil çünkü beyaz bir dünya idealini paylaşmayan insanların siyahlığını görmek zorundasın.

Insan iki nedenden ötürü temizlikçi olur.

1-     Temiz bir dünya istediği için.

2-     Kirliliğin kendi rantından. Dünyanın kirli olmasıyla arasında menfaat ilişkisi kurduğu için.

Ne kadar farklı iki ayrı ideal öyle değil mi?

Fakat ikisi de temizlikçi. Ikisi de toz alıyor, paspas yapıyor.

Biri kirli bir dünya istediği için, diğeri dünyayı temiz görmek istediği için temizlikçi olmuş.

Spiritual camiada, bu iki tür temizlik anlayışı da mevcut bulunmakta.

Insanların aydınlanmasına kendini adamış insanlar da var.

“oh oh iyi böyle, dünya karanlık olsun ki,

elimizdeki küçük fenerlerden çıkan ışığın bir değeri olsun” diyen de var. Önemli olan, bu duruma senin ne dediğin…”

buRAK özDEMİR

 Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

 

Bizler LEVH-İ MAHFUZ yüzyılında sizlere bu farkındalılığı yaşatmak için ;

SİZİ ÖZÜNÜZLE tanıştırmak için; 

REİKİ uyumlamalarıyla buradayız.

Ahmet Kaya

REİKİMASTER/TEACHER

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/levh-i-mahfuz.html

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

Levh-i Mahfuz

Levh-i Mahfuz

Öz gücünle tanışmaya hazır mısın?

Dünyada yaşayan insanların çoğu, bir şekilde güç elde etmeyi arzu etmektedir, ancak nasıl tezahür edeceği, ilgili kişinin ruhsal olgunluğu ve idrakine bağlıdır.

Içsel olarak bilgeliğin gelişmiş anlayışına sahip olmayan bir genç ruh, bir tür hayranlık veya güzellik kazanmak, zenginlik veya mal mülke sahip olmak için güç elde etmeyi arzu edebilir.

Daha uzun süredir enkarne olan daha deneyimli bir ruh ise, geçmiş deneyimlerden öğrenerek yine de güç isteyebilir, ancak bu güç, neredeyse yok gibi gözükebilen çok daha süptil bir şekilde olabilir.

Güç elde etme arzusu, belki de aynı bizim politikacı, devlet adamı veya din adamları gibi sıra dışı iyilik sever sergileyen evliya tipi bir dış görünüm altında veya belki de kendi kişisel amaçları için güçlü hissetmeyi arzu eden ve bunu gizleyen aydınlanma yoluna koyulmuş birinin dış görünümü altında değişik şekillerde kamufle olabilir.

Kendi öz güçlerinin kaynağı ile irtibat kurmayı arzularken, amacı “kar gibi beyaz” olan biri gerçekten son derece ender rastlanabilen biridir.

Ancak, fiziksel bedenle birlikte zihinsel, duygusal ve psişik şartların temizlenmesini içeren kişisel arınma programı, yavaş yavaş insan varlığının ruhsal kökleri ile güvenli ve etkin bir bağlantı kurmak için yer hazırlamaktadır.

Aynen bir deprem kuşağına altın bir saray inşa etmek gibi, bu işlemi ilk arındırmadan geçmeden uygulamak tehlikeli olur.

Arınmanın önemini ne kadar vurgulasak azdır.

Çünkü insan psişesi içerisinde geçmiş ve şimdiki karmanın etkilediği bütün karmaşıklıklarla ilgilenmeniz gerekecektir.

Bunu, Levh-I Mahfuz ile tanışarak başarabilirsiniz.

Değişik türde negative enerjiler değişip beden temizlendikten sonra, insane, psişenin derinliklerinde yatan ve keşfedilip yaratıcı bir şekilde kullanılmayı bekleyen çeşit çeşit mücevherlerle dolu kutuyu keşfetmeye hazır bir haldedir.

Her birimiz adeta bir güç trafosuyuz ve varlığımızın en derin seviyelerinde uykuda yatan değişik tip güçleri ortaya çıkarmak kendimize kalmıştır.

Bir çok geçmiş yaşamımızdan kalan ve pozitif olarak ve karşılık düşünmeden enerjilerimizi başkalarının hizmetine yöneltmekten kaynaklanan bu güçleri, kademeli olarak elde edebiliriz.

Her birimizin birer koruyucu meleği olmakla beraber, mevcut yaşamımızda üstlendiğimiz göreve gore bir veya daha fazla ruhsal rehberimiz vardır.

Eğer birisi sadece kişisel amaç için para kazanmaya koyulmuş ise ve dolayısıyla güçlerini yaratıcı bir şekilde kullanmıyorsa, kişinin algılama seviyesini genişletmesine yardımcı sadece bir veya iki rehber bulunabilir.

Eğer birisi sanat veya bilim yolu ile başkalarına aktif olarak yardımcı oluyorsa veya zaman zaman insanlara hizmet etmekle ilgileniyorsa, o zaman görevini daha etkin bir şekilde yerine getirmesine yardımcı olmak üzere , farklı yeteneklere sahip daha fazla sayıda rehber cezbedilmektedir.

Bazı şifacıların görevlerini yardımcı olmak üzere, koruyucu melekleri yanında, yarım düzine ve daha fazla esas melekleri ve ayrıca bedendeki değişik organlarına güç vermek üzere tali melekleride vardır.

Bir çok kişi, ruhsal rehberlerin kişinin öz gücünün esas bir unsuru olup olmadığını, yoksa kendi başlarına tamamen eyrı birer varlık olup, yardımlarını gerektiğinde mi verdiklerini merak ederler.

Bunun yanıtı, her iki soruya da “evet” tir.

Birçok ruhsal rehber geçmiş kişiliklerin ruhsal suretleri olabilirler ve bunlar o denli tekamül etmişlerdir ki, enkarne kişinin tekamülüne yardımcı olabilmektedirler, oysa diğer rehberler kişinin dünyasal şartlarına gore gelip geçici olmaktadır.

Iki tip ruhsal rehberden söz ediyoruz, kişinin ruhsal uzantısı olanlar ve gerektiğinde geçici olarak yardım edenler.

Her birimizin pisişemizin içine işlenmiş kayıtlı tarihin öncelerine, yaratılışın başına giden bir yaşam haritası vardır.

Içimizde zamanla reddedilmiş veya unutulmuş esas güçler vardır ve olmamız gereken varlığa, yani oluşma sürecindeki bir Tanrı’ya dönüşmemiz için bunlarla yeniden özdeşleşmemiz gerekir.

Günlük varlığımız içerisinde, her birimiz aynı yazgıyı paylaşmamıza rağmen, özgür irade sahibi bireyleriz.

Bizler LEVH-İ MAHFUZ yüzyılındayız.

Tarihin, herşeyin kolayca olmasını istediğimiz bir noktasındayız. Kolaylığa çok değer veriyoruz. Her şeyi iyileştirip düzeltecek bir HAP istiyoruz. Yaşamımızın ve çocuklarımızın yaşamının acısız geçmesini istiyoruz. Peki, yeni bir diyeti, yeni bir ilacı ya da yeni bir dini denerken gerçekte ne arıyoruz? İşler istediğimiz gibi kolayca ve mükemmel gitmeyince cesaretimizi kaybediyoruz. Meditasyon bir meydan okuma olabilir, fakat bir ağrı kesici değildir. Amacı acılarımızı gizlemek değildir. Meditasyon , acılarımızı iyileştirir.

HAYATINIZIN HERHANGİ BİR ALANINDA İYİLEŞME İSTİYORSANIZ VE BU ÇALIŞMAYA İSTEKLİYSENİZ, SİZ DE MUCİZELERLE KARŞILAŞACAKSINIZ.

Bizler LEVH-İ MAHFUZ yüzyılında

sizlere bu farkındalılığı yaşatmak için ;

SİZİ ÖZÜNÜZLE tanıştırmak için;

REİKİ uyumlamalarıyla buradayız.

Ahmet Kaya

REİKİMASTER/TEACHER

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

Levh-i Mahfuz